Savaş ve barış
Savaşmak hayatın doğası hatta ta kendisi bence. Peki bu barış dedikleri şey nedir yahu? Bunu gerçekten anlayamıyorum. Herkesin dilindeki bu barış kelimesi neyi simgeliyor?
Bana kalırsa herkes için farklı anlamlara sahip bu kelime. Kimileri için barış, kendisinin kaybettiği anlarda aldığı mola. Mola süresi bitince yani tekrar güç ve zeka kapasitesi arttığında savaşmaya devam ediyor.
Bir başkası içinse hayat savaşı verirken yanındaki arkadaşı, yoldaşı düşerse yerden kaldırmasıdır barış.
Bir grup insansa barışı rahat yaşamını devam ettirirken ona rahatsızlık verenleri engellemek için yapılan uğraşılar olarak tanımlıyor. Bir başka grupsa, ezildiği fikri ile ezmek için organize olma haline yani savaşmaya barış diyor ki bu çok enteresan gelir bana.
Hoşgörü ve empatiyi unuttuk
Geçmişte, günümüzde ve öyle görünüyor ki gelecekte de insanlar inandıkları yaşam biçimlerini, hayat görüşlerini, tercihlerini başka insanlara dayatıyor ve dayatmaya devam edecek. Fakat bu çalışmalar tam bir şeytan saygısızlığı, hayat hırsızlığı ve yaşam diktatörlüğüdür.
İdeolojimizi başkalarına dikte edip, onları da kendimiz gibi tekdüze eyleriz. Başkalarının da bizim gibi inanması, yaşaması, davranması hayati bir ihtiyaç gibi giriyor dar kalıplı beyinlerimize.
Söylemlerimizi, düşüncelerimizi kağıtlara basıp, taraf toplamaya, kalıplaştırmaya başlıyoruz insanları. Daha sonra da her alan ve düşünce sisteminde insanların hür iradesinden, özgür düşünebilmesi gerektiğinden ve insanı haklarından dem vuruyoruz.
Kim bu büyük şeytan?
Onlar haksızlıklarla ve şansızlıkların içerisinde doğan masum, dünyadan bir haber çocuklardı. Bir geleceğin teminatıydılar. Ancak savaşlarla büyüyüp savaşlarda öldüler. Daha bir sevgilinin dudağına sıcak bir buse konduramadan ya da elini veremeden sıcacık barış dolu avuç içlerine, hayatlarını yaşayamadan öylece öldüler.
YaÅŸayanlar intikam ve nefret duygularıyla yetiÅŸti. Büyüdüler… Büyüdüler… Sonra hayatlarını hiçe sayıp bellerinde bombalar, ellerinde silahlarla kendilerine gösterilen ve öğretilen büyük ÅŸeytana karşı koymaya and içtiler.
Aslında ortada şeytan yoktu. Ama birileri bu şeytanı onların beyinlerine yerleştirmişti.
Silah insan evladının en aptalca buluşudur!
“İlkel” zamanlarda bir silaha sahip olmak yaÅŸamın devamı için bir gereklilikti. VahÅŸi hayvanlara karşı kendilerini korumak için en ilkel silahlar “zorunlu olarak” üretilmiÅŸ oldu. Daha sonra, çaglar ilerledikçe insanoÄŸlu elindeki silaha daha çok ısınmaya baÅŸladı. Onu kullanmada ustalaÅŸtı.
İnsanoÄŸlu, silahın dışında yaptığı diÄŸer buluÅŸlarla kendine çok daha güvenli bir çevre yaratmasına raÄŸmen elindeki öldürücü ÅŸeyi bırakamadı. Aksine, daha hızlı ve kesin çözüm sunan versiyonlarını geliÅŸtirdi. Hayvanlardan korunmak, kendi varlığını sürdürmek için ürettiÄŸi nesne kendisine hayvani özellikler kattı. Ama bundan memnun olmadıkları söylenemezdi. Silah “güç” demekti. Beyinlerinde olmayan gücü tamamlayan bir güç.
Gerçekten de, dünya savaş tarihine bakıldığında, insanoğlunun ne kadar vahşi olduğu ortaya çıkar. Bazıları savunma, bazıları dini yayma, bazıları da olası tehlikeleri önceden giderme amacı ile savaşmış olduklarını beyan ederler. Savaşan taraftarlardan hiçbiri haksız degillerdir kendilerine göre.
Hep bir “savaşın asıl nedeni” durumu vardır. Ve bunlar lise tarih sınavlarının demirbaÅŸ sorularının kilit noktalarıdır. Ne ironik… Tarihte yapılmış koca bir salaklık, öğrencilerin öğrenme yeteneklerini, zekalarını ölçmek için kullanılıyor…
Charles Darwin‘e göre aynı türden -belki de farklı ırktan- geldiÄŸimiz “insan” atalarımız temelde hayvani içgüdüler ile savaÅŸ denen “öldürme oyunu”nu geliÅŸtirmiÅŸler. Daha sonra gelenler ise, onların bu oyunlarını uzun uzun inceleyip oyunda kullanılan taktikleri günyüzüne çıkarmışlar. Yetinmeyip, bu konu üzerine ballandıra ballandıra kitaplar yazmışlar, “tarihin gizemli köşeleri” havucu ile. Öyle saçmalayanlar olmuÅŸ ki aralarında, öldürmeyi sanat bellemiÅŸler.
Günümüz “öldürme sanatı”nın enstrumanları son teknoloji ile üretilmiÅŸ silahlar. Artık bu silahlar eskisi gibi verimsiz(!) deÄŸil. Bir kurÅŸunla bir kiÅŸi öldürmek ne kadar da kötü bir ÅŸeymiÅŸ oysa fiyat/performans analizlerine göre. “Bomba” gibi bir buluÅŸ ile toplu kıyımlar yapılabilir hale gelmiÅŸ. Ne de güzel olmuÅŸ!
Toplu kıyımlar yapmak da yetmemiÅŸ. Atom bombası denen ÅŸey üretilmiÅŸ. “Silahin etkisi anlık olmasın. Devam etsin öldürmeye uzun zaman boyunca” ÅŸeklindeki dâhiyane (!) fikirden türemiÅŸ.
1945 yılının Ağustos ayının ilk günlerinde toplam 5 milyon civarinda bildiri, havadan 33 farklı Japon kentine yağar. Bildiride şöyle der;
“Bu bildiriyi dikkatlice okuyun! Burada verilen bilgiler sayesinde kendinizin ve yakınlarınızın hayatını kurtarabilirsiniz. Birkaç gün içinde arka sayfada isimleri verilen ÅŸehirlerin bazıları ya da tümü Amerikan bombaları ile yok edilecektir. Bu ÅŸehirlerde saptadığımız askeri hedeflere yönelik olan bu saldırıda sizler (siviller) de zarar görebilirsiniz. Biliyorsunuz, bombaların gözleri yoktur.
Amerika’nın insan hakları politikasi gereÄŸi, hava kuvvetlerimiz masum insanlara zarar gelsin istemez. Bu nedenle, bahsi geçen ÅŸehirleri boÅŸaltmanız için size bu uyarıyı gönderiyoruz. “
Bildirinin devamında ise Amerika’nin atılacak olan, en son teknoloji ile üretilmiÅŸ olan bu atom bombalarıyla barışı hedeflediÄŸi belirtilmektedir. Yani, kısacası “Sizi barış için öldürüyoruz” diyorlar. Acaba bu cümle dünya tarihi boyunca kurulmuÅŸ en saçma cümlelerin ilk 5′inde kaçıncı sırayı alır?
Bildiride söz verildiği gibi ilerleyen günlerde Hiroshima ve Nagasaki adlı şehirlere son teknoloji ürünü bombalar atılıyor. Bu bombalar o anda ve sonrasında yüzbinlerce kişinin hayatına son veriyor ve bir o kadarının da geri kalan hayatını işkenceye çeviriyor. Sonuç olarak bir savaş enstrumanı ile barış sağlanmış oluyor. Bu nasıl bir mantıktır, bu nasıl bir çözüm yoludur anlamak, kavramak biz kıt beyinliler için biraz zor oluyor.
Sanırım ÅŸu an binlerce bilim adamı tüm bilgileri ve zekâları ile fiyat/performans oranı çok daha yüksek olan silahlar üretmek için kafa yoruyorlardır. Ne kadar da hoÅŸ! TeÅŸekkür ederiz…
Stanley Kubrick bombalar ile ilgili endiÅŸelerimizin yersiz olduÄŸunu, onları sevmeye çabalamamız gerektiÄŸini anlatmış Dr. Strangelove ile. Benim gibi “öldürücü” derecede endiÅŸeye sahip arkadaÅŸlar izlesin derim. Ben biraz sonra gidip tekrardan izleyecegim (Ipucu: Ögretici degil mizahi bir filmdir).
“Gentlemen! You can’t fight in here, this is the War Room!!”
Not: Moleschino.org‘da yayınlanmış bir yazıdır.

