Birkaç kanalın olduğu televizyonla büyüyen bir çocuk olarak, çocukluğumun oyunlarından sonra ruhuma işleyen en önemli insanlardan biriydi Bob Ross.
TRT-2′de yaÅŸayadığını zannederdim onun. Çizgi filmler yokken izlemekten keyif aldığım tek kiÅŸiydi o. Neden izlediÄŸimi bile bilmezdim o zamanlar. Resim yapabilen ya da yapmaya hesesli bir çocuk da deÄŸildim ama yine de izlerdim.
Şimdilerde onu neden izlediğimi anlayabiliyorum. Ruhumu okşayan, umut salgılayam cümleleri içimi ısıtır, basit ve beyaz bir mutlulukla doldururdu karnımı.
Babaannemi hatırlıyorum; “Yavrucum, neden izliyorsunuz bu kıvırcığı. BoÅŸuna ceyeran yakıyorsun, çizgi film izlesene” derdi. Televizyonun üzerindeki dantelli örtüye elini koyar “Kapatalım, zaten ısınmış“…
Babaannemi duymazdım hatta görmezdim bile. Sanki hipnotize olmuÅŸum…
» Yazının Devamı
18 June 2008 | İlgili Olduğu Konular »
Öz Türkçe anlatım varken, konuşurken veya yazarken bizi yabancı kelimeler kullanmaya iten gizli bir güç mü var? Yoksa bu, kendimizi farklı bir şekilde ifade edebilmek için seçtiğimiz bir yol mu?
Çoğu kere kullandığımız yabancı kelimelerin cümle içerisinde sırıttığını bile bile bir oyuna mı geliyoruz? Yabancı kelimelerin asıl anlamlarıyla dahi cümle içerisinde oturmaması yalnışlıklarını nasıl farkedeceğiz?
Devlet, dilbilimciler ve Türk Dil Kurumu bu yönde ne gibi tedbirler aldı? Okullarımızda yazılı ve görsel iletişim araçlarında bu yönde ne gibi uygulamalar yapılıyor?
» Yazının Devamı
19 March 2007 | İlgili Olduğu Konular »
Şahan Gökbakar ve ürünleri ile ilgili görüşlerler, çeşitli eleştiriler yazmayı planlamıştım fakat vazgeçtim. Çünkü popüler olan çok fazla taze komedyen yok ortalıkta. Bu yüzden kendi görüşlerim yerine, Şahan Gökbakar’ın kendi cümlelerini paylaşmak istedim sadece. Görüşlerimiz zaman içinde de şekillenecektir sanırım.
Aşağıda çeşitli zamanlarda Şahan Gökbakar ile yapılmış röpörtajların derlenmiş, düzenlenmiş, seçilmiş hallerini görüyorsunuz;
Her şovmenin ilginç bir keşfediliş hikayesi var. Senin de böyle bir hikayen var mı?[1]
Benim ilginç bir hikayem yok. Aslında hikayeler insana mistik bir hava katıyor. ‘Hayatım sinema filmi gibi geliÅŸti’ sözleri insanlara ilginç geliyor. Tam aksine çok lakayıt bir hayatım oldu. Çok acılar çekip de sekiz kardeÅŸimle bir odayı paylaÅŸmadım. O esnada ayran almaya gidip de UÄŸur Yücel ile karşılaÅŸmadım. Kolejlerde okudum, devlet okuluna hiç gitmedim. Hiçbir zaman bir sırada üç arkadaÅŸ oturmadım.
» Yazının Devamı
14 April 2006 | İlgili Olduğu Konular »
İlgili Konular: ata demirer,
benny hill,
cem yılmaz,
dikkat şahan çıkabilir,
ekşi sözlük,
hamdi alkan,
komedyen,
komik,
levent kırca,
okan bayülgen,
şahan gökbakar,
ÅŸovmen,
televizyon,
trt,
tv8,
ünlü,
zıbın,
zoka
Ülkemizde tek kanallı zamanlarda ünlenen ve vazgeçilmez hale gelen yapımlardan biridir Red Kit. Telif haklarının alavare dalavere ile kolayca üstesinden gelinebildiÄŸi zamanlardaki adıyla tabi ki. Asıl adı Lucky Luke. ÇoÄŸumuzun Morris diye bildiÄŸi, Belçikalı çizer Maurice de Bevere‘nin ürettiÄŸi bir çizgi karakterdir.
Anavatanındakinden farklı olarak, bizim zihinlerimize Koksal Engur‘un sesi ile can bulmuÅŸ bir karakterdir o. Tek kanallı dönemde hayatımıza girmiÅŸ birçok yapım gibi o da diÄŸer ülkelerde olduÄŸundan daha ünlü olmuÅŸtur. Amerikalı bir kovboy olmasına raÄŸmen onu Amerika’da tanıyan pek azdır.
Ülkemizde o kadar çok sevilmiÅŸ bir çizgi-dizidir ki dünyada ilk kez sinemaya ülkemizde aktarılmıştır. 1967′de Öztürk Serengil bu filmin baÅŸrolünü oynamıştır. Rüyasında Red Kit’e dönüşen bir karakteri canlandırır Serengil. Film boyunca vahÅŸi batıdaki maceralarına tanıklık ederiz.
» Yazının Devamı
12 April 2006 | İlgili Olduğu Konular »
İlgili Konular: çizgi film,
daltonlar,
izzet günay,
köksal engür,
lucky luke,
maurice de bevere,
morris,
öztürk serengil,
red kit,
rintintin,
sadri alışık,
seslendirme,
televizyon,
trt,
yekta kopan
Bazı çocuklar vardır, sokakta yürürken yanınızdan gelip geçerler. Annesinin elinden tutmuş, onun hızına yetişmek için gayret sarfederken arada bir ayakları yerden kesiliveren ve bu sırada başı yukarıda bir şeyler arar gibi bulutları seyreden.
İtiraf ediyorum, ben de onlardan biriydim. Her dışarı çıkışım benim için yeni bir şans olurdu. Kapıdan sonraki ilk adımımda gözlerim hemen sonsuzmuş gibi görünen gökyüzüne dikilirdi. Zaman zaman, başım yukarıda bulutlar arasında bir şeyler ararken acı tecrübelerle de karşılaşırdım sert bir şekilde. En acı olanlarından biri de hiçbir işe yaramayan elektrik direkleriydi. Tahta telefon direklerine kıyasla, demir olurlardı ve çok acıtırlardı. Niye koyarlardı ki onları yolların ortasına.
» Yazının Devamı
10 March 2006 | İlgili Olduğu Konular »