Gerçekte olmayan yaratıcı ürünler/hizmetler sağlayan -yine gerçekte var olmayan- firmaları senaryo içerisine entegre etmiş filmler beyin kıvrımlarımın oluşturduğu skor tahtasına 1-0 önde başlıyorlar. The Game de böyle bir film.
İzlememiÅŸ olanlar için film ile ilgili hiçbir ayrıntıya girmek istemiyorum. Senaryo açısından diyebileceÄŸim tek ÅŸey oldukça sürükleyici oluÅŸu. Fakat lütfen bu filmi Show Tv’de gecenin ilerlemiÅŸ saatlerinde yayınlanan, 10 yıl önce vizyona girmiÅŸ aksiyon filmleri ile karıştırmayın. Sadece girdiÄŸi kategori nedeniyle bu ÅŸekilde nitelendirilen bir film deÄŸil “The Game”.
Filmi takip ederken öncelikle kendinizi yapboz oynar gibi hissediyorsunuz. Bir bakıma Memento‘nun daha hazmedilebilir formunda denebilir. İniÅŸ çıkışları ile sizi ÅŸaşırtıyor. YeÅŸilçam ürünlerini izlerken “Bak ÅŸimdi böyle olacak” deyip çoÄŸu zaman haklı çıkarız. Bu film için geçerli deÄŸil.
Bazı mantık hataları var. Fakat göze çarpmıyor. Bu yüzden burada onlardan bahsedip, filmin geri kalan “zeka pırıltıları”nı küçümsemenizi istemiyorum. Sonuçta film kurgulanmış bir dünya oluÅŸur.
Tüm bu özelliklerine ek olarak film, dozu iyi ayarlanmış duygusal bir mesaj ile sonlandırılıyor. Ve bunu repliklerle değil, kurgusu ile yapıyor. Tam arşivlik bir film.
IMDB’de 10 üzerinden 7,6 almış bir filmdir.
Yayınlanma Tarihi: 30 Eylül 2005 | İlgili Olduğu Konular »
Üniversite döneminde yaÅŸanan ciddi iliÅŸkilerin çogu zaman evlilik ile sonuçlandığını hepimiz biliriz. Fakat o dönemlerde her ne kadar fiziksel olarak olgunlaÅŸmış olsak da, belirli yaÅŸam tecrübeleri kazanmış olsak da “gerçek” yaÅŸam ÅŸartlarının bizleri neler ile yüzleÅŸtireceÄŸini bilemeyiz. Belli tahminlerimiz olsa da, bazı zorluklarla karşılaÅŸacağımızı bilsek de gerçeÄŸe tam olarak hazır olamayız. Çogu zaman beklentilerimizin üzerinde zorluklarla karşılaşır, “Hayat bu kadar zor muymuÅŸ!?” demek zorunda kalırız.
Ekonomik olarak ebeveynlerin desteÄŸini hissetmediÄŸimiz zamanlar baÅŸladığında bazı ÅŸartlar ve duygular deÄŸiÅŸir. DeÄŸiÅŸmek zorunda kalır. Universite döneminizde nereydeyse kusursuz sayılabilecek uyumda bir iliÅŸki yaşıyor olsanız da “zor zamanlar” geldiÄŸinde malesef bu iliÅŸkinizde de bazı deÄŸiÅŸiklikler olacaktır.
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 29 Eylül 2005 | İlgili Olduğu Konular »
İlk kez birkaç yıl önce izlemiÅŸtim Bruce Almighty’i. GeçtiÄŸimiz pazar (19 Eylül) tekrar izledim. 2003 yapımı bir film ve o sıralarda, bu filme kadar Jim Carrey içeren bir yapıt izlememiÅŸtik. Yani, film “Uzun bir aranın ardından gelen ilk Jim Carrey filmi” gibi bir baskı ile vizyona girmiÅŸti. Birçok arkadaşım filmden çok ÅŸeyler bekliyorlarlardı. Özellikle de “kırıp geçirmesi” gerektiÄŸinden, bu kadar beklemenin bir mükafatı olmasından bahsediyorlardı.
Oysa bu film ve ardından gelen Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004) göstermiÅŸtir ki, Jim Carrey artık sadece komedi filmlerinde mimikleri ile güldürme görevi üstlenen bir oyuncu olarak kalmayacak, romantizm ve hatta psiko-dram sahnelerinde de kendine yer bulacaktı. Böyle olması da yerinde oldu bir bakıma. Az kalsın Carrey’in üzerine “Åžebek iÅŸte” yapışıyordu ki, bizi ters köşeye yatırdı.
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 26 Eylül 2005 | İlgili Olduğu Konular »
Medyamızın elindeki büyüteç ile olaylara abartma sosu eklendiÄŸinde “Ermeni Konferansı Sorunu”nda olduÄŸu gibi durumlar ortaya çıkıyor. Daha baÅŸlangıcında, konferansın yapılacağı açıklandığında “Hayır! Yapamazsınız. Bu konferansı size yaptırmayız” ÅŸeklinde çıkışlar olmasa idi, daha hafif ve sakin bir zeminde gerçekleÅŸecekti konferans.
Öncelikle, Avrupa BirliÄŸi yasaları gereÄŸince “ifade özgürlüğü” gibi bir olguyu kabullenmiÅŸ ve yaÅŸayan bir hale dönüştürmek için yola çıkmış isek, konferans erteleme, durdurma gibi eylemlerde bulunmamamız gerekir. Ki ÅŸu son zamanlarda, Avrupa’da karşı seslerin arttığı dönemlerde (bkz: Türkiye-AB iliÅŸkileri ve artan karÅŸi sesler) “Buyrun, bakın, biz ne olursa olsun yine başımızın dikine gideriz” anlamına gelecek bir yaptırımda bulunmak akıl karı deÄŸil. Bir yandan birliÄŸe girme isteÄŸinizin üst düzeyde olduÄŸunu belirteceksiniz, diÄŸer yandan da gerekenlerin tersini yapacaksınız, bu daha başında sizi yarı yolda bırakır. Ki “Neden bizi istemiyorlar?” siteminin de cevabıdır.
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 24 Eylül 2005 | İlgili Olduğu Konular »
Ülkemizde medyanın gücü açık. Televizyon en büyük “öğretici” konumunda. Her ÅŸeyi ekranlardan öğrenir olduk. Bilimsel bir münazara bile ülkemizde bağırışmalarla sonuçlanabilecek, reyting getirebilecek bir ÅŸekilde yer alabiliyor ancak.
Tanıyanlarınız vardır. Akıllı Tasarım’ın Türkiye’deki sözcülüğünü Mustafa Akyol yapıyor. Bu konuda bir hayli bilgiye ve anlatım gücüne sahip. Katıldığı programlarda münazaranın gereklerini iyi bildiÄŸi görüntüsü çiziyor. Bizim alışık olduÄŸumuz, ağızlardan tükürükler saçacak hale gelmiyor hiçbir zaman. Sakin, ne anlatması gerektiÄŸini, sözlerini nasıl etkili kullanabileceÄŸini biliyor.
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 21 Eylül 2005 | İlgili Olduğu Konular »