» 2009, adet yerini bulsun diye senin için yazı yazamam ki ben
Belirli gün ve haftalar ile ilgili yazı yazmayı pek sevmem. Çoğumuzu aslında pek etkilemez. Aslında pek de ilgilendirmez. Adet yerini bulsun diye de bir şeylerden bahsetme zorunluluğu hissetmek de ayrı bir anlamsızlık.
Her yılbaşında olduğu gibi benzer düşünceler içinde iken, Tunç‘un Fikir Atolyesi‘nde “Gelsin 2009, bildiği gibi gelsin” başlıklı yazısını okumaya kaptırdım kendimi. Normalde “yeni yıl” ile ilgili her yazıyı atlamaya alışmıştım aslında.
Tunç böyle biri işte. Değişime, gelişime açık her insanın düşüncelerini, tavırlarını değiştiriverir siz farketmeden. Sizi dürter durur. Sürekli yeni bir şeylere güdüler.
Aynen kişiliği de bloguna yansıyor. Fikir Atölyesi’nin ilk günlerini hatırlıyorum da, şimdi ulaşmış olduğu kişi sayısı ve orada dönen konularla birlikte basit bir blog olmaktan çoktan çıktı. Orası, bir blog üzerinde yeşeren, Türkiye’nin en büyük blog komunitesi oluverdi (Bahsettiğim “komunite blogu” kavramı değil farkedilebileceği gibi).
Bahsettiğim yazısında, kendisinin de cevapladığı 3 adet soru soruyordu;
1.) 2008 deyince ne hatırlıyorsun?
2.) Aynı soruyu, mutlu bir insan olarak, bir yıl sonra bugün nasıl cevaplamayı isterdin?
3.) Yüz yüze olsaydın, bir üstteki yorumu yazan kişinin verdiği cevaplara dayanarak ona ne derdin?
Onlarca insan tüm içtenlikleriyle cevaplamışlar bu soruları. Her biri bir öncekine birkaç kelam etmiş ve düşünceler akıp gitmiş…
Ben de, dayanamadım bu samimiyete ve ilk paragrafta yazdığım düşüncelerimin tersini yapıp bir yorum ekledim. Öyle bir şey oldu ki, yorumluktan çıktı, uzadı gitti, kendimi sorgulattı, yaşadıklarımı anımsattı, koca bir senenin değerlendirmesini yaptırdı bana. Tunç işte…
Aynen alıntılamak istiyorum, şöyle yazmışım;
1.) Sanki her yıl bir öncekinden daha dolu. “O an” programındaki gibi 12 fotoğraf ile yılı anlatmak isterdim şimdi. Ama yapamam sanırım : )
En vurucuları aktarayım;
- Başarı; Bu çok garipti. Çok çabalamıştım. Sanki geleceğini görmüş gibiydim. Ama geldiğinde o kadar da etkilemedi beni. Arkadaşlarım, yakınlarım sanki benden daha çok sevinmişti. Sanırım başarının formülü de bu. Küçük adımlarla pek ala ulaşılabiliyor; zor ama mümkün.
Dışarıdan bakıldığında, başarının haberi bir anda geldiği için küçük adımlarla örüldüğü pek farkedilmediği için pek büyükmüş gibi geliverdi sanırım yakınlarıma. Yani 2008 bana başarının çok da etkilenilecek bir şey olmadığını öğretti. Küçük ve sistematik adımlarla her başarı yakalanabilir dedi bana bu yıl.
- Aşk; Sanırım “sevilmek” beni hayatta en hoşnut eden şeymiş. Diğer yandan “sevme”nin çok daha zor olduğunu farkettim. İnsanın “kendi sevişini sevmesi” ile karşıda sana güzel güzel bakan kişiyi, başka hiçbir neden aramadan, o olduğu için sevmesi çok farklı şeylermiş.
- Ayrılık; Bunun kolayı yokmuş. Uzaklaşmak isterken, ne kadar taklalar atarsak atalım hem kendimizi hem de karşıdakileri üzermişiz. Üzmemek için yola çıksak bile. Sevilirken ya da severken ayrı düşmek, sadece insanın doyumsuzluğuyla alakalı değilmiş. Doğru zamanlama en önemlisiymiş.
- Aile; Hiçbir alternatifi olamazmış. Her ne kadar zor duruma düşülse de, birlikte olmak insanı hayata bağlayan en önemli şeymiş. Onlarsız kalan hayat pek de kalabalık değilmiş. Diğer yandan, bir insan için aile sabit kişilerden oluşmuyormuş. Aile bir duygunun adıymış. Aynen “ev”de olduğu gibi.
Kaldığımız yerin dünya üzerindeki koordinatları her ay değişebilir ama “evim” diyebildiğimiz yer yalnızca bir duygunun adıymış. Koordinattan bağımsızmış. Aile de öyle.
- Öğrenme; Bol bol öğrenme… En sevdiğim kısmı da bu. Öğrenmek… Hiçbir sınırı yok bunun. Hayatı baştan öğrendim sanki bu yıl. İlişkiler, yaşanmışlıklar, sorunlar, çözümler, başarılar, yalnızlıklar, mutsuzluklar, sevinçler…
2.) Daha çok öğrenmek istiyorum : ) Kalan tüm yıllarım için de aynı cevabı vermek istiyorum : )
3.) Yaşananlara dönüp bakıldığında “daha” kelimesini kullanmak tek başına yeterli bence. Değişen her şeyi, hangi yönde değişmişse değişmiş, seviyorum. Olumlu ya da olumsuz olsun, her türlü değişim üretgenliği de beraberinde getiriyor sanki.
Tunc’a da söyledim bunu, tekrar söylemek istiyorum; “Tunç herkesi, uçarcaların ışığa doğru yönelmesi gibi çekiyor“. Evet Selim, belirli gün ve haftalarda yazı falan yazmazdın sen değil mi : )

Hüseyin Erkmen
Abi çok samimi yazmışsın ve şunu farkettim özellikle, blog, friendfeed, pazarlama, sosyal ağ çevresinde bulunan insanlar sanırım aynı duygulara ve özellikle aynı entellektüel yapıya sahip çevreler, satırlarını okurken sanki kendim yazmış ta bloga eklemeden önceki son okumalarımı yapıyormuşum gibi geliyor, umarım ya likemindda ya da friendmeet bluşmasında ya da başka bir vesileyle tanışırız. Hoşça bak zatına.
31 Aralık 2008
Tunç
az göstersen de, yüreği kocaman bir adamsın.
bir o kadar da kendinin farkında, onunla barışık…
mutluluğu basit şeylerde bulmayı çoktan öğrendin.
artık öğretiyorsun da.
bu kısmı muhteşem işte.
31 Aralık 2008
saat
Çok güzel, teşekkür ederim.
14 Ocak 2009
Lida
evet kesinlikle çok samimi. Elinize sağlık…
23 Ocak 2009
Lida
Bildiğimiz ama sürekli unuttuğumuz şeyler… Hatırlattığın için teşekkürler..
27 Ocak 2009
Gürcan Saat
Güzel bir yazı olmuş. Başta zorlama gibi olacak diye düşünmüştüm.
26 Mart 2009
Saat Mehmet
ellerinize sağlık. çok güzel bir yazı olmuş. Belirli gün ve haftalarda umarım yazmaya devam edersiniz….
01 Nisan 2009
forumamor
gercektenn sahane tesekkurler
30 Ağustos 2009
videolar
Ellerinize sağlık gerçekten güzel bir yazı olmuş.. Unuttuğumuz güzel şeylerden.. Hatırladık.. Teşekkür ederiz..
01 Eylül 2009