Fikir yoksulluğu
Fikir yoksulluğu bütün yoksullukların anasıdır. Fikir yoksulluğunun diğer yoksulluklardan önemli bir farkı vardır. Diğer her şeyin yoksulu olduğunu bilen insan, “Benim paraya ihtiyacım var”, “Ekmeğe, suya ihtiyacım var” diye söyleyip, derdini dile getirebilir.
Fikir yoksulu insanlar ise, fikrin yoksulu olduklarını bilmezler. Kişi ne kadar fikre muhtaç ise, kendini o kadar fikir varsılı zanneder. Bu nedenledir ki; fikren gelişmemiş toplumlar kitap okumazlar! Her şeyi bildiğini sanan adam, neden kitap okusun?
Ayrıca, fikir yoksulu bir adamın okuması da ne derecede okumak sayılır? Bunu da düşünmek gerekir. Çünkü, o neyi ne kadar bildiğini bile düşünmemiş bir adam olarak, ve her şeyi bildiğini zanneden bir adam olarak, okusa bile düşünmeyecektir! “Acaba benim bu zamana kadar bildiklerim yanlış mıdır?” demiyecektir.
Neyi, nasıl yazarsak yazalım, bu fikir yoksulu kişiler hala yanılgılarının ve zanlarının doğruluğuna iman etmiş adam olarak kalacak, okusa bile okuduğundan nasiplenmemiş olacaktır.
Fikir öyle bir şeydir ki; onun alıcısı, ona muhtaç olan değildir. Fikrin alıcısı fikir sahibi olandır. Bu demektir ki, bir ülkede fikir yoksulluğu var ise, siz böyle bir yoksulluk yaşayan topluma dünyanın en anlamlı kitabını verseniz faydası yoktur. Siz bu topluma muhtaç olduğu fikri sunsanız manası yoktur!
Bir toplum düşünemediği için fikir yoksulluğuna düşer. Bir fikir ne kadar değerli olursa olsun, onun değerli olduğunu birilerinin anlaması için, kişinin verilen fikir hakkında gene düşünmesi gerekir. Zaten o düşünme tembeli ve kabiliyetsiz ise, zaten o düşünemediğini bile bilmeyen biri ise, sizin fikrinizin değerini nereden ve nasıl bilebilir ki?
Ben ilkokul tahsilli bir vatandaşım. Yazar değilim, herkes gibi ben de bilirdim ki, bu ülkede insanlar kitapçı dükkanlarının önünde sırada falan değildir. Ben bunu biliyordum. Evet ben ilkokul tahsilli biriydim ama, ben çok düşünen, öğrenmeye hevesli, anlamaya gayretli bir yaratılışa sahip biriyim.
Bunu şöyle anlatabilirim; Daha çocukluğumda yepyeni bir alet eve gelmiş olsa, ben o aletin içini açıp bakmadan, o aletin nasıl çalıştığını anlamadan rahat edemezdim. Benim için aletin iş yapmasından çok, onun nasıl çalıştığı önemlidir.
Bu çok önemlidir. Öyle tahsilli kişiler vardır ki, yıllarca bir otomobili kullanırlar, karbüratör neresidir bilmezler. Bindikleri arabanın sadece yürümesi ve hızı onları tatmin eder. Bu arabanın çalışması, yürümesi nasıl gerçekleşiyor bunu hiç düşünmezler.
Bu kadar meraksız, bu kadar düşüncesiz bir adam, yüksek tahsil görmekle çok büyük bilgi sahibi olduğuna inanır. Oysa bilgi ve fikir sahibi olmak, ilgilenmekle, düşünmekle olacak bir iştir.
Ben eminim ki, benim kitabımı okuma imkanına sahip olanlar, “Bir ilkokul tahsilli adamın fikrinden ne olur ki?” diye düşünmüşlerdir. Keşke “Bu adam bunu ne kadar düşünmüştür?“, “Bu ülkede kitap yazmak bu kadar kolay mıdır da bu adam bu kitabı yazmıştır” diye düşünmüş olsalardı.
Bu satırların yazarının beyni en çok hangi konuda meşgul olmuştur? Bu adam en çok neyi düşünmüştür?
Ben ülkemi, ülkemin istiklalini, istikbalini düşünürüm. Ama ben, her şeyi çok yönlü, çok ihtimalli düşünürüm. Sahip olduğum bir fikrin doğruluğuna kolay kolay inanmam. Her zaman hatalı düşünmüş olabileceğime inanarak yeniden ve farklı şekillerde düşünürüm.
İşte insan, sıradan insan olmaktan ancak böyle kurtulabiliyor.
Bu satırların yazarı ülkesini çok düşünür. Ülkemi herkesten çok sevdiğimi hiçbir zaman iddia etmedim. Çünkü böyle bir inanca sahip değilim. Bu ülkede insanların ülkesini çok sevdiğinden asla şüphe duymuyorum. Ama bunun anlamı yoktur! Bir milletin ülkesini çok seviyor olmasının ülkeye ve millete faydası yoktur. Önemli olan ülkeyi ne kadar ve nasıl düşündüğündür.
Ben de bundan on yıl öncesine kadar, bu ülkedeki herkes gibi, benim oy verdiğim parti, benim oy verdiğim lider iktidar olur ise, memleket kurtulur, her şey güllük gülüstanlık olur zannederdim. Ama bir gün kötü yönetilmenin “sistematik” olduğunun farkına fardım.
Ülkenin kötü yönetilmesine neden olan “hataların” farkına vardım. Gerçek şudur ki; Cumhuriyet sistematik bir rejimdir. Cumhuriyet sistemden anlamayanların istifade edebileceği, fayda görebileceği bir rejim değildir!
Sistemden anlamayanların hatasız bir sistematik kurgu gerçekleştirme şansları yoktur! Sistemlerinde hata kabul etmedikleri açık ve nettir. Ayrıca sistemlerde hatanın büyüğü küçüğü olmaz. Bir sistem hata büyük olsa da, küçük olsada sonuç vermez.
Türkiye’nin neden başarılı olamadığının sırrı da, Türkiye’de rejimin neden silahla korunmakta olduğunun sırrı da basit bir sistem hatasından kaynaklanıyor.
Basit bir hatanın bu ülkenin en azından elli yılının kayıp edilmesine yol açtığını söylemek mümkündür. Bu basit hatayı bir sayfalık yazı ile anlatmak mümkündür. Düşünebilen bir insan bulabilmek şartı ile.
Basit bir hatanın bir ülkeyi mahfetmiş olduğuna, düşünemeyen bir insanı inandırabilmenizin mümkünatı yoktur. Sistemden anlamak önemlidir. Bir otomobilin çalışmaması durumunda, otomobilin çalışma sistemini bilen insan farklı yerlere, bilmeyen insanlar farklı yerlere bakarlar.
Ben sistemdeki basit hatayı görüyorum. Bir kablo yanlış yere bağlanmış! Bu kablo doğru bağlanacak olsa bu otomobil çalışır. Ama bu ülkede insanlar sistemden anlamadıkları için, hatanın farkına varamıyorlar. Şoförün, otomobili çalıştırmayı beceremediğini düşünüyorlar. Böyle düşünüldüğü için ülkenin elli yılı hükümet iktidar değiştirmekle geçmiş, Ülke varabileceği mesafeyi kat edememiştir.
Ben diyorum ki; Bu hata giderilmediği sürece, bu otomobili ben bile yürütemem!
Basit bir hata neden görülemez? Küçük olduğu için. Ama küçük olsa da hata hatadır, hatalı bir sistem çalışmaz.
İşte ülkeyi mahfeden, insanları birbirine düşüren, ülkede rejim girdabı, düzen yozluğu yaratan bu basit hatayı gören biri olarak, bir basit hatanın ülkeyi mahfetmesine göz yumamadığım, adam sende diyemediğim için, içinde bulunduğum vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeden, benim için çok tehlikeli sonuçlar doğurabilecek “Reform ve farklı Türkiye” diye bir kitap yazdım.
“Bana bu cümleler başını derde sokar, mahkemelik olursun” diyenlere; “Ne iyi, hakimde benim kitabımı okumuş olur” dedim.
Türkiye bu kitaba muhtaç olduğu halde, beş kuruş menfaat gözetmeden, para kazanmadan fikir yoksulu yurdum siyasetçisine gönderdiğim halde, bu reform mücadelesi başarılı olamadı.
Oysa bu reform, hiçbir partinin fikirleriyle çatışmayan, hiçbir partinin görüşün savunucusu olmayan bir reformdu. Üstelik son derece basit, hiçbir maliyeti olmayan, adil, katılımcı, paylaşımcı, son derece sistematik bir reformdu bu.
Eğer bu fikir değerlendirilecek olsaydı, bu reform gerçekleştiği andan itibaren Türkiye’de her şey değişecekti.
Olmadı…
Bir işçi sayın Başbakanımıza maaşının yarısı olan 533 milyon TL göndermişti de Başbakanımız çok duygulanmıştı. Ben sayın başbakana farklı bir Türkiye yaratacak fikir verdim de, başbakanım hiç duygulanmadı bile! Her şeyi bildiğini sanan adam, başakalarının yazdıklarını neden okusun?!
Başbakana para lazımdı, fikir değil sanırım. Fikre muhtaç insanların ortak özelliği: “Fikre ihtiyacım yok! Bana para lazım” anlayışına sahip olmalarıdır.
Bu ülke imkanları kıt, toprakları çöl olduğu için yoksul ve geri kalmış değildir! Bu ülke beyinler çöl olduğu için yoksul ve geri kalmıştır.
Bir ülke için, bir toplum için en büyük felaket beyin çölleşmesidir. Beyinler çöl olursa ne orada fikir ürer, ne de orada başakalarının fikirleri yeşerir!
Fikirin üremediği, üreyen fikrin yeşerip dal budak olmadığı bir ülkenin sonu dükkanı kapamaktır! Fikir üretemeyen, fikrin kıymetini bilmeyen bir toplumun ülkesini sevmesinin bir anlamı yoktur. Böyle bir milletin ülkesini çok seviyor olması bile bir felakettir.
Yazıma kitabımdan bir sözle son vermek istiyorum;
“En zavallı millet; saltanatla yönetilipte, cumhuriyetle yönetildiğini sanandır.”
Cumhuriyete sahip olabilmek için daha çok düşünmemiz lazım.
Yazan: İzzet Kutukoğlu
04 March 2007 | İlgili Olduğu Konular »

İrfan Gencer
İzzet Bey, yukarıdaki yazınızın tamamını okudum ve her kelimesine katılıyorum.
Ayrıca çok güzel yazmış ve anlatmışsınız, kutluyorum.
Ezberci ve taklitçi bir toplum olan bu milleti uyutulmaktan kurtarmak ve uykusundan uyandırmaya çalışan bir nefer olarak çalışmana ve seni gördüğüm için benim de yalnız olmadığıma çok sevindim.
Bir insanın yanlışları görüp, yanlışlardan dönülecek çözümleri de bildiğinde, yetkili olmadığı için aciz kalmasının verdiği sıkıntıyı-ızdırabı senin ve benim gibi düşünenler bilir. Bu sıkıntıları bizim gibilerden başka kimseler anlayamaz.
Web siteme uğrarsan fikir çokluğunu ve bu fikirlere ilginin de ne olduğunu göreceksin. Fikri düşünce ve katkılarını beklerim.
Senin hesap, ben de kitap yazdım ve yetkili yerlere, üstelik noter aracılığıyla ulaştırdım!
Fikrini; yazdığın kitabı özel olarak şahsıma göndermeni veya web sitemde yayınlamak istersen sonuna kadar açığım.
Sorunsuz Ülke İçin Formül:
GÜNÜ VE GELECEĞİ KURTARMAK İÇİN
- İrfan GENÇER
05 March 2007
Bilgen
İzzet bey keşke kitap yazmadan önce dil bilgisi kurallarına bir göz atsaydınız. Yazınızdaki dilbilgisi hataları dikkatimi oldukça dağıttı (özellikle de “de ki ve mi’nin yazılması kuralı ve sert sessizlerin benzeşmesi/yumuşaması kuralları).
Ayrıca yazınızda konu bütünlüğü de yok. Daldan dala atlayan bir tarzınız var. Yazı “fikir sahibi olmak”la başlıyor ama sonlara doğru ülkeyi kurtarmışsınız.
Ayrıca şu kısma katılmıyorum; “
”
Tahsille merakın ne ilgisi olduğunu anlayamadım. Bir mühendis bir arabanın nasıl çalıştığını biliyor, bir doktor bilmiyorsa doktor tahsilsiz mi oluyor demek istiyorsunuz?
Yazınızın en başında belirttiğiniz gibi insanlar her konuda bilgi sahibi olamaz. Bilmediği bir konu yüzünden de tahsilsiz damgası yapıştıramayız.
Son olarak da şunu eklemek istiyorum. Eminim birçok insan bu ülkenin neden bu halde olduğunu biliyordur ve çözüm önerileri vardır ama bu önerileri uygulamak ne yazık ki kolay değil. “Elinize fırsat geçse de iktidar olsanız da birilerinin çıkarlarına dokunmaya başladığınızda ya sustururlar ya sürdürürler”.
En basitinden bir örnek vereyim. Adana’da veya Mersin’de bir Tedaş mühendisi vardı bilmem hatırlar mısınız; Adamın kaçak elektrik kullananları tespit edip, elektriklerini kesmesi canına malolmuştu.
Basit bir örnek daha: Trafikte kural hatası yapan milletvekili çocuklarının ceza yazmaya kalkan polislere söylediği “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” cümlesinin anlamını bilmeyen yoktur bu ülkede.
Yani iddia ettiğiniz gibi, basit bir sistem hatasından cok daha karmaşık her şey.
06 March 2007
Selim Yörük
Bilgen bey, ülkemiz için çözümün çok kolay olmadığı doğru. Ben mümkün olduğunca çok fikrin üretilmesi gerektiğini düşündüğüm için, dilbilgisi ya da anlam bütünlüğü yoksunluğu gibi noktalara takılmadım. Ne kadar çok fikir üretilirse o kadar çok seçeneğimiz olacaktır.
Seçimlere yalnızca iki adayın katıldığını ve bu adayların her ikisinin de sizin için seçilmeye değer olmadıklarını bir düşünsenize. İşte çok seslilik bu yüzden güzeldir. Bize daha çok seçenek sunar. Doğruyu bulma ihtimalimiz daha fazla seçenekle artmış olur. Fikrin çok olduğu yerde illaki işe yarar görüşler çıkacaktır.
Evet her ne kadar ülkemizin sorunları birkaç düzeltme ile basitçe çözülemeyecek şekilde turtulaşmış olsa da bu konuda üretilecek her fikrin değerli olduğunu düşünüyorum. İster bu fikir bir doktordan çıksın, ister bir köylüden. Hiç farketmez.
Fikir sahibi olmak “Düzelmez bu sorunlar. Ne ben ne bir başkası hakkından gelebilir” mantalitesi ile sele dönüşeceğini bildiğiniz suyu akışına bırakmak gibi bir düşünceden çok daha iyidir bana kalırsa.
06 March 2007
Talha Can
İzzet Bey, bahsettiğiniz konular ve değindiğiniz noktlar güzel, fakat kısmen Sayın Bilben’e katılıyorum da. Cumhuriyet’ten bahsederken çok güzel bir noktaya değinmişsiniz.
Demokrasi anlayışı ve sistemi içermeyen cumhuriyet monarşinin yakışıklı halidir. Cumhuriyet ancak demokrasi ile erdemdir.
Muahbbetle…
08 March 2007
İzzet Kütükoğlu
Bilgen bey, Yorumunuzun yorumu: Aslında sizin cevabınız benim yazımın içinde mevcut.
Ben yazımda, ilkokul mezunu olduğumu yazmışım. Siz ilkokul mezunu birisini yazım kurallarını bilmemekle eleştiriyorsunuz. Düşünceyi ifade etmek isteyen herkesin yazım kurallarını bilmesi gerektiğini de sayenizde öğrenmiş bulunuyorum!
Ben edebiyatçı değilim. Ben süslü yazıların pazarlamacısı da değilim!
Ben yazım kurallarına uygun yazmadığımı, hatalı düzgün ve akıcı konuşamadığımı da biliyorum. Bunu sizin yazmanıza gerek yok ki!
Konu bütünlüğünün olmadığını yazmışsınız, olabilir. Yazımın sonuna doğru memleketi kurtardığımı yazmışsınız! Bunu nereden çıkardınız anlamak mümkün değil!
Doktor ya da tahsil sahibi her kişi, her şeyi bilmek zorunda değildir. Ancak bir ülke kötü yönetiliyorsa, ülkenin istiklali, istikbali tehlikeye düşüyorsa, bunu ister doktor olsun, ister çoban olsun herkesin düşünmesi gerekir!
“Ben doktorum, ben mimarım, bilmem neyim, ben sadece işimi düşünürüm” diyemezsiniz!
Diyorsunuz ki, “Eminim ülkenin neden bu hale geldiğini herkes biliyordur” Siz öyle zannediyorsunuz! Ülkenin neden kötü yönetildiğini bilen çok az insan vardır.
Evet, sizin de iafade ettiğiniz gibi; “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” sözünün altında çok açık bir mana vardır. Bir anlamda benim kitabım buna isyanın kitabıdır!
Ayrıca ben, “Görülen lüzum üzerineyi” çok iyi bilirim. Tedaş mühendisinin öldürülmesi olayını da çok iyi hatırlıyorum.
Ne yazık ki, bu ülkede görevini yapan devlet görevlilerinin başına türlü türlü haller gelebilmektedir. Bütün bunlar düzen çarpıklığının sonucudur. Bunlar benim kitabımın temel konusudur.
15 March 2007
Mazlum
Bilgen Bey, ne zaman ki sanayideki bir ustanın koskoca İstanbul Üniversitesi Otomotiv Mühendisini cebinden çıkardığını görmeyi Allah size kısmet ederse, o gün anlarsınız konunun ana temasını.
Her neyse, yazan şahsın avukatı falan değilim fakat siz de bir yazınızı kontrol edin. Ben de sizin yazınızda sık sık “Anlatım bozukluğuna” rastladım.
Belli sen çok dilbilgisi kitabı yutmuşsun :). Ve son olarak şunu söylemek istiyorum. ” - Sizin gibi kendini bir sey zanneden INSAN’ları hiç sevmiyorum gıcık oluyorum resmen.”
Saygılarımla Mazlum.
06 April 2007
İrfan Gencer
İzzet bey, sitemi ziyaret edip şahsıma mesaj bırakmışsınız, öncelikle bunun için teşekkür ediyorum.
Sizden ricam eğer o mesaj elinizde kayıtlıysa SORUNSUZ ÜLKE İÇİN FORMÜL alanındaki yorumlara yapmanızı rica ediyorum. Kusura bakmayın bir yanlışlıkla bende ki bu yazınız sanırım silindi ve tekrar bulamadım
16 April 2007
aw mozart
“ben ilkokul tahsilli biriydim ama, ben çok düşünen, öğrenmeye hevesli, anlamaya gayretli bir yaratılışa sahip biriyim.”
Bu cümle hakkında şunu söylemek istiyorum, öğrenmeye hevesli, anlamaya gayretli bir yaratılışa sahip olma sebebiniz zaten ilkokul tahsilli olmanızdandır. Eğer okula devam etseydiniz, her bakımdan aksak eğitim sistemimiz, sizin de beyninizi yıkayıp, içinizdeki şevki öldürecekti. Sistemlerin nasıl çalıştığını merak etmeyi bırak, çalışır sistem gördüğünüzde uykunuz gelecekti.
İlkokul öğretmenlerinden -hepsi değil, çoğu- kişisel gelişimini tamamlayamamış, hala toplum tarafından beğenilme ihtiyacını bastıramamış olanları çocuklarımızın zihni üzerinde büyük ve kalıcı hasarlar bırakıyor. Ortaöğretim kurumlarında piskopatlığa özenen, sarhoş hareketleriyle sevileceğini sanan çocuklar, yine tek düze düşünmeye zorlayan kalıplardan geçirilip yüksek öğretim kurumlarına gönderiliyorlar.
Sonuç olarak sistemdeki küçük hata değil, eğitimi de kapsayan, devasa hatalardan bahsedebiliriz. Akıl sahibi bir insan olarak siz, sistemdeki hataları dışarıdan izleyebilme fırsatını yakalamışsınız.
07 September 2007
İzzet Kütükoğlu
Av mozart rumuzlu kardeşim, sizinde düşünen biri olduğunuz belli. yorumunuzu destekleyen şu düşüncelerimi aktarmak isterim; beni dinleyenler, ne yaptığımı bilenler, yazık olmuş, seni okutmayanlar sana yazık etmişler diye düşünürler…
Böyle düşünenlere ben şöyle cevap veririm; Eğer ben okusaydım, belki o zaman bana yazık olurdu.
farzedelim ki, okusaydım, ben bu cahil halimdeki kişlikli şahsiyetli, öz güven sahibi insan olarak kalabilecekmiydim?
imkanı yok kalamazdım…
Belki vali, belki bir genel müdür olabilirdim fakat, o zaman sistemin parçası olur, sadece vaziyeti kurtarmanın çabası içerisinde olan şahsiyetsiz bir adam olur çıkardım! onun için ben bu cahil halimi çok seviyorum… yorumunuzdan sizinde bu şekilde bir sonuç çıkacağını düşündüğünüzü anlıyorum.
Sizinde ifade ettiğiniz gibi ben, sistemdeki hataları dışarıdan izleme imkanına sahip oldum. Ve sistemdeki hataları iyi gözlemleyebilirsen dışarıdan daha iyi görebiliyorsun… aslında sistemin çokta dışında değildim, çünkü ben yirmi yıl devlet kurumunda çalıştım, bir şekilde sistemin işleyişini bu sayede gördüm.
şuna katılmıyorum, sistemde devasa hata olduğuna. aslında sistemdeki hata küçük. fakat sistemlerde hatanın büyüğü küçüğü olmuyor. sistemlerdeki hata küçük olsa bile, sistem iflas ediyor.
sistem iflas edip çalışmayınca insanlar sonuçtaki olumsuzluğa bakıp çok büyük hataların bulunduğu sonucuna varıyorlar…
Bir örnek verecek olur isek, bir otomobilin on kuruş değeri olmayan bir parçası bozulsa otomobil sistematik olarak iflas etmiş olacağından sizi yolda bırakacaktır. Bu parça imalatta hatalı üretilmiş olsa otomobil gene çalışmayacaktır.
anlatmak istediğim sistemlerde ki küçük hatalar büyük olumsuzluklar yaratabilir.
ülkenin sistemindeki hata, sizinde ifade ettiğiniz gibi eğitim sistemini ve bütün sistemleri kapsıyor.
Ben basit ve küçük bir hatadan bahsediyorum. hatanın yeri önemli ve cddi!
hata devletin oluşumunda, eğer devletin oluşumunda bir hata var ise, devletle ilgili bütün işlerde olumsuzlukların doğması kaçınılmaz olacaktır.
Benim anlayamadığım şudur; hata sırıtmaktadır! buna karşın hatayı hiç kimse görememektedir.
Aslında hata “kanıksanmış” vaziyettedir!
benim gördüğüm hata: üst düzey bürokratların, valilerin hükümet tarafından atanıyor olması, Anayasa yapanlarımızın keyfiyeti kanun yapanlara bırakmış olmasıdır.
Böyle olunca; sistem doğru işlemiyor! sistem tıkanıyor, siyaset birbirinin boğazına sarılıyor. çünkü her hükümet anlayış ve zihniyetine göre devlet dizayn etmeye kalkıyor, her hükümet kendi devletini kurmaya kalkıyor. Devlet diye ben kamu kurumlarından oluşan bürokrasi bütününe diyorum. bu açıklama gerekli. çünkü bu ülkede devletin ne olduğunu bilen çok az insan vardır!
Basit, ama sistematik bir reformla farklı bir Türkiye var edebilmek mümkündür…
Keşeke bu reformu anlatabilmekte mümkün olsa…
Teşekkür eder saygılarımı selamlarımı sunarım…
farkliturkiye@hotmail.com
15 September 2007
İzzet Kutukoğlu
Av mozart rumuzlu kardeşim; yorumunuzu daha önce cevapladım. sistemde bir sorun oldu herhalde yayınlanmadı.
Önce yazıma gösterdiğiniz ilgi ve alakadan dolayı teşekkür ederim.
öğrenmeye hevesli, anlamaya gayretli oluşumu ilk okul tahsilli olmama bağlıyorsunuz… doğru bir tesbit, bende aynı düşünüyorum… Beni tanıyanlar okuyamadığım için üzülürler, beni okutmayanların bana yazık etmiş olduğunu düşünürler. Oysa ben, eğer okusaydım bana yazık olacağını düşünürüm… sizinde bu yönde düşünmeniz anlamlı…
Ne yazık ki, ülkemizde okullarda insanlara düşünmeyi öğretmiyorlar, aksine okullarımızda güya eğitilen insanların düşünmesinden korkuluyor, düşünmeyen sadece belleyen, sorulduğu zaman cevap verebilen kişler yetiştirip, istenilen biçimde insanlar oluşturuluyor.
Böyle bir eğitimin sonunda düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, büyükler iyi bilir şeklinde teslimiyetçi, insanlar yetiştirip, bunlara adam olmuş gözüyle bakılıyor.
Benim tahsilim ilk okullla sınırlı olduğu için, ben adam edilememişlerden oluyorum.
“Sistemdeki küçük hatalar” tabirini kulanmışım ve siz buna katılmıyor. devasa hatalardan bahsedebiliriz diyorsunuz…
Ben ısrarla sistemdeki hatanın küçük, ama sonuçlarının çok büyük olumsuzluklar yarattığını düşünüyorum.
Kıymetli kardeşim, sistemlerde hatanın büyüyü küçüğü olmaz… hatlı sistemler, hatasız sistemler olur.
Sistemler hata kabul etmezler.
Basit bir örnek verecek olur isek, önünüzdeki bilgisayar ne kadar gelişmiş olursa olsun. bir soketin yerinden çıkmış olması, küçük bir hata olduğu halde, artık sizin bilgisayarınız, en ilkel bilgi sayardan bile kötü sonuç verecektir. hatta sonuç bile vermeyecektir.
Türk milleti sistem cahili bir toplumdur. Bir gazetenin baş yazarına, sistemden çokça bahsedilen kitabımı göndermiştim. bu başyazar köşesinde ilk fırsatta, “önemli olan insan” başlığı ile, sistemin değil, insanın önemli olduğu bir yazı yazdı! Bu yazı üzerine bende ona bir mektupla, sistemin önemli olmadığını yazıyorsunuz, öyle ise, neden Ankaradan İstanbula insan halinizle gitmeyi denemeyip, sistematik bir aygıta binmeyi tercih ediyorsunuz. Daha önemlisi, önemli olan insan demeniz bile aslında, sistemin önemli olduğunu kabul etmenizi gerektirir ki, insanda sistematik bir varlıktır. Eğer siz kedinizin sistematik bir varlık olduğunuzu bile anlayamamışsanız, siz kendinizi bilmiyorsanız fazla söze hacet yok değip mektubu bitirdim.
Bunu anlatmaktan maksadım, sistemden anlamadığımızı anlatmaktır.
Diyelimki bir otomobil arıza yaptı yolda kaldı. sistemden anlamıyorsanız, bu otomobilde çok büyük arızaların olduğunu düşünebilirsiniz. eğer sistemden anlıyorsanız, bir takım kontrol ve denemeler sonucunda, arızanın sistemin hangi noktasında olduğunu çözebilirsiniz.
Ben ülkenin yönetim sistemi konusunda kafa yormuş bir tahsilsiz bir insanım.
Bu konuda da size acizane görüş beyan etmek lüzumu hissediyorum.
Cumhuriyet seçilmiş insanların ülkeyi yönettiği bir rejimdir diyebiliriz. Ama unutmamalıyız ki, cumhuriyet sistematik bir rejimdir…
Cumhuriyet rejiminde sistematiğin iyi kurgulanmış olması gerekir. Cumhuriyet ülkesinde seçilmiş yöneticiler sınırsız bir egemenlik kullanabilime lüksüne sahip iseler, böyle bir cumhuriyet en ilkel rejimlerden bile tehlikeli ve kötüdür!
Bizim ülkemizde siyasi hükümetler sınırsız bir egemenlik kulanma lüksüne sahiptirler.
Çünkü sistematik olarak anayasamız cumhuriyet anayasası olma özelliklerine sahip değildir. Anayasa mızı yapanlar siyasi hükümetlerin sınırsız bir hüküm yürütme imkanı elde etmelerini sağlayacak basit hatalar yapmışlardır…
Nedir bu basit hata? Üst düzey bürokratların genel müdürlerinin, ulusal kurum başkanlarının, valilerin atanmasını sistematik bir kurguya bağlamayıp, bunların atanmalarını, tayinlerini, özlük haklarının düzenlenmesini kanun yapanların insiyatifine bırakmak!
Bu şekilde sistem iflas ettirilmiştir!
Bunun sonucunda, her hükümet değişmesiyle birlikte bürokrasinin değiştiği, hükümetlerin kafasına göre hüküm yürütebildiği sistematiği bozuk bir düzen sistem haline gelmiştir.
Çözüm yukarıda sıraladığımız makamların doldurulmasını sistematik bir kurguya bağlayan bir anyasa refromudur. Şimdi anyasa toptan değişiyor diyeceksiniz. Aynı hata yeni anayasada da yapılacaksa bunun ne anlamı olabilir?..
Seyir defteri Atilla ilhan kültür sitesindeki yazılarımı okursanız beni daha iyi anlayabilirsiniz.
Hoşça kalın selamlar.
17 September 2007