Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
30 Eylül 2005
Gerçekte olmayan yaratıcı ürünler/hizmetler sağlayan -yine gerçekte var olmayan- firmaları senaryo içerisine entegre etmiş filmler beyin kıvrımlarımın oluşturduğu skor tahtasına 1-0 önde başlıyorlar. The Game de böyle bir film.
İzlememiÅŸ olanlar için film ile ilgili hiçbir ayrıntıya girmek istemiyorum. Senaryo açısından diyebileceÄŸim tek ÅŸey oldukça sürükleyici oluÅŸu. Fakat lütfen bu filmi Show Tv’de gecenin ilerlemiÅŸ saatlerinde yayınlanan, 10 yıl önce vizyona girmiÅŸ aksiyon filmleri ile karıştırmayın. Sadece girdiÄŸi kategori nedeniyle bu ÅŸekilde nitelendirilen bir film deÄŸil “The Game”.
Filmi takip ederken öncelikle kendinizi yapboz oynar gibi hissediyorsunuz. Bir bakıma Memento‘nun daha hazmedilebilir formunda denebilir. İniÅŸ çıkışları ile sizi ÅŸaşırtıyor. YeÅŸilçam ürünlerini izlerken “Bak ÅŸimdi böyle olacak” deyip çoÄŸu zaman haklı çıkarız. Bu film için geçerli deÄŸil.
Bazı mantık hataları var. Fakat göze çarpmıyor. Bu yüzden burada onlardan bahsedip, filmin geri kalan “zeka pırıltıları”nı küçümsemenizi istemiyorum. Sonuçta film kurgulanmış bir dünya oluÅŸur.
Tüm bu özelliklerine ek olarak film, dozu iyi ayarlanmış duygusal bir mesaj ile sonlandırılıyor. Ve bunu repliklerle değil, kurgusu ile yapıyor. Tam arşivlik bir film.
IMDB’de 10 üzerinden 7,6 almış bir filmdir.
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
29 Nisan 2005
Bu çocuÄŸun (Sanki 50 yaşındaymışım gibi konuÅŸtum. Pardon yazdım) ilk kasetinde de böyle oldu. “Ne oldu?” diyeceksiniz; “KardeÅŸim yeter artık bi haftadır aynı ÅŸarkıları döndürüp döndürüp dinliyosun! Kafamız ÅŸiÅŸti” sitemine maÄŸruz kaldım ev arkadaÅŸlarından.
Hatta onlar bilmiyorlar, Winamp listesine bu 10 parçayı koydum. Album sırasına göre dizdim, liste olarak desktop’a kaydedip sabah akÅŸam, çalışırken, bi ÅŸeylerle uÄŸraşırken sürekli o dönüyor. Ama ben de pasif deÄŸilim ha! EÅŸlik ediyorum bağıra çağıra.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
02 Nisan 2005
İnsan merak etmeden edemiyor; “KardeÅŸim bu Amerika neyin nesi böyle büyüdü serpildi de dünyayı yönetir oldu?”. Bırakalım bunu tarihçiler, bilimadamları, politikacılar düşünsün. Biz kendi iÅŸimize bakalım (hemen tv’nin başına koÅŸmayın yahu!).
Bakıyoruz nerede bi b.kluk var orada Amerika. Ahtapot misali, her yere uzanıyor kolları. Her iÅŸe karışıyor, tam damacanayı kaldırıp su içmeye yeltendiÄŸimizde yanımızda bitiveriyorlar o mükemmel “düzeltme” dürtüleriyle. “Hooop! Dur bakalım. Bardakla içeceksin suyu” diyorlar, ellerinde silah. Biz de “Ha tamam pardon” diyor uyuyoruz. Sanki annemiz; “SoÄŸuk taÅŸlara oturma”, “Terli terli su içme”, “Yarın erken kalkacaksın, kapat televizyonu yat!”, “Çoraplarını ortada bırakma” diye arkamızdan koÅŸup bizi sert telkinlerle uyaran.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
18 Aralık 2004
“Size anne diyebilir miyim” adlı yarışmaya baÅŸlaması, Show Tv gibi, popüler kültür ürünlerini reyting hedefi doÄŸrultusunda kullanma stratejisine daha fazla kanalize olmuÅŸ gibi görünen kanal.
Kanal tarafından yarışmanın* amacı ve hedef kitlesi en başından açıkça ortaya koymulmuÅŸtur; “Siz de Türkiye’nin en ünlü annesi olun”
Semra hanım denen kadınla ortaya çıkan çirkef görüntüleri özendiren, “Gelin. Siz de onun kadar ünlü olabilirsiniz” sloganları ile Türk kültürünü ya da ilgimizi nereye çekmeye çalıştığını anlayamadığımız, daha doÄŸrusu anlamak istemediÄŸimiz yarışma olarak temelleri atılmıştır.
Kendisini, medyada özellike televizyon dalında, etik kaideler doÄŸrultusunda hareket ediyormuÅŸ gibi lanse eden sütten çıkmış ak kaşık gibi görünen Fatih Altaylı‘nın, mensup olduÄŸu kanalda bu derece yoz bir programın ortaya çıkmasına göz yumması garip. Aynı ÅŸey pek tabi Okan Bayulgen için de geçerli. Acaba bu yarışmadan görüntüler alıp, medya arkasında eleÅŸtirebilecek mi?
(bkz: Zaga)
* * *