Diyanet İşleri ve laiklik
Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı yani laikliğin olduğu söylenen bir ülkede din işleri ile ilgilenen bir kurumun yani Diyanet İşlerinin Başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak çalışması ve bunun anayasa tarafından genel idare içerisinde kamu kurumu olarak sayılması ve laik bir devlet yapısı içerisinde bulunan bu teşkilatin cumhuriyete fetvalar vermesi laikliğe aykırı bir durum olarak görülmektedir.
3. Mart 1924 tarihinde 429 sayılı kanunla Başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak kurulan Diyanet İşleri;
“Genel idare içinde yer alan laiklik ilkesi doÄŸrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleÅŸmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”
Anayasanın 136. maddesinde yer almaktadır.
Devletin bilime, sanata, saÄŸlığa, geleceÄŸimizin teminatı olan gençlere ayırması ve yatırım yapması gereken paraların büyük bir çoÄŸunluÄŸu ne yazık ki Diyanet İşleri’ne akıtılmaktadır. Diyanetin temsil etmediÄŸi inançlardan beslenmesi de adaletsizliÄŸe bir örnektir. ÇaÄŸdaÅŸ ve aydın bir geleceÄŸin önünde duran Diyanet İşleri ülkenin geliÅŸimi ve modernleÅŸmesi önünde duran bir takım düşünceler tarafından desteklendiÄŸi düşüncesindeyim.
Diyanet iÅŸleri konusunda gecikilmiÅŸ de olsa bir takım ciddi deÄŸiÅŸiklikler yapılmalıdır. Reform niteliÄŸinde olması gereken bu deÄŸiÅŸiklikler Türkiye’ye demokratikleÅŸme yolunda artı puan saÄŸlayacaktır. Ülkesinde çaÄŸdaÅŸlaÅŸmanın ve modernleÅŸmenin olmasını isteyen her bireyin bu reforma destek vermesi ve düşüncelerini özgürce ifade etmelerini gayet doÄŸal olarak görüyorum.
Tabii ki bu görüşe aykırı anti-demokrat düşünceler “Din elden gidiyor”, “İnancımıza saldırıyorlar” deyip, protestoların olması ve saldırganlaÅŸmalar da olacaktır. Ancak ilerlemenin önünde duran her türlü engelde oldugu gibi bu engellerde aydınlanmanın ve ilmin karşısında fazla dayanamayıp yıkılmaya mahkum kalacaktir.
Halka bu türlü provakosyanlara gelmemeleri konusunda Türkiye’nin belli bir politika izlemesi ve insanlari aydınlatıcı gerek görsel, gerekse yazılı basın ve açık oturumlar sayesinde halka bu kuruluÅŸun nelere mal olduÄŸu gösterilmelidir.
Dini işlerin birebir devletin kendi organı tarafından yürütülmesi devlet içerisinde hacı, hoca takımını çoğaltıp seriatçı ideolojiyi devlet içerisinde yaygınlaştıracağı ve güçlendireceği kanısındayım.
Diyanet İşleri devletten ayrılmalıi ve ayrılan bu kuruluÅŸ İç İşleri tarafından denetlenmelidir. Diyanet iÅŸlerinin sadece sünni inancının deÄŸil Türkiye’deki büyük küçük inanışlar arasında ayrım yapmadan tüm inanışları temsil etmesi gerekmektedir. İnançlı sade vatandaşı maÄŸdur etmeme ve irtica olaylarına karşılık İç İşleri Bakanlığı’ndaki bu kurumun aydın ve genç toplum psikolojisi ve sosyoloji konusunda uzmanlasmış gençlerden oluÅŸması saÄŸlanmalıdır.
Bu kurum bir inancın tekelinden alınmalı ve tüm inançlara aynı mesafede olmalıdır. Sade inançlı vatandaşın inancının en güzel ve huzurlu ÅŸekilde yaÅŸaması için Diyanet’in bağımsız bir kurum olarak daha fazla iÅŸe yarayacağı inancındayım.
Sünni inancını temsil eden Diyanet’in devletten ayrılmasıyla eÅŸitsizliÄŸin ortadan kalkacağı devletin tüm inançlara eÅŸit yaklaÅŸtığının bir kanıtı olarak tarihe geçecektir. Yukarıda belirttiÄŸimiz kurumun denetlemesi ÅŸartı ile isteyen inançlar kendi kurumlarını kurma serbestliÄŸi tanınmalıdır.
Diyanet İşleri ile ilgili Hürriyet Gazetesi’nin 27 Ekim 2006 tarihli haberi eklemek istedim; “Diyanet bütçesi 37 kurumu solladı“.
Yazan: Ali Serttürk
23 November 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Hüseyin Kolcu
Ali bey size kesinlikle katılıyorum. Yalnız devletin dine karışmaktan vazgeçmesi gerekir ama karışan özel vakıflara da iyi denetlemek koşuluyla günümüzdeki gibi köstek değil destek olması gerekir.
Çünkü Diyanet vatandaşın dinini öğrenmesinde yetersiz kalıyor.
23 November 2006
Turan Dursun
Topluma kontrollü bir “laik din”( ne demekse) dayatan diyanet örgütü dindara baskı aracı.
Dini anacak bir devlet değil bu. Cemaat raikat ve medrese özgür olmalı ki devlet laik olsun. Dinin devletin bir kuruşuna ihtiyacı yok. Devletin bu dini sömürdüğü yeter. Bu din sömürüsü sayesinde bu ülkede millet düşmanları ekmek yedi.
Dini ve dindarı sevk ve idaredeki bu çapraşık ve işkence yolları yolunmuş kaza çevirdi dindarları her anlamda. Paraları, kültürleri, sosyolojileri, akılları ve aileleri dahi sömürüldü her renge giren emperyalizmce.
Ehiller konuşsun please.
28 November 2006
Fanivebaki
Sevgiler,
Bu ne yaman celişkidir ki ; din adamı veya kurumu diye bir kavram olmayan Kuran ögretisinden nice kurumlar nice boşboğazlar türemiştir ve halen de türemektedir.
Unutulmamalidır ki Hz. Muhammed aleyhisselamın boyut değişikliği ile birlikte, İslam ismi ile anlatılan sistem ve düzen adına ve dahi Allah ismi ile işaret edilen adına konuşma durumu son bulmuştur.
O muhteşem beyin son nebidir. Ondan sonra gelecek hiç kimse bu öğretiye inancı varsa din adına konuşamaz ancak din hakkında konuşur. Ve bu konuşma dahi kendisi dışındaki hiç kimseyi bağlamaz.
İslamiyet’te ruhban sınıfı yoktur, İslam’da kul ile Allah arasına girmek diye bir kavram yoktur. Çünkü böyle bir mesafe, böyle bir ikilik yoktur.
“O size şah damarınızdan daha yakındir.”
– (Kaf suresi 16)
Herkes inancı kadarıyla tabi olduğu sistem ve düzeni kendisi araştırmak durumdadır. Ve kendi yolunu anlayışu ölçüsünde kendi başına belirlemek zorundadır.
Sistem ve düzende mazarete yer yoktur. Sünettullahta mazarete yer yoktur. Bilmem şu kurum böyle dedi, bilmem kim hoca bunu ögretti gibi mazaretler söz konusu degildir. Ne sen başkasından sorumlusun, ne de başkası senden dostum.
Din insan içindir, devlet için değil. Devletin dini olmaz. Ve şu seslenişe kulak vermek gerekir:
“Allah’a” giden yol nefsler (bilinçler) adedincedir”
Ey ASK, sen anlat ben de dosta karşı söz söylemeye mecal kalmadı.
29 November 2006
Gökhan DAĞ
“Bu kurum bir inancın tekelinden alınmalı ve tüm inançlara aynı mesafede olmalıdır.”
Yukarıdaki makaleden yapılan alıntı gerçekten güzel bir değerlendirme sunuyor.
Diyanet din işleri anlamına gelip, kesinlikle mezheplerin tutumlarına göre hareket edemez, ki Müslümanlık mezheplerin varlığına bir anlam veremezken bu oldukça şaşırtıcıdır.
İdeolojik temaların boyunduruğu altındaki bir Diyanet İşleri Başkanlığı kesinlikle meşru değildir ve olamazda.
Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında bir diğer saptamamsa şu: Diyanet İşleri din işleri olduğundan sadece Müslümanlığın çıkarlarını korumamalıdır ve her dine eşit bir şekilde yaklaşmalıdır. Bu da onun her ne kadar laiklikle örtüşmesede laik olma zorunluluğundandır.
Teşekkürlerimle Gökhan DAĞ - Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi Öğrencisi
30 November 2006
H.İ.Ç
Fani ve baki, benim peygamberimi ‘muhteşem beyin’ olarak görmüş; ilginç.
Tüzel kişilikler de birer nefistir belki, o nedenle dini eylemleri organize kılmak için de örgütlenme hürriyeti olmalı denebilir.
Kimse kimsenin arasına girdiği yok, bir araya gelen kişiler varsa bu biçemde.
Anmak gerekti andım hani, tanrının adını ad olarak edinen kendine o yazar her kim ise; belki bakışına bir renk katar diye.
30 November 2006
Fanivebaki
Sevgiler her seyden önce…
Dini eylemleri organize kılmak için örgtülenme hürriyeti olmalı diyene, sonsuz bir hürriyet zaten önünde, bilindiği üzere. Buna kimsenin bir şey dediği yok.
Ancak kurulan örgütlenmeler, Diyanet İşleri misali, hangi vasıfla ve kimlerden aldığı bilirkişi sıfatıyla İslam adına konusma yetkisine sahipmiş acaba?
Gayet basit bir soru dostum. Kim verdi bu yetkiyi o örgütlenme meraklisi örgütlere? Ve bana İslamı öğretip, benim yerime karar verebiliyorlar?
Diyanet İşleri de dahil olmak üzere hiçbir örgütlenme ALLAH adına konuşma hakkına sahip değildir.
Efendimiz Muhammed aleyhisselam ile bu olay son bulmuştur. Ve ondan sonra gelen her bir birey kendi yolunu, Kuranı ve Rasul açıklamalarını baz alarak kendi bulmak durumundadır.
İnsanlar için referans Diyanet İşleri değil, Kuran-ı Kerim ve Hz. Muhammed (sav) dır.
Tekrar ediyorum bu öğreti devlet için gelmemiştir. Bu ögreti BENim kendimi bilmem için BANA gelmiştir. Ve söylenecek her şeyi Rasul söylemiş ve kalem kurumuştur.
“O size şah damarınızdan daha yakındir.” (Kaf suresi 16) derken Sistemin Seslenişi. Halen ne için O’nu devletin bir kurumunun verdiği fetvalarda aramak?
BEN BENdeyim dostum, aramam başka yerde.
Sevgimle
Dostlar anlayın artık, TEK başınıza geldiniz bu boyuta ve yine TEK başınıza terk edeceksiniz zamANı gelince. Ve yine hatırlatmak isterim hiçbir örgütlenmenin Diyanet İşleri de dahil, İslam adına.
01 December 2006
Hemdem Algın
Sayın bay Fani baki,
Diyanet örgütü devlet adına faaliyet gösteren ve Türkiye ulusunun kararı ile geçerli anayasa ve TBMM ile muteber kılınmış, yasa yönünde faaliyette bulunmakta olup, yetkisini burdan almıştır tanrı adına konuşma yetkisini.
Nereden alıyorsun bu kuruma ve ulusuna “Tanrı adına konuşma!” deme yetkisini. Tanrı vermiş olmalı bunu sana. Ancak onun mahkemesi madem burda onun bunun sana karışmasına izin vermiyor, senin de tarıyı koruman gerekmez.
Sen kendine karışılmasını engelle yeter. Bu da laiklik ve bu laiklik almış senin tanrını eline sana öğretiyor kuşa çevirip tanrını.
Laiklik herkesin tanrısı kendine diyor ve bu da laik devletin tanrısı demektir. Elleme. Ellersen sana eller bu devlet tanrısı dev örgüt- levitan-.
Bırak birileri sen gibi tanrı adına konuşsun, sen de tanrının adını almışın elinden konuşuyorsun fani ve baki diye. Sana sus diyen mi var, bırak başkaları da konuşsun başka adları ile. Onlar da malikül mülk adıyla konuşuyordur belki, sen mi olmak istiyorsun Diyanet İşleri Başkanı yoksa.
Tek başına takıl, rahat bırak bizi. Bu da devlet dini, resmi din. Rutsatla çalışan ahlaksızlık meşru Karaköy’de malum, benzetmek gibi olmasın da; bu da ruhsatlı din işte.
Laik devlette ruhsat almadan tanrı bile kitabını okutamıyor. Senin ruhsatın var mı, zıtların birleşimi kişi.
Esende olsun okuyucu, esende olsun din de diyanette.
02 December 2006
Fanivebaki
Her şeyden önce sevgiler,
Unutmamak gerekir ki bu platformda herkes fikri kadar var, ve herkes fikrini söyler, geçer gider.
Anlayacagınız ismime mailler yazmanız pek açıklanabilir bir davranış değil. Sizler de konu ile ilgili varsa bir fikriniz yazarsınız ve de geçersiniz.
Fanivebaki alacak bir şey varsa yazınızda zaten alacaktır merak etmeyin :)
Unutmayalım ‘FİKRİMİZ KADAR VARIZ’ bu ortamda.
04 December 2006
H.E.P Süleyman
Sayın Ali Serttürk ve yorumcuların yazılarının ekseriyeti bir tahammülsüzlüğü ve kendi ideallerine uymayanlara hayat hakkı tanımama, hatta dar görüşlülük kokuyor.
Ben merak ediyorum ilgili kişiler islamı ve bahsettikleri Kitap Ve Hadisleri hiç okumuşlar mı? Okumadıkları yazılarından belli.
Sayın beyler diyanete gerek yok diyor. Avrupa ülkelerinde kilise var. Devlet üzerinde etkindir. Delet kadar da zenginlikleri vardır. Birçok kurumları kendileri kilise adına çalıştırılar.
Diyanette ise devlet diyanet üzerinde etkindir. Yani diyanet dinden çok devletin varlığını korumaya çalışır.
Bugün Dünya, İslama savaş bayrağını açmışsa, kendi dinlerinin yok oluşu bundan dolayı da birlik - beraberliği kaybettiği, ayakta kalma korkusundan kaynaklanmaktadır. Olaki müslümanlar karşımızda sağladığı birlikle bir güç olabilir mi diye.
Bu ülkede diyanetin verdiği din eğitimi sayesinde dürüstlük vardır. Devlet malını koruma, kayırma anlayışı vardır. Ülkeyi koruma, düşmanla ve terörle çatışma dini bir görevdir, aynı zamanda vatandaşlık görevi. Temizlik, nezaket, modernlik, çağın gereklerini yakalama ve uyma, İnsanlarla iyi geçinme, BAŞKALARININ İNANCINA SAYGI ve daha niceleri…
Bu yazıların sahibi sorsun kendilerine, bu ülkede şehit olanlar kim, hortumlacularla mücadele eden kim; Hortumlayanlar kim!?
Ki ben dinin içinden gelen bir kişi olarak Türkiye’de din eğitimi resmi yollardan kısıtlı olduğundan yeteneksiz ve yetkin olmayanlarca yetiştirilen insanlar müslüman olarak topluma lanse ediliyor.
Tanrı adına kimse konuşmuyor. DİN konusunda akademikleşmiş kişiler dini toplumun anlayacağı tarzda topluma sunuyor. Eğer diyanete ve din adamına ihtiyaç yok derse sayın baylar, ben de doktora, hakim ve savcıya… ne ihtiyaç var derim. İnsanların arasına girmesinler. İnsanlar tıp kitaplarını, hukuk kitaplarını okuyarak tedavi olur ve kendi aralarındaki uyşmazlıkları sulhederler.
O zaman toplumda herkes kendi başına yaşasın, kimse kimsenin arasına girmesin, herkes kendine yetsin. Hatta devletin diğer kurumlarına da ne ihtiyaç var, herkes vatandaş olarak bu ülkede yaşıyorsa, yaşamın gereği herşeyi öğrenmek zorunda, görevini yapmak zorunda. Polis neden var, Bankaya ne gerek var, Maliyin bütçesi neden bu kadar kabarık, MEB. neden bunca yatırımlar yapar, öğretmenlere maaş verir.
Millet aptal değil, öğrensin öğrenmesi gerekenleri!.. Zaten diyanet isteyenlere islam hakkında bilgi veriyor. Bırakın isteyenler istediği dini yaşasın ve öğrensin. Sizin inancınnızı yaymak ve yaşamak için imkanlarınız yoksa siz de devletten imkanlar isteyebilirsiniz. Üye sayınıza göre de destek alma hakkınız olabilir, buna saygı duyarım.
Diyanet sadece müslümanlara hizmet veren bir kurumdur. Bütün inançlara nasıl hizmet verecek, anlayamadım. Diğer inançlar da kendi potansiyellerine göre inançlarını da ortaya koyarak, inançlarını yaşama ve yaşatmak için imkan isterler doğal olarak.
Diyanet laikliğe zararı mı var acaba? %99 müslüman olan bir ülkede müslümanlar dinlerini öğrenecekleri bir kurumun olması doğaldır. Devlet diyanete müdahale etmesin, din zaten müdahale etmiyor devlete.
Diyanet müstakilleştirlebilir. O zaman deletin elinde olan tüm dini vakıflar, vakıf malları Osmanlı’dan kalan dini ve cami bünyesindeki yerler ve gelirleri diyanete iade edilsin, diyanet müstakilleştirilsin daha verimli olur.
Ama sizin amacınız İslamı boğmak, dilenciliğe muhtaç etmek, din çinde fitne ve kargaşa sokmaksa onu da açık söyleyin. Anlayanlar açıkça anlıyor da anlamayanların anlayacağı tarzda bunu izah edin lütfen.
Ali Serttürk bey, İslam inancının yasaklanmasından, teki gösterenlerin de pasifize edilmesinden bahsediyor, dolayılı olarak. Anlaşılan o da bir tanrılığa soyunmuş ve kendi inanç sistemini zorla topluma yerleştirecek. Bırakın sizin o cazip, insanları hayran yapacak fikirlerinizi atın ortaya insanlar peşinizden hayranlıkla koşsunlar, zorlamayın onları. Eğer dediğiniz gibi elinizdeki kuvvetleri kullanarak bunu yaparsanız, bu ülkeyi bölersiniz bölücüler gibi, insanların mutluluğunu katledersiniz, terör örgütleri gibi. Sosyal olaylarla ilgili kitpaplar ve tarihi belgeler okuyun lütfen dış düşmanların arzu ettikleri tarzda talepleriniz oluyor farkında olmadan belki.
Lütfen kendi inancınız sizde kalsın, saygımız var; ancak başkalarının inancına da tahmmül gösterebilmeyi öğreniniz. Bu inançlar ineklere tapan hinduların inancı da olsa. Japonların inançları bir çok insana göre çok ilkeldir. Ama medeni ve çağdaşlıklarına hiç de engel olmamış inançları. Siz Ülke için büyük bir buluş yaptınız da diyanet engel mi olmuş size. İlim adamlarımızı neden yurt dışına kaçırıyoruz, diyanet mi gönderiyor bunları YÖK mü, Ayın!() kesim mi?
Uzunca bir yorum oldu özür dilerim.
Saygılarımla.
05 December 2006
Ali Serttürk
Bu nasil bir cürret. Yukaridaki yorumların birisi böyle provake bir yazı yazıyor. Kimsenin İslam’a karşı olduğu yok ve kimse tanrı olmak istemiyor (Haşaa).
O kadar yanlış bir yorum ki, insanları hemen kandırabilir.
Bakınız Avrupa’da kilise devletin üzerinde değil ve Avrupalı bizler gibi duygusal yaşamaz. Sezar’ın hakkı Sezar’a, tanrının hakkı tanrıya felsefesini ikibin yıl önce benimsemiştirler.
Amac burada Avrupalıyı övmek değil, Avrupa’da yaşayan bir insan olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Avrupalının üzerinde kilise yok ve asla olamaz.
Kilise ve devlet birbirinden cok ayrı durumda, ayrıntıya girmek isterdim ama kısa kesmekte yarar görüyorum.
Geçmiste yazdığım “Yazarlar erken ölüyordu“ yazımı okumanızı istiyorum. Bu memlekette bir ton aydın yukarıdaki provake yazılar yüzünden öldürüldü.
Saygılarımla.
05 December 2006
Hüseyin Kolcu
Bu ülkede diyanet veya camiler hiçbir zaman devletin üstünde olmadılar ki. Hatta din her zaman tehlike olarak görüldü.
Tamam din devlet işlerinden ayrılsın hatta diyanet i başkanlığı da kaldırılsın ama dininin gereklerini öğrenmek isteyen özel sektörede köstek olmasınlar veya iyi dentlesinler bunları.
Dünyayı fazla iyi bilmediğim için merak ediyorum acaba başka ülkelerdede bizim gibi din tehlike olarak görülüyor mu? Ya da ben Türkiye’de yaşamıyorum da başka bir ülkede mi yaşıyorum.
06 December 2006
Ayberg Sadberg
Komik bir savunma ali bey, 200 yıl önce Sezar’ın hakkını vermiş Avrupa mı mezhepler savaşı yaptı. Haçlı savaşlarının tarihi 2000′den daha mı eski? Ya şövalyelik.
Bu tarz düşünce yüzünden öldürüldü Galile, Thomas More. Az bilip çok söz söyleme sayfasında varlığınız fikrinizden çok oluyor çoğu kere. Ağzı olan konuşuyorsa, o halde benim yok.
06 December 2006
Ali Serttürk
Yorum düellosuna girmek benim tarzim degil ancak yaptığım yorumu ve yazımı okuyabilen kişiler bunu görecekler ki “Tarikat Çemberi” adlı yazımda bu tür Ortaçag zihniyetine de değinmiştim.
Anlıyorum ki sadece yazmak ve zıt kutup oluşturmak adına yorum yapılıyor. Bir gerçek var eğer bunu kabul etmek istemiyorsa bir insan yaşasın gerici hatta Ortaçag karanlığının daha da karanlık olduğu bir şekilde. Ben Avrupa’dan bahsediyorum.
Avrupa’daki haçlı savaşlarından değil. Din savaşları tarihin her döneminde insanlara acılar çektirmiştir. Benim bahsetmek istediğim, Avrupa’da din devletin üzerinde değil ve laiklik olgusu burada olabildiği düzlükte yaşanıyor.
Yukarıda ismi geçen insanlar (Galile, Thomas More) dediğiniz gibi Ortaçag zihniyeti ve gerici dini sistemler yüzünden öldürüldü. Çok haklısınız gerçekten çok. Yahu benim memleketimin yazarları 21. yüzyılda öldürüldü. Benim memleketimin insanlari 21. Yüzyılda evlerin temellerinde domuz bağı işkencelerine uğradı. Bizim insanlarımız 21. Yüzyılda temellere harç oldu. Anlatma bana sakın.
Avrupa’da Ortaçağ’da yaşananlar günümüzde yaşanıyor. Benim ile yukarıda bana yanlış ithamlarda bulunan şahıs için ben tanrılığa falan soyunmadım ya da İslam dinine karşı değilim gibisinden açıklama yapmıştım…
Dedigin bir söze daha hak veriyorum. Ağzı olan konuşuyorsa, o halde benim yok. haklısın.
Aydın ve çagdaş bir nesil ve çocuklar için…
Gericilikten uzak, gerçek, laik bir Türkiye için çalışanlara selam olsun.
06 December 2006
H.E.P Süleyman
Ali Serttürk bey yazımdan alınmış ve provakatörlükle beni itham etmiş. “Yazarlar erken ölüyordu” yazısını da referans gösteriyor.
Siz birilerinin inancını, kutsalını küçümseyeceksiniz, o inancın kurumuna hakaret edeceksiniz, bu provakasyon sayılmayacak; birileri aynı dozda size karşılık verince bunu provakasyon sayacaksınız.
Eğer fikrinize güveniyorsanız alınmayın. Ya da saldırı mahiyetinde yazmayın. Objektif yazın, kendinize göre değil. Empatik düşünerek objektif yazın saygı duyayım.
Ben Almanya’da 6 yıl yaşadım ve kiliselerle diyalog içerisindeydim. Ben diyanet devletin üzerinde olsun demiyorum, ancak orada kiliselerin çok güçlü olduğunu, okullarının, kreşlerinin, gençlik eğitim merkezlerinin, kamplarının olduğunu gördüm. Bu onların devlet işlerine bir zarar vermiyor da bizim diyanetimiz neden devletin laikliğine zarar veriyor bunu anlamadım.
Ön yargılı düşünüyorsunuz ve bilmediğiniz islamı eleştiriyorsunuz diye düşünüyorum. Yanılıyorsam özür dilerim.
11 December 2006
Kan Damarı
Burada Ali Beyin yazısı sürekli tartışma konusu olacak ama, yazılar kendini tartıştırıyor.
Avrupa’daki katliamların gerici bir din anlayışından kaynaklandığını yazdılar. Aynen doğru, hakiki Hristiyanlık bunları asla onamaz.
Bizim ülkemizde 21.YY. da din adına domuz bağına bağlananlardan, binaların temeline harç olanlardan bahsediyorlar bu da doğru.
Sizce burada Diyanet ve din sorumlu öyle mi? Öyle diyorsanız size verilecek bir cevabım olmaz benim.
Bu camileri diyanet ve diyanetin müftülükleri yetiştirmedi, yer altına islamı indirir, diyaneti kaldırısanız, dini istismar edenleri kendiniz üretirsiniz.
Lütfen hedefleri doğru gösterelim. Düzeyli bir sitede, düzeyli okuyucuların önünde yazılarınız okunuyor. Gülünç duruma düşmeyelim lütfen.
11 December 2006
Halim 61
Fanivebaki dostum, yazılarını okuyorum. Seni tanımakta isterim açıkçası. Dostum, sen iyi güzel anlatıyorsun da anlayan var mı?
Ali kardeşim, size yazabileceğim pek bir şey yok. Siz kapalı kutunun içine sıkışıp kalmışsınız ve dar bir çerçeve içinde dönüp duruyosunuz.
28 December 2006
Zafer Karabatak
Yazı temelde çok güzel ele alınmış ve güzel harmanlanıp okuyucunun önüne sunulmuş. Yazan arkadaşa esenlikler dilemekten başka ne denir ki?
13 August 2007