Yazan:
Serbest Kürsü
— Tarih:
26 Mayıs 2006
Türkiye’nin şu andaki halinden memnun musunuz? Memnun değilseniz bunun sorumlularının yine bizler olduğunu da biliyor musunuz?
Danıştay’a yapılan saldırıyı muhakkak duymuşsunuzdur. Bu saldırı sıradan bir cinnet veya din adına yapılan basit bir hareket olduğu yanılgısına düşmediğinizi umarım. Oradaki kişi (Alparslan Arslan) sadece sizin bizim gibi bir maşadır. Bizler de kendimize empoze edilen görevimizi yerine getiriyoruz, o da. Sadece ona verilen görev daha aktiftir.
Bir provakasyon olduğu kuşku götürmez olan bu olay bize göstermiştir ki Türkiye’de insanları birbirine yaklaştıran son bağ olan dini inançlarımızın da koparılması için son aşamaya gelinmiştir.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
17 Aralık 2005
Bu yazının başlığını oluşturan cümleyi kurabileceğimi, kullanmaya yelteneceğimi zannetmiyorum. Asıl sorun da bu zaten…
Bireylerin kendilerini belli bir -izm- çatısı altına almak istemeleri ve bazıları gibi alttan usulca, diğerleri gibi yüze bir şaplak şeklinde ortaya atılmalarını garipsiyorum. Solcu, sağcı, kapitalist, komunist, demokrat, sosyalist, liberal… ve buna benzer onlarca daha… Saymakla bitmez sanırım.
Gülay Göktürk’ün, Bugün gazetesinde yayınlanan yazısı ile başlayıp birçok “ünlü” bloğu kasıp kavuran bir tartışmadır sürüp gidiyor (Bkz: Gülay Göktürk’ün sınırları var mı?) (Bkz: Sağ, Sol ve Atatürk). Anafikir.com olarak, “Atatürk ve gruplaşmalar” başlıklı yazım ile ben de bu kasırgadan nasibimi aldım.
Burada tekrardan bu konuya değinmek istemiyorum. İsteyenler o yazımı tekrar okuyup bu konu hakkında ne düşündüğümü öğrenebilir. Bu yazıda bahsetmek istediğim insanların neden bir siyasi kimlik altına girmek istemeleri.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
14 Aralık 2005
Derin Sular -alışık olduğum gibi, yine- uzun süredir değinmek istediğim bir konuyu ele almış “Atatürk’ün Düşünceleri ‘Olabileceğin En İyisi’ Miydi?” başlıklı yazısında. Genel olarak yazı -başlıktan da anlaşılabileceği gibi- Atatürk’ün tabulaştırılması ile ilgili. Gülay Göktürk’ün aynı konu ile ilgili yazısından hareketle başladığı yazısına, Gülay hanımın görüşlerine paralel bir şekilde devam etmiş.
Gülay hanım yazısında çarpıcı bir kurgu oluşturmuş. Atatürk’ün yaşıtlarına kıyasla oldukça genç vefat ettiğini belirtmiş ve bunun varolmadığı varsayımı ile başlayarak, bu durumun Türkiye’nin siyasi tarihinde yapacağı olası etkileri öngörmeye çalışmış.
Gözlemlerime dayanarak, ülkemizde Atatürk ile ilgili duruşları genel olarak üçe ayırabileceğimizi düşünüyorum;
A. Atatürk’ü insanüstü bir varlık olarak görenler.
B. Atatürk’e ve yaptıklarına saygı duyup, takdir edenler.
C. Atatürk’ün açığını arayıp, ona duyulan saygıyı zedelemeye çalışanlar.
Bu oldukça genel bir gruplama. Pek tabi daha detaylı gruplandırılabilir fakat vurgulamak istediğim noktaya daha çabuk gelebilmek için bu gruplar üzerinden açıklama yapmaya çalışacağım.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
04 Eylül 2005
Asker “İktidar Elması”nın tadını aldı bir kere…
SY: 60 darbesi kısa vadede işe yaramadı. Peki, ardından neler oldu? İkinci darbeyi hazırlayan nedenler nelerdi?
70 darbesinin nedeni 80′ler ile aynıdır. Siyasetin kilitlenmesi, bu darbenin görünürdeki nedenidir. Bence asıl nedense, Milli Birlik Komitesi zamanında “iktidar elması“nın tadına bakan askeriyenin bu meyvenin artık istediği zaman uzanabileceği bir noktada olduğunu anlamasıdır.
İlk İşkence İspatı olan Edebi Metin
70 darbesi dendiğinde gariptir, benim aklıma hep İlhan Selçuk‘un “Ziverbey Köşkü” gelir. İşkence altında insan beyninin nasıl çalıştığına dair gerçekten ilginç bir belgedir bu kitap. İlhan Selçuk “Ülkeye komünizm getirmek için nasıl bir örgüt kurduklarını anlatan sözde bir itirafnameyi yazmazsa öldürüleceğini anladığı için içinde akrostiş mesajlar taşıyan bir uzun metni kalemi alır. 70 darbesinden sonra Nazlı Ilıcak bu itirafnameleri üzerine “mal bulmuş mağribi” misali atlar ve bunu gazetesinde yayınlar (gülümsüyor).
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
04 Eylül 2005
Yakın Tarih bazılarına dokunuyor ve saklanıyor
SY: Şöyle bir durum var gibi; Birçoğumuz tarihi ortaokul tarih kitaplarının yazarı Kemal Kara‘nın bıraktığı yerde inceliyor ve önemsizleşiyor zannediyor. 1938. Ata’nın gidişi ile birlikte bizim bilgilerimiz de kesiliyor bir bakıma. Birkaç dönüm noktasının haricinde herhangi bir bilgi yok belleğimizde. Neden yakın tarihimizi bilmiyoruz?
Yakın tarihimizden ve bu dönem içinde yenilen boklardan siyasetçiler korktuğu için! Düşünsenize ne anlatacağız çocuklara? İlk demokratik seçimlerden sonra iktidara gelen DP’nin basını nasıl susturduğunu mu? 60 devriminden sonra başbakanımızı nasıl astığımızı mı? 80 darbesi ile ülkeyi nasıl bir yarı-açık cezaevine çevirdiğimizi mi?
Bu ülkenin edebiyatçıları bu yüzden lise kitaplarında yer almaz. Nâzım Hikmet birileri için bu ülkede hâlâ “vatan haini”, Necip Fazıl hâlâ “vebalı”, Yaşar Kemal hâlâ “sakıncalı”… Bunları çıkardığımızda geriye ne kalıyor, çocuklarımıza anlatacak? Aklıma çarpıcı bir örnek geldi, hemen onu size anlatayım.
» Yazının Devamı
* * *