Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
05 Ağustos 2011
Mutlu bir insan gördüğünde gizliden üzülen insanlarız biz. O mutlu olan, gözleri gülen en sevdiklerimizden biri olsa bile. Biz buyuz.
Planlarımız var bizim. Hiç kimsenin bilmediği ve bizim de öğrenmelerini hiç istemeyeceğimiz. Görünürken en sevilesi yanımızı ortada bırakıyoruz, bakmıyorlarken en sinsi yanımız sivriliyor.
İnsanoğlu denilen şey bu en temelde. Hayatımız boyunca da bunu inkar etmek ve kabullenilmek için uğraşıp duruyoruz. Buyuz.
Geçen yıl, sosyal medya ve körüklediği ego krallıklarından bahseden bir yazı yazmıştım. Son dönem insanının, ekranların kölesi ve sadece kendine aşık bir canlı olup çıktığına değinmeye çalışmıştım.
O yazıyı bitirirken kendime not düşmüştüm. Aslında, bu özellikler sadece sosyal medyada değil, onunla hiç tanışmamış, sıradan insanlarda da farklı şekillerde kendini gösteriyordu. Bu, genele yayılmış olan benci duygu ile ilgili bir şeyler karalamalısın demiştim kendime. O gün bu günmüş.
“Ben”den bağımsız hiç ama hiçbir şey yapmıyoruz aslında. Sevmek, yardım etmek ve o bütün “iyilik” kelimesi içine sığdırdıklarımız bile buna dahil.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
12 Ağustos 2008
Bazılarımız yemeklerimizi en beğendiklerimizden başlayarak yer, bazılarımız da en beğendiklerini en sona bırakır ve finali güzel ve tatlı bitirmek ister.
Bazılarımız yapması gereken işleri hep erteler “Üşeniyorum, öyleyse yarın” felsefesini sürdürür, bazıları ise sürekli bir şeyler yapmak için kendilerine işler türetir, onları bitirir bir diğerine koşar.
Her iki paragrafta ilk sırada yazdıklarım çoğunluğun tercih ettiği seçenekler. İkinciler ise farklı olanların tercihlerini ifade eder. Zor olanı başarmak, sürekli kendi limitini zorlamak…
İlk seçenekler mi yoksa ikincileri mi sizi mutluluğa götürür inanın hiçbir fikrim yok ama yaşam tarzlarını takdir ettiklerim hep ikinci seçeneklere benzer tercihlerle hayatlarını sürdürenler.
Şimdi de bir köpekten bahsetmek istiyorum. Onun ön ayakları yok.
Muhakkak, hayatınızın bir döneminde bir ayağı sakat ya da olmayan ve buna rağmen yürümek için çaba harcayan köpekler görmüşsünüzdür. Şimdi bahsedeceğim ise her iki ayağı da olmamasına rağmen neredeyse bir insan gibi 2 ayağının üstünde yürüyen bir köpek; Kader.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Serbest Kürsü
— Tarih:
21 Şubat 2007
İstanbul günden güne yaşanmaz bir şehir haline geliyor. Çok fazla giderilmesi gereken konular var ama bunlar arasında en önemlileri sokak çocukları ve bu çocukların birer suç makinelerine dönüşmesi.
Tabii yalnız bu İstanbul’un sorunu değil, tüm Türkiye’nin de sorunu. Fakat İstanbul’da, süratle artan bir suç grafiği var. Bu grafiğin artmasına sebep olanlar arasında sokak çocuklarının katılmış olduğu yaralama, hırsızlık, tecavüz ve öldürme gibi olaylar bulunmaktadır.
Bu durum yıllardır dermanı bulunamamış bir hastalıktır gibidir. Hiçbir şekilde devletin özenle üzerinde durmadığı bir konudur. Tabii ki çok basit bir olay değil ama somut adımları atmadığımız takdirde gazetelerden, televizyonlardan bu tür haberleri çok göreceğiz.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
14 Şubat 2007
Sevgi ve romantizm doruk noktasına çıkar bu günde. Bu günün adı çok da güzeldir; Sevgililer Günü. Her yılın 14 Şubat’ında kutlanır. Her sevgiliye garip beklentiler, garip heyecanlar ve bolca da romantizm yaşatır.
Sevgililer birbirlerine olan aşklarını çeşitli yollarla dile getirirler. Bu yolların en baskını çoğu zaman hediye almak olur. Hediyelerin içinde de bir kırmızı gül.
Bu güne kırmızı çok yakışır. Nasıl yılbaşında her yer karı simgeleyen beyazla süslenirse, bu günde de her yer kırmızıdır. 14 Şubat’ın belirtgeç rengidir kan kırmızısı, daha doğrusu kalp kırmızısıdır. Sevginin kalp denen organımızda doğup, büyüdüğünü düşündüğümüz için…
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Serbest Kürsü
— Tarih:
05 Ocak 2007
Hayat örüntüsü içerisinde köşe taşlarını yerinden ırgatacak bir sorumsuzlukla hareket eden ve iktidar üleşirken muhalefeti besleyecek bir tavırla kendi kuyusunu kazmak yönündeki eyleme yatkın olanı görmeze vuracak genişlikle davrananlar o makamın hakkını veremiyor demektir.
Şah sahadaki her hareket eden taşı, kendi taşı da olsa karşı şahın taşı da olsa görmelidir ve bu yönde hesabını yapmalıdır ki şahlığın gereği ifa ola, şah kendini değil tüm taşların sorumluluğunu taşıdığını bilerek davranmalıdır, çapı ve istidadı ölçüsünde elbette.
Olimpos Zeus’u, Olemp dışından haremine dahil ettiği dilberlerden türeme oğlu Tantalos’un babasıgillerin anasıgilleri söğüşlemesi karşısındaki sistemi tıkayıcı ve tiye alıcı ayak oyunlarını fark edince; ‘evladım’ dememiş ve sistemi korumak için çekmiş kılıcı İbrahim’in İsmail’e çektiği gibi oğluna (benzetmek gibi olmasın), tadından yoksun kılmış onu işçiliğini yapmaya mahkum ederek iktidarın.
» Yazının Devamı
* * *