• Categories

Akbank paramla değil benimle ilgileniyor

Çevrenizde ya da arkadaşlarınız arasında ve hatta aile içinde, belki anne babanızla, belki de çocuklarınızla aranıza “yeşil” girdiğinde ilişkileriniz tatsız bir hal almıştır zaman zaman. Hayatımızın bir döneminde, hepimiz o nahoş durumları yaşamışızdır. O “yeşil” renkli kağıt parçası kaşlarınızın çatılmasına, tüylerinizin dikilmesine, tansiyonunuzun yükselmesine neden olup, ilişkilerimizi zedeleyebilecek kerteye gelmesine sebep olabiliyor.

Hayatımızı idame edebilmemiz için zaruri bir gereklilik olan paranın bu negatif etkisini artık hepimiz kabul ediyor ve bununla birlikte yaşamaya alışmak için kendimizi zorluyoruz. Hem kıtlığı hem de bolluğu baş ağrısına neden olabiliyor. Çoğu zaman ilişkilerimizde dönüm noktası oluyor; Paradan önce, paradan sonra

Her türlü mevcudiyeti sıkıntı yaratmaya elverişli(!) olan bu insan evladı icadı, çoğu iş kolunun ana elementlerinden biri. Bu nedenle bankalar, müşteri memnuniyeti açısından oldukça tehlikeli sularda yüzen kurumların başında geliyor.

Eğer uzak mesafelerden aktarılacak olan nakit ile hayatınıza devam etmeye çalışıyorsanız (mesela öğrenci iseniz) para çekme makinaları ile iyi anlaşmak zorundasınız. Acil olarak nakit paraya ihtiyacınız olduğunda imdadınıza yetişirler ya da kabusunuz olurlar.

Açıkca ifade etmek gerekirse, bu konuda Türkiye’deki özel bankalar devlet bankalarımızın en az bir boy önünde koşuyorlar. Gerek bölgelere göre sistematik dağılımları gerekse çalışma hızları, kullanıcı dostu (user-friendly) arayüzleri ve performansları bakımından oldukça ilerideler. Bazı devlet bankalarımızın “kritik” bölgelerdeki makinaları ihtayaçlarımızı karşılasa da, ücra köşelerde kalmış olanları ya “eski model” ya düzgün çalışmıyor ya da günlerce “hizmet dışı”lar.

Yine acil bir şekilde nakde ihtiyacım olduğu bir gün, Etiler Akbank şubesinin para çekme makinasına sığınmıştım. Makinaların performanslarını değerlendiriyor ve bazen olumsuz notlar verebiliyoruz. Ama bir kullanıcı olarak kendi performansımızı hiç değerlendirmeye almıyoruz. O gün performansı düşük olan ben idim. Belki stressli bir anıma rastlamıştı belki de dikkatsizliğimin kurbanı olmuştum, bilemiyorum ama her ne olduysa kartım makine tarafından yutuldu.

Kartı kaptırdığıma mı yanayım, yoksa cebimin boş kalmasına mı? Üstüne üstlük, bir cuma günü idi ve saat, çoğu kurumun kapandığı saat olan 17:00′e çok yakındı. Yani hafta sonu boyunca parasız kalabilme riski kapımı çalmıştı.

Ümitsiz bir şekilde bankaya girdim. Onlarca kişinin kuyrukta olması beni bir kez daha yıkmıştı. Sıra numarası alıp, durumu anlatıp, kartımı ve paramı alabilmem tek kelime ile imkansızdı.

Masasını düzenleyip, mesaisini bitirmek üzere olan bir müşteri ilişkileri çalışanı benim oflayan, puflayan ümitsiz halimi görmüş ve yanıma gelmişti. Nazikçe “Efendim, yardımcı olabilir miyim?” dedi. Bu hareketi beni gülümsetmişti ama saatin 17:00′ye iki kalmış olması, onun bu soruyu nezaketen sorduğunu düşünmeme neden oldu.

Yaptığı yalnızca “nezaket” sınırları içinde kalmadı. Ve benim olumsuz yanıt alacağımı “bilen” gözlerime bakarak sorunumu dinledi. Son noktamı koyduğumda ondan “Ne yazık ki efendim” ya da “Üzgünüm ama” benzeri bir giriş ile başlayan bir açıklama bekliyordum ama o, demin toparladığı masayı göstererek “Efendim, şöyle masaya geçelim isterseniz. Buyrun oturun” dedi. Başımı kaldırıp, tam olarak ne dediğini ve ne olduğunu anlamaya çalıştım. Bu benim tahminlerim dahilinde bir karşılık değildi.

O gün yaşadığım tam anlamıyla bir “müşteri memnuniyeti” idi. Işıldayan gözlerle bu nazik bayana teşekkür ederken, bakışlarında “Evet, değil mi. Ne büyük bir iş yaptım” değil “Ne demek efendim, görevimiz” vardı.

Tekrar tekrar teşekkür etmemin ardından, iyi akşamlar deyip ayrıldım. Evet, iyi akşamlar demiştim. Çünkü, bankanın kapısının önünde şaşkın bir şekilde, çok ihtiyacım olan o paraya ve kartıma bakarken, saat neredeyse 18:00′i bulmuştu.

O an, Akbank‘ın (sadece) paramla değil benimle ilgilendiğini hissettim. Ve bu, onların milyonlar harcayarak ürettiği, her gün, her kanalda defalarca rastladığımız reklamların etkisinin tahmin edemeyeceğiniz derecede üzerine geçti.

Not: Deneyimler.Net‘te yayınlanmış bir yazıdır.

Okullarda neler oluyor?

Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında okullarda işlenen cinayetler, yaralamalar ve kavgalar yer almaya başladı. Okullardaki suç işleme oranı da her geçen gün artmaktadır.

Son haberlerde;

- Samsun’da okula giderken üzerlerine kurşun yağdırılan iki genç.

- İzmir Karşıyaka’da okulda suyla şaka yaparken kavga eden lise öğrencisi, arkadaşını sırtından bıçakladı.

- Yalova’da teneffüste arkadaşı tarafından bıçaklanan 9. sınıf öğrencisi yaralandı.

» Yazının Devamı

 

ÖSYM - Tercih Yapma Sanatı

Tercih yapacak arkadaşlara nacizane bir öneride bulunmak istiyorum. Öncelikle ilgi alanınız ile şekillenmiş bir amaç belirleyin kendinize. Üniversite bir amaç değildir.

Yani -ben bu hataya düştüm diye söylüyorum- puanınıza göre tercih yapmayın. Amacınız doğrultusunda bir tercih yapın.

Misal ÖSS birincisi oldunuz. Ve en yüksek puana sahip Boğaziçi Üniversitesi Endustri Mühendisliği -bizim zamanımızda bu bölüm en yüksekte idi- bölümüne puanınız rahat rahat yetiyor. Ama 10 yıl sonra kendinizi mühendislikle alakalı bir işte bulmak istemiyorsunuz. Rica ediyorum mühendislik tercihi yapmayın.

» Yazının Devamı

 

Okul çıkışı çantayı yere atıp arkadaş kovalamak

Kaçan çocuğun ağırlık azalma formülünün ardından “kaçma” eylemini daha verimli hale getirmek için izlediği yollar da pek ilginçtir;

- 8 çizme methodu; kaçarken önünde bitmek tükenmek bilmeyen bir şikan kompleksi varmışçasına bir o yana bi bu yana saparak ilerleme tekniğidir. Kovalayanı şaşırtarak bıktırma esasına dayanır.

- Gülerek sinir etme methodu; kaçarken yüksek sesle gülünür ki kovalayan “rezil oluyorum lan bi yakalayamadım” ruhuna bürünsün. Böylece kovalamacaın galibi kaçan olsun.

- Ters “c” şekli alma methodu; Kovalayanın kaçandan bariz bir şekilde hızlı olduğu durumlarda uygulanan bir tekniktir. Fakat pek bi işe yaramaz. kovalayan bir eli kaçanın sırtına doğru yönelmiş bir şekilde hızla yaklaşmaktadır. Amacı önlüğünden yakalayarak durdurmaktır.

» Yazının Devamı

İlgili Konular: , , , , ,
 

Ön sıradakinin altına silgi koymak

Okul araç ve gereçlerine alışma aşamasında ortaya çıkan bir alışkanlıktır. Silgiyi, kalemi, kitabı, kalemtraşı, defteri hep görevinden farklı şeylerde kullanmaya çalışırız. Zaten okula gitmek de oyun sahasının sokaklardan okul bahçesine, sınıfa taşınması anlamına gelir ilk zamanlarda.

- Kalemle kulak karıştırırız, ön sıradakini olur olmaz dürtmek için kullanırız.
- Kalemtraşı ayağa kalkıp, çöp tenekesine gidebilmek için kullanır, daha ziyade oyuncak biçimindekileri tercih ederiz.
- Kitabı, defteri, dergileri arkadaşların kafasına geçirmek için kullanırız. Çantamız boş olup, koşarken* zıplamasın diye kullanırız.

Daha sonra aklımız başımıza geldikçe bu demirbaşları kendi işlevlerince kullanmaya başlar hatta daha da ileri gideriz; (bkz: Biriktirilen kirintilardan yeni bir silgi yapmak).

İlgili Konular: , , ,
 

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.