Ali Işıngör: T.C. Yakın Tarihi (4)
Asker “İktidar Elması”nın tadını aldı bir kere…
SY: 60 darbesi kısa vadede işe yaramadı. Peki, ardından neler oldu? İkinci darbeyi hazırlayan nedenler nelerdi?
70 darbesinin nedeni 80′ler ile aynıdır. Siyasetin kilitlenmesi, bu darbenin görünürdeki nedenidir. Bence asıl nedense, Milli Birlik Komitesi zamanında “iktidar elması“nın tadına bakan askeriyenin bu meyvenin artık istediği zaman uzanabileceği bir noktada olduğunu anlamasıdır.
İlk İşkence İspatı olan Edebi Metin
70 darbesi dendiğinde gariptir, benim aklıma hep İlhan Selçuk‘un “Ziverbey Köşkü” gelir. İşkence altında insan beyninin nasıl çalıştığına dair gerçekten ilginç bir belgedir bu kitap. İlhan Selçuk “Ülkeye komünizm getirmek için nasıl bir örgüt kurduklarını anlatan sözde bir itirafnameyi yazmazsa öldürüleceğini anladığı için içinde akrostiş mesajlar taşıyan bir uzun metni kalemi alır. 70 darbesinden sonra Nazlı Ilıcak bu itirafnameleri üzerine “mal bulmuş mağribi” misali atlar ve bunu gazetesinde yayınlar (gülümsüyor).
Tabii içinde akrostiş mesajların saklı olduğunu bilmemektedir. İlhan Selçuk mahkemeye gider ve akrostiş metni mahkemeye sunar. İtirafneme metninin içinde “İşkence altındayım, bunları yazmak zorundayım” gibi mesajlar saklıdır. Bu metinler mahkemeye gider ve dünyada “işkencenin ispatı” olarak kabul edilen ilk “edebi metin” olur! (gülüyor)
70 darbesi, sola vurulan ilk tokattır. Bu darbe de ilginçtir, tıpkı 60′da olduğu gibi bir işe yaramamış, darbeden sadece iki yıl sonra aynı politikacılar kaldıkları yerden devam etmişlerdi.
SY: Bildiğim ve sizin de aktardıklarınız kadarıyla bu darbeler çok planlı programlı yürütülmüş hareketler değildi. Sanki “hele şunların önünü bi keselim de, gerisini sonra düşünürüz” tadında bir işleyiş vardı. Sizin görüşünüz nedir?
Tamamen öyle. 80 darbesi, bu üç açık darbe içinde en planlı olanı gibi gözükse de, o bile 13 Eylül gününe dair net bir vizyon olmaksızın yapılan bir hareketti. Darbelerin asıl kötülüğü de burada yatar.
Darbeler ve Devrimler Sonuçları ile Değerlendirilir
SY: Peki, o yıllar için darbeden başka seçeneğimiz yok muydu? Bu kadar insanın acı çekmesi sürekli yeni bir darbe görmek için miydi?
“Darbe” kelimesinin de çağrıştırdığı gibi her alanda halkın üzerine ağır bir yük indiriyor ve toparlanması bir hayli güç oluyor.
60 darbesi için bazı şüphelerim olmakla birlikte, bence her üç darbe de “gereksiz”di. Aslında burada şöyle bir tarihsel bakış açısına sahip olmamız gerekiyor: Darbeleri ve devrimleri nedenleri ile değil, doğurdukları sonuçlarla değerlendirmeliyiz. Hemen her darbenin ardında bir huzursuzluk yattığını ve dünyadaki hemen her darbenin başlangıçta, halk kitleleri tarafından “elleri patlayıncaya kadar” alkışlandığını unutmamalıyız. Çok düz bir bakış açısıyla söylemek gerekirse, Mussolini‘nin kara gömleklilerinin Roma’ya yürüyüşü, Hitler‘e iktidar yolunu açan Reichstag yangını ve Mustafa Kemal Paşa‘nın “Amasya Tamimi” de -eğer sonuçlarına bakmazsanız- aynı potaya koyabileceğiniz “birer darbe”dirler. Sonuçlarını göze aldığınızda ise aralarında uzlaşmaz ayrımlar olduğunu, demin saydığım ilk ilki örneğin o halkları yıkıma, Amasya Tamimi’nin ise bir ulusu yeniden doğuşa götürdüğünü görürsünüz.
Bu bakış açısıyla, yani çıkış nedenlerine değil de doğurdukları sonuçlara baktığımızda, Türkiye’deki her üç darbenin de “son derece faydasız” olduğunu görüyoruz.
68 İdeolojisi Küçümsenmemeli!
SY: Bir de, o dönemlerde, tüm dünyayı sarmış uzun saçlar, marihuanalar, salaş giysiler, barış sembolleri ile birlikte anılan öğrencilerin derdi ne idi? Bildiğim kadarıyla Fransa’da yemek ücretlerinin fazla olmasını protesto eden üniversite öğrencilerin yürüyüşü ile çok daha görünür hale geliyor ve tüm dünyaya “öğrenci olayları” olarak yayılıyordu.
Biz de çok çektik bu olaylardan. Çoğumuzun babası bu olaylarda ya “sağ”dan ya da “sol”dan geldiğini söyledikleri “bir güzel” hırpalanma hikâyeleri anlatırlar.
Bir dakika burada bir yanlışınızı düzeltmem gerekiyor. Adına 68 olayları dediğimiz ve Sorbonne Üniversitesi‘nde filizlenen gençlik hareketlerinin çok esaslı ideolojik kalkış noktaları ve önermeleri vardı.
Ayrıca, şunu da unutmamalıyız. Avrupa ve Amerika‘da doğan bu hareketler, Vietnam‘ların, Cezayir‘lerin, Filistin‘lerin yaşandığı bir dönemde yükselen ve hükümetleri kenara sıkıştıran bir harekettir. Bugün Irak‘a karşı gösterilen toplumsal muhalefet, Vietnam için yapılanın onda biri seviyesine ulaşsaydı, bugün çok daha farklı şeyleri konuşuyor olurduk…
68 ideolojisini küçümsemek yerine, o ideoloji buraya geldiğinde “Neden biçim ve şekil değiştirdi?”yi konuşmalıyız. Bu belki başka bir tartışmanın konusu olabilir.
SY: Maksadım 68 ideolojisini küçümsemek değildi. Aksine sürekli pompalanan “Gençler galeyana gelmiş işte öylesine” yorumunun hatalı olduğunun sizin cümlelerinizle vurgulanmasını istedim.
Bilmiyorum, vurgulayabildim mi (gülümsüyor)?
Live8 bir Kepazelik, Şaklabanlıktı!
SY: (gülümsüyorum) Bugünün “Live8″inin çok daha büyümüş ve şekil değiştirmiş haliydi o olaylar öyle mi?
Ağzınızdan yel alsın! Live8 korkunç bir MTV konserler dizisinden başka bir şey değildi! “Woodstock ruhu” denilen ve mevcut iktidarları devirmeyi hedefleyen bir neslin mücadelesi ile sahneye Bill Gates‘in “bir tecavüz sonrası sabahı Nuri Alço sırıtışıyla” çıkıp teşekkür konuşması yaptığı bir kepazeliği karıştırmayalım. Bu sanırım her şeyden çok, o günleri yaşayan üniversiteli anne-babalarımıza hakaret olur (gülümsüyor).
Bob Geldof hazretlerinin sık sık Irak’taki işgalin “iki nolu” sorumlusu, Afrika‘yı sömüren maden şirketlerinin hamisi Blair‘in “himmetini” dilediği bir konser dizisi, bence büyük bir şaklabanlıktan başka bir şey değil.
Haaaa, dünya gözüyle Pink Floyd‘u sahnede izledik mi? İzledik. O ayrı, bu ayrı mevzuu!
(Gülüşüyoruz).
Günümüzün Apolitik Gençleri Beni Korkutuyor
SY: Fakat günümüzün “asosyaliğe” itilmiş gençlerine yakın, anlaşılabilir örnek vermediğimizde geçmişi kavramakta sanki biraz zorlanacaklar gibi. Ayrıca bunun üzerine politikadan uzak olmayı ekleyin. İlgilerini bu yana çekmek biraz zor da…
Günümüz gençliğinin, özellikle de benim de içinde bulunduğum 70 doğumlulardan başlayarak hızla apolitikleştirildiği doğru. Politikleşenler ise, 70 ve 80′lerin fraksiyonlarının kullandığı stalinist ve aşırı milliyetçi söylemlere alternatif bir dil yaratmayı başaramadılar. Mesela Türkiye’de hâlâ “ayakları yere basan” liberal bir hareket yoktur. Var olanlar da hâlâ 1800′lerdeki “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” sloganının en kaba yorumu üzerinden savunuyorlar liberalizmi.
Solu zaten bir kalem esgeçiyorum, Marksizmin Lenin ve Engels tarafından yapılan totaliter yorumunun ötesine geçen teorileri hâlâ okumuş değiller. Bu yönüyle baktığımızda, günümüz gençliğinin “demokrasi” ve “özgürlük” kavramları ile olan ilişkilerinin çok problematik olduğunu görüyorum. Şimdiki gençler, demokrasi ve özgürlüklerden çok, otoriter düzenlere yakın duruyorlar gibi geliyor bana. Bu beni açıkçası korkutuyor.
Türkiye’de Daha Az Antipatik Olan Oyları Toplar
SY: Gençliğin politikaya siyasete uzak durması bir üst kuşağın yediği darbelerden olsa gerek. Peki, şu an gençler hangi kriterlere göre seçim yapıyorlar? Kendilerinin temsilcisi olarak meclise gönderdikleri vekillere hangi düşünce ile oy veriyorlar? Yoksa siyasi açıdan yönlendirilmeyi bekleyen birçok gençle mi dolu ülkemiz?
Önemli bir kısmının “düşünerek” oy verdiğini sanmıyorum. Artık oylar son seçimlerde olduğu gibi, “daha az sevimsiz” olana gidiyor diye düşünüyorum.
04 September 2005 | İlgili Olduğu Konular »

mustafa
içi bos olan ve yonlendirilmeyi bekleyen gençlerin yanında iş güç sahibi olmuş toplumda sadece alt tabakayı degıl tumunu temsıl eden insanlarında anlık faydaya dayanarak ki üst katmanın biraz daha uzun vadeli oluyori, ülkenin gelecegini sattıkları ortada.yani bireysel olmaktan cıkıp toplumsal olmanın yollarını aramalıyız bunu yaparken hiç bir farklılıgı yadırgamadan sonuna izm getirilen hicbir ideolojiye kendimizi kaptırım ortalıgı kavram klargaşasına sürüklememeliyiz
16 June 2008