» NEREDEYİM?

Hayatımızı ilgilendiren her konu ile ilgili fikirlerin ve görüşlerin paylaşıldığı bir ortamdasınız.

Yapmaya çalıştığımız şey; bahse değer konular hakkında daha fazla kişinin düşünmesini ve kendi görüşünü oluşturmasına katkıda bulunmak.



» TAKİP ETMEK İÇİN

Anafikir.com’da üretilen içerikleri daha kolay takip edebilmeniz için size çeşitli araçlar sunduk.

Bu seçeneklere ulaşmak için tıklayın.



» SEÇME AKILLAR

"Attention is the limited resource on the internet - not disk capacity, processor speed or bandwidth."— Mills Davis



» FAYDALI KAYNAKLAR

Düşüncelerinizi besleyebileceğiniz çeşitli siteler seçtik. Buradakilerden farklı bakış açılarıyla olaylara bakanların düşündükleri de gözatmaya değer.


Hayatın Anlamı ve Anlamlandırma Güdümüz

İnsanlık tarihi boyunca, cevabı en çok aranılan sorulardan biri sanırım “Hayatın anlamı nedir?” olmuÅŸtur.

Doğum ve ölüm arasında geçen zaman dilimini nasıl harcadığımız hayatımızın kendisi. Biliriz ki bu zamanın bir başlangıcı ve bitişi vardır, kısacası sınırlıdır.

Sınırlı olan, tükenen bir ÅŸeye bakarken hüzünleniriz. En sevdiÄŸiniz tatlının tabakta kalmış son kaşığı, bitmeye yüz tutan bir iliÅŸkinin son demleri, tatilin son günü kumsaldan caddeye atılan ilk adım ve mezuniyet töreni sonrası dağılmakta olan kalabalık, arkadaÅŸlarınız…

Her biri biter ve içimizi bir kırıklık sarar. Hayatımız da böyledir aslında. Biter. Hiç durmaksızın biter. Her yeni uyandığımız gün, öleceğimiz güne bir adım daha yaklaşmış olduğumuzun kanıtıdır. Bazı günlerin sabahlarında, yatağa oturmuş çorabımızı giyerken öylece halıdaki desenlere takılı kalmamız bundandır.

Hep bu yüzden sorarız kendimize “Hayatımın anlamı ne? Neden buradayım. Ne yapıyorum“. En karmaşığı da; “Ne yapmalıyım?“.

» GEÇEN YILLARA NE OLDU?

Ne yapmalıyız ve bu bitmekte olan hayatımızı anlamlandırmalıyız? Geçen yıllara geri dönüp baktığınızda, üç ya da beş unutamadığınız gün geliyorsa aklınıza, arada kalan, o an için bitmek bilmediğini düşündüğünüz ve sonra hiç hatırlamadığınız günlere ne oldu?

YetiÅŸtirmeye çalıştığınız bir dolu iÅŸ, koÅŸuÅŸturduÄŸunuz onlarca yer, tanışıp bir daha hiç yüzünü görmediÄŸiniz insanlar… Ne oldu onlara? Çok daha önemlisi size ne oldu? Ne yaptınız kendize bunca yıl boyunca?

Kendinizi acımasızca sorguladığınız anlarda yanar bazen tünelin ucundaki ışık. Karanlığınız aydınlanıverir. “Anlam“ı bulmuÅŸsunuzdur. DeÄŸiÅŸim demektir bu sizin için. Bir sürü yeni karar gelir ardından. Yapacaklarınız, mutluluklarınız…

» ŞU AN ve OLMAYAN ZAMAN

Bana sorarsanız ne sorgulamak bir iÅŸe yarar ne de alınan o kararlar. Farkına varılması gereken bence “an“. Åžu an. Evet, tam da bu yazıyı okumakta olduÄŸunuz an. YaÅŸadığınızı bildiÄŸiniz bu an.

Bunun dışında hissettiklerinizin hiçbiri gerçekliÄŸi kanıtlanabilir ÅŸeyler deÄŸil. Ne “geçmiÅŸ” dediÄŸimiz. Ne de “gelecek” ve hatta zaman.

Şöyle demiştim daha önce yazmış olduğum bir yazıda;

Zaman, yalnızca beynimizde varolan, ‘hafıza’ ve ‘beklenti’ olgularından doÄŸmuÅŸ sanal bir anlamlandırma ihtiyacıdır.

Geçmiş ve gelecek bizim oluşturduğumuz kavramlardır. Dolayısıyla zaman da bu kavramların doğurmuş olduğu bir yanılsamadır.

Hiçbir ÅŸey yok ama ÅŸimdi var. Tüm bilmemiz gereken bu aslında. Hayatımız zaten “ÅŸimdi”lerin toplamı. Her “ÅŸimdi”de nasılsak, öyleyiz.

» ANLAM ve ANLAMAK İLİŞKİSİ

İnsanoÄŸlu algıladığı her ÅŸeyi anlamlandırmaya çalışır. Bulutlarda Atatürk‘ün portre fotoÄŸrafını görmemiz, elma çekirdeÄŸi üzerinde yazan “Allah“, her biri geçmiÅŸ deneyimlerimizin olmayan bir mesaj içerisinde anlam yaratma çabasıdır.

İletiÅŸim kuramı bize evvela ÅŸunu söyler; “anlam” ile “anlamak” iki ayrı olgudur. anlam, mesajı iletmeye yeltenen kiÅŸinin beyninde oluÅŸmuÅŸ bir imgedir. Anlamak ise, alınan mesajın iÅŸlenerek anlamlı hale getirilmesidir.

Yani ortada bir kodlama ve kodu çözme süreci vardır. Mesajı üreten, karşıya aktarmak için imgeyi dil ile kodlar. Dil ile kodlanmış mesajı alan kişi de, aynı dil yapısını kullanarak kodu, çözücüsü ile açarak, kendisine bir anlam ifade edecek hale getirir.

“Anlam” ve “anlanılan” farklı ÅŸeyler olabilir. O yüzden, ne yazık ki, hiçbir zaman “anlam” ile “anlanılan”ın birebir eÅŸit olduÄŸundan emin olamayız.

Bu nedenle, “anlamaya çalışma” iÅŸi söz konusu olduÄŸunda mesajı kimin ya da neyin ürettiÄŸi önemli deÄŸildir. Bir insan ya da bir makina kelimeleri ardarda dizmiÅŸ olabilir. Önemli olan mesajın ulaÅŸtığı kiÅŸinin deneyimleri ve onun beynindeki kelimlerin anlam iliÅŸkileridir.

ÖrneÄŸin: “sokak” kelimesi bazılarının beyninde “kaldırım”, “tinerci”, “gece”, “lamba”, “soÄŸuk”, “tecavüz”, “utanç” gibi kelimelerle de pek ala iliÅŸkili olabilir.

Velhasıl, rastgele dizilmiÅŸ kelimeler bazılarımızın önüne geldiÄŸinde manasız dururken, baÅŸka birinin beyninde, yaÅŸadığı deneyimleri ile çeÅŸitli çaÄŸrışımlar oluÅŸturarak bir “anlam”a dönüşebilir. Böyle bir olasılık her zaman vardır.

Kısacası, karşınızdakinin çıkardığı seslerin beyninizde imgesel bir anlam ifade etmesini sağlayan dildir.

» DİL MUCİZESİ ve KAOS

Dil aslen oldukça mucizevi bir oluştur. Örneğin; hangi dil olursa olsun, konuşma sırasında, kelimeleri açıkça ortaya çıkaracak yeterli derecede ayraç yoktur.

Buna en aşina olanlar ses kaydı ile uğraşanlardır. Birinin 1 cümlelik konuşma kaydını ses düzenleme programı ile açtığınızda, yükselen ve alçalan alanlar görürsünüz ama boşluk göremezsiniz. İlk bakışta, kelimeleri tek tek işaret etmeniz olanaksızdır.

Dilin metinsel halinde bu oldukça kolaylaştırılmıştır. İmla işaretleri ve kelimeleri oluşturan harflerin bitiminden sonra boşluk bırakılması dili analitikleştirilir.

Bu “boÅŸluksuzluk” hissini, bilmediÄŸimiz bir dildeki konuÅŸmayı duyduÄŸumuzda yaÅŸarız. Karşımızdaki öyle bir konuÅŸur ki, cümlesini bitirdiÄŸinde sanki kocaman 1 kelime söylemiÅŸ gibidir.

Az bildiÄŸimiz dillerdeki “Lütfen biraz daha yavaÅŸ konuÅŸur musunuz?” isteÄŸi de bu yüzdendir. Aslında karşılaÅŸtığımız sorun hızlı konuÅŸuluyor olması deÄŸil, kelimeleri seçemiyor olmamızdır. Karşımızdaki kelimelerin üzerine basarak, tane tane konuÅŸmaya baÅŸladığında daha net anlamaya baÅŸlarız.

Velhasıl; konuşmak, anlamak, anlaşmak gibi olgulara sıfırdan baktığımızda, ne zor kavramlar olduğunu görürüz.

Bizim beynimizde olan bir imge, seslerle karşıya iletildiğinde, aynen bizdeki anlamıyla aktarıldığından ve anlaşıldığından ne kadar emin olabiliriz ki? Bu olasılığın düşük olduğu gerçeği, toplumsal ilişkilerdeki kaosun korkunçluğunu yüzümüze vurur.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=UvwEvDM7UAs[/youtube]

» ANI YAŞAMAK ve DURMADAN ÜRETMEK

Kimsenin bizi anlamadığını düşünmeye başladığımız ergenlik çağımızda hissettiklerimizin birikimi ve hayatımızın bitip gidiyor oluşu, elimizden kayıp gidenler, umutlarımız, gelecek kaygımız, korkularımız bizi depresyon hırkası giymeye yaklaştırıyor. Olabilir.

Peki nerede tüm bu boyumuzdan büyük soruların cevapları? Küçücük ruhumuzla bunları kaldırabilecek güçte miyiz? Neden durup dururken tüm bunları düşünüp kendimizi yorganın altına saklıyoruz? Nedir kendimizle derdimiz?

Kaos, hayatın bir gerçeği. Aslında bana sorarsanız, az bile karşılaştığımız, gördüğümüz bu kaos. Nasıl oluyor da insanlar bu anlaşamamazlık ortamı içerisinde zahiri bir düzen kurabiliyorlar şaşılası.

Kontrol edemediğimiz ve gelecekte de edemeyeceğimiz o kadar çok parametre var ki hayatımız ile ilgili, altından kalkabilmek mümkün değil. Peki ne yapmalıyız?

Benim bulabildiğim tek bir cevap var; Üretmek ve yaşamak.

DokunduÄŸumuz her ÅŸeyde kendimizden bir iz bırakmak ve olabildiÄŸince “çok” yaÅŸamak.

» BİR GÜZELLİK DEPONUZ OLSUN

Sizden önce orada olmayan bir şeyi, kendi elleriniz ile bir araya getirip, beyin kıvrımlarınızın süzgecinden geçirip, yepyeni bir güzellik oluşturun mesela ve onu önünüze koyup seyredin.

Bu, kağıttan bir uçak olabilir. Kağıda çizdiğiniz uçan bir at, gitarla oynarken çıkardığınız bir melodi, cep telefonunuzla çektiğiniz yaprağın rüzgarda ahaste aheste sallanışı ya da bunun gibi bir blog yazısı : )

Üretin, yaratın. Siz olmadan olamayacak bir şeyler verin dünyaya. Kısacası yaşayın. Çok zor değil. En kolaylarından başlayıp, her an buna devam edin. Sonra bir bakmışsınız bağımlısı olmuşsunuz. Boş kaldığınız bir an hemen eliniz bir şeylere gidiyor ve masadan kalktığınızda sizin yaptığınız bir şey orada duruyor.

Biriktirin tüm bunları. Atmayın. Paylaşın. Sevdiklerinize verin. Onlarda sizden bir parça olsun. Bir üretim deponuz olsun. Sonra kendinizi tutamayıp daha büyük üretmelere koşuyorsunuz emin olun. Bir fotoğraf albümü oluyor, müzik oluyor, film oluyor, sevilenler kutusu oluyor, his deposu oluyor, oluyor da oluyor.

Hayatın tek bir anlamı yok tabi ki. Ama ısrarla sorarsanız bu yukarıda bahsettiğim üretme hazzını ve aşağıdaki paragrafı verebilirim kendimce;

Yanyana uzanıp, yalnızca tavanı izliyorken birlikte, onun varlığı ile kendi varlığını birbirinden ayıramıyorken ya da ayırmak aklının ucundan bile geçmiyorken, nerden geldiği belli olmayan bir serinlik, bir ferahlık dolmuşken odaya, hiçbir yere bakmıyorken, her yere bakıyormuş gibi usulca gülümsemenize neden olan, dün/geçmiş hiç olmamış ya da yarın/gelecek yokmuş gibi hissettiren birisi ile 3-5 santim yukarıdaki havayı birlikte soluyor, paylaşıyorken, nefesleriniz birbirine karışıyorken ortaya çıkıveren bir şeydir bu.

Paylaşın. Sevdiklerinizle o “an”ı, ruhunuzu ve her ÅŸeyinizi paylaşın.

Dip Not: “Paylaşın” deyince eklemeden edemedim. Tunç çok güzel bir yazı yazmış. Diyor ki “PaylaÅŸmak için yaÅŸamayın. YaÅŸamınızı paylaşın.“.

Dip Not - II: Bir de şöyle bir ÅŸey var, aman karışmasın, aman bulaÅŸmasın; “PaylaÅŸmazsa Ölecek Hastalığı“.




13 Yorum — “Hayatın Anlamı ve Anlamlandırma Güdümüz”

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.