Bir penguenin intihari
Bilindigi gibi penguen son derece içli bir hayvandır. Hareketleri olsun, yürüyüşü olsun, kendi aralarındaki kesişmeleri olsun bir düzen bir duygu seli içerisinde gerçekleşir.
Penguen gönül hayvanıdır. Günlük sıradan işlerinde bile -beslenme, yüzme, paytak yürüme gibi- etrafında sürekli birilerinin olmasını ister, ona katılmasını, ortam kurmayı, sevişmeyi özler. Her ne kadar etrafındakileri adları ile çagırmasa da ya da onları bir daha ki buluşmalarında tanımayacak olsa da, o süre içerisinde penguen hayvanı dünyanın en mutlu hayvanı konumundadır.
Buraya kadar herÅŸey normaldir, hayvanımız bırakın intihar etmeyi, iki dakika sonra dalacagı engin denizi düşünmektedir, “acaba arkamdan bir kaçı daha gelir mi yanlız kalmıyım, sakata gelmiyelim” ÅŸeklinde. Onun için intihar yapılabilecek en kötü eylemdir. Fakat her ÅŸey bu kadar süt liman gidemez. Ortama penguen hayvanından baÅŸka bir hayvan girdiginde dengeler alt üst olur.
Insan… Evet insan! Penguenin yaÅŸam ortamına giren n sayıdaki meraklı homo sapiens “Ayy ne ÅŸirin ÅŸeyler ay ne güzel deniz, ayy ne güzelll” ÅŸeklinde iç geçirip bir kaç penguen arkadaşımıza okÅŸama niyetli elini uzatır. Fakat penguen için durum biraz daha farklıdır. Tanımadıgı ve daha önce hiç görmedigi, belkide geceleri gördügü ışıklı cisimlerin içlerinde oldugunu düşündügü yaratık ile karşı karşıyadır. Kara üzerinde ise çaresizdir. Yaratık kara üzerine çok iyi uyum saglamış olmasından ötürü sadece paytak yürüme kabiliyeti olan penguenimizden daha hızlıdır. Ve yaratıgın eli pengueni kavrar. Yaratıgın güçlü kollarında çaresiz çırpınan penguenimiz, gelecekteki akibetini düşünmektedir. Birden hayatı kararmıştır. Oysaki o evlenip mutlu bi yuva kurup, buzdan ÅŸirin bir sıgınak yapacaktır ailesine. Ama artık çok geç oldugunu anlamıştır.
Yaratık grubundan digerlerine göre daha küçük ve sesi daha ince olan tarafından sürekli istenilmektedir. Küçük yaratık da onu kavramak istemektedir. Büyük yaratık hafifçe gülümseyerek onu küçük olana uzatır. Belkide tam zamanıdır. Kaçmak… Kurtulmak!!! Ama ne fayda küçük yaratık da yeterince güçlüdür.
Küçük yaratıgın suratında sürekli bir gülümseme vardır. Penguenimizi evirir çevirir, kollarından tutup paytak yürütür, ve tüm grupça gülerler. Fakat penguenimiz yanlız kalmıştır. Etrafında sadece daha önce görmedigi yaratıklar vardır. Tüm cinsleri ortadan kaybolmuş, derin sularda başka bir buzulun üzerine çıkmak için yol alıyorlardır.
Derken ortalık karışır, bir hareketlenmedir baÅŸlar. Penguenimiz hiçbir yerinde çıkışı olmayan küçük bir ÅŸeye konulur. Penguenimiz iyice yıkılmıştır. Yaklaşık yarım saat önce içerisinde küçük bir umut ışıgı “belki bırakırlar ha ne dersin, belkide gene grubumun yanına dönebilirim…belkide…” belirmiÅŸti fakat ÅŸimdi o da söndü. Bu zifiri karanlık ÅŸeyin içerisinde sadece kendi nefesini hissetmekteydi. Bir de arada sırada oluÅŸan sarsıntılar. Gözleri kapanıyordu yorgunluktan. Fakat uyumak istemiyodu. Belkide bir yolunu bulup… belkide…
Derken güzelim güneÅŸ ışıgının suratına vurması ile uyandı. Sanırım onu serbest bırakacaklardı. Tekrar güneÅŸi görüyor tekrardan içerisinde umut beliriyordu. Sonra güneÅŸinin önüne gene o yaratıklardan küçük olanı geçti. Gene sırıtıyor gene ona uzanıp dokunmaya çalışıyordu. Birden büyük yaratık geldi ve onu hızla kavradı…
Hiçbir şey düşünemez olmuştu. Gelecegi hakkında hiç bir fikri yoktu. Sürekli küçük yaratık karşısında ona gülücükler atıyor yürütmeye çalışıyordu. Fakat ortam bir hayli deişikti. Güneşi olmayan kapalı bir yere girmişlerdi. Ilk girdigi kapalı şeyden çok çok büyüktü ama benziyordu ona. Etrafda çok degişik renklerde nesneler vardı. Yaratıklar sürekli o nesnelere dokunuyorlar, içlerinde bir şeyler çıkarıyorlar ya da karşısına oturup, yaydıgı ışıkları izliyorlardı.
Penguen hatırlamıyordu kaç hafta geçti yada ay, zaten önceden de bilmiyordu bu kavramları. Ama uzun zaman geçtiginin farkındaydı, memleketinden oldukça uzakta oldugu bir kapalı yerde. Artık önüne gelip ona dokunmaya çalışan küçük yaratıkda yoktu ortalıklarda. Yaratıkları arada bir görüyordu. Artık iyice yanlızdı.
Yaşamasının bir anlamı kalmamıştı. Çünkü ne dalıcak bir denizi ne de birlikte paytak yürüyecekleri dostları kalmıştı etrafında. Varlıgına inanamıyor, daha fazla bu sıkıntıyı çekmek istemiyodu. Hayatı silikleşmiş, tatsızlaşmıştı. Önünde hiç bir planı yoktu, amacı da. Derken gözüne daha önce görmedigi fakat güneş gibi etrafına ısı ve ışık saçan bir nesne takıldı. Dogdugundan beri sıcak ortamları sevmiyordu. Nedenini kendisi de bilmiyordu. Gördügü nesne gittikçe ısınıyor, kendisini tehdit ediyordu. Çok bunalmıştı ve kendini kötü hissediyordu.
Aklına bir fikir gelmiÅŸti. Tekrar ortamı sevdigi hale getirmek için degil. Iyice ısıtmak için. Beyninde çınlayan tek bir kelime vardı. Intihar. O garip ısı saçan nesneye dogru yaklaÅŸtı, yaklaÅŸtı. Dayanılamaz olmuÅŸtu artık fakat kararlıydı. Nesnenin çok yakınına gelmiÅŸ ve ona dayanmıştı. Büyük bir acı hissediyordu. Ama bu ne buzun üzerinde kayıp düşmeye nede bir arkadasının ısırmasına benziyordu. Tarif edemiyordu. Bu acıyının ne anlama geldigini yavaÅŸ yavaÅŸ kavrıyordu. Evet… YavaÅŸ yavaÅŸ ölüyordu… Intihar ise onun uzun zamandan beri yaptıgı en verimli iÅŸti. Amacına ulaÅŸmıştı. Artık kendisine küçükken anlatılan, sadece penguenlerin oldugu, sınırsız bir deniz, sınırsız buzul ve hiçbir zaman bitiremeyecegi kadar balık onu bekliyordu…
15 July 2002 | İlgili Olduğu Konular »

Hasan
Hoş bir yazı,birde buradaki penguen resimlerini eklerseniz çok daha güzel olabilir.
ilk başta bir linux haberi sandım ama penguenler ile ilgili güzel bir yazı olmuş. teşekkürler ;)
02 September 2005
Bilal
Aslında bu hayat biraz benim hayatımı anlatıyor. Ben de mutlu dünyamdan alındım ve beni bu mutlu dünyamdan alan ise bir insan. Bir yaratık değil de soyut bir şey olan aşktı.
Birkaç defa ben de intahar girişiminde bulundum ama yapamadım. Çünkü hissedeceğim acı her zamanki acıdan farklı olacaktı. Ve bu acının adı AŞK ACISIYDI.
13 December 2006