Öncelikle birkaç gerçekle baÅŸlamalı Hokkabaz ile ilgili yazılacaklara; Tartışmasız ve açık ara, Cem Yılmaz ülkemizi son yıllarda en çok güldüren sanatçı. Bu yüzden üzerindeki baskı ve beklenti hep çok yüksek. Bu, baÅŸarının doÄŸal bir getirisi. Ayrıca onu çoÄŸu zaman güldüren, zıpır, hazır cevap ve hınzır bir halde gördüğümüz için tüm iÅŸlerinde de bunu arıyoruz. Farklı bir hali gözümüzde “yabancı” ve hatta eÄŸreti kalıyor.
Gördüğüm kadarıyla Cem Yılmaz artık kendini sinemaya adadı. Onu umutla ve heyecanla konuÅŸurken gördüğümüz konular hep sinema ile ilgili. Ve son filmi Hokkabaz’la da gördük ki Cem Yılmaz komedyen ya da “Stand-upçı” olarak anılmak istemiyor. O sinemasal bir tad istiyor iÅŸlerinde. GeniÅŸ ekran olmalı onun ürünleri, duygu, etki ve kurgu yönüyle. “Komiklik olsun, güldürsün yeter” mantığından sıyrılmış gözüküyor.
Fakat bunu bir önceki filmi G.O.R.A için söyleyemiyoruz. Orada sinemaya yaraşır bir iş çıkaramamıştı bana kalırsa.
» Yazının Devamı
19 November 2006 | İlgili Olduğu Konular »
Bir filmin etkileyici olması aslında çok da zor değildir. Ezberlenmiş yöntemler bile denense işe yarar. O yüzden işinin erbabı film eleştirmenlerinin soğuk durduğu, hatta açıkça beğenmediğini ifade ettiği filmler büyük kitleler tarafından beğenilebilir.
En basit örneÄŸi sitcom denilen durum komedilerinde görülür. Genellikle çoÄŸunun senaryosu belli bir formül üzerinden gider; Sahne giriÅŸ ve çıkışlarında bir espri, espri belirteçleri (gülme efektleri), 1 dakikayı geçmeyecek diyaloglar, bölüm boyunca salak konumuna düşen bir karakter (her bölümde farklı bir karakter olabilir). Her bölümde en az bir “imkansızlık” (kız arkadaşı ile öpüşmek ister ama olaylar bunu imkansızlaÅŸtırır)
» Yazının Devamı
29 March 2006 | İlgili Olduğu Konular »
Bu yıl 78. Oscar ödül töreninde en iyi filmi Çarpışma(Crash) kazandı. Filmin temel konusu Los Angeles‘ta birbirlerinden farklı etnik kökenlere sahip insanların yaÅŸamlarının, bir kaza sonucu 48 saat içinde kesiÅŸmesini konu alıyor.
İranlı bir dükkân sahibi, Afroamerikan bir televizyon yönetmeniyle karısı, Meksikalı bir çilingir, beyaz Amerikalı bir savcı ve karısı, birbirlerine aşık olan biri zenci diğeri Latin kökenli iki polis memuru, orta yaşlı Koreli bir çift, ırkçı bir polis ve iki araba hırsızı gencin durumlarını anlatan bir film.
** ** **
21.yy’da yaÅŸamamıza raÄŸmen halen ırkçılık gibi büyük bir sorunu insanoÄŸlu çözememiÅŸtir. Beyaz ve siyahın dünya üzerinde eÅŸit ÅŸartlara hakim olduÄŸunu, dinlerin birbirleri üzerinde hoÅŸgörülü olduÄŸunu, etnik ayrımcılığın yapılmadığı dünyayı acaba ne zaman göreceÄŸiz?İnsan dünyaya gelirken cinsiyetini, ırkını, ülkesini ve ailesini seçme ÅŸansı olmuyor. Bu yüzden ortamın koÅŸullarına göre yaşıyor ve büyüyoruz. Ne yazık ki buna saygı duyacak insanlık yetiÅŸtiremiyoruz.İnsanları tanımadan yargısız infaza gidiyoruz. Beyaz, siyah olmanın sadece genetik bir faktör olduÄŸunu idrak edemiyoruz. Dinlerde de öyle deÄŸil mi sanki?
11 Eylül olaylarından sonra ABD medyası ve bazı provokatörler tüm Müslüman alemini terörist ilan etmekten çekinmedi. Birinin yaptığı hatayı tüm Müslümanlara çıkarmadılar mı? Tüm ABD halkı Müslüman denince korkmadıklarını mı zannediyorsunuz?
» Yazının Devamı
16 March 2006 | İlgili Olduğu Konular »
Her hafta yeni bir bölümü yayınlanan televizyon dizisi için gereÄŸinden fazla kaliteli olan, ekran başında gözlerimizi dolduran, yüreÄŸimizi burkan, her karesi kartpostal tadı vermiÅŸ “Çemberimde Gül Oya” ile adından söz ettiren ÇaÄŸan Irmak ürünü olan ve adı artık “AÄŸlatan film”e çıkan “Babam ve OÄŸlum“un methini çok duymuÅŸ fakat izleme ÅŸansı bulamamıştım. Tüm korsan cd’cilerde rastlayıp, “AÄŸlatan Baba ve OÄŸlun DVD’si çıktı abi!” sloganıyla pazarlanmasına raÄŸmen “Bu filmi sinemada izlemeliyim” dirayetini gösterip, korsana “Yahu korsan bey, orjinal DVD’si çıkmadı ki. Bu neyin DVD’siymiÅŸ?!” diyerek elimin tersi ile ittim üzerinde 700mb/80min Recordable CD yazan “DVD”yi. O da alınmış olacak ki “Abi ben korsan deÄŸilim, filmler korsan” dedi.
Yerinde bir karar verdiÄŸimi “Babam ve OÄŸlum”u sinemada izledikten sonra ispatlamış oldum korsana pardon korsancıya. Gerçi onun bu ispattan haberi olmadığını bilsem de içime garip bir haz yerleÅŸti. O hazla şöyle bir sarıldım filmi beraber izlediÄŸim kız arkadaşıma. Yazık, o da filmin etkisiyle salya sümük bir halde, sarılmamı “aÄŸlama geçti geçti” niyetine yorup başını omzuma yasladı hıçkırarak.
» Yazının Devamı
30 January 2006 | İlgili Olduğu Konular »
İlgili Konular: aÄŸlamak,
babam ve oÄŸlum,
çağan ırmak,
çemberimde gül oya,
dizi,
dvd,
film,
gülşen bubikoğlu,
kadir inanır,
mustafa hakkında her şey,
sinema,
tarık akan,
televizyon,
türkan şoray,
yeşilçam
Televizyona bir ÅŸey yapmak istemez misin?
- Daha dün abimle televizyon izliyorduk, “Ne mutlu ki televizyona bir ÅŸey yapmıyorum” dedim. Yapmayacağım da. Ben televizyonda olacak birisi deÄŸilim. Mesela bir talkÅŸov yapacak kabiliyette, tıynette birisi deÄŸilim. Ben yarım saat Banu Alkan‘la konuÅŸamam.
- Tenezzül etmezsin?
- Tenezzül deÄŸil de, tercih meselesi. Ya da tenezzül. Neyse ne! Niye konuÅŸayım ben Banu Alkan’la? Niye ÅŸaka yapayım? Ama Okan yapar. Yanına da Hatemiler’i koyar. Ama ben Hatemiler’le de televizyonda konuÅŸmak istemem. Hatemiler’le konuÅŸacağım ÅŸeyi evde konuÅŸurum bir gün denk gelirse. Öbür çocuÄŸun, Beyaz‘ın yaptığı ÅŸeyi de yapamam. Åžahan‘ın yaptığı ÅŸeyi yapmam. Niye yapayım? Öyle ÅŸeylerin televizyonda olmasında bir önem görmüyorum.
» Yazının Devamı
23 January 2006 | İlgili Olduğu Konular »
İlgili Konular: abbas güçlü,
babam ve oÄŸlum,
balans ve manevra,
banu alkan,
banyo,
beyazıt öztürk,
bir tat bir doku,
cem yılmaz,
çağan ırmak,
film,
gora,
gönül yarası,
her şey çok güzel olacak,
hırsız var,
muhsin bey,
okan bayülgen,
röportaj,
sinema,
siyaset meydanı,
şahan gökbakar,
televizyon,
timuçin esen,
yavuz turgul,
yılmaz erdoğan,
züğürt ağa