Eskiden birb… (Takıntılı mıyız yoksa tüm güzellikler eskide mi kaldı. “Eskiden” girizgahı taşıyor artık hep sitemlerimiz; “Eskiden şöyle naiflerdi, böyle saygılılardı… Eski insanlar varya eski insanlar”… Belkide biz doÄŸru yerden bakmasını bilemiyoruz. Her yeni/modern/”state of the art” yoz geliyor bize, dudak büküyoruz, eksiye imreniyoruz, keÅŸkeleri ardı ardına sıralıyoruz. Beyse kaldığımız yerden devam edelim)
Eskiden birbirlerinin halini hatrını sorarlardı muntazaman. Aile bağına benzer bir baÄŸ ile baÄŸlıydı aynı sokak içindeki esnaflar. Her gün, güneÅŸin kendini göstermesinin hemen ardından “Hayırlı iÅŸler” yankıları ile açılan dükkanların önleri süpürüldükten sonra herhangi birinin dükkanında toplanılır, üzerinde dumanı ile gelen çaylar kahveler içilir, sohbetler edilir, gülüşülür, yeni çıraklara esnaf üçlemesi yapılır, yeni güne ve alışveriÅŸe tebessüm ile baÅŸlanırdı. Müşteriler hoÅŸ karşılanır, “Bakacaksın!” gibi eÅŸÅŸekliklere rastlanmazdı. Kasaya giren ilk para önce yere atılır, yüze sürülür, “Siftahi benden bereketi allahtan” ile baÅŸlanırdı.
Eskiden… eskiden… eskiden… diye sayıklamamız boÅŸuna deÄŸil sanırım… Hey gidi hey…
Yayınlanma Tarihi: 26 February 2005 | İlgili Olduğu Konular »
Çocukken engelleyemediÄŸimiz, karşı çıkamadığımız bir durumdur. Babaya karşı “soru sormadıkça konuÅŸmama/konuÅŸamama” politikası izlediÄŸimiz çekingen dönemlerde başımıza gelen bir hadisedir.
Anne akÅŸam yemeÄŸinin ardından bulaşıkları yıkamaya gitmiÅŸ, baba yemeÄŸi yemiÅŸ dışarı çıkmışken, televizyon üzerinde hegemonya kurmuÅŸ, kanepeye uzanmış bir ÅŸekilde taÅŸaklarımızı yayarız. Prime-time denen zaman diliminde çogu zaman kumanda çocuklarda olur. Taki anne bulaşığı bitiripde “ayy beliim”, “ayy ellerim buruÅŸtu ayyy ayy” diyerek tvnin oldugu odaya gelene, baba dışarıdaki gayriresmi akÅŸam mesayisini bitirip eve dönene kadar.
Baba gelmeden önce anne kumandaya yönelik sözlü ültimatomlar verir;
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 25 February 2005 | İlgili Olduğu Konular »
Aynı zamanda fiziksel olarak da kıvrılır soba arkasındaki resimler. Sıcaktan eğrilir, bükülür. Bi ucu -özellikle sol üst- mutlaka ağırlık merkezine doğru helezonik bi kıvrılma yapar. Yıllarca öyle durur. Kimse dokunmaz.
Sobanın hararetli yandığı zamanlarda estetik hareketler yapar. Gece ışığı kapatıp tavandaki sarı-turuncu yansımalarla birlikte izlemesi çok zevklidir.
(bkz: Kömür sobası)
Yayınlanma Tarihi: 24 February 2005 | İlgili Olduğu Konular »
Okulların bahçelerinde mutlaka olur aÄŸaçları. AÄŸacına çıkıp, homur homur yerken, bir yandan da “İn yaa birazda ben yicem hadiii” deyip, ayağınızdan çeken arkadaşınızı tepiklerken dikkati dağıtıp, aÄŸzıda dayanılmaz bir koku, çıtır çıtır bi ses, iÄŸrenç bi tadla yere düşünce, aÄŸzınızda parçalanmış, yarısını yuttuÄŸunuz ÅŸeyin osuruk böceÄŸi olduÄŸunu farkedince yarım saat musluga aÄŸzınızı dayamak zorunda kalıyorsunuz. Bi hafta süresince yediÄŸiniz her ÅŸeyde osuruk böcüğünün tadı önce beyninize sonrada aÄŸzınıza geliyor. Dut yememeye yemin ediyorsunuz.
Pilipinler / Salak çocuğun anıları / S.317
Yayınlanma Tarihi: 24 February 2005 | İlgili Olduğu Konular »
Kalkmış bir teli bile olmadan, saçları itinayla yandan ayrılmış, parıl parıl parlayan, ayhan ışık bıyığıyla, beyaz gömlek eklentili, siyah takım elbise, sağ cebinde üçgen ucu görünen kırmızı mendil ile bir İstanbul beğefendisi akla getiren marka. Özellikle briyantinini görünce akla geliyor bu beğefendi.
Ayrıca aynı beğefendi bi sonraki sahnede sozlere girmeden once mikrofon kablosuna son temasını gerçekleştiriyor ve bir Türk sanat müziği eserini icra etmeye başlıyor, elini sağa sola nazikçe sallayıp, tempo tutarak.
Yayınlanma Tarihi: 22 February 2005 | İlgili Olduğu Konular »