• Categories

Değişimin sınırı olmalı mıdır?

Fikir Atölyesi adlı blogu “20 Soruluk SöyleÅŸiler“den tanıyanlarınız olacaktır. Az ama öz üreten bloglardan biridir. Åžahsen ben her yayınladığı yazısının altında bir mesaj ararım. Ve çoÄŸu zaman bulurum. BulduÄŸum, verilmek istenen mesaj mıdır deÄŸil midir pek bilemem ama sonuçta o site bana bir ÅŸeyler katar.

Bu site, Anafikir.com gibi “her ÅŸey” hakkında olan sitelerden deÄŸildir. Yazılar genellikle fark yaratma, yaratıcılık, kiÅŸisel geliÅŸim ve pazarlama eÄŸilimleri ile alakalıdır. Ve açıkcası ben de bu siteyi bu tip yazıları okumak için takip ederim.

Bu görüşlerimi koruyor iken, Fikir Atölyesi’nde, Ahmet Altan’ın bir yazısını iÅŸleyen “Sende ne deÄŸiÅŸmiyorsa, sen o’sun” baÅŸlıklı yazıyı gördüğümde ilk anda bir ÅŸaÅŸkınlık yaÅŸadım. Sitenin genel içeriÄŸi ile bir tezat oluÅŸturduÄŸunu düşündüm. KiÅŸisel geliÅŸim konusu ile ilgili bir çok yazı okuduÄŸum bu sitede, geliÅŸimin baÅŸlıca elemanlarından olan deÄŸiÅŸime mesafeli yaklaÅŸan bir yazı gördüğümde dayanamayıp -Fikir Atölyesi’nin sahibi- Tunç’a “Bu yazı senin sitene uyuyor mu?” gibi sert bir soru sordum. Sanki hesap soruyordum ondan. Her zaman haklı olduÄŸu söylenen bir “müşteri” olarak bunu sorma hakkım olduÄŸunu biliyordum ama bu kadar sert bir ÅŸekilde uygulayacağımın ben bile farkında deÄŸildim.

Tunç, bu sert çıkışımı, bir futbolcunun topu göğsünde yumuÅŸatması gibi gayet nazikçe karşıladı; “Anlıyorum. Ama o yazı deÄŸiÅŸme ile ilgili deÄŸil!”. Her seferinde olduÄŸu gibi mümkün olan en kısa sürede algılamaya çalışma çabam yüzünden yazının ana fikrini yanlış anlamıştım. Yazı deÄŸiÅŸmenin kötü olduÄŸundan ya da deÄŸiÅŸmenin gerektiÄŸini söylemiyordu. SöylediÄŸi deÄŸiÅŸmelerimizin sonucunun bize bir mesaj verebileceÄŸi idi; “Seni sen yapan, tüm o deÄŸiÅŸimlerine raÄŸmen sabit kalan özelliklerindir”.

Yukarıdaki mesaj doÄŸru bir tesbit olabilir, katılıyorum. EÄŸer her ne yaparsak yapalım, deÄŸiÅŸtirmek için ne kadar uÄŸraşırsak uÄŸraÅŸalım, o özelliÄŸimiz deÄŸiÅŸmiyor ise hakkaten de o bizim ruhumuza silinmez harflerle kazınmış demektir. Yani yazının asıl ana fikri “Kendinizi tanıyabilmek“.

Yoğun değişim süreçleri sonrası kişiliğinizinde değişmemiş olan özellikler kendinizi tanımanıza yarıyor olabilir. Peki bu ne işinize yarar? Harekete geçmediğiniz sürece hiçbir işe yaramaz. Kendinizi bilip, değişmeyen kötü özelliklerinizi tesbit edip yine de değişmek, gelişmek için çaba harcamıyorsanız burada bence bir sorun vardır. Tunç farklı bir açıdan bakıyor;

Ben hergün deÄŸiÅŸiyorum, belki her saat. Ne kadarı kendi kontrolümde, ne kadarı deÄŸil; çoÄŸunda farkında olmadan. Daha mutlu, daha huzurlu, daha uyumlu, daha baÅŸarılı, daha zengin, daha sevecen, daha, daha, daha….

Bilinçli olanlar “geliÅŸim” adına. GeliÅŸim için de “deÄŸiÅŸim” ÅŸart; kabul. Hatta deÄŸiÅŸimin kendisi deÄŸil mi bizi kalıplardan kurtaran; benim çocukken sahip olmadığım hastalıklı kalıplardan sıyrılmama destek veren.

Bilinçsiz olanlar ise çevremde olup bitenlerden, gördüklerimden, duyduklarımdan, hayat alanım içindeki kişilerin değişimine ayak uydurmalarımdan.. yaşımla promosyon olarak gelenlerden.

Bu kadar çok deÄŸiÅŸiyor ve deÄŸiÅŸtiriliyorsak peki biz kimiz? Dün sevmediÄŸini bugün seven Tunç’un hangisi gerçek Tunç. Åžimdiki zamandan bir kesit alıp ona mı “iÅŸte bu benim” diyeceÄŸim? Yarın ki Tunç bugünkünü tanımazsa n’olacak?

Peki ben daha iyisi için değişirken bende değişmeyen hiç birşey yok mu? Parmak izi gibi benle gelip benle gidecek olan. İşte benim de özüm orda saklı. 2 gündür çok yoğunum bunla.

Yoksa derdim gelişim adına değişme değil. Sorgula kendini; sen kimsin?

Tunç’a katılmadığım bir nokta var. Vurgulamak istediÄŸi noktayı ve önceleri sitesine uymadığını düşündüğüm yazıyı neden yayınladığını anladım. Fakat “DeÄŸiÅŸimler sonucu sabit kalan özelliklerimiz bizi biz yapar” yaklaşımına katılmıyorum. Åžahsen, bugün ne olduÄŸumla ilgilenmiyorum. Çünkü o deÄŸiÅŸecek. Zaten “bugün”kü benden hiçbir zaman menun olmadım ki ben. Bu tür bir memnunluÄŸunda zararlı olduÄŸunu düşünüyorum. Ben ne olmam gerektiÄŸine karar vermeye çalışıyorum. Bunu yaparken de çeÅŸitli sinyalleri kullanıyorsunuz. DeÄŸiÅŸime sonuna kadar açık biri olarak, beÄŸenmediÄŸim tüm özellikleri bünyemden atmak isterim. Onlardan kurtulmayı baÅŸardığımda “ben” olmaktan çıktığım da doÄŸru olabilir. Ama ruhumun bir yanında koyu bir lekenin durmasını istemem. O leke beni rahatsız eder.

Belki hayatımın sonuna dek bir “ben” olmayana kadar deÄŸiÅŸeceÄŸim onu bilemiyorum. Ama zaten hayatın kendisi de bir akış deÄŸil midir? Mesela mutluluk. Hiç, sahip olduÄŸunuzda mutlu olacağınızı düşündüğünüz bir ÅŸeyi elde ettiÄŸinizde tahmin ettiÄŸiniz kadar mutlu olmadığınızı hisettiniz mi? Ben hissettim. Ve bunu mutluluÄŸun varlığının sonuçla deÄŸil süreçle olduÄŸuna karar verdim. Bence mutluluk, mutluluÄŸa doÄŸru giderken ortaya çıkar. “Oraya” vardığınızda da garip bir ÅŸekilde kaybolur. Bu yüzden “ben” diye bir ÅŸeye sahip olmak benim için çok da önemli deÄŸil. Ben süreçte kazandıklarıma yaÅŸam diyorum.

Kalıcı özelliklerimi, deÄŸiÅŸim süreci sonrasında arkada kalan dokunulmamış yönlerimi buldum. Peki, ya bu özellikler “kötü” ise? Onların öyle kalmasına seyirci mi kalmalıyım? Kötü özelliklerim “benim” olduÄŸu için ve uzun uÄŸraÅŸlar sonucu deÄŸiÅŸtirilemiyor gibi gözüktüğü için onları kendi haline mi bırakmalıyım? Bana kalırsa deÄŸiÅŸimin bu ÅŸekilde bir sınırı olmamalı. Evet, mantıklı bir kriteri olmalı ve bu deÄŸiÅŸim yönetilmeli. Ama “ben”likten bağımsız bir kriter ile yönetilmeli.

“DeÄŸiÅŸimin sınırı olmalı mıdır?”

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.