Hayvan sevgisi ve birleştirici özelliği (1)
Soğuk bir kış günü. Rüzgar keskin bir şekilde suratları zımparılıyor. Zor bela yürüyor sokaktakiler.
İstanbul’un kenar mahallerinden birinde bir apartman. Zemin katın penceresi açılıyor. Yeni uyandığı gözlerinden belli olan bir genç. Kollarını sonuna kadar açıp, titretiyor. Tam o sırada alttan yukarıya doÄŸru bir ÅŸey zıplıyor. Genç irkiliyor. Kendisine doÄŸru zıplayan ÅŸeyin ne olduÄŸunu öğrenmek için pencereden sarkıp, aÅŸağıya doÄŸru eÄŸiliyor. Gördükleri karşısında önce ÅŸaşırıyor ve daha sonra tüm suratını kaplayan bir gülümseme beliriyor.
Biraz pencere önünde oyalandıktan sonra içeriye giriyor. Odalarda bir ÅŸeyler aranıyor. Küçük bir karton koli buluyor. Buzdolabını açıyor…
Bu soÄŸukta dışarıya çıkmaya hazırlanıyor. Karton koliyle birlikte dışarıya çıkıyor. Montunun önünü iyice kapatıyor. Fermuarı boÄŸazına kadar çekiyor. Åžimdi hazır. SaÄŸ tarafa bakıyor ve o tarafa yöneliyor. Pencerenin önüne doÄŸru gidiyor…
Pencerenin hemen altında, kıvrılmış üç küçük şey ve o, üstüne doğru zıplayan yaratık. Soğuktan titriyorlar. Küçük şeyler büyüğünün altına doğru girmeye çalışıyor. Orada bir şey arıyorlar. Çok üşümüş olmalılar. Büyük olan, gencin suratına bakıyor endişeli bir şekilde.
Genç kolinin içinden bir tabak çıkartıyor. İçinde süt var. Önlerine doğru itiyor tabağı. Gencin tedirginliği gözlerinden belli. Son bir kez daha itiyor tabağı ve korkup geri çekiliyor.
Yandaki apartmanda bir dairenin pencere perdesi açılıyor. Biri beliriyor. Genç birinin onu izlediğini farkediyor fakat dönüp bakamıyor. Koliyi rüzgarın geldiği yöne doğru koyuyor. Titreyen şeyleri gördükçe içi gidiyor. Elinden gelse onları alıp kolinin içine yerleştirir. Güzel ve sıcak bir yuva yapar onlar için ama büyük olan çok keskin bakıyor. Patilerinde tırnakları belirmiş.
Yan apartmandaki dairenin penceresi açılıyor. Tabağı daha ileri itmeye çalışan genç pencerenin açıldığını farkediyor. Garip ve çekingen bir şekilde penceredekine bakıyor.
- “Nasıl gelmiÅŸler buraya?” diye soruyor penceredeki.
Yıllarca pencerelerden birbirlerini gören bu iki insan ilk kez konuşuyor. Daha önce yalnızca suratlarına perdeyi kapatmakla kalmış iletişimleri.
- “Bilmiyorum, sabah kalktığımda burdalardı” diyor genç belli belirsiz.
- Üşüyorlar
- Evet… Kolinin içine almak istedim ama tırmalar diye korkuyorum… Anne bana çok kötü bakıyor…
Daha önce birbirlerinin seslerini bile duymamış bu iki insan gülüşmeye baÅŸlıyor. Sonra penceredeki de hayvancıkların yanına geliyor, elinde ekmek parçaları ve battaniyle. Uzun uzun sohbet ediyorlar. Aynı üniversiteye gittiklerini öğreniyorlar, hatta aynı dersleri aldıklarını…
(Bkz: Hayvan sevgisi ve birleştirici özelliği 2)
21 March 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Alper Bay
Dün akşam, Göztepe’de arabamız ile evimizin önüne yaklaşırken, hanım yolun ortasında çırpınan, genç bir kediyi gösterdi. Muhtemelen dikkatsiz bir sürücünün işi idi.
Hemen oradan aldık. Epey yer aradık. Kadıköy’de moda çıkışında sürekli açık olduğu söylenen bir veteriner arkadaşa götürdük. Elinden gelen her şeyi yaptı ama nafile. Sevimli kedi maalesef çoktan ölmüştü.
Onu gömecek yer bulamadık. Herhangi bir yere gömsek, halk sağlığı açısından risk. İçimiz kan ağlayarak, sarıp sarmalayıp, bir kutuya güzelce yerleştirip, üzerine bir kedicik ceseti bulunduğunu yazıp, çöp konteynırına koyduk.
Ülkemizde bu hayvan sevgisini ortak bir payda, bir mesele haline getirecek, onun birleştirici büyük etkisinden istifade edecek bir kültürün esamesinin görünmediğini bir kez daha gördük.
Kaldı ki ülkemizin ait olduğu MEDENİYET şefkat, merhamet ve adaleti ile tanınırdı. Ecdadımız seferlere katılan hayvanlara adeta Gazi muamelesi yapmış, sefer sonrası özel ihtimam ile bakmış, eğer öldü ise özel hayvan mezarlıkları yapmışlardır. Diğer taraftan halkın ve tebasının hayvanları için hayvan hastahaneleri, kuş evleri, yalaklar yapmışlardır. Hayvana eziyet etmek kınanmış ve yasaklanmıştır. Lakin medeniyetimzi MEDENİYET yapan ANA KAYNAKtan uzaklaştıkça, İZOLE EDİLDİKÇE birçok his ve duygumuzun güzel hasletlerimizin yanı sıra ŞEFKAT VE MERHAMET duygularımız da daraldı, küçüldü.
Engin gönlümüz kilometrelerce karelik şefkat ve merhamet sınırlarından en temel insani hakların cebren ve hile ile GASP edildiği bugünkü kamusal alanlara SIKIŞTIRILDIK (netekim ! sıkıştırılmaya da devam ediliyoruz..)
Türkiye’mizin kalkınması, ait olduğu medeniyetle bütünleşmesi ancak İZOLE edildiği veya ettirilen manevi, milli ve insani duyguları BİRLEŞTİRMESİNDEN geçer.
Hayvan sevgisi ki bu TABİAT sevgisinin ayrılmaz bir parçasıdır. BU ÜÇ TEMEL HİSSİN orta noktasıdır..Büyük gönül insanı MÜTEFEKKİR Yunus EMRE “yaratılanı sevmeli Yaratan’dan ötürü” ifedesi ile işte bu noktaya işaret etmiştir..
Sevgi, saygı ve ihtimam ile çıkan BİRLEŞTİRİCİLİK İnsan, diğer canlılar(tabiat) ve Yaratıcı ile bütünleşerek İNSANI KAMİL bir VARLIK haline getiriyor..
Eğer bir gün imar kanunumuzda gerek park gerek konut boyutu ile hayvanları gözeten mecburi düzenlemeleri bunun öncesinde ise olağan hukukumuza hayvan sevgisini gözeten bariz düzenlemeleri sokar ve yaygınlaştırabilirsek, sosyal yardım kuruluşlarımız tek çatı altında ÇOKLU bir şefkat misyonunu ne zaman orataya koyarlar. İşte bu gerçek adil, kalkınmış, istikbal vaad eden bir ülke olmanın en ciddi göstergelerinden biri olacaktır.
Selam ve Hürmetlerimle.
02 September 2006
Deniz
Bizim 4 yaşında bir kedimiz vardı. Adı Kızım.
Kızım ofisimizin, daha önce de arkadaşımın evinin gözbebeği idi. Yavruları oldu önce. 4 tane. Ama evde rahat bir şekilde bakılamadı ve dışarı kaçtılar. Hala yaşıyorlar. Yerlerini bildiğimiz için devamlı kontrol ediyoruz durumlarını.
Kızım ofisimize geldikten sonra bütün mahalleliye kendini sevdirmeyi başardı. Öyle ki, annem ve ablam kedileri hiçbir zaman sevmediler. Ama Kızım onlara bile kendisini çok sevdirdi.
Bir gün ofiste olmadığımız bir zamanda Kızım balkondan düştü. İşin ilginç ve üzücü yanı, düştüğü balkonun yerden yüksekliği 1,5 metre var ya da yoktu. Düşerken sanırım dilini ısırmış. Sadece ağzının kenarında bir miktar kan vardı.
Kızım’ı kaybettikten sonra bir daha kedi ya da herhangi bir hayvan beslememeye karar vermiştik. Ama bir gün caddenin karşısına geçmek için koşturan bir kedi gördük. Önce bir arabayı geçti ama korkudan tam geri dönecekken bu sefer bir motosiklete denk geldi. Ben ha geçti geçemedi derken koşturdum peşinden ve kucağıma aldım.
Hemen bulunduğumuz dükkanın önüne getirdim. Bir anda güven duydu bizden onu incitmeyeceğimizi anladı ve kapının önünde uyumaya başladı. Onu orda bırakamayacağımızı anladık ve ofise götürdük.
Kızım’dan kalan kum, mama, su hiçbirini kaldırmamıştım. Daha doğrusu kaldırmaya atmaya kıyamamıştım. O gece ofisimize o da alıştı.
Beyaz vücudunun değişik yerlerindeki özellikle burnunda sarı mişaneleri var. Gözleri ise bal rengi gibiydi. Adını Üzüm koyduk.
Üzüm kısa zamanda bize alıştı. Biz de tabiki ona. Ama hala Kızım’ın sıcaklığını duyamamıştım ona karşı. Ama Üzüm’ü seviyorum. Ve şimdi çok daha iyiyiz birbirimize karşı.
Sonra bir gece ben İstanbul’a iş için gittiğim bir sırada, arkadaşım abim ve yengem bizim ofisin orda bir kedi miyavlaması hatta yalvarması duyuyorlar.
Bir bakıyorlar soğuktan donmuş, karnı aç ama bir o kadar güsel şirin bir kedi. Hemen onu da alıp, ofise getiriyorlar. Üzüm önce ne olduğunu anlamaya çalışıyor ama kediden bir ses yok. Garibim yemek yiyor, ısınıyor, uyuyor. Başka hiçbir şey yapmıyor.
Aradan geçen bir hafta sonrasında Kürşat’ın dişlerinde problem olduğunu anlıyoruz. Yemek yiyor ama çiğnemeden yutuyor. Bu yüzden her daim göbeği şiş. Dişleriyle ilgili problem ise çene yapısı sert olduğu için süt dişlerini dökememesinden kaynaklanıyor.
Sırayla bütün dişlerini çektirdik. Ve şimdi güsel güsel yemek yiyor. Ama o halinden kalma olarak hala çiğnemekte sorun yaşıyor.
Şimdi ikisi de kocaman oldular. Ve oynamaya başladıklarında ortalığı birbirine katıyorlar. Ama biz halimizden memnunuz. İkisini de çok seviyoruz. Onlar da bizi.
Söylemek istediğim şey şu aslında. Ben iyi ya da kötü bir olay karşısında her şeyde bir hayır vardır derim.
Ama kızımın ölümünde ne gibi bir hayır vardı bunu hiçbir zaman kabul edemedim. Ama bir gün kafama dank etti. Dedim ki Kızım ölmeseydi şimdi yanımızda olan Üzüm ve Kürşat ölecekti. Çünkü gerçekten zor zamanlarında gelmişlerdi bize.
Kızım ölmeseydi belki alırdık yine onları ya da yakınlarda bir yerlerde beslerdik ama kızım ofise onları da almamıza ciddi şekilde söylenirdi. Kızım seni çok özledim ve seni çok seviyorum.
Herkesin hayvan sevgisi ile dolu olmasını temenni ediyorum.
Teşekkür ederim.
12 April 2007
Alper İrfan BAY
Bu güzel siteyi hazırlayanları tebrik ediyor hayvan sevgisinden dahi yola çıkarak dua mecraından en kalbi hislerimle kendilerine iştirak etmek istiyorum.
Fakirane zatım; Öylesine kuvvetle ve kalbi hislerle inanıyorum ki yakın bir gelecekte, hadi 3 vakte kadar diyelim..
Güzel memleketimiz gerçekten GÜListan bir yer olacak. Adalet, huzur ve şefkatten mürekkep kokumuz dünyayı ateşe verenleri adeta hipnoz edecek, iptal edecek onları.
Adalet, huzur ve şefkat tarihte olduğu gibi bizim yani necip Milletimiz üzerinden kardeş ülkelere oradan dost ülkelere oradan tüm dünyaya hızlı bir şekilde yayılacak.
Kaliteli insan demek insani-milli-manevi bir bütünlüğü olan kişi demek. Kaliteli proje demek insani/ilmi, tabii, vicdani ruhu olan projeler olacak.
Merhamet, şefkat, sevgi, saygı her yerde kendini öylesine kendini göstermeye başlayacak ki, hatta imar yasamızda hiçbir ülkede olmayan şekil ve detayları ile en müşfik şekilde tabiat-hayvan sevgisi önemsenecek.
İşte o dönem tabiatın bizi, bizim tabiatı coşku ile sevdiğimiz, hayvanat camiasının, insan oğlundan hiç görmediği muhabbet ve ilgiyi gördüğü, onların da bize boyunlarını kıvırıp gıpta ile bizlere muhabbet ile nazar ettiklerini göreceğiz.
O sevaplar ferdi ve uhrevi hesap defterlerimizde önemli bir girdi olacak.
İşte bu vakitten sonrasında beklenen vakit gelecek her şey aslına rücu edecek.
İnşaallah farz ve vecibelerimiz dışında hayr ve muhabbet yönü ile de hesap defteri dolu olarak, insanların dışında hayvanatın, nebatatın iltifat ve muhabbetlerini de hanemize yazdırabilecek bir amel üzere yaşayarak “asıl hayatta” TÜM sevdiklerimiz, sevenlerimiz ile asil bir şekilde muhabbete ve ilahi iltifata hasıl olanlardan oluruz. Ve R
01 May 2007
OÄŸuz
Çok güzel bir hikaye. Hayvanlarla ilgili aynı şeyi biz de arkadaşlarla yaptık. Ayrıca ben 12 yaşımdayım ve hayvanları çok seviyorum.
27 September 2007
elif
bu coksüper
27 February 2008
elif
hay vanları cooook seviyorum hata ben köpek besliyorum
27 February 2008
sergen ve sümeyye
çok güzel olmuş ve ödevlerimizde yarayacaktır ellerinize sağlık
sümeyye seni çok seviyorum
07 May 2008
teacher
Ay Sümeyyesini ne çok seviyormuuuş:))) Çok şeker ya..
Bu kadar sevgi dolu biri hayvanları sevmez mi hiç??
07 May 2008