Ermeni Konferansı’ndaki Türk Aydınları
BildiÄŸiniz gibi 24 Eylül’de Bilgi Üniversitesi’nde bütün itirazlara ve engelleme çalışmalarına raÄŸmen bir Ermeni Konferansı gerçekleÅŸtirildi. Konferansı düzenleyen ve kendilerine “aydın” diyen kiÅŸiler amaçlarına ulaÅŸtı. Bolca “Türkiye bu soykırımı kabul etmeli” gibisinden yönergeler ilan edildi.
Konferansın baÅŸlangıcında, engelleme çalışmalarına “Özgürlük var!” diyerek karşı çıktılar ve bir yolunu bulup, biraraya gelip, tüm dünyanın ilgisini toplayıp yapacaklarını yaptılar.
Daha önce de bu ve bunun gibi konferansların yapılmasına karşı olmadığımı, olamayacağımızı, özgürlüklerden bahsedilen bir ülkede böyle bir kısıtlamanın yersiz olduğunu düşündüğümü belirtmiştim. Fakat zamanının iyi belirlenmesi gerektiğini ve sonucunda ne gibi durumlarla karşılaşılacağının iyi planlanması gerektiğini belirtmiştim (bkz: Ermeni Konferansı).
Bu arkadaÅŸlar ülkede özgürlük var, demokrasi var diyerek bir konu hakkındaki düşüncelerini basın yardımı ile de ilettiler tüm dünyaya. Peki ÅŸimdi ne oldu? Hemen ardından, Avrupa Parlementosu “Ermeni Soykırımının kabul edilmesi” gibi bir ön ÅŸart ile çıkageldi.
Hürriyet gazetesi yazarı Özdemir İnce haklı bir çıkış yapıyor bu konuda;
“Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin Ermeni soykırımı iddialarını tanıması koÅŸulunu ileri sürdü. Ermenistan yetkilileri ve diaspora mutluluktan göbek atıyor. Ermeni Konferansı cazgırlarının bir onurları varsa bu konuda ne düşündüklerini açıklamaları namus borcudur!”
Evet. Açıklanması gereken bazı şeyler var. Neden ülkemizin bu zor dönemecine denk geldi bu konferans? Amaçları böyle bir sonuca neden olmak mıydı? Yani istedikleri şey konferans düzenlemekten öte bir amaca mı hizmet ediyordu?
Büyük ihtimal, “Gerçekler er geç açığa çıkmalıydı. Bugun ya da yarın ne farkeder” tadında bir cevapla karşılaÅŸacağız. Fakat ortada bir “gerçek” yok iken bu yapılanın tanımı sadece konferans olarak kalamaz!
01 October 2005 | İlgili Olduğu Konular »

Erhun Geyisi
“Neden ülkemizin bu zor dönemecine denk geldi bu konferans?” cümlesinin içine sinen klasik kemalist/milliyetçi hamasete bakarsak ülkemizin zor olmayan dönemi yoktur. Her an etrafımız düşmanla çevrili bulunmakta, bize dost görünenler arkamızdan hep başka işler çevirmekte, velhasılı bugünlerde, her zaman olduğu gibi yine, her gün Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”sini okumalıyızdır.
Okumalıyızdır ki gaflet ve delalet ve hatt
11 October 2005
Selim Yörük
Öncelikle yorumunuz için teşekkür ediyorum Erhun bey.
Fakat sanırım “Gerçek” kısmını yanlış değerlendirmişsiniz. Kastedilen “Gerçek” sizin değerlendirdiğiniz “Ben biliyorum. Öyle bir soykırım yok!” anlamının tam aksine dillendirdiğim konferansı düzenleyenlerin kullandığı “gerçek” kelimesinin -sizin de bahsetmiş olduğunuz gibi- kesin olamayacağını belirtir.
Yani tırnak içerisinde kullanılmış gerçek kelimesi burada “Ortada kesinleşmiş bir gerçek yok” anlamına destek için seçilmiştir. Herhangi bir iddiası yoktur.
“Soykırım yapılmamıştır” kesinliğinde konuşabilecek ne tarih bilgim var ne de dayanağım. Yukarıda yaptığım tek şey yaşananların nedenlerini sorgulamaya yönelik bir yazıdır.
Saygılar.
11 October 2005
zafer balkan
Selim Bey, yazınız için teşekkürler.
Fikirlerinize diyecek birşeyim yok. Ancak bilgi konusunda pek katılamayacağım. Çünkü bu konuda yeterince bilgi sahibi olmak bence herkesin boynunun borcu.
Burnumuza dayatılan garip belgelerdeki yaptırımları kabul etmeden önce bunları yorumlayabilecek niteliğe sahip bir birey olmakla ancak ve ancak kendi toplumsal ve dolayısıyla bireysel çıkarlarımızı koruyabilir ve ardı arkası kesilmeyeceği açıkça belli olan bu yaptırımlarak karşı tepkilerimizi gösterebiliriz. Dolayısıyla
kısmında söylediklerinizi pek doğru bulmuyorum. Bu konuda herhangi bir taraf olabilirsiniz. Herhangi bir “gerçeği” destekleyebilirsiniz. Bu konuda kimsenin sizin düşüncelerinize müdahale hakkı yoktur, olamaz. Ancak bu konuda yazı yazabilmek bu seçimlerden birini yapmış olmanızdan geçer diye düşünüyorum. Çünkü “BİLGİ OLMADAN DÜŞÜNCE OLMAZ.”
27 April 2006
Selim Yörük
“BİLGİ OLMADAN DÜŞÜNCE OLMAZ” sözünüze katılmıyor değilim. Fakat benim yukarıdaki yazıda belirttiğim düşünce “soykırım”ın varolup olmadığı üzerine değil, konferansı düzenleyenler üzerine. “Soykırım”ın varlığı ya da yokluğu farklı bir yazının konusudur.
28 April 2006