Çocuklarımızı nereye yönlendiriyoruz?
Mehmetçiklerimiz ve ülke güvenligimiz için sınır ötesi harekat illaki lazım. Bu konuda oldugu gibi, kültürel açıdan da devletim nerede diyorum.
Nurcular, Süleymancılar, ÅŸucular, bucular, özel okullar, dersane, vakıf olarak ülke çocuklarını mahalleden, sokaktan kopardılar. Sokakların gerçek kültürü yerine “Sokak kültürü” diye kötü bir imaj oluÅŸturuldu. Sebep ailelerin gözü kapalı çocuklarını kurbanlık koyun gibi cemaatlere teslim etmesi!
Hem milletin kurban derilerini hem de çocuklarını alarak karanlık düşüncelerine kaynak saglıyorlar. Peki Türkiye Cumhuriyeti’nin okulları ne iÅŸe yarıyor?
Okul varsa, dersane ne işe yarıyor? Çocukları mahalleye, devletimin okullarına, yazın tatillerini geri verin! Sizin olsun kurallarınız, yaz okullarınız, yatılı okullarınız!
Atatürk! Sen içki de içmiÅŸ olsan, Kur’an tefsiri yazdırarak, dine gereken önemi gösterdin! Ama iÅŸte karanlık düşünceliler sana saldırmak için seni dini açıdan olumsuz göstermektedirler. Oysa dine en büyük zararı veren din üzerinden siyaset, ticaret, duygu sömürüsü yapanlardır.
Aile eÄŸitimin temelidir. Kendilerinde “bir sey” olmadığı için, cemaatlerin okullarına, sohbetlerine çocuklarını gönderme gerekçesine sığınanlar kendilerini aldatmakta, cehaletlerine kılıf uydurmaktadırlar. Çünkü aslolan eÄŸitim, öğretimde öğreten, öğretirken kendisi de öğrenecek! Yani her ebeveynin dört dörtlük alim olması gerekmez. O, çok degerli olan Allah’ın emaneti yavrusunu yetiÅŸtirebilmek için gereken ahlaki eÄŸitimi sevgiye dayalı bir yaklaşımla verme gayretinde olmalıdır!
Maalesef aile mefhumu artık o mükemmel espiriden uzaklaştırılarak çocuklar mahalleden, sokaktan, aileden, devlet okullarından koparılarak cemaat okullarında beyinleri yıkanmaktadır.
Devlet okullarında da gerçekçi ve yeterli bir egitim-ögretim olduğuna inanmıyorum. Zaten okulculuk mantığı yanlış. Fakat nesilin özel okullarda heba olmasından daha iyidir, devlet okulları. Devlete layık bir yaklaşımda olursa pek tabii.
Oturduğunuz sitelerde çocuklara daha fazla oyun oynama alanı ve özgürlüğü saglayın. Çocuk gürültüsünden rahatsız olan fesatlara da kulaklık alalım!
“Sokağın arkasında oynama!”, “Caddede trafik var araba çarpar!”, “Çimlere basma!”, “Evde oynama!”, “Balkonda oynama!”… Ve sonuç çocuklar için en iyisinin cemaat okullarına gitmeleri olarak bulunuyor öyle mi?!
Yazan: İsmail Ötegen
28 July 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Lady Marion
İsmail bey yazdıklarınız o kadar dağınık ki… Keşke önce bir taslak yazıp öyle aktarsaydınız siteye. Bir Atatürk’ten dem vurmuşsunuz, bir dershanelerden, bir yatılı okullardan, bir sokak kültüründen.
Ayrıca yazınız çelişkilerle dolu. Devlet okullarının eğitiminin kalitesiz olduğundan bahsedip, alternatifler arasından yine devlet okulunu seciyorsunuz.
Önce fikirlerinizi kafanızda toplayıp yazıya aktarsanız daha iyi olur.
Selim bey bir sitemim de size olacak. Yazılar ancak sizin onayınızı alarak sitede yayınlanıyor. Bu kadar boş ve manasız bir yazının onayınızdan gecmesine gerçekten üzüldüm. Bu kadar dolu içerikli bir sitede bu yazının yayınlanması beni gerçekten rahatsız etti.
28 July 2006
Selim Yörük
Lady Marion, size katılmamak mümkün değil. Serbest Kürsü dahilinde bu ve benzeri (içeriğinden ve sunuş şeklinden benim de rahatsız olduğum) yazılara rastlanılabilmekte.
İsmail bey Anafikir.com’un sıkı takipçilerinden ve neredeyse her hafta Serbest Kürsü’ye yazı gönderiyor. Bu yazıların çoğu sizin de vurguladığınız gibi kendi ile çelişen, belli bir kurgu bütünlüğü olmayan, sonuçlandırılamamış yazılar. Bu yüzden İsmail beyin göndermiş olduğu yazıların %80′i yayınlanmıyor.
Birkaç hafta önce, İsmail beyin yazılarındaki bu sorunu belirtir bir e-posta gönderdim kendisine. İsmail bey, bu durumdan kendisini haberdar ettiğim için teşekkür etti ve bu konuda daha dikkatli olacağını belirtti.
İsmail bey ve yazı kaliteleri İsmail bey ile benzer olan arkadaşların “Serbest Kürsü” dahilinde yer almaması gerektiği sizin gibi daha birçok Anafikir.com takipçisinin de altını çizdiği bir olgu. Bir bakıma haklı olduğunuzu düşünüyorum fakat adı “Serbest Kürsü” olan bir düşünce belirtme platformunun çok da katı bir “kurallar manzumesi”ne sahip olmasından yana değilim.
Ayrıca yayınlanmamış her yazının (neden yayınlanmaya uygun olmadığı belirtilse de) takipçilerde “Hmm… Demek kendi görüşlerinin dışında bir yazıyı yayınlamıyorlar. Demek ki burası o kadar da serbest bir kürsü değil” izlenimi oluşturabileceği potansiyelinin siz de farkındasınızdır. Ama yine de yayınlanacak yazıların kalitesi ile takipçilerle olan iletişimi sağlıklı kuramıyor olmam benim ve sitenin bir sorunu. Farkındayım.
Bu nedenle, bir sonuça varamamış ve ne anlatmak istediğini tam olarak karşıya aktaramayan yazıların yayınlanması ve geri dönüşünün iletişimi konusunda daha dikkatli olacağımı belirtmek isterim.
İlginiz için teşekkür ederim. Devam etmesi dileğiyle.
28 July 2006
İsmail Ötegen
Pek saygıdeğer yorumcular, eleştirilerinizi biraz daha insaflı yapmanızı isterdim. Sadece 4. paragraftaki “Atatürk” diye başlayan cümle görünürde bagımsiz gibi görünürse de anlam içerigi bakımından konu ile bütünleşmektedir.
Sonra çelişki gibi görünen devlet ve özel okullar hakkındaki izahımı “Devlet okullarında da gerçekçi ve yeterli bir eğitim-öğretim olduğuna inanmıyorum. Zaten okulculuk mantığı yanlış. Fakat nesilin özel okullarda heba olmasından daha iyidir, devlet okulları. Devlete layık bir yaklaşımda olursa pek tabii” kötünün iyisi de diyebilecegimiz şekilde belirtmistim.
Saygılar.
31 July 2006
Aydın Nişancı
İsmail Bey’in yazısı benim uzun süredir rahatsız olduğum bir konuyu yazmama ön ayak oldu.
En azından bu sebeple tarz hakkında uzun uzun tartışmanın gereksiz olduğuna inanıyorum. Şimdiye kadar yazdıklarınızın bu konuda yeterli olduğunu düşünüyorum.
Benim yazmak istediğim konuyu size kısaca anlatayım.
Okullar ve okul öncesi eğitimdeki müfredatın aynı olması, hatta kreşlerdeki oyunların bile aynı olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum.
İdealde bütün çocukların aynı seviyede geliştirilmesi istenmektedir. Fakat sonuçta birbirinin aynı bireyler yetiştirilmektedir. (Bu durumda kişilerden birey olarak bahsetmek de mümkün olmayacaktır.)
Bu açıdan baktığımda, İsmail Bey’in özlemini çektiği ‘Sokak Kültürü’nün gerçek bireyler yetiştirilmesinde önemli yeri vardır.
Saygılarımla…
04 August 2006
Hatice Cömert
İsmail Bey yazdıklarınızın her ne kadar dağınık olduğu düşünülse de neyi anlatmak istediğiniz, anlamak isteyenler için fazlasıyla anlaşılır durumda.
Bir takım insanlar çocuklarını dini bütün olsun diye cemaatlere yönlendirir oldular. Bu da bir moda olsa gerek. Sonra da “Çocuğum çok istedi de ondan gönderdim” derler…
8-9 yaşında bir de çarşafa sokmazlar mı!!Çıldırıyorum görünce. Sonra da “Kendi isteğiyle giydi” derler. Hangi çocuk çarşaf giymek ister? “Ağlata ağlata, bağırta bağırta giydirdik” diyecek halleri yok ya!
Sözde bunu çocukları için yaparlar. Çünkü onlara göre her şey günahtır ve herkes cehennemliktir. Böyle kandırırlar saf ve küçücük çocukları. “Cehennemde yanarsın çarşaf giymezsen. Bak bu dışarıda gördüklerinin hepsi cehennemde yanacak” tarzı Çalıkuşu filminde de izlediğimiz konuşmalar geçer büyüklerle çocukları arasında.
Cemaatlere katılan saf ,temiz ve sömürülmeye yatkın insanlar için bir şey söyleyemem. Ama bu kadar saf olmak hem dinimizi elimizden alır, hem de özgürlüğümüzü.
Dininizi kendi içinizde yaşayın yeter. Bir tek Allah bilsin.
15 August 2006
İsmail Ötegen
teşekkürler sayın Hatice Cömert hanfendi.yazdıklarmla eleştirilere herzaman açığım ama çok ağır laf edildiği zaman üzülürüm.hem ben sadece bu siteye yazmak zorunda değilim ki;mesela “devletim”com daki serbest kürsüyede yazıyorsun hemde sınırlı kelimelerle bir durum özetiyapmak zorunda olunca belki bazen dağınıklık olabiliyor.başkaca yazdığım sitelerde var…
şimdi yüce dinimiz maalesef yaklaşık 1350 yıldır yanlış kullanılıyor.din kimsenin malı değildir sadece ve sadece sahibi ALLAH’tır.bize düşen dini sorumluluğumuzun bilincinde olmak.eğer bilinçsiz birey,kitle olusak sahtekarlar dini ekmek teknesi gibi kullanırlar…hoşçakalın.
16 August 2006
Recep Arpacı
Sayın İsmail Ötegen bey, 1350 yıldır yanlış kullanıldıgını söyluyorsunuz, demek ki siz 1350 yıldır gelmiş geçmiş tüm islam alimlerinden daha iyi anlamışsınız, sizi tebrik ediyorum.
Bir de Allah kelamını çocuklarımıza sizin ögretmenizi istiyorum. Vallahi size bravo helal olsun.
18 August 2006
Hüseyin Kolcu
İsmail bey, hadi tamam özel okullar bu ülkeye zararlı insanlar yetiştiriyor, o zaman çözüm sunun. Ne yapalım?
Devlet okullarının durumu malum. Özel okullara karşısınız, tek düze bir toplumada karşısınız hatta devlet okullarına da karşısınız.
Dünyada bütün okulları devlet okulu olan adam gibi bir ülke yok değil mi? Hatta gelişmiş ülkelerde çoğunluk özel okullarda.
İsmail bey ne anlatmak istediğinizi anladım ben ama siz galiba kendiniz anlayamamışsınız ve neye karşı olduğunuzu da bilmiyorsunuz.
Korkarak bir yere gelemeyiz. Yok o Süleymancıymış o Nurcuymuş o şuymuş buymuş diyerek ne yapabiliriz?
Adamların yaptıklarını ben de görüyorum. Seksen küsür yıllık Türkiye Cumhuriyetinin büyük elçilik binası olmayan yerlerde okullar kuruyorlar. Orda hayatında Türkiye diye bir yerin olduğunu bilmeyen çocuklar İstiklal Marşımızı okuyor.
Siz gerçektende bu işleri yapan insanların bu ülkeye zararlı şeyler yapabileceklerine inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum.
Onların yapacakları şey, en fazla ne olabilir? Onlarca yıldır bu ülkeyi sömüren gerçek iktidar sahiplerinin paşa hayatlarını bitirmeleri olabilir ve bunu da hiç istemezler.
Sizin gibi insanları da Atatürk’müş, laiklikmiş diye kandırıp, o insanların karşısına dikerler Hatice hanım.
Şu anda güç bu milletin kanını emen gerçek iktidar sahiplerinde. Ama yarın ne olacağı belli olmaz. Önemli olan güçlünün yanında olmak değil, doğrunun yanında olamktır. Bunu unutmayınız.
25 August 2006
İlkay
Sanırım İsmail beyin kafası karışmış? Aslında bu karışıklık Türk insanının bir çoğunda belki de?
Ama bu durumun sayın İsmail beyin yaptığı acımasızca eleştirilerle düzelmesi mümkün değil.
Ben 26 yaşındayım ve bugüne kadar hiçbir cemaate üye olmadım. Onlar adına çalışmadım. Ama bu insanlara fazlasıyla sempati duyuyorum. Neden mi?
Açıklayayım;
1. Hüseyin beyin dediği gibi dünyanın en ücra köşelerinde bayrağımızı dalgalandırıp İSTİKLAL MARŞI’mızı söylettikleri için!
2. Hem güzel ülkemde hem de dünyanın dört bir yanında insanlara islam dinini öğrettikleri için!
3. Çocuklarımızı her türlü hile ve düzembazlıkları kullanarak Hristiyanlaştırmak isteyen MİSYONERLERİN ellerinden kurtardıkları için!
4. Üniversitelerde ROTARY kulüplerinde yozlaşmış batılı yaşam tarzından gençleri kurtardıkları için!
…
Bunlar düşüncelerimden sadece bazıları. Sıralasak uzayıp gider.
1350 yıldır yanlış kullanılan şey de nedir biliyor musunuz? Sizler gibi milyonlarca insanın düşünce yapısı? Biraz daha pozitif yaklaşırsanız bazı olaylara eminim her şey daha iyi anlaşılacaktır.
Son olarak Hatice hanım, sizin düşüncelerinize değinmek istiyorum. Çarşaf giyinme olayına ben de sıcak bakmıyorum. Bir insan müslümansa bunu çarşaf giyinmeden de sürdürebilir. Yani tesettürlü olmak istiyorlarsa başörtüsü ile bunu yapabilirler. Ama güzel ülkemde bazı kesimler bunlara bile nasıl bakıyor? Yorumu sizlere bırakıyorum.
SON OLARAK; Lütfen artık Atatürkçülük ile inançlı yaşam tarzı karşı karşıya getirilmesin! Her ikisinde de çok istifade edilecek insanları doğru işler yapmaya yöneltecek MÜKEMMEL özellikler var!
26 August 2006
Bulent
Ben sigarayla ilgili konuşmak istiyorum.
Sigaranın yararları vardır.
Bunlar şöyledir:
Dertlisyseniz için erken ölün: Sigara adamı yormaz. Çünkü adamın ayakları olmaz. Tekerlekli sandalyede olur.
Sigara içen insan hiç uykudan uyanmaz. Çünkü bir bakmışsınz adam ölmüş.
28 August 2006
Hatice C.
Sn. Hüseyin Bey, benim adıma endişe etmeyin lütfen. Ve lütfen, şu kandırma işini bir kez daha düşünün. Birisinin birisini kandırması o kadar da basit değil. Çok şükür sahip olduğum bir zekam ve bir hayli yüksek bir IQ seviyem var. Olayları başkalarının algılamamı istediği gibi asla algılamam. Mantığım doğrultusunda düşünür ve hareket ederim.
Tabi benim mantığım başka insanların mantıklarıyla paralel olmayabilir. Saygı duyarım. “Kimse gel sen Atatürkçü ol, laik ol, sana şeker vereyim” gibi bir yaklaşımda bulunmadı bana. Kaldı ki bunlara inanacak kadar aptal değilim.
Atatürk’ü canım gibi sevmem ve ona minnettar olmam için, bizim için yaptığı onca şeyin farkına varmam için, birisinin beni kandırmasına gerek var mı?. Bu kadar kör müyüm ben?
Ayrıca ben laik değil, laikliği savunan bir insanım. Çünkü ben bir kurum değil bireyim.
Şu cemaat olaylarına gelince, beni pek ilgilendirmez ama bu eleştiri yapamayacağım anlamına da gelmez. Efendim, demişsiniz ki konsolosluğumuzun bulunmadığı ülkelerde okullar kurup, İstiklal Marşımızı okutuyorlarmış. Bu bazıları gibi benim gözlerimi yaşartmıyor. Yani bir Endonezyalı çocuğun benim İstiklal Marşımı söylüyor olması benim gözlerimi yaşartmıyor. Ama Doğu ve Güneydoğuda, kışın 1.5-2 m. karda, 10 kilometre yürüyerek okullarına ulaşmaya çalışan ama arkalarında hiçbir yardım hiçbir destek olmadığı için bu okuma maceraları ilkokuldan sonra son bulan çocuklar her zaman gözlerimi yaşartır.
Benim için önemli olan Türkiye Cumhuriyeti diye bir ülkenin olduğunu bile bilmeyen insanların İstiklal Marşı okuması değil, Türkiye’de olduğunun bile farkında olamayan, ayaklarında ayakkabıları, sırtlarında montları bile bulunmayan ve kışın soğukta titreyen çocuklarımızın bir gün İstiklal Marşını okumasıdır.
“Biz eğitim gönüllüleriyiz” diye büyük meblalarda paralar toplayan bu insanlar nedense dersanelerinde 3-4 milyar liralık astronomik sayılabilecek rakamlar istemektedirler. Öğrencilerin maddi durumları yetersiz olsa bile! Bu ne çelişkidir? Kendinize misyon edindiğiniz bu insanları koruma işi adına, bunu da bir cevaplarsanız sevinirim.
Sn. Hüseyin Bey, şahsıma yapmış olduğunuz yargılamalar sizin haddiniz olamaz. Benim düşüncelerimi yargılamak da zaten kimsenin haddi değildir. Bende bazı gelişmeler görüyor olduğunuzu belirtmişsiniz. Neden bahsettiğinizi anlamamakla birlikte şunu eklemek isterim. Ben son derece dindar bir ailenin ferdiyim. Annem türbanlı. Ben de dinime oldukça bağlıyım. Yani bende gördüğünüz gelişmenin son aşaması heralde çarşaf giymem olacaktır. Çarşafa karşı olduğumu her fırsatta söylüyorum. Ama bu kimsenin çarşaf giymeyeceği anlamına gelmez sanırım. Tıpkı çarşaflı insanların da açık insanlara karşı olduğu ve bunu da hiçbir açık vatandaşın umursamadığı gibi.
Herkes sokakta özgürce istediği kıyafetle dolaşabilir. Niçin yazılarımın bazı insanların kabusu haline geldiğini ve bana laf yetiştirme yarışına girildiğini anlayamıyorum.
Tesettür mayosuna olumlu bakıyor olmam niçin sizi şaşırttı bilemiyorum. Bir insan türban taktığı için denize girmeyecek diye bir kural tabi ki yok. Denizler yalnızca bikini mayo giyen insanların tabi ki değil. Herkes istediği kıyafetle girebilir. Tabi donla girmedikleri sürece.
Üniversitelere türbanla girilmesi konusuna olumlu bakıyorum. Ama bu konunun çok derin bir konu olduğunu ve benim görüş bildirmemin haddim olmadığını düşünüyorum.
Saygılar.
28 August 2006
Meşruh
Yedi sekiz yaşlarından beri, büyüyünce ne olacaksın sorusuna verdiği yanıt hep “Karar veremiyorum baba, acaba doktor mu olsam avukat mı”ydı.
Başını ilk örtündüğü günü hatırladım. Aynı gün namaza da başlamıştı. Annesiyle bana, Allah’a itaatsizliğimize içerlemis bir eda ile “Eninde sonunda Yaratıcınıza tabi olacaksınız, bunu ölmeden, imanınızla imtihan edildiğiniz bu dünyadayken yapsaniz ne kaybedersiniz ki” demişti.
Onun yanında yer almak, ona destek olmak şöyle dursun, bu beklenilmedik değişiminde, nasıl onu bundan caydırıcı rol oynarızın yolların aradık.
Dokunmaya kıyamadığımız, sağ gözümüzden sol gözümüze güvenemediğimiz, biricik kızım, göz bebeğim, yürek sızım, şimdi coplananlar arasında olmamalıydı.
Dudaklarımdan gayri ihtiyari “Benim kızım coplara dayanamaz ki” cümlesi döküldü. Sendeleyerek biraz daha ekrana yaklaştım. Ağlatıla ağlatıla, bağırtıla bağırtıla sürüklenen, okuma sevdalısı baş örtülülerin arasından kendi kızımı seçmeye çalıstım. Yoktu.
Devlete millete hizmet için okumak aşkıyla yanıp tutuşmanın karşılığı böylesine zulüm olmamalıydı. Kızı aralarında olabilme ihtimaliyle sarsılan bir baba için, bu kabus dolu sahneleri ve acı haykırışları izleme bahtiyarsızlığı karşılığında, tükenmişliğimin getirdiği bir bitkinlikle ellerimi kulaklarıma tıkadım. Kendimi hiç hissetmediğim kadar kötü hissettim.
Sonuçta ben bile bir baba olarak kızımın kafasındakinin içindekine değil de, dışındakine, yani baş örtüsüne not vermiştim. Kendi okuyamamışlığımın verdiği, eziklik içimde hep bir ukte olarak kalmıştı. Belki bu yüzden onun okumasını bu denli istemiştim.
Yıllarca öcü masallarıyla yıkamışlardı anlaşılan beynimizi. İyi de niçin?
Niçinime cevabı karşımda ağlamaklı yakaran, bakışlarla duran kızımın hayali verdi. Niçin başörtüme ibadetime karşı bu denli kinli ve öfkelisiniz baba? Asırlarca bu topraklarda senin annen, onun annesi, kısacasi atalarının anneleri bacıları örtülü değil miydi?
Görmüyor musunuz size, hepinize geçmişinizi, örfünüzü adetinizi, dininizi, dilinizi kültürünüzü unutturmaya çalışıyorlar. Onca şehidler, Nene Hatunlar, Sütcü İmamlar kim için can verdi sanıyorsun? Bu dış mihrakların oyununa gelmeyin artık. Kurtuluş savaşında yok edemediklerini değişik yöntemlerle yok etmeye çalışıyorlar belki de işi bizi kendi yurdumuzdan kovmaya kadar götürecekler.
Kızım belki yurdundan kovulmamıştı ama üniversite kapılarından ve şimdiye dek annesiyle babasının şefkatinden kovulmuştu. Şimdi artık hayal dünyasından sıyrılmış bir vaziyette, işe yarar cop tutan ellerin karşısında karşı koyamaz, faydasız ellerime başımı gömüp hıçkıra hıçkıra, tabiri caizse bağıra bağıra ağladım.
Aradan hayli zaman geçmiş olacak ki kendimle hesaplaşmaya daldığım hayalimden yine onun sesiyle irkildim. Bu defa hayal değildi, kapının pervazına yaslanmış, üzerindeki pardüsünün yırtılmiş etek ucuna bakılırsa bayağı hırpalanmış, ama yıkılacağına daha bir canlanmış şekilde dim dik karşimda duruyordu.
Ağlamaktan kan çanağına dönmüş ateş saçan gözlerini bana dikmiş son derece vakur bir tarzla “Kaybettim baba” diyordu. Bu bakışlarda ve simada neler gizli değildi ki; küskünlük, meydan okuma ve “Hadi durma, sen de kus kinini” dercesine, beni öldüren acı bir tebessüm.
Boğazımda düğümlenen şeyi zorla yutkunduktan sonra ağzımdan şu cümlelerin döküldüğünü hatırlıyorum. Kaybetmek mi? Hani sen demez miydin hep “Müminler kaybettikleri zamanda kazanırlar” kızım?
Anlaşılan, ikimiz de yeni bir ağlama nöbetine giriyorduk sarmaş dolaş olurken. Ancak bu defaki, ağlayışımız kaybettiğimiz yitiklerimizi bulmanın sevinciyleydi.
(Öz yurdunda garipsin, öz vataninda parya)
Bizi bir an bile hesap dışı tutmayan ALLAH’ı, çocuklarımızı yönlendirmede de, hesabımıza katma temennisi ile.
Eski bir babanın yeni bir babaya inkılap etmeden önceki hatıratından.
Selamlarımla.
28 August 2006
İsmail Ötegen
Galiba doğruları söylemek yeterli olmuyor. Yanlış bakanlara doğru bakmalarını da sağlamamız gerekiyor.
İslam Hindistan’dan Balkanlara tarikatla ve devletsel örgütlenme ile yayıldı. Ama bugün İslamiyetin geldiği nokta dünkü yanlış yapılanmanın, İslamiyeti sosyal hayattan, bilim, sanat, teknikten uzak tutmanın semeresini çekiyoruz.
Evet bir dönemler Endülüs, Osmanlı gibi önemli devletler iyi şeyler yapmış ama yeterli değil. Şimdi İslam’la terör birlikte anılır oldu. İslam ya tasavvuflaştırılıyor ya da siyasallaştırılıyor veya cemaatleştiriliyor. Bilmem nerelere okullar açmışlar. Allah aşkına hem burada, hem orada kaç tane gariban çocuğunu okullarında okutuyorlar?
İsterse okutsunlar mesele şu; Siz ömür boyu pozitif işlerde yapsanız, bu durum size negatiflik yapma hakkını vermez.
Saygılarımla.
28 August 2006
Ilkay
Sn. Hatice hanım, size laf yetiştirmek için yazmıyorum emin olun. Sadece yazınızla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.
Türkiye’de çocukların okuyamadığına, binbir türlü sıkıntı çektiğine değinmişsiniz. Çok doğru bir tespit ve çok önemli de aynı zamanda. Fakat düşünüyorum da ülkemizde şans oyunlarından tutun da bilmem ne kurumunun aldığı vergilere kadar “Eğitime katkı payı” adı altında milyarlar ve daha fazlası milletin cebinden söke söke alınıyor. Yanılıyor muyum? Bu paralar nereye gidiyor?
Türk eğitiminin imkanları neden yıllardır büyük adımlar atamadı sizce? O nedenle imkansızlıkları dış ülkelerde açılan okullar yerine, kendi ülkemizdeki hortumlarda-hortumcularda arayalım isterseniz.
Size katılıyorum tabi ki! Keşke ülkemizde daha çok okul açabilse o kişiler. Ama büyük bir ihtimalle engeller çıkarılıyordur.
Özel dershanelere de değinmişsiniz? Ben de Türkiye’nin bu sektördeki en önde gelen kurumlarından birinde çalışıyorum. Doğru, bahsettiğiniz ücretler çok yüksek ama bu durum dershanelerin suçu değil. Her şeyden önce devletin suçudur! Ve emin olun dershane sistemi yalnızca Türkiye’ye özgü bir sistem değil. Dünyanın birçok ülkesinde bu tür özel kurumlar fazlaca mevcut.
Bir de şunu söylemek istiyorum. Dışarıda en ücra köşelerde açılan okullarda milli marşımızın okunması bence çok ama çok güzel!
Ayrıca sandığınız gibi ülkemizin mevcudiyetinden de bihaber değillerdir. Türk bayrağının dalgalandığı bir yerde Türkiye’den nasıl bahsedilemez. Dışarıda okul açmak gereksiz bir şey olsaydı bunu Amerikalılar-İngilizler yapmazdı en başta!
Okul varsa dil de vardır. Dil varsa bir ülkenin kültürel değerleri de vardır. Bunları görmezden gelmek, yapılan çalışmalara haksızlık etmek olmaz mı?
Tüm bu cümlelerden sonra, yinelemek isterim ki hiçbir cemaatin üyesi değilim ve hiçbir zaman bu kişiler adına çalışmadım.
29 August 2006
İsmail Ötegen
Türk olmak, Türk ulusu ve kültürüyle yoğrulmak, savaşlar, bayramlar, seyranlar, acılar, sevinçler… Bu vatanın değerleriyle, medeniyyetiyle yaşamak. Kendine özgü sanat, müzik, ideoloji üretmek. “Üsküdar’a giderken aldı da bir yağmur”u yabancı ülkeden biri ne derece bizim gibi algılayabilir? Ama okul açma masalıyla kendilerini ön plana çıkarmak, rant elde etmek isteyenler marifet yaptıklarını sanıyorlar.
Kardeşim Türk okulları açılsın. Açılsın ama bu bilmem hangi cemaatin eliyle değil, bilakis TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin eliyle olsun.
Ha nasıl ki Hindistan’dan balkanlara kadar İslamiyet’in yayılmasında tarikat faktörü de varsa, yanlışlarla beraber doğrularda bir şekilde insanlara ulaşırsa, bir tek insanın imanına vesile olunursa ne mutlu!
31 August 2006
Hüseyin Kolcu
Evet İsmail bey, keşke Türkiye Cumhuriyeti açsa keşkee açsa.
Orda okul açanlar okulda okuyan çocuklar üsküdar şarkısını bizim gibi algılasınlar diye açmadı zaten. İmkasnsız zaten öyle bir şey.
Ne yani, orda okul açanların plana çıkmak için mi okul açıyolar? İsmail bey, valla harbi gülesim geldi. Ama şimdi gülersem deliye bakar gibi bakarlar bana etrafımdakiler.
İsmail bey, samimiyeti olmayan insanlar, bir davaya kellesini koymayan insanlar bunu yapamaz.
Sonuçta hizmet etmişler. Niye karalama ihtiyacı içinde hissedelim ki kendimizi?
Bir de gariban çocuklarını okutuyolar. Ben kendim buna şahidim.
Ama bu ülkede devletle millet arasında derin bir uçurum var. Herhalde bunu siz de doğruluyorsunuz. İki tarafta birbirine korkuyla bakıyor hep korku. Böyle bir toplumda da kültür gelişmiyor, sanat gelişmiyor, spor gelişmiyor, ülke gelişmiyor, ekonomi gelişmiyor, beyinler gelişmiyor. Batılı devletlerin yüzyıllar önce aştıkları şeylerle uğraşır oluyoruz. Ve de uğraşıyoruz zaten
ama bir gün milletle devlet birbirine kenetlenirse bizi kimse tutamaz, bunu biliyorum. Bu da ayrımcılık yapılarak olmaz aksine birleşerek, bütünleşerek herkese ve herkesin düşüncelerine, hayat tarzlarına saygı duyarak olur. Görünen o ki, toplum bu yöne doğru yavaşta olsa kayıyor.
Ve sayın MEŞRUH çocuğunuz tek başına değil ben de onlardan biriyim. 17 yaşında 28 şubat darbesinin belki copunu değil ama ağır tokadını yemiş biriyim. Üniversteye alınmamış, girmesi engellenmiş, sonra da gözümüze baka baka bunları “Siz üniversteye girmeyesiniz diye yapmadık” denilen birisiyim. Ondan sonra da kendilerine demokrat, aydın gazeteci, şucu bucu diyenlerin arkasını çevirmiş birisiyim. Ama hiç şüpheniz olmasın bilinçliyiz ve bu ülkenin aydınlık geleceği için her şeyimizi feda edebilecek insanlarız ve hiçbir şey bizi BU ÜLKEYE HİZMET ETMEK KADAR SEVİNDİREMEZ
Saygılarımla.
01 September 2006
Hüseyin Kolcu
Doğuda çocukların bir metre karda on kilometre yürüyerek okula gitmeye çalışmaları ve ilkokuldan sonra imkansızlıklardan dolayı okul maceralarının sona ermesi o dediğiniz cemaatlerin suçu mu?
Peki benim imam hatipliyim diye çok istememe rağmen üniversteye alınmamam da mı cemaatlerin suçu? Başörtüsü takanların üniversteye alınmaması kimin suçu? Fethullah Gülenler mi yaptı bunları?
Siz bu ülkede özel okul açanlara ne zorluklar, ne deveyi hendekten atlatmaklar çıkarıldığını duymadınız heralde.
Bunlar dışarda bu zorlukları yaşamadıkları için harikalar yaratıyor.
Bence sizin bunu alkışlamanız ve bundan bir şeyler çıkarmanız gerekir.
Hatice hanım, ayıreten benim ailemde sizin aileniz gibi ve yakın çevremde bir tane bile çarşaf takan birisi yok. Benim annem de türbanlı, halamın kızı açık, teyzemin ki kapalı. Bunları söylemek hoşuma gitmiyor ama ben de sıradan bir vatandaşım. Ben durduk yere size niye çarşaf takmaya çalışıyım ki?
Üniversiteye türbanla girilmesini doğru buluyorsunuz ama bu konu derin bir konuymuş yorum yapamıyorsunuz. Korkmayın Hatice hanım, söyleyin. Yoksa söylediklerinizle çelişirsiniz.
Siz en iyisi İstanbul sevginiz hakkında yine şiirler yazmaya devam ediniz.
02 September 2006
İsmail Ötegen
Yıllar önce nüfus müdürlüklerinde isim polemiği yaşandı. İşte d yerine t yazıldı, arapça bazı isimler kabul edilmedi. Dün ideolojik farklılığını radikalce ön plana çıkaranların bazıları iktidar, milletvekilliği, belediye başkanlığı nimetlerinden oportünistçe yararlanınca bazı şeyler anlaşılmıştır. Anlaşılmıştır ki dava dava diye çığırtkanlık yapmak denek ki maddi çıkarlarla örtüşüyor ya da örtüşünce dava bitiyor.
Dava malı götürme davası oluyor. Yıllarca körükörüne Atatürk’ün kurduğu bu sisteme sahip çıkmak yerine Atatürkçülük maskesi altında malı götürenlerle çatışıldı. Halbuki iki tarafın da davaları, anlaşılıyor ki menfaat!
Şimdi şu okulcu eğitimin seyrine bakın; dini nedenle olsa gerek, yıllarca bazı kız çocukları okutulmadı. Okullarda sağ-sol savaşları oldu. Üniversiteler bu çatışmaların körüğü oldu adeta.
80 darbesinden sonra ortalık yatıştı. Sinmdiremeyenler olsa da, ben de militarizme karşı olmakla beraber şöyle bir düşündüğümüzde bir vakıa.
Kaos ortamına sebep olma tartışması bir tarafa, imam hatipler kapalı kız çocukları içinde bir seçenek haline gelmiştir. İmam hatibi bitirip üniversiteye devam etmeyi isteyen kız çocuklarının sayısında artış olunca, 85′lerde de başörtüsü sorunu patladı. Bu yorumlar bana ait. İçinde tahminim de var. Eğer yanlışım varsa düzeltin.
İimdi şöyle bir şey var; Bazı marjinel hareketler büyümeye neden olacak çekiciliğe neden olabilir. İşte x parti ve hareketide bu minval üzere misyonuyla, duygu, din sömürüsüyle bir yerlere geldi. Geldi, baktı ki, maddi nimetler, para-pul, mevki-makam ve koltukların o esir edici tadı davayı menfaat davasına bazıları içinde etnik dümen davasına çevirmiştir.
Ne işse iktidar olana kadar çarpıcı söylemlerle ortaya çıkanlar, erk olduklarında kapilatist ve makyevelist oluyorlar.
İşte kendime özgü belki birilerince savrukluğumla özetlemye çalıştığım TÜRKİYE gerçeği. Artık bu olay ve denemelerle bir bilinç oluşturmalıyız.
04 September 2006
Baba Horoz
Değerli arkadaşlarım, hepiniz doğruları bulma adına bu yazıyı yorumlamışsınız. Yorumlarınızın ortalamasını aldığımda ülkemizde yaşadığımız kaos ortamının hazırlayıcılarının ne kadar inatçı çalıştığını gördüm.
Ben sorunların kaynağını çok geniş olmasa da TARİKAT ÇEMBERİ yazısının yorumlar bölümünde yazdım. Bu yorumlardan sonra o yorumu okursanız düşüncelerimin katkısı olabileceğini naçizane belirtiyorum.
Başka TÜRKİYE yok, olmamalı da, bir KURTULUŞ SAVAŞI lüksümüz daha yok bizim, ama bizi bu savaşa mecbur etmek isteyenler var, farkında olmadan oynadığımız bu oyun sinsi senaristlerin bize, bizden birileri imiş gibi elimize tutuşturdukları metinlerdir.
Bizden olmayanları tek tek ayıklayarak sisteme ülkesini seven değerli beyinlerimizi monte etme zamanıdır. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
21 September 2006
Sencer
İslam dininin Anadolu’da yayılması tarikatler vasitasiyle olmuştur. Tarikatlerin kökeni Hz Ali efendimize dayanır.
İsmail Ötegen’e soruyorum, hangi sıfatla tarikatlere, cemaatlere dil uzatıyor? İslam alimi mi? Bu sıfatla mı konuşuyor?
Edebiyatçı mı? Bu sıfatla mı konuşuyor? Tarihçi mi? Bu sıfatla mı konuşuyor?
Bir edebiyatçı arkadaş dese ki matematikte 1 sayısı yoktur, bu yorumu kim kaale alır?
Bir matematikçi arkadaş dese ki, Ronesans Afrika’da başlamıştır, bunu kim kaale alır?
İsmail Ötegen birkaç kitap okumakla yazar olunmuyor biliyorsunuz ve tarikat ve cemaat konusundaki saldırılarınız da sivrisinek vızıltısı gibi kalıyor.
02 February 2007
Rukiye
Benim düşüncem, burdaki kiÅŸilerden bÅŸka olabilir. Ben Kuran’ın kutsal kitabımız olduÄŸunu, peygamberimiz Hz Muhammet (sav) olduÄŸunu ve Allah’ın bir olduÄŸuna inanan biriyim ve bazı arkadaÅŸlarımızın düşüncelerine de saygı duyarım ama hurafe deyip, bunların birer kurgu olduÄŸunu düşenler vardır.
Yer gök kendini yaratmıştır diyenler de var ama şöyle bir düşünün, yer gök kendi kendini yaratmışsa, şu anda yaşadıgımız iklim sizce tuhaf degil mi? Neden kendi kendini yönetiyor deniliyorsa peki şimdi birden ve bu hızla degişen iklimi açıklayabilir misiniz ama ben söyleyeyim düşüncemi, her canlı dünyaya gelir yaşar ve ölür. Ve bu iklim de, dünya da yok olacak bizim gibi.
Gidecegimiz yeri kimse bilemez ama şöyle bir söz var “Nasıl yaÅŸarsan, öyle ölürsün”. Bu anlattıklarım çok saçma gelebilir ama ben gece başımı koydugumda yastıga, hep Allah korkusu kaplar içimi ve rabbimi çok seviyorum ama çok ta korkuyorum.
O kadar güzel şeyleri buyurmuş ki rabbimiz, güzelligi, iyiligi ve saygıyı cenneti kazanmak için ibadeti şart buyurmuş. Yaşadımız şu dünyada bile bir şey yapmadan karşılıgını alamazken, nasıl ölüpte öldügünüzde kendiniz için hiçbir şey olmayacağını ya da cezalandırılmayacagımızı düşünüyorsunuz.
Dünyada bile suça ceza kesiliyor. Ben bunu bilir, bunu söylerim, rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla.
24 July 2007
nuh ÅŸen
bundan seneler evvel devlatin kasasından milletin hakkı tüyü bitmemiş yetimin hakkı çalınarak iç edildi.ve edilmeye devam ediyor.
iç edilen tahmini miktar nedir 300 katrilyon
ne demek bi düşünün en az 3 milyon okul
2 milyon hastane
dahası 100 tane fabrika
aynı anda olur.
fabrika sayısını en az 199 le çarpsa bi o kadar çalışan işçi ve bi o kadar evine ekmek giren aile demek.
pekii hiç kendinize buna sebep olanlarda vicdan var mı yokmu sordunuz mu?
neden olsunki onlar sürekli Atatürk demişler saklanmışlar portre altına sürekli okulda Atatürkle şöle demişler böle demişler ama icraat hep götürme.aman müslüman olmasın.Neden?
müslüman olsa hakkaten kul hakkı yemekten korkardı,aldığı maaşın hakkını vermeye çalışırdı.Türkiyeyi bu karanlığa saplayan zihniyet hep bu maddeci zihniyet.
şimdi soruyorum size hiç Allahtan korkmayan kuldan utanırmı?
cemaat deyip dalga geçtiklerinin tek amacı var vatana millete faydalı olsun.Ya sokaktakilerin amacınız?
23 October 2007