İntihar Bombacıları - Allah’ın Yeni Şehitleri
11 Eylül 2001 tarihinden itibaren İslam dünyanın baş gündemlerinden biri haline geldi.. İslam, tarihin yumağının ters ucundan çözülmesinin yol açtığı bir çığlıkmışcasına, ezilenlerin bayrağı haline gelirken, Batı’da, intihar bombacısı, gezetelerde ve televizyonda aşina bir görüntü haline geldi. Yanlız Filistin’de, Irak’ta, Suudi Arabistan’da, Endonezya’da değil Avrupa’nın ve ABD’nin merkezinde de, intihar saldırılarının sonuçları yıkıcı oldu. Genç erkekleri ve genç kadınları intihar bombacısı olmaya iten şey nedir? Siyasal İslam’ın anlamı nedir?
Dünya, özellikle batı tüm bu olaylarla birlikte İslam dinini, Müslümanları, İslami hareketleri, onun yönetici ve militanlarını, özellikle de İslam davası uğruna gönüllü olarak ölüme koşanları daha yakından tanımak istiyor.
Ne var ki bu merak ve arayış, “düşmanımızı tanıyalım” çerçevesinin dışına nadiren taşabildiği için Batı medyasının, araştırma kurumları ve üniversitelerinin, aydın ve akademisyenlerinin üretimlerinde önyargılar, klişeler, yalan-yanlış bilgiler, bilinçli çarpıtmalar genellikle baskın çıkıyor. “Hz. Muhammed’in karikatürleri” olayında olduğu gibi İslam dinini ve Müslümanları “test etme” arzusundaki Batı medyası bilerek ya da bilmeyerek “medeniyetler çatışması“na çanak tutuyorlar.
Geçtiğimiz günlerde Versus yayınlarından Farhad Khosrokhavar’ın “İntihar Bombacıları – Allah’ın Yeni Şehitleri” başlıklı kitabı yayınlandı. İran asıllı Fransız asıllı sosyolog Farhad Khosrokhavar’ın Türkçe’de yayınlanan bu ikinci kitabı. Daha önce Oliver Roy ile birlikte kaleme aldığı “Bir Devrim’in Tükenişi: İran” daha once Metis Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırılmıştı. “Allah’ın Yeni Şehitleri” sunuş yazısını kaleme alan Ruşen Çakır’ın belirttiği gibi;
“2002’de Fransa’da basılan ve epey ilgi gören kitap 2005 Şubat ayında İngilizce’ye de çevrildi ve hemen konuyla ilgili bir ‘başyapıt’ olarak değerlendirilir oldu”
Khosrokhavar, Batı’nın İslamı tanıma arzusunda rol alan ve işverenlerine İslam dünyasını ve İslami hareketleri, esas olarak onların duymak ve görmek istediği şekillerde tasvir eden birçok Müslüman kökenli aydın ve araştırmacıdan farklı olarak dik durabilen kişilerden biri.
Ruşen Çakır kitaba yazdığı sunuş bölümünde şöyle diyor;
“Son dönemlerde iyice yaygınlaşan intihar eylemlerini İslam diniyle açıklamaya çalışmak ne kadar yanlış ve tehlikeliyse, bu sorunun dini/İslami boyutlarını görmezden gelmek de aynı ölçüde yanıltıcı. İşte Khosrokhavar, Allah’ın Yeni Şehitleri’nde bu ince dengeyi, İslam teolojisi, fenomenoloji, siyaset bilimi, sosyoloji, antropoloji ve psikolojiye başvurarak usta bir şekilde kuruyor.”
Bu dikkate değer kitap, intihar bombacısının köktendinci İslam’daki şehit kavramıyla ilişkisini inceliyor ve bazı cevaplar sunuyor. Farhad Khosrokhavar onu Hıristiyanlıktaki şehit fikriyle karşılaştırıyor. Herşeyden önemlisi, merkezlerinin bulunduğu ülkelerdeki politik duruma göre değişen İslami köktenci grupların farklı kanatları da dâhil olmak üzere, İslam’da bu kavrama farklı yaklaşım biçimlerinin net bir açıklamasını sunuyor.
Cezaevlerindeki İslamcı militanlarla yaptığı kapsamlı röportajlarından yararlanarak, Farhad Khosrokhavar, İran, Filistin, Lübnan ve Mısır gibi çeşitli İslam ülkelerindeki ‘kutsal ölüm’e yönelik birbirinden farklı tutumları inceliyor. Ayrıca, gruba dâhil çeşitli mahkûmların portrelerini sunarak, el-Kaide gibi uluslar-ötesi ağları inceliyor.
Ruşen Çakır şöyle devam ediyor;
“Khosrokhavar çağdaş İslamcı düşünceyi, onun önderleri sayılabilecek Seyyid Kutb, Ebulala Mevdudi, Ali Şeriati, Mutahhari, Ayetullah Humeyni gibi isimlerden hareketle, karşılaştırmalı bir şekilde irdeliyor. Daha sonra Lübnan, İran, Filistin ve el-Kaide’deki şehitlik anlayışlarını ve pratiklerini karşılaştırıyor. Lübnan, İran ve Filistin’de “ulus devletin imkânsızlığı”nı; el- Kaide’de ise “yeni bir uluslar ötesi ümmet” hayalini tespit ediyor.
Bununla birlikte yazar el-Kaide denilince en az önemsenen üç kategori hakkında bize paha biçilmez bulgu ve analizler aktarıyor. Bunlar sırasıyla;
1) Hayatlarını kazanmak için Batı ülkelerine göç etmiş Müslümanlar;
2) Müslüman göçmenlerin Batı’da doğup büyümüş çocukları;
3) İslamiyeti sonradan seçmiş Batılılar”
Khosrokhavar, yaygınlaşması oranında yeni ve modern olarak gördüğü şehadet olgusunda, iki tip şehidi birbirinden ayırt ediyor:
• Gelişmekte olan dünyadan gelen, modernitenin sunduklarından yararlanamayanlar
• Ve batılı dünyanın merkezinde yaşayan azınlıklar –esasen birkaç farklı kültürel kodla rahatlıkla başa çıkabilen fakat Batı tecrübeleri ırkçılık ve ayrımcılıkla damgalanmış olan Ortadoğu ve Mağrip kökenli bir orta- sınıf diasporası.
Örneğin, El Kaide eylemcilerinin çoğu birden fazla dil konuşabilen, modernite ile tanışmış, Batılı ülkeleri görmüş ve yine büyük çoğunluğu yoksul olmayan insanlardır. Bu insanları herhangi bir ülke ile özdeşleştirmek en azından İslami varoluşları açısından mümkün değildir. Bu nedenledir ki, onların davranışlarını bir kalıba sokmak çok zordur. Bir tür yeni-ümmetçi düzen istemektedirler.
Dünyanın küreselleştirilmesi şimdi yerel ya da bölgesel hale geliyor, çok daha yaygınlaşarak ve daha kapsamlı sonuçlarıyla. Şimdi yeni bir diyalektik ulusal, dinsel ve etnik sorunları, küresel sorunlarla birleştiriyor. Khosrokhavar’a gore bu, özellikle Müslüman dünyadaki Filistin, Keşmir ve Çeçenistan ulusal hareketleri için geçerli. Bu hareketler, dünyanın her tarafındaki cihatcılığın yükselişinin arkasındalar. Mesela Filistin sorununun iki anlamda dünya çapında etkileri var. Bir yandan, bazı Filistinliler ‘canlı bomba’ oluyorlar çünkü üzerinde kendi uluslarını kurabilecekleri bir topraktan tahliye edildiklerini düşünüyorlar. Fakat dünyanın geri kalanında –hem Müslüman dünyada hem de artık Müslüman bir azınlığı barındıran Batı’da– büyük bir isyan ve aşağılanma duygusunu uyandıran ve cihatçılığın meşrulaşmasına yardım eden şey, genç Filistinlilerle İsrail tanklarının ve füzelerinin çarpışma görüntüsüdür. Kimi durumlarda, göçmen kökenli bazı Fransız gençlerinin ve İngiliz ‘Asyalıların’ cihâd’a kendilerini adamaya ikna olmalarının nedeni bu olabiliyor.
Son olarak, Khosrokhavar kritik bir soruya, “Tamamen masum olan insanlara yönelik ayrım göz etmeden yapılan eylemler nasıl açıklanabilir?” iki argüman geliştirerek cevap arıyor.
• İlki, eylemlerin kurbanı olan masum insanların cennete gideceği düşüncesine kaynaklık eden davanın gücü,
• Diğeri ise; Batı’nın benzer bir şekilde masum insanlara zarar verdiği düşüncesi.
İkinci argüman için yazar, Irak’a ambargo uygulanması sonucu çocukların ölmesi ya da masumların kaçınılmaz olarak zarar görmesinin “yan etkileri” ifadesi ile açıklanması örneklerini veriyor. Bu noktadan hareketle, İslamcı eylemciler “Neden onların öldürme hakları var da bizim yok?” sorusunu soruyorlar. Batının neden olduğu felaketlerle karşıtlılık temelinde bir ilişki kurarak kendi eylemlerinin sağlamasını yapıyorlar. Güç ve karşıtlık, onların argümanlarında birleşiyor.
Yazan: Deniz Can
22 April 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Selim Yörük
Bu güzel inceleme için çok teşekkürler Deniz. Yazarın bazı tesbitleri gerçekten de çok güçlü.
27 April 2006
deniz
Selim ben teşekkür ederim. Aşagıya yazarla sonraki kitabi ile ilgili yapılmış bir roportajı asıyorum. Epey ilginç noktalar var.
deniz
HAPİSHANELERDE İSLAMİ ÇOĞUNLUK
Röportaj: Claire Chartier
İslam tutuklular arasında yayılmaya devam ediyor. Sosyolog Farhad Khosrokhavar “Hapishanelerdeki İslam (L’islam dans les prisons)” adlı çalışmasında Fransız infaz rejiminin İslam’a diğer dinlerle aynı kefede değerlendirilmediğini ortaya koyuyor.
Okuldan sonra hapishane. Türban sorununun etkilerini bir kenara atan Fransız Hükümeti parmaklıklar arkasındaki Müslümanlaştırma faaliyetlerine gözünü dikti. Adalet Bakanı Dominique Perben, bu tür bir köktendinci tehlikeye karşı gelecek dönemden itibaren gardiyanlara bir eğitim verileceğini açıkladı. Adalet Kurumları Programı Müsteşarı ( Secr
28 April 2006
Rüştü Hacıoğlu
Şehadet müslümanın ulaşabileceği en üst mertebedir. Çünkü o, üst düzey bir hayatın, üst düzey bir mücadelenin ödülüdür, sanılanın aksine, etkisi yüksek(11 eylül gibi) bir ölümün değil! Yani batılı zihniyetin asla anlıyamayacağı bir ‘ADANMIŞ YAŞAMIN’(kurban).
Öteki için tehdit olmaktan çıkıp, KENDİNDEN koruduğu bir toplum için fedakarlığın son zerresinide RABBİNE sunumudur!
Oysa batılı, “TEK ve YALNIZ ADAM’ kendi için (hayatı boyunca kendini ondan koruduğu) toplumu(üst limiti tüm insanlık) gözünü kırpmadan yok edebilmeyi göze alabilendir (Hiroşima, kızıl ve siyah ırkın hikayesi…)
İşte budur İBLİSİN(bencil ve kibirli)oğlu olmak ve ŞEHADETTİR iblisten uzak olup YÜCE ALLAH adına ademoğlunu sevmek, gözetmek ve korumak. ÖRNEK: İsrail’in devasa şavaş makineleriyle felçli bir ihtiyara saldırısı. ŞEYH AHMET YASİN’in izzetli bir hayata müjdelenmiş vedası ve RABBİNE alkanlara boyanmış kurban misali varması.
ALLAH’a emanet olun
06 May 2006
hatipoglu1907
Hamd olsun ben de müslümanım. Fakat bizi yaratan tanrı hangi kıtabında insan öldürmeyi buyurmuş sorarım.
Aksıne 4 buyuk kıtabta derki insaları öldürmek Allah’a şirk koşmaktır (ortak koşmak) benim verdim canı benden başkası alamaz der. Onlar sizce musluman mı?
23 May 2006
Hüseyin Kolcu
Sayın Hacıoğlu, savaş olunca sen ne yaparsın? Düşmana “Pardon düşman bey bizim dinimizde düşman öldürmek yasak, sizi öldüremem” mi dersin, merak ediyorum.
Eğer sivillerin öldürülmesinden bahsediyorsan, yazarın bu konu hakkında iki maddelik bir sunumu var.
1- Eylemde ölen masumların cennete gideceği
2- Karşı taraftakiler masumları hiç gözlerini kırpmadan öldürüyorlar.
Ortada büyük bir savaş var. Kim ne derse desin. Haçlı-hilal savaşı. Varolma savaşı. Hiç kimse masumların ölmesini istemez ama en sonki Hizbullah - İsrail savaşına bakarsak Hizbullah’ın öldürdüğü masum oranı İsrail’inkinden çok daha azdır.
26 August 2006