Apartmanlara taşınan çay bahçelerinden biri. Sonu “Cafe” ile bitenlerden. Uzakta, köşede, duvar dibinde bir masa. Bir erkek. Aynı masada, yanıbaşında alımlı bir kız oturuyor, cıvıl cıvıl. Belli ki onunla vakit geçirmekten hoÅŸlanıyor. Hararetli bir ÅŸekilde bir ÅŸeyler anlatıyor. Zaman zaman gülüyor zaman zaman dedikodusunu yaptığı arkadaşına kızıyor. Erkekte belli belirsiz tepkiler. Her zamanki gibi suskun. Kız, erkeÄŸin bu ruhsuzluÄŸundan bunalmış olacak ki soruyor;
- Neden konuÅŸmuyorsun?
Erkek sanki gözleri açık bir şekilde uyuyormuş da kızın sorusuyla uyanmış gibi şaşkın şaşkın baktı. Alelade bir cevapla yanıtladı;
- Ne konuşayım ki?
- Hep ben konuşuyorum. Hiç mi anlatacak bir şeyin yok!
» Yazının Devamı
24 January 2006 | İlgili Olduğu Konular »
Tarih derslerinde, sınavda çıkacak diye ezberlediğimiz sayılar, tarihler vardır;
- savaşların, çağların, isyanların, katliamların başlangıç ve bitiş tarihleri,
- karşılaÅŸtırmalı istatistikler; top-tüfek sayısı, atlı sayısı, er sayısı…
- toplu cinayetlerin tasviri (savaÅŸ, isyan, katliam); 12bin ölü, 25bin yaralı…
Hiçbirinde acı, keder, his yoktur. Oysa zedeleyici, ruhsal açıdan sarsıcı hal ve koşullar barındırır her biri. Fakat hiçbir zaman gözyaşlarının kaç litre olduğu, kaç su deposunu doldurabileceği hesaplanmamıştır.
» Yazının Devamı
03 January 2006 | İlgili Olduğu Konular »
Bryan Berg, 1992 yılında iskambil kartlarından yapılan en yüksek evi inÅŸa edip, Guinness Rekorlar Kitabı‘na girdiÄŸinde 17 yaşındaymış. 2004′te ise, kitaba “İskambil kartlarından yapılan dünyanın en geniÅŸ yapısı” adlı bir kategori eklenmesine neden olmuÅŸ.
“E ne olmuÅŸ ki? Sıradan bir Show Tv haberi bu” dediÄŸinizi duyar gibiyim. Yok, aslında tam olarak deÄŸil. Ancak hobi olarak adlandırılabilecek bu iskambil kagıtlarını belli bir ÅŸekil oluÅŸturacak ÅŸekilde dizme aktivitesi artık bu Bryan denen arkadaÅŸ için meslek olmuÅŸ.
» Yazının Devamı
17 December 2005 | İlgili Olduğu Konular »
Küçükten alıştık biz yukarı bakmaya. Belki baba, belki anne, abla, abi, dayı, hala…
Özgün olmak elimizde değildi sanki. Etrafımızda uçuşan seçenekler arasından seçimler yaparak oluşturuyorduk kendimizi. Gözümüze kestirdiğimiz huyları zıplayarak kapıyorduk havadan, oyun oynar gibi.
Ruhu dokumanın başka bir yolu var mıdır ki o yaşlarda? Olsa bile, çocukluğun verdiği havailik bize o farklı yolu aramaya izin verir mi ki? Ya da çocuk, ruhunu dokumanın ağır sorumluluğunun farkında olmalı mıdır? Hayatını şekillendirecek olan başrol oyuncusuna direktifler vermeye başladığından haberdar olmalı mıdır?
» Yazının Devamı
11 October 2005 | İlgili Olduğu Konular »