Cumhurbaşkanlığı seçimlerine farklı bir bakış
Cumhurbaşkanı yürütmenin dualist yapısında, sorumsuz kanadın baş aktörü olup 1982 Anayasasının 101. maddesinde (1982 AN. m. 101) yazıldığı şekilde 7 yıllık bir süre için seçilir. Aynı madde meclis dışından Cumhurbaşkanı seçilmek için gerekli şartları göstermiş olup, Cumhurbaşkanının iki defa seçilemeyeceğini söyler.
Konumuz açısından önemli olan nokta ise maddenin sonunda belirtilmiştir. Aynen alıntılarsak madde şöyle diyor: ” Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği sona erer.”. Bu madde üzerinden yazımızı sürdürmeye devam edersek, kendimizce Cumhurbaşkalığı seçimi tartışmalarına bir bakış açısı getirme umudundayız.
Burada bir husustan bahsetmemiz gerekiyor: TBMM seçimleri, yüksek olasıkla bir iktidar doğurur ve bu iktidar belirli bir süre görevde kalır. Görevde kaldığı sürece, Anayasada ve kanunlarda kendisine verilen görevleri yerine getirir.
Bu görev süresi içinde Cumhurbaşkanlığı makamı boşalırsa, Cumhurbaşkanlığı seçiminde rol almaya yetkilidir. AKP iktidarına baktığımızda bugün itibariyle bu iktidarın, Cumhurbaşkanlığı seçiminde önemli bir rol üstleneceği şüphesizdir. AKP iktidarı pek doğal ki, kendi tasarrufları doğrultusunda bir aday belirleyecektir ve aslında bunun tartışılacak bir yanıda yoktur. Kısacası demek istediğimiz Sayın Başbakanımız Recep Tayyip ERDOĞAN‘ın Cumhurbaşkanlığı için aday gösterilmesi oldukça doğaldır ( ki biz aday olacağını şu an için düşünmüyoruz) .
Tartışmaları sona erdirecek kendimizce bir bakış açısı geliştirme umudumuz olduğunu yineleyerek konuyu daha da açalım. “X” partisinden Cumhurbaşkanı olan birisinin, Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ilkesi gereği bulunduğu parti programından sıyrılması gerekir. Ayrıca bu parti programından sıyrıldığı gibi başka bir parti programınıda benimsememesi olağandır. Bir başka ifadeyle Cumhurbaşkanı hiçbir partinin tutum ve davranışlarını benimseyemez.
Burada imdadımıza nihayet Anayasada buluna bir madde yetişiyor (1982 AN. m.104) . Bu maddenin ilk paragrafına göre: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir .”. Sonuç itibariyle Cumhurbaşkanı sözü geçen 101. maddeye göre partisel programlara değilde, 104. maddeye göre Anayasal program(lar)a uymalıdır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında şöyle bir sonuca varabiliriz: Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen her Cumhurbaşkanı Anayasanın gereklerini yerine getirmek zorundadır. Kendi kişisel düşünceleri eğer Anayasa uygun nitelikte değilse, bu kişisel düşüncelerinin hiçbir anlamı yoktur. Buradan çıkarılabilecek en önemli sonuç Cumhurbaşkanlarının homojen bir niteliğinin olduğudur. Ülkemizde bunun örneklerini pek yaşayamadığımızdan olması gerekmektedir diye de düzeltilebilir.
Eğer Cumhurbaşkanlığı makamına gelecek kişinin AN. m. 104′e göre görevini layığıyla yerine getiremeyeceğinden duyulan bir endişe varsa, ülkenin bölünmez bütünlüğünü sarsacak kararlar alacağından kuşku varsa, vb. varsa Anayasal dayanak çerçevesinde, böyle kararlar alamayacağı açıktır. Bizim burada bahsetmek istediğimiz; eğer bir Cumhurbaşkanından önce var olan bir Cumhurbaşkanı bir karar aldıysa, bu karar Anayasal dayanağa bağlı olacağından diğer Cumhurbaşkanı bu alanı düzenlemekle boşuna zaman kaybedecektir. Daha açık bir ifadeyle Cumhurbaşkanlarının homojen davranması gereği esası, bir Cumhurbaşkanının alacağı karar kendisinden sonraki Cumhurbaşkanlarını bu karardan (bizce) muaf tutmalıdır.
Yukarıda anlatılanları bir örnekle ifade edersek eğer şu örnek oldukça yerinde olacaktır: TBMM’nin kabul edip gönderdiği “K” kanununu Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER, AN. m. 104′ün ilk paragrafına göre veto ederse ve bu “K” kanunu uygulanmazsa, Sayın Cumhurbaşkanımız A. Necdet SEZER‘den sonra gelecek Cumhurbaşkanına aynı kanun tekrar gönderilirse onun da veto etmesi gerekecektir. Çünkü kendisinden önceki Cumhurbaşkanı anayasal dayanaklara dayanarak bu kanunu tarafsızlığı ilkesi gereği iptal etmiştir. Diğer Cumhurbaşkanına da böyle bir kanun gelmesi durumunda ya o kanundan muaf olması ya da onu direk veto etmesi gerekecektir. Anayasal yorumların fark yaratmayacağı düşüncesini de burada belirtmek yerinde olur.
Cumhurbaşkanlığının tarafsızlığının Anayasa belirtildiği bir ortamda, seçilecek Cumhurbaşkanını yanlı kararlar alacak diye lekelemek oldukça çağdışıdır. Zaten böyle bir şeye kalkışması durumunda 1982 AN. m.105′e göre çok zor bir olasılıkta olsa vatana ihanetten yargılanmalıdır. Yeri gelmişken şu bilgiyide vermek yerinde olur. Hukuk literatürümüzde vatana ihanet tanımlanmış değildir.
Sonuç olarak bizim kendimizce tartışmalara son verebilecek bakış açımıza göre, Cumhurbaşkanlarımızın tarafsızlığı ilkesi gereği aldıkları kararların, gerektirdiği ölçülerde bir süreyle değiştirilememesidir. Eğer bu karar değiştirilmek isteniyorsa da, son sözü referandum söylemelidir. Kısacası Cumhurbaşkanlarının aldıkları kararları belirli bir süre (Anayasal dayanağı sürdürdüğü zaman zarfında) dokunulmaz kılmak bizce esastır. Böylece yeni seçilecek Cumhurbaşkanı hakkında tartışmalarda son bulacaktır.
Kendimizce verdiğimiz bu önerinin elbetteki eksik yanları mevcuttur. Belki de bu önerimiz kendi içinde tutarsızlıklar içermektedir. Yorumlarınızla bu öneriyi geliştirmek dileğiyle yazıma son veriyorum. Okumadaki sabrınız için teşekkürler.
Saygılarımla.
Yazan: Gökhan Dağ
30 January 2007 | İlgili Olduğu Konular »

Sercan Çelik
Yazdıklarınız teoride doğru fakat pratikte gerçekleşmesi biraz zor gözüküyor.
Diğer yandan, sizin söyleminize göre ‘Cumhurbaşkanının kim olduğu önemli değil’ yanlış anlamadıysam.
Burada şöyle bir mantık hatası ortaya çıkıyor bana göre. Şöyle ki; yasalarla belirlenen cumhurbaşkanlığının koşullarına uyan kim olursa olsun farketmiyorsa, cumhurbaşkanı olmak için, cumhurbaşkanı seçimlerinin gereksizliği durumu ortaya çıkar.
Eğer böyle bir mantık varsa, cumhurbaşkanı da bir devlet memuru gibi, devlet veya hükümet tarafından atanması doğru olur.
Ayrıyeten, cumhurbaşkanlığı bu kadar nesnel, etkisiz ve pasif bir makamsa; tüm güçleri kendisinde toplayabilmek adına her şeyi kılıfına uyduran bir başbakan RTE böyle bir görevi alabilmek için neden kendini bu kadar zorluyor.
Saygılarmla.
01 February 2007
Aydın Nişancı
Cumhurbaşkanı’nın görevi gelen tekliflerin anayasaya uygun olup olmadığını belirlemek değildir. Anayasaya uygunluğu belirlemek için Anayasa Mahkemesi vardır.
Sayın Sezer, daha önceki görevinin etkisinden henüz sıyrılamamış olduğu için cumhurbaşkanlığı makamını anayasa mahkemesi gibi kullanmaktadır.
Cumhurbaşkanı, kanunlara uygunluğunu da gözardı etmeyecek şekilde tekliflerin ülkemiz açısından yararını değerlendirmelidir.
Şayet sadece anayasa kıstas olsaydı, bildiğiniz gibi meclisin anayasası değiştirme yetkisi de vardır. Bu durumda Cumhurbaşkanlığı makamı gerçekten de anlamsız bir makam haline gelirdi.
Diğer taraftan belli bir kişiye karşı baştan tavır almak da hukukun üstünlüğü prensibine aykırıdır. Şayet ‘bu kişi zarar verecek’ mantığıyla karar verilirse bir sonraki aşamada ‘anne babaları boşanmış çocuklarda suç oranı çok daha yüksek’ konulu bir araştırmaya istinaden bölünmüş ailelerin çocuklarını doğrudan hapse atmamız da normal kabul edilebilir.
Kendi yorumlarımızı yapmakta her zaman serbestiz, fakat bu yorumları adli/idari yaptırım haline getirmeye çalıştığımızda bu hareketimiz suç teşkil eder.
Ben de şahsi olarak Sn. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için uygun olmadığını düşünüyorum. Fakat ben böyle düşünüyorum diye doğrusunun bu olduğu sonucu çıkartılamaz.
Saygılarımla.
01 February 2007
Barış Tınay
Bu yazdıklarım resmi olarak Cankaya.gov.tr ‘den alınmıştır. Bunu bu şekilde yayınlama sebebim yukarıdaki yazının anafikrinin T.C Cumhurbaşkanının aslında cok fazla fonksiyonu olmayan bir kamu görevlisi gibi gösterilmesidir.
Yukarıdaki görevleri dikkatlice okursanız cumhurbaşkanlığının ne kadar önemli bir makam olduğunu açıkca görürsünüz.
Bir kişinin cumhurbaşkanı olması için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış, kendi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine ve T.C vatandaşlığı statüsüne sahip olması gerekmektedir.
Anayasa’da bu kadar açıkça yazılmaktayken cumhurbaşkanlığı seçimlerini tartışmaya açmak, anayasanın üstünlüğü ilkesini reddetmek, demokrasiyi savunduğunu söyleyen insanların iki yüzlülüklerini ortaya koymaktadır.
Ülke çıkarlarımızı önemli ölçüde ilgilendiren bu seçimin artık cumhurbaşkanlığı seçimlerinden çıkıp Adalet ve Kalkınma partisini siyasi karalama kampanyasına dönüsmesini ayrıca kınıyorum.
Ayrıca, bugün ülkemizde Anayasa Mahkemesinin bulunması, anaysanın maddelerinin tartışmaya açık olduğu sonucunu doğurmaktadır. Burdan da anayasa maddelerinin kişiden kişiye farklı yorumlanabilceği anlamı da oluşmaktadır.
Yukarıdaki yazıda belirtildiği gibi cumhurbaşkanının kişisel düşüncelerinin hiçbir anlam ifade etmedigi yorumu burada ortadan kalkmakta ve ülke icin çok önemli oldugu ortaya cıkmaktadır.
Saygılarımla.
02 February 2007
Sctito
İstanbul Üniversitesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Anabilim Dalı Başkanı, Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı, AK Parti kurucu üyesi Prof. Dr. Burhan KUZU. Gelecek dönemde tümden anayasa değişikliği gündeme gelecektir. Bunu güvenceye alacak biri olmalı diye düşünülecektir diye düşünüyorum.
03 February 2007
Gözde
Barış Bey, Anayasa Mahkemesinin varlığı, kanunların anayasaya uygunluğunun denetlendiğini gösterir; yoksa AY maddelerini tartışmak ve tartışmaya açık olduğunu göstermek için kurulmuş bir yargı merci değildir.
Eğer anayasa maddelerini (ve diğer kanunları da tabi ki) kişisel görüşlerimize göre yorumlamaya kalkarsak kanunlar siyasete, iktidara, kişilerin şahsi emellerine hizmet eden bir araç olmaktan kurtulamaz.
Böyle bir ortamda yargı bağımsızlığından da söz etmek zor olacaktır. Nitekim hukuk ve hukuki terimler objektif açıklamalar ve bilimsel tartışmalar çerçevesinde adalete hizmet edebilir.
Saygılarımla.
05 February 2007
Gökhan Dağ
Arkadaşlar yorumlar için çok teşekkürler. Biraz olsun amacıma ulaştığı düşünüyorum. Amacım Cumhurbaşkanın gücünü sizlere göstermekti.
Cumhurbaşkanlığının yetkileri günümüzde oldukça kuvvetli bir yapıda. Bu kuvvetli yapının ise Kenan Evren’in yetki aşkından geldiği açık. Bunun bir an önce değiştirilmesi gerektiği aslında daha da açık.
Önerim şu 1961 Anayasası kadar az 1982 Anayasası kadar çok yetkili olmayan bir Cumhurbaşkanı. 1982 Anaysası’nın 105. maddesini biran önce değiştirilmesi ve Cumhurbaşkanına sorumluluk yüklenmesi gerekmektedir.
Yazımın sonucunda böyle bir hedefim vardı. Buna az biraz ulaştığı düşünüyorum.
Yorumlara gelince bir kez daha teşekkürler.
Saygılarımla.
Not: Bir yorumda “Cumhurbaşkanı’nın görevi gelen tekliflerin anayasaya uygun olup olmadığını belirlemek değildir. Anayasaya uygunluğu belirlemek için Anayasa Mahkemesi vardır.” deniliyor. Bu tabii ki yanlış bir ifade. Şöyle ki; Anayasa Mahkemesi pozitif hukuk kuralları inceler. Doğal hukuk kurallarının pozitif hukuk kuralı haline gelmesi Cumhurbaşkanının elindedir. Teşekkürler.
05 February 2007
Nursel Elönü
Sayın Gökhan Dağ, sizin de dediğiniz gibi yazı yorumlarla toparlanıp amacına ulaşmış. En azından ben yazıyı bütün yorumları okuduktan sonra ve özellikle Barış beyin yorumuyla noktalanmış olduğunu düşünüyorum.
Ben de bir Türk vatandaşı olarak cumhurbaşkanlığı seçimleri hakkında düşüncelerimi söylemek isterim.
Nedir bu karmaşa ortamı, nedir bu telaş anlamadım. Darbe söylentilerinden tutun sayın Abdullah Gül’ün laiklik kisvesi altında engellenmeye calışılması.
Ne oluyor bize, nerde kaldı demokrasi. Seksen yıldır bu seçimler bu şekilde yapılıyordu da şimdi mi sadece AKP’nin bütün halkın iradesi olmadığı savunuluyor. AKP’yi oraya halkın iradesi oturttu ve görevini yapacak doğal olarak.
Mevzu nedir? Hayrünnisa hanımın başörtüsü mü laikliğe aykırı? Lütfen, burasi nüfüsunun yüzde doksanı müslüman olan bir ülke, Türkiye burası.
Yanlışım varsa beni düzeltin. Bu cumhurbaşkanı hangi ülke için seciliyor? Fransa, İtalya, Amerika?
Müslüman bir ülkenin cumhurbaşkanının hanımının başörtüsü takmasından daha doğal ne olabilir. Ayrıca devleti hanımefendi de yönetmeyecek. Eğer amaç tek tip insan yetiştirmek, farklı düşünceye tahammülü olmayan bir toplumsa buna devam etsinler.
Böyle olduğu sürece Türkiye geri kalmaya mahkum bir ülke olacaktır. Hayırlı olsun yeni krizimiz. Biz bu kafayla gittiğimiz sürece daha çok çorap örülür başımıza. Özgürlükse eğer herkese eşit özgürlük.
Askerle değil, demokrasiyle yöneltilmek istiyorum halkim adına. Ama görmekteyim ki, demokrasi için daha çok calışmamız lazım çok.
Son bir sözüm var. Bu halkın krize değil, huzura ve ekmeğe ihtiyacı var. Demokrasiyi içine sindirmiş bir siyaset ve toplum dileğiyle.
01 May 2007
Gökhan Dağ
Nursel Elönü düşünceleriniz için öncelikle teşekkürler. Yalnız olaya tek taraflı baktığınızı düşünüyorum. Dikkat edin söylediklerinize yanlış demiyorum. Hatta çoğuna katılıyorum.
Demokrasi denilen nosyondan bizim anladığımız nedir ya da demokrasi diye bize anlatılanlar nelerdir ve ne kadar doğrudur ?
Siz AKP’nin demokratik hakkını kullandığını söylüyorsunuz, fakat unuttuğunuz nokta bu demokratik hak kullanılırken ne kadar demokratik davranıldığıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’ni AKP’den birisi pek tabii ki yönetebilir. Buna kimsenin bir şey dediği yok. Cumhurbaşkanları uzlaşmayla seçilir. Parti sandalyelerinin dayatmalarıyla değil. Bakalım diğer Cumhurbaşkanlarımıza, hatta çok uzağa gitmeye bile gerek yok.
Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer nasıl seçildi , Abdullah Gül nasıl seçiliyor.
Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, Abdullah Gül sizce ne kadar Cumhurbaşkanı olmak istiyor ?
Cumhurbaşkanları uzlaşmayla seçilir, seçilmelidir. Tayyip Erdoğan bu işi neden son güne bırakmıştır. Abdullah Gül kardeşine verdiği değer bu mudur ?
Türbanlı bir eş konusunda söylediklerinize pek değinmek istemiyorum; çünkü bu olayı anlamış değilim. Türbanın dini bir simge mi, yoksa siyasi bir araç mı olduğunu bilmeyen siyasetçilerimiz olduğu sürece türbanımız çok tartışılır gibi geliyor bana.
Son söz olarak sizin dediğinize katılıyorum. Demokrasiyi içine sindirmş bir siyaset ve toplum diliyorum.
07 May 2007
U.Atalay
Evet bayagi “farkli” bir bakis. kildan, izandan “farkli”.
Burdan yak:
“TBMM’nin kabul edip gönderdiği “K” kanununu Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER, AN. m. 104′ün ilk paragrafına göre veto ederse ve bu “K” kanunu uygulanmazsa, Sayın Cumhurbaşkanımız A. Necdet SEZER‘den sonra gelecek Cumhurbaşkanına aynı kanun tekrar gönderilirse onun da veto etmesi gerekecektir. Çünkü kendisinden önceki Cumhurbaşkanı anayasal dayanaklara dayanarak bu kanunu tarafsızlığı ilkesi gereği iptal etmiştir”
Evladim kim ogretti sana bu hukuk mantigini? Ya Sayin Cumhurbaskani Sezer “tarafsizligi geregi” degil de “tarafliligi geregi” iptal etti ise?
Her mevkiye gelen kendisinden once gelenin kararlarindan farkili kararlar veremez ise o mevkiye gelmesinin manasi nedir guzel evladim benim? HOyle ya herkesin gorevi Anayasa’da tanimlandigina gore herkesin karari “anayasal bir ilkeye dayaniyor”.
Sevsinler sizi cocuklar. Basindan buyuk islere karsma evlat. Bu cusse bu sikleti cekmez. Sokakta bunu tinerci cocuklara soylesen gulerler. Ama internet sayesinde yazar bile oldun di mi?
27 August 2007
Gökhan DAĞ
U.Atalay yukarıda yazılan yazı bir teorik çerçevedir ve tabii ki tartışmaya açıktır. Cumhurbaşkanlığı makamını taraflılıkla izah edebilmek anayasaya aykırıdır. Yukarıdaki yazı Anayasanın mantığına karşı yazılmış bir yazıdır. Nitekim yorumları da okursanız amacımın bu olduğunu açık açık belirttim.
Ayrıca bu dünyada kimsenin başından büyük işlerin var olduğuna inanmıyorum.
Pozitif Hukuk denilen olgu eğer doğal hukuka ulaşma amacındaysa kişilerin veya kurumların hukuk mantığı üretmesi kadar doğal birşey olamaz.
Yazar bile oldun derken küçümseyici tavrınız açıkça belli oluyor. Bİrçok akademisyenden övgü almış bu yazıyı siz hangi sıfatla küçümsüyorsunuz onu da merak ediyorum.
Bu arada kişilerin kararlarının anayasal ilkelere dayandığını söylüyorsanız Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş mantığını bana açıklarsanız sevinirim. Ayrıca tinerci çocuklarında gülmeye ihtiyacı olduğunu unutmayın.
Saygılarımla.
Gökhan DAĞ
10 October 2007