Cumhurbaşkanlığı seçimi için çağdaş bir öneri
Siyasi kadrolaşma için en uygun sistem mevcut sistemdir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yasama, yürütme ve yargı ülkemizdeki kadar iç içe olmamıştır.
Açıkçası bu durum siyasi partilerin de çok işlerine gelmiştir. Zaten az gelişmiş bir ülkeyiz ve halkımızın ihtiyaçları sınırsız. Hiçbir iktidarın tüm ihtiyaçları karşılaması da mümkün değil. Dolayısıyla halkı mutlu edecek bir iktidar bulmak da imkansız.
O halde yeni kurulan, bir takım iç ve dış destekleri de alan, hoş bir vizyon oluşturan her partinin iktidar olma şansı var demektir. İyi bir tanıtım, reklam ve propaganda ile meclise girmek mümkün.
Hatta bir de az gelişmiş halklara özgü manevi değerler üzerinden duygu sömürüsü yapılması kuralına da bağlı kalınırsa tek başına iktidar bile hayal değil.
Şimdi birbirinden ayır kolaysa yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı. Kim kimi yönetiyor bul bulabilirsen. Yasama da, yürütme de, yargı da hükümet. Hükümet de başbakan. Bu tek adam yönetimi değildir de nedir? Dünyanın hangi demokratik ülkesinde siyasi parti, meclis ve hükümet tek adamdan emir almaktadır?
Türkiye, en kısa sürede ilgili kanun değişiklikleri ile siyasi istikrarı ve temsilde adaleti sağlayan bir seçimlik değil her seçimlik adil ve demokratik bir seçim sistemi kurmalıdır.
Önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Diyelim ki AKP seçim günü kendi içinden bir cumhurbaşkanı seçti. Yasal mıdır? Yasaldır. Teamüllere uygun mudur? Uygundur. Süleyman Demirel kendi hesabıyla yüzde on bir halk desteği ile seçildiğine göre temsil yetkisi var mıdır? Evet, vardır. Peki rahatsız olacaklar var mıdır? Evet, onlar da vardır. Her zaman olmuştur.
Belki AKP’nin seçeceği cumhurbaşkanı, önceden seçilmiş bir kaç cumhurbaşkanından daha meşrudur. Ama sorun AKP’nin seçeceği cumhurbaşkanı değil, cumhurbaşkanlarının seçiliş biçimidir. Kötü niyetli bir siyasi parti hem iktidarı hem de cumhurbaşkanlığı makamını mevcut seçim sisteminde pekala eline geçirebilir.
İşte en büyük sorun budur. Devletin tüm kadroları hükümet tarafından oluşturulmakta ve önemli mevkiler için cumhurbaşkanının da onayı gerekmektedir. Yani kötü niyetli bir hükümet cumhurbaşkanlığı makamını da eline geçirirse başta Genel Kurmay Başkanlığı olmak üzere devletin tüm kadrolarını rahatlıkla eline geçirebilir, rejimini değiştirebilir, hatta cumhuriyeti bile yıkabilir.
Temennimiz milli güçlerin engel olmasıdır. Ama her ihtilalin de millete ağır maliyetleri olmuÅŸtur. 27 Mayıs’ın, 12 Eylül’ün bile tahribatları unutulmadı. Kaldı ki böyle bir giriÅŸim hem devleti hem de milleti böler ki Allah korusun çok vahim sonuçlar doÄŸurabilir. İşte bu nedenle konu çok önemlidir ve Türkiye’deki seçim sistemleri mutlaka baÅŸtan aÅŸağı deÄŸiÅŸtirilmelidir.
• Cumhuriyet için Çağdaş ve Güvenilir Bir Seçim Sistemi Önerisi
A - Sistemin içeriği
1) Cumhurbaşkanını, milletvekillerini, belediye başkanlarını, il genel meclisi üyelerini, belediye meclisi üyelerini, mahalle ve köy muhtarlarını doğrudan halk seçer.
2) Cumhurbaşkanını, milletvekillerini, belediye başkanlarını, il genel meclisi üyelerini, belediye meclisi üyelerini siyasi partiler aday gösterir. Ancak seçilme haklarına haiz olan herkes bağımsız aday olabilir.
3) Seçimler beş yılda bir, iki turlu seçim sistemine göre yapılır.
4) Yüksek Seçim Kurulu seçim günleri için ardışık iki pazar gününü belirler. Birinci pazar en çok oyu alan iki aday veya aday parti ikinci pazar yeniden seçime gider ve kazananlar yüksek seçim kurulunca ilan edilir.
5) Vergi denetmenleri başkanlıkları hariç, Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı da dahil olmak üzere tüm teftiş kurulu başkanlıkları doğrudan devlet denetleme kuruluna bağlanır. Devlet denetleme kurulu da doğrudan cumhurbaşkanına bağlıdır.
Ülkenin tüm denetim işleri doğrudan cumhurbaşkanı tarafından bu kurullara yaptırılır. Bakanlar sadece kendi bakanlıkları ile ilgili denetimleri kendi bünyelerinde bulunan teftiş kurulu başkanlıklarına yaptırabilirler. Diğer bakanlık ve kurumların faaliyet alanına giren denetim işlerini ise cumhurbaşkanına bildirirler.
6) Cumhurbaşkanının icraya yönelik tüm yetkileri başbakana devredilir.
TBMM’ne ve cumhurbaşkanına bağlanmayan tüm kurumlar başbakana bağlanır.
Cumhurbaşkanı sadece denetimin başı olur ve denetim mekanizmalarını çalıştırır. Başbakan tüm icraat faaliyetlerinden dolayı, cumhurbaşkanı da denetim faaliyetlerinden dolayı doğrudan TBMM’ne karşı sorumludur.
Cumhurbaşkanı sadece başbakanın teklifiyle TBMM tarafından 3/4 oyçokluğu ile görevden alınabilir. Başbakan sadece cumhurbaşkanının teklifi ile TBMM tarafından 2/3 oyçokluğu ile görevden alınabilir.
7) Devletin bölünmez bütünlüğünü ve anayasal ilkelerini TBMM temsil eder. Bu bağlamda TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT doğrudan TBMM’ne bağlı olur ve bu güzide kurumların en üst düzey beş memurundan her biri, başbakanın teklif edeceği üç aday arasından, cumhurbaşkanı tarafından seçilir.
Cumhurbaşkanının seçeceği kişinin TBMM tarafından ilk toplantıda salt çoğunluk esasına göre onaylanması şarttır.
8) Yargı sistemi tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte doğrudan TBMM’ne bağlıdır. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay ve Yüksek Askeri İdari Mahkeme üyeleri ve yüksek mahkeme başsavcıları yedinci madde usül ve esasları doğrultusunda belirlenir. Diğer hakim ve savcıların tüm atamaları ve tayin işlemleri HSYK tarafından yapılır.
HSYK üyeleri hakim ve savcılar tarafından seçilir. Seçilen hakim ve savcılar başbakan veya cumhurbaşkanının önerisi ile TBMM tarafından salt çoğunlukla her zaman görevden alınabilir.
9) Valiler ve kaymakamlar doğrudan cumhurbaşkanına bağlanır, cumhurbaşkanı tarafından tayin edilir ve TBMM tarafından salt çoğunlukla onaylanır. Valilerin ve kaymakamların icraata yönelik tüm yetkileri belediye başkanlarına devredilir. Valiler ve kaymakamlar sadece cumhurbaşkanının denetim faaliyetlerinin yerel temsilcisi ve takipçisi olurlar.
10) Mahalle ve köy muhtarları icraat bakımından en yakın belediye başkanının, denetim bakımından da bağlı bulunduğu kaymakamlığın o mahalle veya köydeki temsilcisidirler.
B - Sistemin Yararları
1) Bu sistemde cumhurbaşkanlarının her seçimde tartışılan meşruiyet sorunu aşılmış olacaktır.
2) Hem cumhurbaşkanı hem de hükümet halkın yüzde elli artı birini temsil edeceğinden hem temsil sorunu olmayacak hem de siyasi istikrar sağlanmış olacaktır.
3) Anayasa değişiklikleri zorlaşacak,uzlaşma kültürü yerleşecek ve rejim kendisini daha iyi koruyacaktır.
4) Denetim mekanizması da bağlı olduğu makamın temsil yetkisi nedeniyle daha sorumlu işleyecektir.
5) Bu sistemde siyasi kadrolaşmanın ya önüne geçilecek ya da meşru zemine oturacaktır.Güvenli bir kadrolaşma olacağından en azından tartışılmayacaktır.
6) Bu sistem de bakanların meclis dışından olması da mümkün olup yasama ile yürütmenin bağımsız çalışması ve yürütmenin yasama tarafından etkin denetimi de sağlanabilir.
7) Yine bu sistemde yargı doğrudan meclise bağlı olmakla birlikte kadroları cumhurbaşkanı tarafından denetlenerek yürütmenin yargı üzerindeki etkilerini de kaldırmak mümkündür.
8) Tüm denetleme kurulları doğrudan cumhurbaşkanına bağlanacağından en büyük sorunumuz olan etkin denetim de siyasi rantlardan uzak olarak işler hale gelecektir.İcra makamının kendisi icraatını denetlemediği açıktır.
9) Bence bu sistemin en önemli kazanımı; halkın ikinci defa sandığa giderek oy verdiği partiden başka bir partiye de oy vermesini mümkün kılarak, tabanda uzlaşma kültürünün sağlanmasıdır. Artık bu millet bağnaz particiliği de bırakmalı ve adayların mensubu olduğu partiye değil sahip oldukları niteliklere oy vermelidir.
10) İcra makamı artık denetleneceği için daha dikkatli ve verimli çalışacaktır. Yıllar süren işler çok kısa sürede bitirilecek ve kalkınma hızlanacaktır.
11) Bu sistemin bir çok yararını daha saymak mümkündür ama kısaca şunu söylemek yeterli olacaktır. Bu sistem bir seçimlik değil her seçimlik bir sistemdir.
Yazan: Safa Asya
24 November 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Perizat Gündöndü
Aklın başında ise ey yazar bu yazıyı yazarken; ya yeterince bilmediğin konuda yazdın ya da kasten yanılmak için bu minvaldeki yazıyı.
Şöyle ifade etmem gerek, yazına ilişkin çekincelerimi yorum suretinde. Yasama, yürütme, yargı üçlemesi, “Baba, Oğul, Kutsal Ruh” ayrılığı olup aslında tümü birin üçlemesidir. Yani cumhur- çoğunluk adına üçü bir işi görür; devleti.
Yürütmenin başı cumhurbaşkanıdır, başbakanı cumhurbaşkanı atar, o başbakan halk meclisinden onay alır. Alamazsa düşer, yenisi atanır cumhurbaşkanı tarafından.
Cumhurbaşkanı aslında yargının da başıdır, yasamanın da. Yani o devlet başkanıdır. Üçlemenin birliğe erdiği yerdir o makam.
Devletin anasını bellerken o bu, diğerleri buna katlandığı gibi; katlanım sırası ötleklerde. Devlet kimin babasının malı ki. Bir kısım vatandaş sığıntı mı bu ülkede, bu nasıl uslüp.
AKP ve başkası bugüne kadar ne ise, bugün değişen bir şey yok. Devletin, cumhuriyetin eski kadroları vatandaş ise bunlar da vatandaş. Bunlara b.k atacak olana b.k atmasını en iyi ben bilirim.
Alman devleti karşısında Türk işçilerden bahsetmiyoruz burda. Yunanistan’daki Türk nufustan da. Kim bu yazar ve kim adına konuşuyor, ne bu pervasızlık.
Yavuz hırsıza kim bu ev sahibini basma imkanı vermiş. Ne faşit bakış bu, ne kadar müstevli, ne kadar emperyalist ve ne kadar halk düşmanı ve bölücü bir akıl yürütme bu.
Kınıyorum, bu ifade özgürlüğünü kutluyorum; bu kadar içi bozuk bir nazar tehdit ediyor demek yarınımı.
Ben de bu arkadaşımı tehdit olarak mı görüp örgütlenmem gerek. “Demokrasi öyle kötü bir yönetim ki AKP bu sistemde cumhurbaşkanı bile olabilir” deniyor özetle yazıda. AKP de halk kitlesini temsil ediyor, demokrası ile mi CHP bu ülkeyi yönetti onyıllarca.
Editörün Notu: Yorum sahibinin belirttiği e-posta adresine alttaki ileti yollanmıştır fakat e-posta adresinin geçerli olmamasından dolayı teslim edilememiştir.
28 November 2006
Osman Kara
Bence olabilir hem de tam zamanıdır. Her ne kadar AKP’liler bu önerinin kendilerine karşı olduğunu düşünseler bile.
Cumhurbaşkanlığı seçimi AKP’nin seçip seçmemesi meselesi değildir. Her zaman ve her koşulda cumhurbaşkanının nasıl seçileceği ve temsilde adalet ve siyasi istikrarın nasıl korunacağı hususunda öyle bir sistem geliştirilmeli ki bu sayede demokrasi tam rayına otursun.
Yazarın sistemi yarı başkanlık sistemine benziyor ama başbakanın icranın başı olması ve denetimden çekilmesi ve denetimin tamamen cumhurbaşkanının başkanlığında yürütülmesi ve hakimiyetin de katıtsız şartsız millete ve onun meclisine verilmesi açısından çözüm olabilir.
Akademisyenlerin üzerinde çalışarak eksiklerini gidermesi halinde yazarın önerisi gerçekten çok güzel bir sistemdir.
28 November 2006
Hüseyin Kolcu
Türkiye Cumhuriyeti’ni oligarşik sistemden kurtarmak için, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi çok olumlu bir gelişme olacaktır.
Artık millet halktan ve halkın sorunlarından kopuk belli bir zümreye hitap eden, vatandaşa uzaylı gibi bakan, liderlik vasfı olmayanları reis olarak görmek istemiyor.
Artık millet kendinden birisini reisicumhur olarak görmek istiyor. R. Tayyip Erdoğan’ın bu sıfatlara tüm seçeneklerden daha uygun olduğunu düşünüyorum. Fakat doğrudan halk tarafından seçilmesini istiyorum.
29 November 2006
Ahmet Çoban
Ülkemizin geri kalmasının en önemli sebebi denetim mekanizmasının yetersizliğidir. Denetim olmadığı için vergi toplanamıyor, işler zamanında bitirilemiyor. Bitirilse de kaliteli iş çıkmıyor.
Denetim olmadığı için devletin kasası doğrudan veya dolaylı olarak kolayca soyulabiliyor ve fatura millete çıkıyor.
Yazarın denetime önem vermesi bence çok akıllıca ve ülkenin gerçeklerini ortaya koyuyor. Denetim mi önemli yoksa icraat mı sorusuna yazar denetim diyor ve icraatı başbakana bağlarken denetimin tüm unsurlarını cumhurbaşkanına bağlıyor. Ve her ikisini de meclise karşı sorumlu kılarak onlar üzerinde de halkın dolaylı denetimini sağlıyor.
Yani bu sistemde herkes birileri tarafından etkin bir şekilde denetleniyor. Hem icaa organlarının önü açılıyor hem de onların etkin denetimi sağlanıyor.
Yazarı tebrik ederim ve bu yazıya memleketim için seve seve imzamı atarım.
01 December 2006
Gökhan DAĞ
Şu an Cumhurbaşkanlığı seçimi için bu tarz çağdaş öneriler getirmek bana anlamsız gibi geliyor; çünkü sisteminiz ne kadar çağdaş olursa olsun bu dönemde iyi yönetici bulmak bence imkansız.
Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı için en iyi çözüm önerisi şu olmalıdır: Cumhurbaşkanlığının devamını sağlamak ya da görev süresini bir dönem daha uzatmak.
Şu anki sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer buna layık olduğu gibi kendisi Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi kişilklerindendir. Bu sebeple ve en önemlisi şu anki politik konjonktürel durumda onun gibi bir idareciyi bulmak oldukça zordur.
Bu sebeplerden ötürü ben en çağdaş önerinin görevini layığıyla yerine getirenlerin görevde kalması olduğunu düşünüyorum.
02 December 2006
İzzet Kütükoğlu
Yazarın önerisine yüzde yüz katılmasam bile kutluyorum.
Neden kutluyorum? Çünkü çözüm arıyor, çare arıyor. Katılsam da katılmasam da çare arayan herkesi kutlarım.
Ayrıca yazarın olabildiğince objektif baktığını düşünüyorum.
Yazarı tenkit eden, Perizat Gündöndü’ye gelince, “Büyükler iyi bilir, büyükler böyle demişse bir bildikleri vardır” anlayışında biri!
Safa ASYA Tebrikler. Eğer sonuçtan memnun değilseniz ve sonucu farklılaştırmak istiyorsanız, farklı bir yöntem, farklı bir sistem geliştireceksiniz. Ama yurdum insanı farklı bir şey duymaya bile tahammül edemiyor. Çok yazık!
Ülkemizde farklı partiler, farklı kişiler iktdar olmuştur. Fakat değişen bir şey olmamıştır. Çünkü sistem aynıdır ve sistem yanlıştır.
Sistem değişmeden hiçbir şey değişmez diyen bir adamdır. Rahmetli Recep Yazıcıoğlu bana “Sistem gerçeğini görenler çoğaldıkça sistem değişecek” demişti. Ama Yazıcıoğlu bize ihanet etti! Bizi zamansız terk etti. Allah rahmetini esirgemesin.
03 January 2007
Hüseyin
Cumhurbaşkanlığı şüphesiz çok önemli bir makam ve bu yüzden bu kadar tartışılıyor.
Benim merak ettiğim, muhalefet neden demokrat olamıyor. Bu meclisi halk seçmedi mi? Neden halkın tercihlerine saygı duyulmuyor?
Yeni bir seçim olsun ne değişecek? Yine çoğunluğu Ak Parti alırsa merak ediyorum ne yapacaklar.
Cumhurbaşkanını halk seçse, yine aynı düşüncede bir insanı cumhurbaşkanı yapacaktır. O zaman ne yapacaksınız, darbe mi?
Lütfen sizin gibi düşünmeyenlerin de bu ülkenin insanları olduğunu unutmayın ve halkın tercihlerine saygı gösterin.
11 January 2007
Kuzey
Yargı sisteminin meclise bağlı olduğu bir sistemde asla yargı bağımsızlığından söz edilemez. Zaten adı üstünde “bağlı” olmak zorundadır.
26 January 2007
Metin Mertcan
İki türlü seçim sistemi genellikle gelişmiş demokrasilerde yapıldığı zaman daha etkili oluyor. Bizim ülkemiz gibi yarı feodal, yarı demokratik kısacası tüm sosyal etmenlerin yarı olduğu ülkelerde, demokrasi yerine diktatörlükleri de getirebilir. En iyi örnekler Orta Asya Türk cumhuriyetleri ve Latin Amerika ülkeleridir.
Ayrıca bizim ülkemizde hala yarası acıyan Çorum, Kahramanmaraş, Sivas olayları var.
İki türlü seçim de istemediğimiz ayrılık tohumları ekilebilir. Kürt, Türk, Alevi, Sünni gibi grupları da unutmayalım lütfen.
15 March 2007
Hasan
Eğer yargı meclise bağlı ve meclisi halk seçiyorsa yargı bağımsızdır.
24 April 2007
Neslihan
Yasama, yürütme ve yargının cumhurbaşkanın yetkisinden çıkıp, başbakana gececeğini düşünüyorum. Yani cumhurbaşkanı, başbakanın emirlerinde olacak. Yetkilerini bağımsız bir şekilde kullanamayacak.
Ayrıca köşke sayın Abdullah Gül’ün eşinin türbanla girmesi diğerlerine güç verecek, öncülük edecektir. Bu da Türkiye için büyük bir tehlikedir.
Atatürk ilke ve inkılapları büyük tehlikeye girecektir. Bu vakalar gibi Türkiye’de birçok vaka vardır. Bunların sayısı gittikçe artacaktır.
Meclisten çıkan çeşitli yenilikler iyi veya kötü başbakan cumhurbaşkanına ne derse o olacak. Cumhurbaşkanının işi sadece mühür basmak olacaktır.
26 April 2007
Halim61
Neslihan Hanım Abdullah Gül’ün eşinin köşke türbanla çıkması bazılarına öncülük edecek ve tehlikeli olacak diyosunuz, peki o zaman ben de diyorum ki Ahmet Necdet Sezer’in Hanımının türbansız çıkması da bazılarına öncülük edecek ve tehlike oluşturacak.
Yani bu konuya böyle yaklaşırsanız hiçbir zaman bir sonuç elde edemezsiniz. Bu ülkede türbanlı da türbansız da bu milletin evladı ise istediği gibi istediği yere girer. Ancak tabi bu kimseler bunu kullanmadığı sürece.
Ayrıca anlamadığım bir şey var. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması halinde bu kadar ucuz olabileceğini nasıl anladınız hayret doğrusu. Bu kadar ön yargılı olmanız çok acı verici.
Ben de diyorum ki ne zamandır boş olan Cumhurbaşkanı makamı ilk kez dolacak ve halkın cumhurbaşkanı olacak. Atatürk ilke ve inkılapları tehlikeye düşecekmiş, merak etmeyin canım bunların koruyucuları vardır ve her zaman olacaktır.
28 April 2007
Yakup Seras
Neler olduğunu ve neler olacağını hayretle ve ibretle takip ediyorum. Ve şu an aklım durma noktasına geldi.
İlkokuldan beri öğrendiğim demokrasi bana çok acayip ve tuhaf görünmeye başladı. Bana demokrasinin ne demek olduğunu öğretenlere hakkımı helal etmeyeceğim. Bunca zaman yanlış bir demokrasi anlayışına inanmışım.
Beni kandırmışlar. Ve benim gibi nicelerini de. Hani milletin üstünde hiç bir güç yoktu. Hani TBMM nin üstünde hiçbir güç yoktu. Hani biz kendi kendimizi yönetecektik. Hani üç tane güç vardı: yasama, yürütme, yargı…
Bu son gelişmeler bana çocukluğumu hatırlattı: küçük kuşlardan yakalardık, ayaklarına ip bağlardık sonra onları özgürlüklerine bırakırdık. Ama o zavallı kuşalrın özgürlükleri ayaklarına bağladığımız iplerin uzunluğu kadardı.
Bir de aklıma gelen şöyle bi tezat var: bizler vatandaş olarak bizleri temsil etsin diye meclise milletvekili gönderiyoruz, ama onlar her fırsatta meclisden kaçıyorlar. Sayın vekillerim sizleri oraya meclise giresiniz diye gönderiyoruz, meclisin dışına çıkasınız diye değil.
Ama siz ille de meclisin dışında olmak istiyorsanız bu vatan sever millet onun da gereğini düşünür ve sizi oraya sokmaz. Meclisin içinde olanların meclis dışından çare aramaları kadar utandırıcı bir durum düşünemiyorum.
Zaten kanımca en büyük sıkıntımız siyasilerimizin siyaset değil politika yapmaları. Bu meclisi meşru görmemek bu meclise giren milletvekillerini seçen halkı meşru görmemekle eşanlam taşıyor. Altını çizerek söylüyorum: bu meclisin meşru olmadığını söyleyen sayın vekillerin kendilerinin de meşru olmadıklarını hatırlamaları lazım bu mantıkla.
Lütfen. Lütfen bu milleti daha fazla yıpratmayın.
29 April 2007
Safa Asya
Yorumcu arkadaşlara yorumları için teşekkür ederim. Bu yazıyı yaklaşık altı ay önce yazmıştım ve Cumhurbaşkanlığı seçimi Türkiye’nin öncelikli gündemi değildi. Cumhurbaşkanının kim olacağı ya da kim olması gerektiği hususunda hiç durmadım. Sadece dünyada hiçbir ülkede olmayan ve dünyanın en gelişmiş yönetim sisteminin oluşturulabilmesi için kendi çapımda bir sistem anafikiri oluşturdum.
Kanımca ülkemizin geri kalmasının en önemli sebebi icranın yetkisiz oluşu ve denetimin neredeyse hiç olmayışıdır. Bilgisizlik, yolsuzluk vs gibi diğer faktörleri yönetim sisteminin içinde değerlendirmek gerekiyor.
Yani öyle bir sistem kurmalıyız ki rejim düşmanı rejimin müdavimi, hırsız yönetici devlet malının gözüpek bekçisi, en tembel bir kişi ülkesi için bulunmaz bir çabacı olsun.
Böyle bir sistem tam manasıyla mümkün olmasa bile mükemmele yakın bir sistem olsun. İcra, icra ile tam yetkili;denetim denetim ile tam yetkili olsun. Ama her ikisi de millet adına yapılsın ve doğrudan millete karşı sorumlu olunsun. Tüm denetim yetkilerinin bir başkanda, tüm icra yetkilerinin de bir başkanda toplandığı, her ikisini de doğrudan halkın seçtiği ve her ikisinin de sürekli TBMM’ne karşı sorumlu olduğu bir sistem kanımca mükemmele yakın bir sistemdir.
Her ikisi de meclis tarafından belli çoğunlukla her zaman görevden azledilebilir. Sadece meclis seçim yılına kadar yani dört yılda bir millete karşı sorumlu tutulabilecekken her iki başkanın da daima ve her zaman millete karşı sorumluluğu meclis tarafından denetlenebilir.
Bu yazıyı yazarken partilerle, kişilerle hiç ilgilenmedim. Zaten bu sistemde partilerin yeri çok partili seçimlerin ilk turda tamamlanması ve ikinci turda sadece iki parti ve dört aday kalması ile sınırlanmaktadır.
Tabii parti içi demokrasi de yerine oturmakta, lider sultası bitmektedir. Bugün dünyadaki en gelişmiş yönetim sistemi Rusya’nın da benimsediği ABD nin başkanlık sistemidir. Ama onun da çok önemli bir eksiği vardır. O da denetimin olmayışı ya da yargı yoluyla denetimin sağlanmasıdır. Oysa yargı yoluyla denetim,yargı ne kadar bağımsız olursa olsun kesintili dönemsellik özelliğine sahip olduğundan sürekli denetime imkan vermemektedir.
Önermiş olduğumuz bu sistemde ise icranın sürekli denetimi mümkündür. Bu sistemin dünyada eşi yoktur, bu milletin de dünyada eşi yoktur. Ve bizler dünyanın en iyisine layıkız.
Yorumcu arkadaşlara saygılarımı sunarım.
29 April 2007
Gizem Büyük
Türkiye çağdaş bir ülkedir ve daima öyle kalacaktır. Başörtüsünün Müslüman bir ülkede sorun olmaması gerekir. Böyle yaparak ülkemizi dış ülkelere yanlış temsil etmekteyiz.
Biraz mantık, çok bişey değil. Oturun adamakıllı ne yapıyoruz diye bir düşünün. Bu ülke tarihten hiç ders alamıyor.
30 April 2007
Muharrem
Asıl mesele türban değil. Oraya çıkacak insanın cumhuriyetin kazanımlarını içine sindirip, sindiremediği gerçeğidir. Bu yüzden milyonlar tedirgin.
“Bir şey olmaz cumhuriyete her zaman sahip çıkan olur” mantığı da yanlıştır. Bir şeyler giderse tekrar elde etmek oldukça güçtür. Seçilecek insanın sadece kendi ideolojisini benimseyen insanların değil tüm insanları kucaklayacak bir büyük devlet adamığı göstermesi gerekir.
Bu noktada ben güncel adayların bu kriterlere uymayacağını düşünüyorum.
01 May 2007
Halim61
Muharrem kardeşim peki şimdiki cumhurbaşkanı kimin ideolojisini benimsiyor? Türk milletinin mi yoksa bazı kesimlerin mi? Siz de o kesimden olacaksınız ki bu tavırı koymuşsunuz.
Sizin milyon dedikleriniz evet doğrudur, tedirgindir. Ancak tedirgin olmayanlar ne olacak? Arabistana mı gitsin? Ayrıca tedirgin olmayanlar şunu da iyi biliyolar tehlike de olan bir şey yok.
Bu milyonlara karşılık diğer milyonların da sokaklara çıkması bize ne kazandırır? Sadece ne olur biliyo musunuz? Yanımızdaki komşumuz Irak’a baktığınızda görürsünüz.
Bizim güçsüz iç sorunlarıyla uğraşıp durmamızı isteyen güçlerin farkında olmayanlar meydanlarda bir şeylerin elimizden çıktığını savunup duruyolar.
Bu millet bunu hak etmiyor. Lütfen arkadaşlar biraz daha lütfen iyi düşünelim. Bakın Avrupa basını diyor ki, laikler İslamcılara meydan okudu. Tabi bu oyuna gelen yok mu var tabi ki. Onları gördük ve göreceğiz de. Bizi birbirimize küstürecek fırsatçılara izin vermeyelim.
Bir millet olduğumuzu dünyaya gösterelim.
01 May 2007
Özdemir Adlım
Demokraside en yüksek irade halk iradesi olduğuna göre, halk çoğunluğuna dayanan cumhur seçimininde halkın seçmesi en doğru karar olacağı kanaatinde olup, bu meselenin siyasilere bırakılmaması taraftarıyım.
Halk her zaman en iyisini seçecektir.
04 May 2007
Abdulbaki Pala
Cumhurbaşkanını halk seçsin.
05 May 2007
Şerife
Cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerekir diye düşünüyorum. Halk kitlesini temsil etmeli. Cumhurbaşkanı sadece ülke de azınlık diye bileceğimiz kadar az kişileri memnun etmemeli.
Eğer öyle olursa halkın gerisi ne olacak Neslihan hanım ayrıca Abdullah Gül’ün eşi köşke türbanlı girdiyse bu kimi rahatsız ediyor
bilakis halkın çoğunluğu memnun kalmıştır.
Eğer Abdullah Gül cumhurbaşkanı olursa çoktandır boş olan cumhurbaşkanlığı koltuğu ilk defa gerçek bir cumhurbaşkanı ile tanışacaktır. Halkın değerlerini benimseyen bir cumhurhurbaşkanı. Eğer yeni bir seçim olursa gene Abdullah Gül seçilecik bunu herkes bilir. Halkın kendi gibi olan birini seçeceğini o zaman ne yapacağınızı çok merak ediyorum.
07 May 2007
Meral
Ben Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını istiyorum.
12 May 2007