Hokkabaz
Öncelikle birkaç gerçekle baÅŸlamalı Hokkabaz ile ilgili yazılacaklara; Tartışmasız ve açık ara, Cem Yılmaz ülkemizi son yıllarda en çok güldüren sanatçı. Bu yüzden üzerindeki baskı ve beklenti hep çok yüksek. Bu, baÅŸarının doÄŸal bir getirisi. Ayrıca onu çoÄŸu zaman güldüren, zıpır, hazır cevap ve hınzır bir halde gördüğümüz için tüm iÅŸlerinde de bunu arıyoruz. Farklı bir hali gözümüzde “yabancı” ve hatta eÄŸreti kalıyor.
Gördüğüm kadarıyla Cem Yılmaz artık kendini sinemaya adadı. Onu umutla ve heyecanla konuÅŸurken gördüğümüz konular hep sinema ile ilgili. Ve son filmi Hokkabaz’la da gördük ki Cem Yılmaz komedyen ya da “Stand-upçı” olarak anılmak istemiyor. O sinemasal bir tad istiyor iÅŸlerinde. GeniÅŸ ekran olmalı onun ürünleri, duygu, etki ve kurgu yönüyle. “Komiklik olsun, güldürsün yeter” mantığından sıyrılmış gözüküyor.
Fakat bunu bir önceki filmi G.O.R.A için söyleyemiyoruz. Orada sinemaya yaraşır bir iş çıkaramamıştı bana kalırsa.
Pek tabii o film için harcanan emeÄŸi yadsıyamıyorum ama bence ÅŸu ana kadar içinde Cem Yılmaz olan filmlerden en etkisizi diyebilirim. Pek tabii, her ÅŸeyi ile belli bir limitin üzerinde bir iÅŸti fakat ÅŸahsen bir sinema filminde aradığım en önemli unsur olan “iz bırakma” özelliÄŸine sahip deÄŸildi.

G.O.R.A’ya yöneltilen yukarıdakilere benzer eleÅŸtiriler Cem Yılmaz üzerinde etkili olmuÅŸ olacak ki (”Hiç etkili olmadı. Zaten bu tarz bir ÅŸey çekmek istiyordum” da diyebilir pek tabii) Hokkabaz ile iz bırakan duyguyu film ÅŸeridine aktarmayı baÅŸarmış.
Öncelikle Hokkabaz çok sıcak ve narin bir film. “Gülümseten bir acıma duygusu” yaratıyor içinizde. Bu duygu karakterlere daha çok baÄŸlanmanızı saÄŸlıyor. Sanki uzaktaki bir akrabanızın başından geçenleri izliyorsunuz. Zaman zaman yardım etmek istiyorsunuz, elinden tutup kaldırmak istiyorsunuz İskender (Cem Yılmaz) ve Maradona’yı (Tuna Orhan) dipten, çukurdan. İşte bu aksettirilen duygular iyi bir sinema filminin iÅŸaretçileri bana kalırsa.
Filmde çok fazla karakter olmasa da perdeye yansıtılmış kiÅŸiliklerin her biri fazlasıyla gerçek. Fakat aynı zamanda her birinin umutlarının uzaklığından kaynaklanan bir gerçek dışılığı var. Zaman zaman “Benim tanıdığım gerçek İskender/Sait/Fatma böyle davranmaz” diyorsunuz ama daha sonra karakterlerin umutlar ve amaçlarla ÅŸekillenen iki yüzünün varlığını anımsadığınızda öykünün çok da gerçek dışı olmadığını kabulleniyorsunuz.

İskender’in “kaçık” babası Sait’i canlandıran Mazhar Alanson filmdeki en iyi performansı sergilemiÅŸ. Bu konuda, onunla ilgili “Cem Yılmaz’ın oyunculuÄŸunu bile geride bırakmış” yorumları yapılsa da filmin karakter yapısının, baskınlık dağılımının bu yargıya varmada en önemli faktör olduÄŸunu düşünüyorum. Cem Yılmaz’ın canlandırmış olduÄŸu karakter İskender -ilk paragrafta da bahsetmiÅŸ olduÄŸum gibi- alışık olduÄŸumuz Cem Yılmaz olmadığı için yadırganıyor ama dikkatli incelenirse İskender karakterinin abartısız fakat etkili bir ÅŸekilde aktarıldığı görülür. Sırıtmayan replikler ve mimikler ortaya konmaya çalışılan karakteri iyi bir ÅŸekilde özetlemiÅŸ fakat maalesef ki “alışılmamış Cem Yılmaz” etiketi yapışmış üzerine.
Aynı şekilde Maradona karakterindeki Tuna Orhan da benzer kalitede bir oyun çıkarmış; doğal, çekingen, pusuk ve naif.

Filmin görüntü lezzeti eskileri hatırlatıyor. Kendine has. Ve öykünün atmosferine oldukça uygun.
Filmde birkaç küçük “olmamış” dediÄŸim sahne dışında bahsedebileceÄŸim bir kesiti de final sahnesi. Oldukça etili baÅŸlayan bu sahne, iz bırakma katsayısını azaltan biçimde “YeÅŸilçamvari” bir ÅŸekilde bitirilmiÅŸ. Bence hiç yakışık almamış.
Filme delicesine gülmek için gitme arzusunda olanlar tekrar düşünsün, çünkü kesinlikle komik bir film deÄŸil Hokkabaz. Birkaç güldüren sahnesi olabilir ama kurgu bize “gülün” demiyor kesinlikle. Yani Hokkabaz, G.O.R.A’yı fazlasıyla sevmiÅŸ ve bu tarz bir film bekleyenleri ters köşeye yatırabilir ve hatta hayal kırıklığına uÄŸratabilir. Fakat film samimi bir gülümseme veriyor o net.
Hokkabaz bana Cem Yılmaz’ı takip etmeye devam et mesajları veriyor. Zaten hali hazırda en çok takip edilen, ürünleri hevesle beklenen biri fakat artık ben onun sinema tadı yoÄŸun olan iÅŸlerini bekliyorum. Ve eÄŸer yanılmıyorsam da bu tarz ürünleri ile karşımızda olacak. Bekliyoruz.
19 November 2006 | İlgili Olduğu Konular »

A. Selim Tuncer
Güzel bir Cem Yılmaz filmi, güzel bir Selim Yörük kritiği. Ben de bambaşka bir Cem Yılmaz gördüm bu filmde; daha sevilesi…
20 November 2006
Selim Yörük
Hem Selim Yörük hem de Cem Yılmaz bu yorumunuza teşekkür ediyordur sanırım : )
22 November 2006
Filli Boya
“Her Şey Çok Güzel Olacak” benim için hala en güzel Cem YILMAZ filmi.
Finalin Yeşilçam vari olduğuna katılıyorum. Gene de izlediğimiz tonla film arasında akılda kalıp, hep hatırlanacak bir yapıt olmuş.
22 November 2006
Selim Yörük
Senaryo olarak “Her Şey Çok Güzel Olacak”, “Hokkabaz”dan kat be kat iyi olduğunu katılıyorum Fakat post-produksiyon açısından “Hokkabaz”ın oldukça başarılı olduğunu kabul etmek gerek.
23 November 2006
Burusli
Benim de çok hoşuma gitti. Sinemadan mutlu çıktım, çıkarken de gülümsüyordum. Güzeldi :)
01 December 2006
Emre
Şimdi yazacaklarım için kimse kusura bakmasın. Ben beğenmedim. Aslında büyük bir hevesle gitmiştim sinemaya. Belki bu sefer beğenirim diye ama olmadı.
Ben bu tarz filmleri beğenemiyorum ama yine de Cem Yılmaz beni yer yer güldürmeyi, yer yer düşündürmeyi başardı.
Neyse sözümün özü, günümüzde bu tarz bir filmden on tane yapılıyorsa, “Piyanist” gibi “Yeşil Yol” gibi filmlerden yüzlerce yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü fazla gülmenin zarar vereceği bir çağda yaşadığımıza inanıyorum.
Eğer bir gün Filistin, Lübnan ve diğer zulüm altındaki müslüman ülkeler bu işgalden kurtulursa belki Cem Yılmaz’ı ve bu tarz filmleri beğenerek izlerim.
Saygılar.
07 December 2006
Seher Kılıç
Bence film son derece başarılı. Bugüne kadar izlediğim en güzel ve anlamlı Cem Yılmaz filmi.
Bazı çevreler filmi komik bekleyip dramatik bulmuş olabilir; bu çok komik çünkü Cem Yılmaz’ın komedyen olması onun bu tür filmler yapmayacağı anlamına gelmez; aksine onu daha da iyi bir sonuca götürür.
03 January 2007