Danıştay saldırısı ve siyasi süreci
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yıllardır toplumun en büyük sorunlarından olan “türban sorunu”yla uÄŸraşıp durmaktadır. Kimi zaman bu soruna bir çözüm mahiyetinde bazı çalışmalar olmuÅŸÅŸa da, bu çalışmalar çok yavan kalmış ve soruna radikal bir çözüm getirememiÅŸtir.
Türkiye’nin içinde bulunduÄŸu bu durum aslında bazı çıkar odaklarının iÅŸine gelse de Türkiye halkını hiç de memnun etmiyor. Zira halk huzur istiyor, barış istiyor ve en önemlisi inandığı gibi yaÅŸamak istiyor.
Türban sorunun çözülememesinin altında yatan en büyük neden, siyasal ve ekonomik elitlerin devlet aygıtları üstündeki görünen ve görünemeyen baskılardır. Bunun felsefesinin temeli ise Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında atılmış olan “Halk için, halka ragmen” desturudur. Bu felsefede halk, ikinci plana atılmakta ve tamamen elitlerin isteÄŸi yerine getirilmektedir. Sorun da burada; Madem demokratik bir devletiz neden “halka ragmen”? Hakla beraber olamaz mı?
Bir toplumsal olayı incelemek ve anlamak için öncellikle o olayın meydana gelmesine sebebiyet veren faktörleri gözden geçirmek gerekir. Burada en önemli nokta, olayı bir tek nedene bağlamamaktır. Çünkü hiçbir toplumsal olgunun ya da olayın tek bir sebebi olmadığı gibi, tek bir sonucu da yoktur.
Kamuoyunu derinden etkileyen yargıtay danıştay saldırısına deÄŸinecek olursak; bu olayı biraz daha tarihsel süreç ve nedenlerde görmek gerekir. Bunun için biz de 1924′e kadar geriye gidelim.
BildiÄŸiniz gibi Osmanlılarda her kesimin ve etnik yapının kendisine ait bir eÄŸitim tarzı vardı ve en önemlisi toplumu büyük ölçüde yetiÅŸtiren ve eÄŸiten medreselerdi. Bu tür eÄŸitim kurumlarını tek bir çatı altında toplamak için 1924′te Tevhidi Tedrisat kanunu kabul edildi ve yürürlüğe geçti. İşte bana göre dananın kuyruÄŸunun koptuÄŸu yer burasıdır.
Yeni Cumhuriyet Devleti, Tevhidi Tedrisatı uygulamaya geçirdikten sonra laik bir eÄŸitim tarzıyla öğrenci yetiÅŸtirmeye baÅŸladı. Bu olayı müteakip birkaç gün içerisinde bütün medreseler kapatıldı. 1930′larda faaliyet gösteren Kadro Dergisi, laik kemalist bir ideoloji oluÅŸturma çabasıyla toplumu tamamen manevi deÄŸerlerinden uzaklastırmaya çalıştı (laiklik adına).
Bu süreç içerisinde “Halk için, halka ragmen” felfesiyle hareket eden Cumhuriyetçi kadro bu felsefenin acısını tabandan gelen yoÄŸun ÅŸikayet üzerine gözden geçirmek zorunda kaldı. Türkiye halkı “Ölülerimizi yıkayacak imam bulamıyoruz” ÅŸikayetleriyle ve bu ÅŸikayetlerin sistemi tehdit edecek boyutlara ulaÅŸmasıyla devleti yeni bir çözüm üretmeye zorlamıştır. Bunun sonucunda isteÄŸe baglı olarak din dersi ortaokullarda verilmeye baÅŸlandı, fakat bu da 1933′te yürürlükten kaldırıldı ve bu tarihten sonra Türkiye’de din eÄŸitimi ve dini eÄŸitim veren hiçbir kurum ve kuruluÅŸ kalmadı.
1946′da kurulan Demokrat Parti‘yi bir kurtuluÅŸ olarak gören halk, dini isteklerini DP’ye bildirmiÅŸ ve DP de tabandan gelen isteklere uyarak “Yeter artık! Söz milletindir” sloganıyla seçim propagandalarına baÅŸlamıştır. Nitekim 1950′de DP tek başına seçimi kazanarak iktidara geldi. 1951′de DP imam hatip okullarını faaliyete geçirdi ve bu okulların sayısı hızla artmaya baÅŸladı. 1973′e gelindiÄŸinde imam hatip okullarına lise statüsü verildi. İşte dananın kuyruÄŸunun ikinci kez koptuÄŸu nokta da burası.
10 yıllık DP iktidarı iÅŸte böylece İmam Hatip Liselerini adeta coÅŸturmuÅŸ ve gençlerin ilk tercihleri arasında yer almıştır. Bu gidiÅŸe binnevi “dur” mahiyetinde 1960′de askeri darbe yapıldı ve baÅŸbakan Adnan Menderes idam edildi. Bu olaylardan kısa bir süre sonra Adalet Partisi hükümeti kurdu.
AP hükümeti de DP’nin bir devamı mahiyetinde çalışmalarına baÅŸladı. Böylece askerin yaptığı darbe, askeri düşündürmeye sevketmiÅŸtir. Nihayetinde deÄŸiÅŸen hiçbir ÅŸey olmamış, AP hükümeti de imam hatiplere ve kuran kurslarına ağırlık vermiÅŸ ve her bir köşede legal ya da illegal islami eÄŸitim veren kuruluÅŸlar açılmıştır. Bu durum 1980 yılına kadar devam etmiÅŸtir.
Yine aynı ÅŸekilde bir askeri darbeyle karşı karşıya kalıyoruz. Fakat bu darbenin getirdigi küçük de olsa bir deÄŸiÅŸiklik var. 12 Eylül darbecileri Türkiye’de Ziya Gökalp‘in düşüncesini yerleÅŸtirmeye çalıştılar. Yani İslamlaÅŸmak, TürkleÅŸmek ve muasırlaÅŸmak. Bu baglamda Türkiye’de belki de ilk defa denilebilecek Türk-İslam sentezci gençler üremeye baÅŸladı (yargıtay danıştay cinayetini iÅŸleyen de bir Türk-İslam sentezcisidir).
12 Eylül sürecine bakacak olursak Türk-İslam sentezcilerinin devletin kritik kadrolarına yerleştirildiğini her yerde bu tip insanlara öncelik verildiğini rahatlıkla görebilmekteyiz. Bu dönemde din dersleri zorunlu olarak liselerin müfredatına geçmiştir. Aynı şekilde imam hatiplerin çogalmasına ve öğrencilerini arttırılmasına çalışdı.
12 Eylül sürecinin getirdiÄŸi en önemli hususlardan biri de üniversitelerin özerkliÄŸini yitirip YÖK‘ün üniversitelerin başına getirilmesiyle gerçekleÅŸti. Bu aÅŸamadan sonra bağımsız bir ÅŸekilde hareket eden YÖK’ün icraatlarını az çok hepimiz biliriz. 1996 yılına kadar devam eden bu süreç, Refah Partisi-DoÄŸru Yol Partisi koalisyonu iktidarına da damgasını vurdu.
Nihayetinde 1950 yılından beri hep yükselişe geçmiş islami çevreler ve dini kuruluşlar 28 Şubat süreciyle sekteye uğramıştır. 28 Şubat sürecini aslında askerin bu yükselişe tahammülsüzlüğü olarak da niteleyebiliz. Zira bu süreçte kuran kurslarinin tamamı kapatılmış, zorunlu eğitim 8 yıla çıkarılmıştır. İmam hatiplerin çogu kapanmış. Kapanmayanlar da 8 yıllık eğitime karşı dayanıklılığını yitirmiş ve öğrenci bulamaz bir hale gelmişlerdir.
Bu olayları RP’nin kapatılaması takip etmiÅŸtir. Böylece islami kesimler tamamen safdışı ve etkisiz edilmiÅŸ oldu. Daha da önemlisi Türkiye’de demokrasi adına hiçbir ilke kalmamış; ülke tamamen generallerin brifingleriyle yönetilmiÅŸ oluyordu.
AKP iktidarından sonra islami çevreler tekrar yükselişe geçmis ve eski konumuna kavuşmuş bulunmaktadır. Asker kanadı ise Avrupa Birliği süreci nedeniyle ve başka sebeplerden dolayı nispetten sessizliğini korunuyor görünüyor. Fakat muhalefet kanadı hiç durmadan bu gidişata çelme atmaya, süreci baltalamaya çalışıyor. Bu gelişmeleri hazmedemeyen bazı güç odakları asker kanadını her fırsatta harekete geçirmeye çalıştıklarını görebilmekteyiz.
Tüm bu olanlara ragmen bu güç odaklarının isteği olamıyor ve Asker sesizliğini koruyor. Askerden umduklarını bulamayan bu kişi veya kişiler son olarak halkı galeyana getirip halkın kanuna ve yargıya olan inancını suistimal edip Türkiye yargısının göz bebegi olan kişilere saldırmıştır. Bu saldırıdan sonra her agızdan çıkan seslerin AKP ve islami çevreleri suçlamaları ve askeri kışkırtmaları, bu iddiamı destekler niteliktedir.
Askerle beceremeyeceÄŸi iÅŸleri halkı kullanarak becermeye çalısan bu güç odakları, yargıtay danıştay saldırısından sonra her fırsata halkı sokaÄŸa çekmeye çalışıyorlar ve bunlara ekleme olarak generallerden birisi de “Halkın eylemleri devam etmelidir” gibi sözlerle halkı kışkırtmaya çalışıyor. Farkında olarak veya farkında olmadan saldırıya katkıda bulunuyor. Böylece saldırının amacı da, perde arkasındaki güçler de gün yüzüne çıkmış oluyor. Çünkü zaten saldırının amacı budur. Halkın deÄŸerleriyle oynayıp, halkı isyan ettirip askeri tetiklemek ve sonuçta amaçlarına ulaÅŸmak.
Yazan: İrfan Biten
15 June 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Elif
İrfan bey tebrik ederim. Geçmişten bu günümüze kadar süregelen karmaşayı güzel açıklamışsınız.
16 June 2006
Semih Biten
Sayın İrfan Biten, süreci, tarihi arka planıyla beraber, farklı perspektiflerden yaklaşarak çok güzel özetlemişsiniz. Sizi tebrik ediyoruz. Ancak çalışmanızda sehven yazıldığını düşündüğüm bir noktayı da düzeltmek istiyorum.
Söz konusu saldırı yargıtaya değil, danıştaya yapılmıştır. Dolayısyla yargıtay saldırısı ifadesi yerine danıştay saldırısı ifadesini kullanmanız gerekmektedir. Çalışmanızdaki bu hatayı gidermeniz yazınızın daha bir ciddiyetle okunmasını sağlayacaktır. Bundan kuşkum yoktur. Başarılarınızın devamını diler, saygılarımı sunarım.
16 June 2006
Hüseyin Kolcu
İrfan bey, bir tebrikte benden. Bu yazınız sayesinde, kimin ak kimin kara olduğunu daha bir güzel anlayabiliyoruz.
Teşekkürler.
24 August 2006
Seda
Sayın İrfan Biten beyefendi, değerlendirmelerinizi tarihi süreci göz önünde bulundururak yapmanız beni mutlu etti. Zevkle okudum.
Demokrasi adına önümüzde uzun ve zor bir süreç olduğuna inanıyorum. Ancak bu konuda halkıma güveniyorum.
25 November 2006
İrfan Biten
İyi günler. Benim adım İrfan BİTEN. Ben böyle bir yazı yadığımı hatırlamıyorum. Makale güzel olmuş ta, yazdığım gibi bunu ben yazmadım. Varsa diğer İrfan BİTEN’e e-postumu ulaştırmanızı ve yazılarındaki isimde bir farklılık (Prof. İrfan BİTEN, Gazeteci İrfan Biten vb…) yaratmasını bildirmenizi rica ederim.
Saygılarımla,
İrfan BİTEN
Endüstri Yüksek Mühendisi
Çevre & Kalite Denetçisi (IRCA)
19 December 2006
Murat Albayrak
İrfan bey yazınız gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’nin en vahim sorunun özetidir diyebiliriz. Umarım bu sorun demokatik bir cumhuriyetin kurulması ile aşılır sevgiler.
29 July 2007
selin
İrfan bey sizi tebrik ederim.
01 April 2008