• Categories

Bilim ve teknolojinin sonuçlarının kontrol edilebilirliği

Bir önceki yazıda insanlığın Dünya üzerinden silinmesinden sonra, yaşanması muhtemel evreleri oldukça çekici görüntüler eşliğinde veren bir belgeselden bahsetmiştim. Gerçekten çok etkileyici idi.

Yine aynı yazıda, gelen yorumlarla birlikte insanlığın gelişmişliğinin kendi varlığına olan tehdidinden de bahsetmiştik. Acaba gerçekten böyle bir şey gerçekleşebilir mi?

İnternet ile birlikte insanoğlunun bilgiye ulaşmasının ışık hızına yakınsadığını varsayabiliriz. Şöyle düşünün; onlarca yıl önce, bilgiye ulaşma gücü, sahip olunan kitap sayısı ile birebir doğru orantılı idi. Şimdi baktığımızda böyle bir korelasyonun varlığından bile söz edemeyiz. Çok garip. Çok hızlı değişiyoruz.

Peki bu değişim ve gelişimimiz kontrol altında mı?

İnsanoğlunun her çağda en büyük çabası gelişmişliğini bir adım daha ileri götürebilmek olmuş. Bilim ve teknoloji bundan 10 yıl önce, şu an geldiği noktanın neredeyse yarısındaydı. 50 ya da 100 yıl öncesini ve kaç katlık bir gelişmişliğin gerçekleştirildiğini hesaplamak abesle iştigal olur sanırım.

Bilim ve teknoloji öyle büyük bir hızla gelişiyor ki, artık bu yenilikler takip bile edilemez bir noktaya geldi. İnternet’in bilgiye ulaşmadaki rolünden bahsettik biraz önce değil mi? Peki ya bilgi fazlalığı?

Evet, çok sayıda bilgiye, çok kısa bir zamanda ve çok kolayca ulaşıyoruz. Peki bizim bu kadar bilgiye ihtiyacımız var mı? Ya da bu kadar çok bilgiyi kaldırabilir miyiz? Bazen sizi de boğmuyor mu gün içinde edindiğiniz yüzlerce yeni bilgi, korkutmuyor mu ya da?

Yakın bir gelecekte, bu “bilgi zehirlenmesi” etkisi nedeniyle, insanların doğaya ve daha yalına kaçma ihtiyaçlarının doğacağından bahsediliyor. Tam anlamıyla bir “İleriye ket vurma” hikayesi.

Bilgi zehirlenmesini bertaraf etsek bile bu kadar çok ve hızla akan bilgi nehrinden akan çoğu sandalın gelip geçtiğinden bile haberdar olamıyoruz maalesef. Birçok yeni teknoloji geliştiriliyor. Her geçen gün gen haritamızın bir eksik noktası daha tamamlanıyor. Ama çoğundan habersiziz. Bu bizim suçumuz değil. Yeterince hatta haddinden bile fazla bilgiyi emiyoruz ama daha fazlası…

Peki bugün gündemde yer bulmayan bazı yenilikler “yarın” yarattığı etkilerle insanoğlunun varlığını tehdit edebilir hale gelemez mi? Görünüşe göre maalesef bu mümkün gözüküyor.

İnsanoğlu içlerinden bazı “ileri” bilim insanlarının geliştirdiği teknolojileri sindirebilir, etkilerini ölçebilir ve negatif etkilerine engel olabilir, önlemler alabilir bir konumda değil.

Bundan yıllar önce yazmış olduğum “Teknolojinin duygusal etkileri” başlıklı yazıda şöyle demişim;

Teknoloji sadece “kolaylaştırma” görevini yapıp kenara çekilmiyor. Yan etki olarak bizi değiştiriyor. Hem de hiç düşünmediğimiz kadar. Her yeni teknolojik ürün ile sonraki nesillerin alışkanlıkları, yaşayış tarzları, duyguları şekilleniyor.

Yukarıda da demiş olduğum gibi, bilimsel ve teknolojik gelişmeler aslında o çağın insanının yaşam tarzını belirleyen ve belirleyecek olan yegane etmenler. O nedenle bu etmenlerin ve değişimlerinin sıkı bir şekilde takip ve kontrol edilmesi zorunluluğu beliriyor.

Yine daha önce yazmış olduğum “Yapay zeka ve öğrenme yeteneği” başlıklı yazıda insanoğlunun bulduğu yeni yöntemlerle ürettikleri öğrenme kabiliyeti kazanan robotların nasıl insan ırkının varlığını tehdit edebileceği senaryosundan bahsetmiştim. Ürkütücüydü.

Aynı yazıda Einstein’in dünyanın kaderini değiştiren E=MC2 formülünden ve etkilerinden de bahsetmiştim. Ve bu bilimsel gelişimin çok acı sonuçlarını Hiroşima ve Nagasaki‘de görmüştük.

Konu ve tarihle ilgilenenler için bir bilim insanının buluşunun ters tepen sonucunun, “E=MC2” formülünün, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın ve Amerika‘nın betimlendiği alttaki belgeseli izlemelerini tavsiye ederim.

Not: Bir önceki yazının konusu “I am Legend” filmi ile paralellik göstermişti tesadüfi bir şekilde. Yapay zeka ile ilgili yazıda çizmiş olduğum senaryo da aynen “I, Robot” ile birebir örtüşüyor. Ve bu iki filmin de senaristi Akiva Goldsman. Sonuç; bu arkadaşı takip etmek lazım : )

Bir kopya koyun Dolly durumu vardı. Takip etmiş olanlar hatırlayacaktır. Daha sonra birçok Amerikan eyaletinde ve Avrupa’da bazı ülkelerde klonlama araştırma ve çalışmalarının etik sakıncalardan ötürü yasaklanmış olduğunu biliyoruz.

Tüm bu verdiğim örneklerin ve çıkarımların ardından “Peki, bilim ve teknolojinin yaratabileceği negatif sonuçlar için bir çözüm yolun var mı” diye soracak olursanız size pek elle tutulur ya da mantıklı bir cevap veremeyeceğim. O nedenle hiç bulaşmıyorum. Ama bu konuyu tartışmaya açmak istedim. Önemli olduğunu düşündüm.

Sizler neler düşünüyorsunuz? Bilim ve teknolojideki gelişmeler kontrol (limit/sınır) edilmeli mi? Böyle bir zorunluluk gerçekten var mı? Bu insanlığın kendi varlığını tehdit eden bir sorun mu? Eğer öyleyse bu konu hakkındaki çözüm önerileriniz neler?

Bonus Video: “Stephen Petranek - 10 Ways The World Could End”

8 Yorum — “Bilim ve teknolojinin sonuçlarının kontrol edilebilirliği”

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.