Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
21 Aralık 2004
Ilkokul zamanına, yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı dönemine denkgelir. Çogu zaman hayal olarak kalır. Ama, silgi tozu denilen ÅŸeyi biriktirmek diÄŸer koleksiyonlar kadar zevklidir aslında. Ayrıca amaç olarak, çocuk ruhuna tutumlu olmayı ve “ben biÅŸeyler yapıyorum, kazanıyorum” tadını aşılar. Ve daha niceleri…
Önceleri, havaya kaldırıp “Tısss tısss… sokuuucaaakk… yılan seni sokucaaak” deyip, ön sıradaki çocuÄŸun boynuna sürtmekten yani silgi coplerinden yilan yapmaktan baÅŸka bi iÅŸe yaramayan silgi tozları bu sayede ekonomiye katkı saÄŸlar hale gelir. Yani baÅŸarabilirsek gelecektir. Yani aslında iyi bir projedir. Ama…
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
18 Aralık 2004
Küçükken, annemiz mutfaÄŸa gittiÄŸinde hemen duvardan çıkarıp kolumuza takmak istediÄŸimiz koca saat. Takar, “A aa çok yakıştı” diye düşünüp sevinir, “Hiç çıkarmıcam ben bunu, böyle sokaÄŸa çıkcam” derdik. Oysa o kordonlar, bırakın kolumuzu belimizi bile çevrelerdi, o derece büyüktü. Bazen de kemer diye takar, “Güüüç bende artııık!” (bkz: He-Man) ÅŸeklindeki çığlıklarla, bi odadan öbür odaya odaya deli danalar gibi koÅŸardık. Tabi takmak dediysek arkadan elimizle tutuyoruz, geçiricek çengeli yoktu ki. Daha sonra annemiz gelir, terliÄŸini kıçımıza kıçımıza vururdu ama saatin duvardan tekrar kola takmak için inmesi en fazla bi hafta alırdı…
Büyüme arzusu vardı o sıralar, babamızın kravatı, babamızın ayakkabısı, abimizin kotları, kolları yerlerle sürünen ceketler… O zamanlar büyümek istiyoduk, ÅŸimdi ise çocuk olmak istiyoruz. Hem de daha fazla. İnsanoÄŸlu garip iÅŸte böyle. Bi kere tatmin olalım yahu…
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
15 Aralık 2004
Bilindiği gibi, köpeklerin anlaşılmaz bir bisiklet kovalama takıntısı vardır. Çogu zaman bize bisiklet üzerinde hararetli zamanlar yaşatırlar, dötümüz 3,5 atar. Azgın köpek, paçalardan yakalamasın diye dualar ederiz, pedallara yükleniriz kan ter içinde.
Oysa Lassie‘den bildiÄŸimiz kadarıyla bu köpekler bizim dilimizden anlıyor (bkz: Sanırım bize bir ÅŸey anlatmaya calışıyor). Hatta biÅŸiler anlatıp, hayat kurtarabilecek derecede.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
13 Aralık 2004
Televizyonda ilk kez Lizarazuyu görünce “Nerden tanıyom lan ben bu ipneyi… Sanki bana kötü biÅŸi yapmıştı… bak bak… puÅŸta bak… nasıl bakıyo… ÅŸerrefsiz! Kimdi lan bu?” ÅŸeklinde küfrettirip sonradan herifin bi suçu olmadığını, bu çizgi filmdeki mikroplara benzediÄŸini hatırlamış, affetmiÅŸ küfürlerimizi geri almıştık. Mikrop hakkaten kötü bir ÅŸeymiÅŸ onu öğretti bize. “Kih kih kih” gülerdi bu puÅŸtlar. Lizarazu deÄŸil canım, mikroplar…
E haksız da deildik aslında benzetmekle, küfür etmekle. Bakın.
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
11 Aralık 2004
İsim ÅŸehir oyununda kurtarıcı görevindedir. “Ç” ile baÅŸlayan ünlü nasıl bulunur yoksa. Ne yaptığını, neyle ünlü olduÄŸunu bilmezdik ama bizim için o sıralar en bi güzel isimdi. Hatta “ç” harfinin seçilmesinin nedenidir, “BaÅŸkaları bilemez, puanları toplarız” mantığıyla. Daha çok puan toplamak için mızıkçılık çıkarır, gerekirse kavga bile ederdik. Sonra o puanları dötümüze mi soktuk, naaptıysak. Salak çocukluk ürünleri iÅŸte…
Bazen bu oyunu oynayan grup yarışmanın verdiÄŸi heyecandan öyle kendini bilmez bir hale gelir di ki “ÄŸ” harfi seçip yarım saat kara kara düşünüp “Sen buldun mu, ben bi bok bulamadım”, “Ben buldum ama sölemem” gibi diyaloglarla karşılaşırdık. Åžimdi, o günleri hiç yaÅŸamamış gibi iÅŸyerinde ciddi, akıllı, bilgili portresi çiziyoruz. Ayıp tabi…
* * *