» Hayatın Anlamı ve Anlamlandırma Güdümüz

İnsanlık tarihi boyunca, cevabı en çok aranılan sorulardan biri sanırım “Hayatın anlamı nedir?” olmuÅŸtur.

Doğum ve ölüm arasında geçen zaman dilimini nasıl harcadığımız hayatımızın kendisi. Biliriz ki bu zamanın bir başlangıcı ve bitişi vardır, kısacası sınırlıdır.

Sınırlı olan, tükenen bir ÅŸeye bakarken hüzünleniriz. En sevdiÄŸiniz tatlının tabakta kalmış son kaşığı, bitmeye yüz tutan bir iliÅŸkinin son demleri, tatilin son günü kumsaldan caddeye atılan ilk adım ve mezuniyet töreni sonrası dağılmakta olan kalabalık, arkadaÅŸlarınız…

Her biri biter ve içimizi bir kırıklık sarar. Hayatımız da böyledir aslında. Biter. Hiç durmaksızın biter. Her yeni uyandığımız gün, öleceğimiz güne bir adım daha yaklaşmış olduğumuzun kanıtıdır. Bazı günlerin sabahlarında, yatağa oturmuş çorabımızı giyerken öylece halıdaki desenlere takılı kalmamız bundandır.

Hep bu yüzden sorarız kendimize “Hayatımın anlamı ne? Neden buradayım. Ne yapıyorum“. En karmaşığı da; “Ne yapmalıyım?“.

» Yazının Devamı

» Kim zamanının ötesinde olmak ister?

Biraz önce Gazanfer Özcan‘ın vefat ettiÄŸini öğrendim.

Bazı insanlar vardır zaman zaman aklınıza gelen ve sizi sıcacık gülümseten. Onlar ne yakınınızdır, ne akrabanız, ne de arkadaşınız… Ama yine de içinizde garip bir köşe açmışlardır kendilerine. Bazen sanatçıdır, bazen bilimadamı, bazen de her gün köşe başında gördüğünüz, belki de hiç konuÅŸmadığınız yaÅŸlı terzi amca.

Hayatlarınızda öyle kocaman yerlere sahip de değildirler aslında onlar. Yani, bir şekilde gittiklerinde, hayatınızın akışı çok da etkilenmez. Yine de, gitmesin, yitmesin ve hep orada, oldukları yerde yaşasınlar istersiniz. Varlığı size huzur verir, onu düşündüğünüzde. O sizi hiç tanımamış olsa da.

Garip ve tarif etmesi zor hisler bunlar. Lafı dolandırmam da ondan.

2004 yılının kasım ayında, yani bundan 4,5 sene önce Gazanfer Özcan için şöyle bir şeyler karalamışım;

Aramızdan ayrılıp gitmemesi gereken deÄŸer. İlerlemiÅŸ yaşı, diÄŸer deÄŸerlerin ani vefatını akla getiriyor. Gerçi ÅŸimdi kimse farkında deÄŸil ama -Allah gecinden versin- vefatı durumunda, alt taraflarda her yazar atıp tutacak; yok “Şöyle yetnekliydi” de yok “Böyle iyi adamdı“…

Acaba bu sanatçılar zamanının ötesinde olmayı istiyorlar mı? Ya da hakediyorlar mı… Soyu tükenmekte olan bir sanatı baÅŸarıyla icra edebilen yetenekler gün geçtikçe azalıyor iken, buyrun biz futbolla, bilmem neyle ilgilenelim; (Bkz: Ali Åžen/#6109802)

– quant (#6109804)

Gidenlerin ardından övgü dolu cümleler kurmuş olmak pek de kaale alınacak sözler değil benim için. Öte yandan, her takdiri hakedenin de, hakettiğini alıyor olduğu bir dünya düşmemek de fazla iyimserlik gibi.

Şonuçta tanınıyor ya da tanınmıyor, takdir ediliyor ya da edilmiyor pek de önemli değil. Başarı, takdir, övgü, eğer insanın kendine layık gördüğü olgular ise, başkalarının ne düşündüğü, ne bildiği ya da bilmediği pek de önemli değil.

Herkesin kendi hayatını, kendisi için baÅŸarabilmesi ölçüdür sanırım. Ve son düşüncelerinde, geriye dönüp baktığında, yaÅŸamının geneli için kendisine kocaman bir “Afferin!” verebilmesi durumundan bahsediyorum. Düşünülmesi, tartılması gereken tek ÅŸey budur bana kalırsa.

* * *

» Hiç bitmeyecek bir yaÅŸama sahip olmak ister miydiniz?

50-60 yaşında, saçları ve hatta kaÅŸları simsiyah boyalı bir amcanın “Ölümsüz olmak“tan bahsediyor olması sizde nasıl bir his uyandırıyor? Bendeki karşışığı tek; “Korku“.

Bu korkunun nedeni birçoklarımıza göre farklı açıklanabilir ama temel anlamda daha çok yaşamak, daha uzun varolmak istiyoruz. Yani sınırlandırılmış olmak hoşumuza gitmiyor.

Açık büfeden aldıklarımızın hepsini bitiremiyeceğimizden adımız kadar emin olmamıza rağmen, bizi tabaklar dolusu yiyecek almaya iten duyguya benziyor bu.

Çağlar önce, ortalama olarak insanlar 30-35 yıl yaşamaktaydılar. Onlar için hayat o kadardı. 30 yaşında gelen bir ölüm onlar için şaşılacak bir şey değildi.

Şimdi ise ortalama ömür 65-70 yıl. Artık insanlar iki kat daha uzun yaşıyorlar. İki kat daha fazla zamanları var ama ne ironiktir ki, bu çağın insanlarının en büyük şikayetlerinden biri yetersiz zaman.

» Yazının Devamı

* * *

» Masumiyet Müzesi ve tarihe düşülen hatırlatma noktaları

Orhan Pamuk‘un yeni kitabının adı; Masumiyet Müzesi. Duymayan kalmış mıdır acaba : ) Åžu, pazarlama müdavimlerinin bile aÄŸzında dolaÅŸan aÅŸk romanı. Ne garip deÄŸil mi, pazarlamcıların diline düşen bir aÅŸk romanı…

Genelde kitaplar üzerine konuşmayı ya da yazmayı pek sevmem. Kitapların okunduğundan çok görüldüğüne inanıyorum. Yani zihni açık her insan, herhangi bir kitabı, yazılma amacı ne olursa olsun, kendi hayatıyla kesiştiği noktalarda gördüğünü düşünüyorum.

Bir cümle, bir kelime, anlatılanın dışında kalmış küçük mekan tasvirleri ve anılarımızla örtüştüğü yerler… Ve hatta o örtüşmeler öyle garip çaÄŸrışımlarla oluÅŸur ki, çoÄŸu kimse “Ne ilgisi var, ne garip çalışıyor senin beynin” tepkisi verir bize.

Önemli deÄŸil ki ne anlatılmak istendiÄŸi ya da kitabın ana fikri. Bizim için alınan, örtüşen, görülen noktalar “biz” olduÄŸumuz için önemli. Kısacası kitaplar onları görenlere göre binbir ruha bürünürler.

» Yazının Devamı

* * *

» Kader ve İkinci Seçenekler

Bazılarımız yemeklerimizi en beğendiklerimizden başlayarak yer, bazılarımız da en beğendiklerini en sona bırakır ve finali güzel ve tatlı bitirmek ister.

Bazılarımız yapması gereken iÅŸleri hep erteler “Üşeniyorum, öyleyse yarın” felsefesini sürdürür, bazıları ise sürekli bir ÅŸeyler yapmak için kendilerine iÅŸler türetir, onları bitirir bir diÄŸerine koÅŸar.

Her iki paragrafta ilk sırada yazdıklarım çoÄŸunluÄŸun tercih ettiÄŸi seçenekler. İkinciler ise farklı olanların tercihlerini ifade eder. Zor olanı baÅŸarmak, sürekli kendi limitini zorlamak…

İlk seçenekler mi yoksa ikincileri mi sizi mutluluğa götürür inanın hiçbir fikrim yok ama yaşam tarzlarını takdir ettiklerim hep ikinci seçeneklere benzer tercihlerle hayatlarını sürdürenler.

Şimdi de bir köpekten bahsetmek istiyorum. Onun ön ayakları yok.

Muhakkak, hayatınızın bir döneminde bir ayağı sakat ya da olmayan ve buna rağmen yürümek için çaba harcayan köpekler  görmüşsünüzdür. Şimdi bahsedeceğim ise her iki ayağı da olmamasına rağmen neredeyse bir insan gibi 2 ayağının üstünde yürüyen bir köpek; Kader.

» Yazının Devamı

* * *


Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.