• Categories

Cüneyt Arcayürek : Türkiye ve ilişkileri

Usta gazeteci Cüneyt Arcayürek ile Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun siyasi analizi;

Sizce Avrupa Türkiye için çok gerekli mi?

Tanzimat’tan beri Türkiye’nin bir tutkusu var: Avrupalı olmak. Avrupa’ya üye olduğumuz zaman işsizlik ortadan kalkacak, belki kansere bile çare bulunacak gibi algılıyoruz, ama hiçbir şey olmayacak. AB ile müzakereler 3 Ekim’de başlayacak, ama vizeyi bile kaldırmak istemiyorlar. Çünkü bir Türk korkuları var, “vizeleri kaldırıp üye yaparsak, Türklerden beş, on milyon akın olacak” diye şikayetçi görünüyorlar.

Türkiye’yi, Avrupa’daki hükümetlerin bazıları istemiyor, bazıları ister gibi gözüküyor, burada bir ikilem var, halkı istemiyor, ama politika olarak Türkiye’yi gerekli görüyor. ‘Güvenliğimiz için lazım, Orta Asya’ya doğru açılışta olmalıdır,’ gibi nedenleri var. Bu çelişkili bir durum. Müzakereler üçünde başlıyor ama ne zaman biteceği belli değil. Bizimkiler gürültü ediyorlar “Chirac, Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımasının şart olmadığını söyledi bana” diye. Ama kulağına söyledi, şimdi tam aksini söylüyor.

Sen politika yapıyorsun, o yapmıyor mu? Bizim hükümetin satabileceği tek mal, 3 Ekim’de görüşmelere başladık. Bu on sene sürer dediler, on beşe çıktı, dün de Avusturya Başbakan’ı yirmiye çıkarmış.

Bana göre 2030’dan önce bir şey olmayacak, mümkün olduğu kadar Türkiye’yi dışarıda tutmaya çalışıyorlar. “İmtiyazlı üyelik verelim, nelere ihtiyacın varsa yardımcı olalım, ama sen tam üye olma, istediğimiz zaman tokat atıp seni dışarıda bırakalım” gibi eğilimleri var. Haklı oldukları başka bir şey daha var, 70 milyon nüfuslu bir ülke, üye olunca Avrupa Parlamentosu’nda ikinci ülke. Türklerin gelip Avrupa Parlamentosu’nda en büyük grup olmasını ister mi? İş vaziyeti, halkın tedirginliği o. Müslümanlık bahane. Müslümanlık etkili ama, adamların kendi dertleri var. Türkiye’yi istememelerinde her türlü etken mevcut. Ama isteyenler bence tamamen Türkiye’nin jeopolitik konumundan dolayı istiyor. İleride AB’nin yayılmalara karşı nasıl tedbir alacağına dair kaygılarına yönelik.

Kıbrıs’ı tanımadığımıza ilişkin bir deklarasyon yayınlamıştık, buna cevap veriyorlarmış. Bizimkiler çok memnun. Çünkü karşı deklarasyonda “Kıbrıs’ı tanı” denmeyecekmiş. Ama AB “bu AB yirmi beş üyeden kuruludur, bunlardan biri Kıbrıs Cumhuriyeti’dir, sen müzakerelere başlıyorsun ama bizim üyemiz Kıbrıs Cumhuriyeti senin karşında” diyor, “tanıma yok ama limanları açıver,”.

Kıbrıs Cumhuriyeti, dünyada deniz filosu olarak ikinci. Boğazlardan petrol taşımayı istiyorlar. Türk limanlarında yazlayacak, gidecek, gelecek. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin oturduğu yerden kârı yılda 4 milyar dolar olacak. Sen ne kazanıyorsun. Kıbrıs’ı tanıyınca KKTC’ni silip atmış olmuyorsun, ama oraya her yıl yine 500 ila 700 milyon dolar para göndereceksin.

Türkiye 2. Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’ya yöneliyor. Niçin Avrupa’ya empoze olamıyor?

Adamlar seni senden iyi bildikleri için… Bunun Türkiye’ye yararlarının ne olacağını Türk halkına anlatan var mı! İşsizlik azalacak mı, hayır, tam üye olduğun zaman Almanya’dan işçi gelebilir buraya. Kalifiye işçidir, bizimki hemen ona atlar.

Tanzimat’tan beri Osmanlı hep geride durmuş. Din faktörü, yaşam faktörü. Silahta da, kültürde de mesafe almış, sen hep yerinde saymışın. Şimdi yetişmek için bir Avrupalılık çabası başlamış, “oradan alalım yetişelim” diye. Herhalde onlar bir yerde duracaklar, bizim yetişmemizi bekleyecekler!

Türk siyasetini çok yakından tanıyorsunuz. 1950’den sonraki süreçlerden şimdi bulunduğumuz noktaya nasıl geldik?

Demokrasi, kağıtta yazılanları alıp koydun falan, kolaylıkla olmuyor. Bu bir kültür, eğitim, yetişme meselesi. Türk toplumu, hep bir adama ihtiyaç duymuş ve onun sopasına. Böyle yaşamış. Mustafa Kemal diye asrının yegâne yetiştirdiği bir adam gelmiş, hepsini yıkıp, bir Cumhuriyet kurmuş. İki defada denedi demokrasiye geçişi, olmadı. Sonra geçmek zorunda kaldı Türkiye. “Sen demokrasiye geçmezsen, Birleşmiş Milletler’e falan seni üye yapmayız” dendi.

İkincisi de İnönü, çift parti dönemine geçti. Ama din faktörünün siyasette etkisi 50’de başlamıştır. Ve bu aşama aşama son yıllara kadar gelişti. “İmam Hatip kurslarını Atatürk de istiyordu.” Tabii istiyordu, “beş on tane yapalım, adam gibi imam yetiştirelim,” diye istiyordu. Sen onu bıraktın, “bu bizim arka bahçemizdir” demeye kadar getirdin, şimdi, çıkamıyorsun işin içinden. Avrupalı olmak kolay değil, demokrasiyi sindirmek de kolay bir şey değil.

Türk ordusunun bir özelliği var. Türk ordusu lâikliği, demokrasiyi destekliyor, özel bir yeri var. Mesela toplumda ordu seviliyor. Bu özelliği nasıl açıklayabilirsiniz?

Türkiye’de ordu her zaman büyük bir etken olmuştur. Yeniçeri dediğin, Osmanlı ordusu, isyan edip, padişah indiriyor. Bizde de darbe yapıyorsun. Atatürk’ün ordusu elbette lâik cumhuriyete doğru dönüyor. Ayrıca akla yakın şeyi savunuyor, “Laik olacak, sosyal devlet olacak” diyor. Bugünkü iktidar partileri lâikliğe karşı çıkabiliyorlar mı? Lâikliği savunuyor gözüküyorlar. Çünkü Avrupa’da lâikliği savunmadığın zaman, seni kapının önüne koyarlar, “sen dinci devletsin” diye. Atatürk’e karşı bir şey diyebiliyorlar mı? Hayır. Bunlar ne söylerse söylesin, bu Türk milleti isterse Atatürk’ü inkar etsin, dünya kabul etmiş adamı. Atatürk’ün 1920’lerde söylediği, 2030’larda hâlâ geçerli. Atatürk’ü inkar etmeleri, lâik devletten vazgeçmeleri mümkün değildir.

Bazıları, sizin düşüncenizde olan kişileri anti-demokratik buluyorlar.

Bana zorla, “AB ne dayatırsa dayatsın, kabul edeceksin!” dersen, faşist olmuyor musun? Ben, “önce Türkiye’nin yararlarını koruyalım, uygunsa bir takım şeylere evet diyelim” diyorum. Ama bu hükümet ve bu ülkenin bir takım budala yazarları, “Avrupa’ya dokunmayın, söz söylemeyin” diyor. Geçenlerde bu hükümet ilân etti, Türkiye 9.9 kalkındı. Avrupa’dan kaç paralık yardım aldı? Yardım almadı, kendi gücüyle, olanaklarıyla bir yere kadar getirdi. Sonra Atatürk almış 13 milyon nüfus, tren yok, yol yok, ve bugün Türkiye bir sürü batı ülkesiyle, bir çok konuda yarışacak kadar ileride. Bunları AB mi geldi, yaptı! Hayır, Türkiye’nin kendi yaratma gücüyle ulaştığı bir sonuç.

Türkiye bütün bunları Avrupasız yaptıysa, neden bundan sonra onsuz devam etmiyor?

AB’nin kültür akımlarından ben yararlanıyorsam olsun, fakat adamın dayatmalarını kabul etmek niye. Bugün Kıbrıs’ı aldı götürüyor, yarın Ege’yi götürecek, Yunanlılar bunu çerçeve anlaşmasına koyacaksın diyor. Sonra Güneydoğu gelecek, şimdiden başladı. Bütün bunlara ben niçin evet diyeceğim.

Avrupa Projesi böyle devam ederse, bu Türkiye’nin parçalanmasına neden olabilir mi?

Tabii ki. İşte Güneydoğu bizden koptu, on beş senedir söylediğim şeydir bu.

Türkiye Amerika ilişkileri nasıl?

Amerika büyük dostumuz, müttefikimiz! Türk politikasına şöyle bir bakarsanız, AB’de sıkıştı mı, Amerikalı görünüyor, AB’de rahatladı mı, Amerika’ya karşı geri adım. Amerika’ya karşı görünemezsin.

Ama Irak Savaşı’nda yaptı.

Hükümet daha anlaşma olmadan, İskenderun civarında gemilerini getirip, bekletti. Güneydoğu’da toprak kiraladılar. Orada tezkere geçtiği anda buraya 50, 100 bin askerini yığacaktı. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Girdiği topraktan da çıkmazdı. Hükümet bunlara izin verdi. Ama mecliste nasıl olduysa geçmedi. Ben hâlâ hayret ediyorum, ama, tabii CHP’nin büyük çabası vardı. Ve AKP’nin başında olanlar bunu reddetti. Amerika, Türkiye kendi ulusal yararlarına paralel hareket ettiği sürece, Türkiye’nin dostudur. Buna karşı çıkar gibi oldun mu, derhal sana karşı vaziyet alır. Kıbrıs konusunda da öyle oldu. Şimdi Kıbrıs konusunda işi zaten rayına oturtmuşlar.

Peki Türkiye’nin müttefiği kim olabilir?

Kendi olur. Bir, siyaseten sağlam duracaksın, ki bunlarla mümkün değil. İki, ekonomini düzelteceksin. Güçlü devlet olduğun zaman bu iş biter. Türkiye demokratik gelişmesini bunları söylemeden yapmaya devam edip ekonomisini düzeltse, onlar Türkiye’nin peşinde koşarlar, üye yapalım diye. Bir sürü açık var, bunları kullanarak ödünler alıyorlar.

Peki Ortadoğu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Tek sözün yok, Irak’ta olup bitene. Yukarıda bir devlet kuruluyor, aşağıda bir Şii devleti kuruluyor. Kırmızı çizgilerin vardı, Kerkük gibi. Hiçbiri yok. Sen orada PKK’yı temizleyeceğini Amerika’ya kabul ettiremiyorsun, oradaki Kürtlere hiç ettiremezsin. Irak politikan iflas etmiş, hangi Ortadoğu. Ortadoğu’da tek güvendiğin şey ordu.

Türkiye, söylediğiniz gibi “devlet olduğunu kendi içine sindirip dünyaya kabul ettirebilecek” mi?

Hayır, illaki birisinin himayesinde gözükmek istiyor. Amerika, sıkıştı mı ona gidiyor. AB’ye sıkıştın mı gidemezsin, çok çeşitli cereyanlar var, seni içine sindirmek istemiyor. 1963’de “bu anlaşmayı bir imzalayalım, seni üye yapacağız” dendi, o zaman ihtiyaçları vardı, Avrupa beş tane ülkecik, ne olacağı belli olmayan bir topluluktu. Şimdi büyümüş.

Cumhuriyet Gazetesi’nin tirajının yükselmesine bir yorumunuz olabilir mi?

Çünkü doğruları yazmaya çalışan tek gazete. Bizim gazetenin her şeyi doğru yaptığını iddia etmiyoruz ama, en azından doğru yazmaya çalışıyoruz. Verdiğimiz haberler doğru. Öbürlerinin hepsi iktidara maşa, iktidarı yalıyor. Bizde patron yok. Patron biziz.

Kaynak: Bizim Avrupa / 19 Ekim 2005

24 Yorum — “Cüneyt Arcayürek : Türkiye ve ilişkileri”

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.