• Categories

Dünyanın merkezi Ortadoğu’ya mı taşınıyor?

Son İsrail-Hizbullah savaşı bize bazı şeyleri daha iyi gösterdi; Ortadoğu ülkelerinin kaynaşması.

Evet, bu savaşta şimdiye dek hiç olmamış bir şey oldu. Mezhebi, ırkı, yaşam şekilleri değişik olan ülkeler hep bir ağızdan batı karşısında yer aldı. Ve bu tepeden inme bir şekilde olmadı. Aksine tabandan, yani halklardan gelen tepkilerle oldu. Müslüman Ortadoğu sanki yüzyıllar süren uykusundan uyandı.

Bu durum batının pek hoşuna gitmiyor. Bu kaynaşma biraz daha ileri boyutlara varırsa, batı devletlerinin sonu olabilir. Bunu çok iyi bilen batı, bu oluşumu engellemek için her türrlü yola başşvuruyor. Ne gibi mi?

» Yazının Devamı

Yalnızca rahat bir koltuk bize ne sağlayabilir ki?

“Birlikten kuvvet dogar” ya da “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” gibi atasözlerini ne sıklıkla ve hangi durumlarda duyarsınız bilemiyorum ama ben çoğu zaman, kendini “çok bilmiş” zanneden bir orta yaşlıdan ya da bir Türkçe öğretmeninden, evlerine misafirliğe gelmiş ufacık çocuğa “ne demek?” ile bitirdiği cümlede duyarım. Bu kaynakların dışında, bu ve benzeri atasözlerini duyduğum bir yer daha var; içim, iç sesim.

İtiraf etmek gerekirse, 3 ay öncesinde, Marketing Türkiye‘nin gönderdiği “Bloglarla buluşma” konulu davet e-postasını gördüğümde içimden “imece”nin önemini vurgulayan bir atasözü geçmemişti. Daha ziyade, neredeyse her gün “Acaba bugün ne yazmış?” diyerek bloglarını ziyaret ettiğim sanal yazarların fiziksel hallerini ve kişiliklerini merak etmeme neden olmuştu.

» Yazının Devamı

Ali Kırca ve gündeme düşen video

Geçenlerde internette dolaşırken, Ali Kırca ile ilgili haberlere rastladım. Ne kadar acı ki ülkemizde acı tatlı haberler sunan ve insanların ufkunun açılması için birbirinden güzel programlar hazırlayan Ali Kırca’nın videosunu hazırlamışlar. Ve bu video internet aleminde daldan dala geziyor.

Bu kadarı da pes dogrusu. Bir insanın bu kadar kolay harcanması olacak şey değil. İnsanların kendine göre yaşam şekilleri vardır. Ve yüzyıllardır süre gelen bir sado-mazo ya da homoseksüelik ilişkileri, bu türlü cinsel tercihleri olan insanlar için gayet doğaldır.

» Yazının Devamı

Yeni bir İsrail daha mı?

Hemen yanı başımızda yeni bir İsrail daha kuruluyor. Ama bu seferki bize daha yakın. O da arkasına ABD’nin desteğini alarak kuruluyor.

ABD’ye ileri karakol nöbeti yapmak, ABD’nin Ortadoğu’da kendi varlığını hisettimesi, “Burası benden sorulur” havasını devam ettirmesi için ortaya atılıyor Kürdistan planları.

Ama Neo-conlar bu konuda gayet ihtiyatlı davranıyorlar. Her şeyi dünyaya sindire sindire gösteriyorlar.

Önce, ABD’nin en büyük ve saygın savaş dergilerinden birinde yeni Ortadoğu haritası yer aldı. Hemen akabinde, ABD Dış İşler Bakanı Ortadoğu’daki İsrail-Lübnan savaşını fırsat bilerek “Yeni bir Ortadoğu’nun zamanı geldi” deyiverdi. Ve en son bomba; yine Amerika’da yapılan bir açıklamaya göre, Kürtler dünyada toprağı olmayan en büyük milletmiş.

» Yazının Devamı

İlgili Konular: , , , , ,

Akbank paramla değil benimle ilgileniyor

Çevrenizde ya da arkadaşlarınız arasında ve hatta aile içinde, belki anne babanızla, belki de çocuklarınızla aranıza “yeşil” girdiğinde ilişkileriniz tatsız bir hal almıştır zaman zaman. Hayatımızın bir döneminde, hepimiz o nahoş durumları yaşamışızdır. O “yeşil” renkli kağıt parçası kaşlarınızın çatılmasına, tüylerinizin dikilmesine, tansiyonunuzun yükselmesine neden olup, ilişkilerimizi zedeleyebilecek kerteye gelmesine sebep olabiliyor.

Hayatımızı idame edebilmemiz için zaruri bir gereklilik olan paranın bu negatif etkisini artık hepimiz kabul ediyor ve bununla birlikte yaşamaya alışmak için kendimizi zorluyoruz. Hem kıtlığı hem de bolluğu baş ağrısına neden olabiliyor. Çoğu zaman ilişkilerimizde dönüm noktası oluyor; Paradan önce, paradan sonra

Her türlü mevcudiyeti sıkıntı yaratmaya elverişli(!) olan bu insan evladı icadı, çoğu iş kolunun ana elementlerinden biri. Bu nedenle bankalar, müşteri memnuniyeti açısından oldukça tehlikeli sularda yüzen kurumların başında geliyor.

Eğer uzak mesafelerden aktarılacak olan nakit ile hayatınıza devam etmeye çalışıyorsanız (mesela öğrenci iseniz) para çekme makinaları ile iyi anlaşmak zorundasınız. Acil olarak nakit paraya ihtiyacınız olduğunda imdadınıza yetişirler ya da kabusunuz olurlar.

Açıkca ifade etmek gerekirse, bu konuda Türkiye’deki özel bankalar devlet bankalarımızın en az bir boy önünde koşuyorlar. Gerek bölgelere göre sistematik dağılımları gerekse çalışma hızları, kullanıcı dostu (user-friendly) arayüzleri ve performansları bakımından oldukça ilerideler. Bazı devlet bankalarımızın “kritik” bölgelerdeki makinaları ihtayaçlarımızı karşılasa da, ücra köşelerde kalmış olanları ya “eski model” ya düzgün çalışmıyor ya da günlerce “hizmet dışı”lar.

Yine acil bir şekilde nakde ihtiyacım olduğu bir gün, Etiler Akbank şubesinin para çekme makinasına sığınmıştım. Makinaların performanslarını değerlendiriyor ve bazen olumsuz notlar verebiliyoruz. Ama bir kullanıcı olarak kendi performansımızı hiç değerlendirmeye almıyoruz. O gün performansı düşük olan ben idim. Belki stressli bir anıma rastlamıştı belki de dikkatsizliğimin kurbanı olmuştum, bilemiyorum ama her ne olduysa kartım makine tarafından yutuldu.

Kartı kaptırdığıma mı yanayım, yoksa cebimin boş kalmasına mı? Üstüne üstlük, bir cuma günü idi ve saat, çoğu kurumun kapandığı saat olan 17:00′e çok yakındı. Yani hafta sonu boyunca parasız kalabilme riski kapımı çalmıştı.

Ümitsiz bir şekilde bankaya girdim. Onlarca kişinin kuyrukta olması beni bir kez daha yıkmıştı. Sıra numarası alıp, durumu anlatıp, kartımı ve paramı alabilmem tek kelime ile imkansızdı.

Masasını düzenleyip, mesaisini bitirmek üzere olan bir müşteri ilişkileri çalışanı benim oflayan, puflayan ümitsiz halimi görmüş ve yanıma gelmişti. Nazikçe “Efendim, yardımcı olabilir miyim?” dedi. Bu hareketi beni gülümsetmişti ama saatin 17:00′ye iki kalmış olması, onun bu soruyu nezaketen sorduğunu düşünmeme neden oldu.

Yaptığı yalnızca “nezaket” sınırları içinde kalmadı. Ve benim olumsuz yanıt alacağımı “bilen” gözlerime bakarak sorunumu dinledi. Son noktamı koyduğumda ondan “Ne yazık ki efendim” ya da “Üzgünüm ama” benzeri bir giriş ile başlayan bir açıklama bekliyordum ama o, demin toparladığı masayı göstererek “Efendim, şöyle masaya geçelim isterseniz. Buyrun oturun” dedi. Başımı kaldırıp, tam olarak ne dediğini ve ne olduğunu anlamaya çalıştım. Bu benim tahminlerim dahilinde bir karşılık değildi.

O gün yaşadığım tam anlamıyla bir “müşteri memnuniyeti” idi. Işıldayan gözlerle bu nazik bayana teşekkür ederken, bakışlarında “Evet, değil mi. Ne büyük bir iş yaptım” değil “Ne demek efendim, görevimiz” vardı.

Tekrar tekrar teşekkür etmemin ardından, iyi akşamlar deyip ayrıldım. Evet, iyi akşamlar demiştim. Çünkü, bankanın kapısının önünde şaşkın bir şekilde, çok ihtiyacım olan o paraya ve kartıma bakarken, saat neredeyse 18:00′i bulmuştu.

O an, Akbank‘ın (sadece) paramla değil benimle ilgilendiğini hissettim. Ve bu, onların milyonlar harcayarak ürettiği, her gün, her kanalda defalarca rastladığımız reklamların etkisinin tahmin edemeyeceğiniz derecede üzerine geçti.

Not: Deneyimler.Net‘te yayınlanmış bir yazıdır.

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.