» NEREDEYİM?

Hayatımızı ilgilendiren her konu ile ilgili fikirlerin ve görüşlerin paylaşıldığı bir ortamdasınız.

Yapmaya çalıştığımız şey; bahse değer konular hakkında daha fazla kişinin düşünmesini ve kendi görüşünü oluşturmasına katkıda bulunmak.



» TAKİP ETMEK İÇİN

Anafikir.com’da üretilen içerikleri daha kolay takip edebilmeniz için size çeşitli araçlar sunduk.

Bu seçeneklere ulaşmak için tıklayın.



» FAYDALI KAYNAKLAR

Düşüncelerinizi besleyebileceğiniz çeşitli siteler seçtik. Buradakilerden farklı bakış açılarıyla olaylara bakanların düşündükleri de gözatmaya değer.


“Ben”den Bağımsız Hiçbir Şey Yap(a)mazsın!

Mutlu bir insan gördüğünde gizliden üzülen insanlarız biz. O mutlu olan, gözleri gülen en sevdiklerimizden biri olsa bile. Biz buyuz.

Planlarımız var bizim. Hiç kimsenin bilmediği ve bizim de öğrenmelerini hiç istemeyeceğimiz. Görünürken en sevilesi yanımızı ortada bırakıyoruz, bakmıyorlarken en sinsi yanımız sivriliyor.

İnsanoğlu denilen şey bu en temelde. Hayatımız boyunca da bunu inkar etmek ve kabullenilmek için uğraşıp duruyoruz. Buyuz.

Geçen yıl, sosyal medya ve körüklediği ego krallıklarından bahseden bir yazı yazmıştım. Son dönem insanının, ekranların kölesi ve sadece kendine aşık bir canlı olup çıktığına değinmeye çalışmıştım.

O yazıyı bitirirken kendime not düşmüştüm. Aslında, bu özellikler sadece sosyal medyada değil, onunla hiç tanışmamış, sıradan insanlarda da farklı şekillerde kendini gösteriyordu. Bu, genele yayılmış olan benci duygu ile ilgili bir şeyler karalamalısın demiştim kendime. O gün bu günmüş.

“Ben”den bağımsız hiç ama hiçbir şey yapmıyoruz aslında. Sevmek, yardım etmek ve o bütün “iyilik” kelimesi içine sığdırdıklarımız bile buna dahil.

» Yazının Devamı

* * *

Terör Kazandırır mı? Milliyet’in cevabı; Evet

İnsan doğası güven duymadığı bir çevrede yaşamaya uygun değildir. Ve en temel amacı da hayatta kalmaktır. Fakat hayati tehlikenin nadirleştiği ve kaybolduğu dönemlerde, farklı ihtiyaçlar ön plana çıkar. Çünkü “yaşıyor olmak” oldukça kolay bir şekilde norm haline gelebilir.

Bu genlerimize kodlanmış bir savunma mekanizmasının ürünüdür. Aynen, kötü kokulara alışmamız ya da dışarıda sürekli devam eden trafik gürültüsünü duymamaya başlamamız gibi.

Terör ve şiddete kayan aktivitelerinin tek amacı vardır; korku salmak. Terör, normları hedef alır. Onları sarsarak kendi varlığının farkındalığını arttırmaya çalışır.

Savunma mekanızmamız sayesinde garantide hissettiğimiz hayatımızın aslında pamuk ipliğine bağlı olduğunu ima etmeye çalışır.

Terörist olmuş kişiler korku üzerinden kazanabileceklerine inanırlar. Kazanmak istedikleri çoğu zaman çeşitlidir. Ama ortak oldukları tek nokta, şiddet ile kazanç sağlayabileceklerine inanmalarıdır.

» Yazının Devamı

* * *

Komplo Teorilerinden Önce Kendimize Birkaç Soru Soralım

Türk insanları başka ülkelerde tanımlanırken çoğu zaman “misafirperverlik” söylenen tek olumlu yönlerden biri olur. Onun dışında birçok sıfat yakıştırılır ki, çoğu saçma genellemelerden öteye gitmez.

Bir ülkede yaşayan tüm insanları, sanki tek bir kişiymişcesine tarif etmeye kalmak, daha başlangıçta abestle iştigaldir bana sorarsanız.

Her şeye rağmen, sıcakkanlı, sokulgan olduğumuzu bir şekilde beyinlere yerleştirmişiz ve buna kendimiz de inanmışız işte.

11 yıldır İstanbul‘dayım. Ege‘nin küçük bir köyünden geldim buraya. Bunca yıl boyunca İstanbul’da göremediğim, karşılaşamadığım yegane şeylerden biridir sıcakkanlı insanlar. Nerede bu yardımsever, birbirlerine saygısı olan insanlar? Otobüste var mı? Sokakta? Bir devlet dairesinde ya da bir ofiste?

Peki nereden geliyor bu şahane sıfat?

» Yazının Devamı

* * *

Hayatın Anlamı ve Anlamlandırma Güdümüz

İnsanlık tarihi boyunca, cevabı en çok aranılan sorulardan biri sanırım “Hayatın anlamı nedir?” olmuştur.

Doğum ve ölüm arasında geçen zaman dilimini nasıl harcadığımız hayatımızın kendisi. Biliriz ki bu zamanın bir başlangıcı ve bitişi vardır, kısacası sınırlıdır.

Sınırlı olan, tükenen bir şeye bakarken hüzünleniriz. En sevdiğiniz tatlının tabakta kalmış son kaşığı, bitmeye yüz tutan bir ilişkinin son demleri, tatilin son günü kumsaldan caddeye atılan ilk adım ve mezuniyet töreni sonrası dağılmakta olan kalabalık, arkadaşlarınız…

Her biri biter ve içimizi bir kırıklık sarar. Hayatımız da böyledir aslında. Biter. Hiç durmaksızın biter. Her yeni uyandığımız gün, öleceğimiz güne bir adım daha yaklaşmış olduğumuzun kanıtıdır. Bazı günlerin sabahlarında, yatağa oturmuş çorabımızı giyerken öylece halıdaki desenlere takılı kalmamız bundandır.

Hep bu yüzden sorarız kendimize “Hayatımın anlamı ne? Neden buradayım. Ne yapıyorum“. En karmaşığı da; “Ne yapmalıyım?“.

» Yazının Devamı

* * *

Kim zamanının ötesinde olmak ister?

Biraz önce Gazanfer Özcan‘ın vefat ettiğini öğrendim.

Bazı insanlar vardır zaman zaman aklınıza gelen ve sizi sıcacık gülümseten. Onlar ne yakınınızdır, ne akrabanız, ne de arkadaşınız… Ama yine de içinizde garip bir köşe açmışlardır kendilerine. Bazen sanatçıdır, bazen bilimadamı, bazen de her gün köşe başında gördüğünüz, belki de hiç konuşmadığınız yaşlı terzi amca.

Hayatlarınızda öyle kocaman yerlere sahip de değildirler aslında onlar. Yani, bir şekilde gittiklerinde, hayatınızın akışı çok da etkilenmez. Yine de, gitmesin, yitmesin ve hep orada, oldukları yerde yaşasınlar istersiniz. Varlığı size huzur verir, onu düşündüğünüzde. O sizi hiç tanımamış olsa da.

Garip ve tarif etmesi zor hisler bunlar. Lafı dolandırmam da ondan.

2004 yılının kasım ayında, yani bundan 4,5 sene önce Gazanfer Özcan için şöyle bir şeyler karalamışım;

Aramızdan ayrılıp gitmemesi gereken değer. İlerlemiş yaşı, diğer değerlerin ani vefatını akla getiriyor. Gerçi şimdi kimse farkında değil ama -Allah gecinden versin- vefatı durumunda, alt taraflarda her yazar atıp tutacak; yok “Şöyle yetnekliydi” de yok “Böyle iyi adamdı“…

Acaba bu sanatçılar zamanının ötesinde olmayı istiyorlar mı? Ya da hakediyorlar mı… Soyu tükenmekte olan bir sanatı başarıyla icra edebilen yetenekler gün geçtikçe azalıyor iken, buyrun biz futbolla, bilmem neyle ilgilenelim; (Bkz: Ali Şen/#6109802)

– quant (#6109804)

Gidenlerin ardından övgü dolu cümleler kurmuş olmak pek de kaale alınacak sözler değil benim için. Öte yandan, her takdiri hakedenin de, hakettiğini alıyor olduğu bir dünya düşmemek de fazla iyimserlik gibi.

Şonuçta tanınıyor ya da tanınmıyor, takdir ediliyor ya da edilmiyor pek de önemli değil. Başarı, takdir, övgü, eğer insanın kendine layık gördüğü olgular ise, başkalarının ne düşündüğü, ne bildiği ya da bilmediği pek de önemli değil.

Herkesin kendi hayatını, kendisi için başarabilmesi ölçüdür sanırım. Ve son düşüncelerinde, geriye dönüp baktığında, yaşamının geneli için kendisine kocaman bir “Afferin!” verebilmesi durumundan bahsediyorum. Düşünülmesi, tartılması gereken tek şey budur bana kalırsa.

* * *

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.