Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
31 Mart 2011
Türk insanları baÅŸka ülkelerde tanımlanırken çoÄŸu zaman “misafirperverlik” söylenen tek olumlu yönlerden biri olur. Onun dışında birçok sıfat yakıştırılır ki, çoÄŸu saçma genellemelerden öteye gitmez.
Bir ülkede yaşayan tüm insanları, sanki tek bir kişiymişcesine tarif etmeye kalmak, daha başlangıçta abestle iştigaldir bana sorarsanız.
Her şeye rağmen, sıcakkanlı, sokulgan olduğumuzu bir şekilde beyinlere yerleştirmişiz ve buna kendimiz de inanmışız işte.
11 yıldır İstanbul‘dayım. Ege‘nin küçük bir köyünden geldim buraya. Bunca yıl boyunca İstanbul’da göremediÄŸim, karşılaÅŸamadığım yegane ÅŸeylerden biridir sıcakkanlı insanlar. Nerede bu yardımsever, birbirlerine saygısı olan insanlar? Otobüste var mı? Sokakta? Bir devlet dairesinde ya da bir ofiste?
Peki nereden geliyor bu şahane sıfat?
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Serbest Kürsü
— Tarih:
25 Aralık 2006
Konşu diyen Anadolu aksanı komşuya, sanırım konuşmak ile de ilintili olan konmaktan türeme, konuşlanmada karşılıklılık içeren komşuluğun akustiğine daha uygun düşmekde. Kondu karşıma da, oldu konuşu konuşuma karşılık diye dendi bize. Komşu bakışıyla, birbirine baka baka kararan üzümler yerine, bakısı esriten komşular da olmalı hayat kitabında.
Özüm özüne teşne, her kıpırtısı bir deprem gibi yenilik doğran bir komşusu olsa birinin; o konuş mahallinden kalkıp uçacak takat kalır mı bu halin oluşturduğu sekirle onda. Onda bir sarhoş edicilik var ise, hamuruna katılan şaraptan olmalı bu; sevgi bir şarap olarak anılıyorsa klasik şark şiirinde, bu sarhoş edici yanı nedeniyledir elbette.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
21 Mart 2006
Soğuk bir kış günü. Rüzgar keskin bir şekilde suratları zımparılıyor. Zor bela yürüyor sokaktakiler.
İstanbul’un kenar mahallerinden birinde bir apartman. Zemin katın penceresi açılıyor. Yeni uyandığı gözlerinden belli olan bir genç. Kollarını sonuna kadar açıp, titretiyor. Tam o sırada alttan yukarıya doÄŸru bir ÅŸey zıplıyor. Genç irkiliyor. Kendisine doÄŸru zıplayan ÅŸeyin ne olduÄŸunu öğrenmek için pencereden sarkıp, aÅŸağıya doÄŸru eÄŸiliyor. Gördükleri karşısında önce ÅŸaşırıyor ve daha sonra tüm suratını kaplayan bir gülümseme beliriyor.
Biraz pencere önünde oyalandıktan sonra içeriye giriyor. Odalarda bir ÅŸeyler aranıyor. Küçük bir karton koli buluyor. Buzdolabını açıyor…
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
29 Aralık 2004
Kadın günleri, ev hanımları için en büyük eğlence, en nadide dedikodu haberlerinin ayyuka çıktığı şahane bir organizasyon iken, gün kümesinin elemanı olmayan, gün sahibi aile bireylerine bir nevi işkencedir. Genelde günler, öğleden sonra, bütün kadınlar akşam yemeklerini yapıp, televizyonun önünde kıç büyütme zamanları sırasında gerçekleştirilir.
Bu haliyle, gün sırasında ailenin diÄŸer fertleri ya iÅŸtedir ya okuldadır, ya da ordadır, burdadır… IÅŸte evde deÄŸildir yani. Bu sebeble gün iÅŸkencesinden fazla etkilenmezler. Sadece akÅŸam eve gelip, “öldüm! bittim! bi daha güne girmek mi asla!” deyip ayaklarını koltuÄŸa koymuÅŸ, boylu boyunca salonda, yerde yatan bir anne ile karşılaşırlar o kadar (bkz: Annenin gun yaptigi gunun aksami salonda oturmak). Ama bazen o hafta, günü yapacak annenin bi iÅŸi çıkar, biÅŸi olur günü akÅŸama almak zorunda kalır. IÅŸte bu sahneden sonra gerçek iÅŸkence baÅŸlar.
» Yazının Devamı
* * *