Entegrasyon ve asimilasyon
Özellikle Almanya’da yaÅŸayan yabancılar ve tabii ki büyük çoÄŸunluÄŸu teÅŸkil eden Türkler için kullanılan “entegrasyon” kelimesi, bütünleÅŸme, kaynaÅŸma anlamına gelmektedir.
Almanya’da yaÅŸayan yabancıların çoÄŸu bu bütünleÅŸme kavramını tam anlamıyla anlayamamış ne Alman gibi ne de kendi etnik kültürlerindeki bir bireyin yaÅŸamı gibi yaÅŸayamamaktadırlar. Bunun tam tersine bir görüntü ve yaÅŸam tarzı içerisinde yaÅŸam sürdürmekte olan bu kiÅŸiler, dış görüntüleri, müzik, yaÅŸam tarzından, giyiminden kolayca göze çarpmaktadırlar.
Kent sokaklarında gezerken, kafanızı kaldırıp şöyle bir çevrenize bakındığınız zaman kolaylıkla göze çarpan bu kiÅŸileri bir Alman’dan (yerli halktan) ayırt etmeniz pek zor olmayacaktır (Çesitli saç ve sakal imajları ve giyim olarak).
Yaşadığı toplumun yaşam tarzına ve yerleşik kurallarına uyum sağlamak her yabancı bireyin mecbur uyması gereken kuralların başında gelir. Ancak kendisininin entegre olduğunu söyleyen bir bireyin kendi kültüründen utanç duyarak, burada doğup büyüdüğünü kendisine bir neden olarak gösterip, asimile olduğunun farkında olamayan kişilere de rastlamak oldukça mümkündür. Bu kişiler entegre olmayı asimile olmakla karıştırıp kendi kültürlerinden uzak bambaşka bir şekilde yaşarlar. Halbuki entegrasyon, uyum sağlanmaya çalışılan ülkede kendi kimliğini kaybetmeden yaşamaktır.
Eger entegre olmak yerli topluma ayak uydurmak ve beraber yasalara ve toplum kurallarına uymak ise anlaşılır bir şekilde onaylanması gereken bir tutumdur. Yabancı toplumun bunu kabul etmemesi gibi bir tavır içerisinde olması tabii ki kabul edilemez bir davranıştır ki bu da yabancı ve yerli arasında büyük uçurumlara ve anlaşmazlıklara neden olur.
Uzun yıllardır üzerinde durulan konu olan entegrasyon hakkında yapılan birçok açık oturumlar, gazete haberleri ve politik sohbetlerde sıkça Avrupa ve Almanya’da yaÅŸayan yabancıların uyumsuzluk sorunu yaÅŸadıkları, entegre olmakta bir hayli zorlandıkları, entegre olamayan yabancıların hiçbir çaba göstermediÄŸi vurgulanır. Bu türlü ucuz konuÅŸmalarla bazı cahil kesimi uzun yıllardır uyutmuÅŸ olan politikacı ve aydın geçinen kesim, yerli toplumun yabancı toplum üzerinde bir baskı uygulamasını saÄŸlamıştır. Entegre olmasını istediÄŸi toplumdan uzak yaÅŸayan bir yerli, yabancının kendilerine adapte olmasını nasıl isteyebilir ki? Yabancı bir misafir daha önce tanımadığı bir eve girdiÄŸi zaman toplulukta sıcak karşılanmadığı sürece o toplulukta kendisini nasıl iyi hissedebilir ki? Kendisini hep geri çeker ve dışarıya kapanık davranır. Kendisini bir türlü ifade edemeyen kiÅŸi zamanla toplumdan uzaklaşıp, kendi kabuÄŸuna çekilir.
Devlet dairelerinde çalışan yabancı vatandaşların sayısı ortadadır. Bu ülkede kaç tane yabancı politikaci vardır? Belediyede ve işci bulma kurumunda çalışan kaç tane yabancı vardır? Sadece yabancıların kazançlarına göz diken bazı uyanık sermayenin yanında çalışan yabancı uyruklu insanlar vardır ki onlar da promosyon, kominikasyon ve pazarlama işiyle uğraşmaktadırlar. Kendi mallarını satmak için düşük bir yabancı potansiyeli olan ülkede yabancı işçi bulundurması haliyle işverenin işine yarayacaktır.
Yaşamaya çalışılan her ortamda bir şekilde yerli toplum yabancı topluma yabancı olduğunu hissettiriyor. Buna örnek verecek olursak Belediye, Yabancılar dairesi, İşçi bulma kurumu vs…
Yabancı bir vatandaş, bu dairelerin herhangi birine gittiği zaman karşısındaki memur tarafından değersiz bir yabancı olduğu her defasında kendisine hissettiriliyor (Bazı zamanlar insanlar bu dairelere gidecekleri günün öncesi birçok psikolojik bunalım yaşıyor olabiliyorlar). Entegre olmaya çalışan yabancı da bu şekilde yaşadığı yerli halktan uzaklaşıyor ve aralardakı uçurum alabildiğine derinleşiyor (Öyle durumlar geliyor ki ekonomik sorunlar, işsizlik ve terör olayları yabancılara mal edilebiliyor).
Kişinin etnik kökeni ne olursa olsun, bulunduğu topluma kendi kültürünü, dilini koruyarak entegre olması doğaldır. Yanlız bu durum yanlış kullanılmaya çalışılırsa yani yabancı topluma hissettirmeden baskı uyguluyarak yaptırılmaya çalışılırsa işte bu asimilasyon olur ve yabancı toplum tarafından ters tepki görür.
Bir örnekle devam etmemiz gerekirse bir orman ve renkler örneğiyle konuya devam etmek istiyorum. Bir ormanda bulunan çeşitli çiçekler ve meyve veren ağaclar gibi çokluk ve ahenk insanı başka bir dünyaya götürür. Bu ormanda her çiçeğin ayrı kokusu ve her meyvenin ayrı tadı vardır. Ancak bu doğal hayatın birbiriyle karışıp tek bir bitki ve ağaç olmasını istemek kadar aptalca bir durum olamaz. Ormanın içerisinde aynı meyveler ve aynı çiçekler insanı bunaltır ve sıkar. Aynı renklerde olduğu gibi siyah bir renk ile kırmızı bir rengin karışımında ortaya çıkacak anlamsız ve zevk vermeyen bir renkle karşılaşabiliriz. Ama renkleri ve ormanı doğallığından uzaklaştırmada yaşamak ve bu çeşitlilik içerisinde yaşamak yerli ve yabancı toplumu zengin kılacaktır. Her iki toplum da birbirlerinin folklöründen bir şeyler öğrenecek ve insanı tanıma imkanı bulacaktır. Anlaşılacağı gibi insanları oldukları gibi kültürleriyle kabul etmek ve yaşamalarına izin vermek gerekliliğini düşünüyorum.
Yıllar öncesinden buraya gelen topluluklar kendi kültür ve dillerini yaşatmak için dernekler kurmuş ve bu derneklerde faliyetler sürdürmüşlerdir. Bu faliyetlerin başında folklör, enstruman kursları ve dini ibadetler gelmektedir. Kendi kültür ve çoğrafyalarından kopuk yaşamak istemeyen insanlar bir şekilde burada kültürlerini yaşamaya ve yaşatmaya devam etmeye çalışmışlardır. Ancak bunun neticesinde çok az bir verimlilik elde etmişlerdir.
Anne ve babanın yabancı dil eksikliği, geçmişte yaşadıkları toplumun gelişimini takip edememek, geldikleri kültürü kaybetmemek adına sarılınan dini inançlar, gelenek görenekler, dışarıda yaşayan yerli halkın yaşam tarzı, kadına ve insana bakışı, kadın erkek ilişkileri, otomatikman ailede evlatlarını koruma içgüdüsünü harekete geçirmiş ve “Çocuklarımız bunlar gibi olacak, kızlarımız ve oğullarımız kötü yollara düşecek“ telaşıyla çocukları kendi eski yıllar önce yaşadıkları toplumun şartları altındaki gelenek ve göreneklere göre yetiştirmiştir. Okulda ve arkadaş çevrelerinde Almanca konuşan ve yerli kültürle bir arada yaşamaya çalışan yabancı gençler ev ortamında kendi ana dilleriyle konuşma ve geleneklerine ayak uydurma zorunda kalmıştır. Yabancı arkadaşlarıyla Almanca paylaşılan heyecan ve dışarıdaki kültür ev ortamındaki muhabbete hiç benzemediğinden, genç iki ortam arasında gelip gitmiştir.
Bu neticede sosyal yaşamlarında ne bir Alman gibi ne de geldikleri toplumdaki bir birey gibi yaşayamamaktadırlar. Yukarıda değindiğimiz hususlar yüzünden olsa gerek burada yetişen gençlerin kendilerine göre yaşam tarzları ve kültürleri oluşmuştur. Bu yaşam tarzı içerisinde sosyal yaşamlarını sürdürmektedirler.
Amaç Avrupa kültürlerini veyahut toplumlarını germek değildir. Yaşadığımız kıta üzerinde yetişen birçok düşünür, müzisyen, ideologlar, ressam ve filozoflar olmuştur. Ancak gelinen ülkelerdeki folklörü ve toplumca paylaşılan heyecanları kaybetmekte olacak iş değildir. Çocuklarımıza Pir Sultanları, Hacı Bektaşları, Karacaoğlanları, Yaşar Kemalleri ve birçok ozan ve sanatçılarımızı hatırlatmak ve hatırlamak bir aile olarak hepimizin görevlerinden biridir. Çocuğa öğretilmesi istenen çağdaş sanatlardan önce her yabancı kendi geldiği kültürde bulunan ve yaşatılan sanatlardan bir şeyler çocuğuna öğretmelidir. Yabancı ülkede yetişen bir yabancı önce kendi kültürünü öğrenmeleri ve sonra yabancının kültürü hakkında bilgi edinmesi gerekmektedir.
Kendi toplumuna yabancılaşan bir birey olarak değil de diğer kültürleri ve halkları kucaklayan bir birey olunması gerekir. Din, dil, folklörünü, özgürce yaşayabilen, etegrasyonu asimilasyonla karıştırmayan bir toplum ve politika dileğiyle.
Yazan: Ali Serttürk
10 September 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Serdar
Sizin bu konuyu çok iyi hazırlamış olduğunuzu gördüm. Size aynen katılıyorum. Bu sizin gibi binlerce insana düşen görevlerden birini yaptınız. “Bir çiçekle bahar gelmez” derler ama ilk adımın da çok önemi var. Bu bir bilimsel yazı olmaktan çok ötesinde bir yazıdır ama ilk adımın atılması da çok güzel.
Size teşekürlerimi sunarım. Çalışmalarınızdan dolayı iyi günler dilerim. Siteye de başarılarımı sunarım.
10 September 2006
Semiha
Yazıya anlaşılır ve berrak bir dille yaklaşmıssınız. Umarım okunur ve birkaç beyine ulaşır.
10 September 2006
Alparslan
Türkiye Türktür Türk kalacak. Katılmıyorum yazıya.
11 September 2006
Aydın Nişancı
Başka bir toplumun güzel özelliklerini alarak kendi geleneklerinde değişikliğe gidilmesinin nesi kötü olabilir ki.
Bir toplumun hırsızlıkla geçindiğini ve bunun artık gelenek halini aldığını düşünelim. Bu topluluk başka bir ülkede de aynı geleneği sürdürürse Entegrasyon adına izin mi vereceğiz?
Yazınızda -bir yanlışlık demeyeceğim ama- bir eksiklik var.
İki toplum temas kurduğunda her iki toplum da değişir. Bu sosyoloji’nin temel kuramlarından biridir. Aksi taktirde bu temasın sonucu savaş olacaktır.
15 September 2006
Hüseyin Kolcu
Aydın bey aynen katılıyorum çok doğru.
19 September 2006
Vildan
Avrupa’da yaşayan biri olarak entegrasyonda din faktörünün onemli olduguna inanıyorum.
Entegrasyon adı altında bizi dini kimliğimizden uzaklaştırmak aynı paralel çizgi üzerinde gitmektedir.
Biraz düşünelim. Aynı dini paylaşan yabancı milletlerle neden entegrasyon problemi yaşanmıyor!?
Not: AB bir kültürel bütünleşmedir. Ve bizim kültürümüz, dinimiz, inancımız, tarihimiz değer yargılarımız yaşantımız Avrupa toplumundan farklı olduğu için entegre problemini öne sürüp önümüze engeller çıkarıyorlar. Onlar bunu anladıkları halde biz neden anlamıyoruz hala. Aklım almıyor doğrusu.
30 October 2006
sevda
her zamnki gibi kendinizle çelişiyonuz türkiye sadece bunu almanyadaki türkler için söylüyo ama türkiyedeki kürtler için kimse adım atmıyo
15 February 2008
Dilara
Asimilasyon ve Entegrasyon arasındaki ayrımı çok akıcı bir dil ve zevkli örneklerle pekiÅŸtirmiÅŸsiniz.Sizi tabrik ederim,okurken çok keyif aldım…
Tabi eminim siz de hak verirsiniz ki bunlardan önce Oryantasyon iyi bir sekilde uygulanmalıydı,zamanında Almanya’ya işçi olarak giden Türklerimize oraya uyum saglaması için bir eÄŸitim verilmeliydi.Alman kültürü ve yasayıs tarzına ayak uyduramaması ve oraya giden vatandaslarımızın benliklerini korumak için dinine sarılması ve gelenek,göreneklerine Türkiye’de yasayan Türklerden iki kat önem vermesi çok dogal..Cok farklı bir atmosferde yok olup gitmekten korkan.çocuklarını ve karısını korumak için bu yolu seçen baba haklıdır ama bunun dezavantajları da vardır.Genç,iki kültür arasında sıkışıp kalır,bunalıma girip intiahara bile kalkısabilir..Oysaki zamanında uyum sürecine sokulsaydı o insanlar bu kadar zorluk çekmeyeceklerdi..AtaÅŸelerin birçok görevi var,orada yasayan Türkleri korumak ve uyumlarını saglamak adına..ve tabii ki devlet birseyler yapmalı…
18 February 2008
Piyale Etgintogrul
Sevgili Ali
Entegrasyonla ilgili yarin bir bulusma gerceklestirecegim. Bu yüzdende internet de ciktigim gezide bu güzel yorumunla karsilastim. Seni bütüne katklarindan dolayi tebrik ediyorum..
03 April 2008
SİBEL
Çok güzel anlatmışsınız faydalı bi bilgi oldu. buradan da değinmek istediğim biz Türkler olarak kürt halkından asimile değil entegre olmalarını bekliyoruz..
08 April 2008