Iraklı olabilmek
Bu sabah televizyonu açtığımda bir son dakika haberi geçiyordu. Cnn Türk‘ün ekranında BaÄŸdat’ta yaÅŸanan yeni bir intihar saldırısını özetliyordu. İki gündür Anafikir.com’a, Irak’la ilgili bir ÅŸeyler karalamak isterken sanırım bu haber beni tetikleyen bir uyarı olmuÅŸtu.
Hava gri bugün İstanbul’da. Birkaç gündür deÄŸiÅŸmiyor havanın rengi. Kimilerinin içi, kimilerinin ruhu daralıyor. Açık, güneÅŸli günleri özlüyoruz. GüneÅŸi görebilip, hayal etmeyi umut ediyoruz.
Kendimizi onların yerine mi koymalıyız yoksa koyduğumuz yerde bulamadığımız insanlığımıza dayanamayıp, geri dönüşlerimizi mi anlamalıyız?
Dönmeliydik “Dünyamıza”, var olanın yerine koyabildiÄŸimiz varlığı tüketip bitirdiÄŸimiz yaÅŸam alanlarına. Tadından emin olduÄŸumuz mutlak mutluluÄŸun mutsuzluÄŸun ölümüne baÄŸlandığı “cehennem” ülkem buradayım ölmedim ben orada.
Hiç acı çekmedim. Bir pazar yerinde baÅŸkalarının ceplerini soyan birini gördüğümde. Bir sokak ötede boÄŸazına bıçak dayanan birine hiç sormadım “Neden?” diye. Bir insana umutlarımı anlatırken ben hiç aÄŸlamadım orada. Pazar yerinde cesetleri var cehennemin. Nerdesin insan. Sokağın öte yanındaki adam vardı ya, boÄŸazı kesilerek öldürülen, o da artık orada deÄŸil. Kimse bilmiyordu katilin nerede olduÄŸunu. Ben bir camide karşılaşıncaya dek.
Ben bir camide namaz kılarken hiç öldürülebileceÄŸimi düşünmemiÅŸtim. Hiç o an acaba kalbime giren kurÅŸunu hiçe saymadan dayanabilir miyim dememiÅŸtim Allah’ın varlığına. Ben hiç ölümsüz varlığın anlamsızlığını tanrı huzurunda test etmemiÅŸtim.
Benim hiç sevgilim olmadı orada, sevmedim kimseyi buradaki kadar! Sevgi diyoruz, mazlumları unutup yaşamaya devam etmeye. Sevgi diyoruz, arkasında kurşunlanmamak için durduğum ağacın yeşil yapraklarının kokusuna burada.
Biz hiç büyümedik. Orada hep ben ve sevgili kardeÅŸim ben vardı. Ruhumda bir ben oluyordu kardeÅŸim. Bir ben oluyor, büyüdüğünü zannediyordu. Biz orada iki yüzlü olmayı öğrendik. Çocuk olup, ölümden yırtmayı, büyüyüp cümlelerle anlatmayı “hak” ettik. Lakin biz orda hiç “mama” için aÄŸlayamadık.
Bizim burada iki yüzlülük çok yüzlü olamadı. Biz yalan söyleyip söylemediğimiz için iki yüzlüyüz sadece. Biz okulda evde sokakta yurtta orada burda yalan bir dünyayı sonuna kadar yaşadığımız için koskoca bir yalanız aslında.
Sonu olmayan vurdumduymazlığımızı sonluymuş gibi algılayabildiğimiz; yokmuş o son gibi durduğumuz yerden kıpırdamadığımız için değil bu ikinci yüzümüz!
Burada hala yalancı bir dünyanın yalan dolu evlatlarıyız.
Unuttum orada gerçeğin ne olduğunu. Varlığımı unuttuğum günlerin ardından yaşadığım ihanetin, isyanın, acının, infazın verdiği duyguyu buralarda unuttuğum gibi gerçekti, bu gerçek.
Ne sen vardın orada, ne de sensizliğe yer.
Tek başımaydım; öyle tektik ki biz orada. Allah’ımı bile unutturmak istemiÅŸlerdi O’nun yanında.
Öldüğümü buraya gelince, cehennemin gözlerinden öğrendim. Başkalarıydı cehennem, onların gözlerinden doğan güne inanmaktı hatam. Şimdi, dönmek hayata yokluğumdan daha uzak. Irak kadar uzak, ülkem kadar, Cennet kadar, varlığım kadar uzak artık.
Yazan: Kamil İlengir
25 September 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Hu
Irak uzak demek. Neden uzak kalındığını ima ediyor olabilir ülkenin adı.
Kamil’in lafının üstüne laf demek olmaz ki, ne diim adam demiş diyeceğini.
27 September 2006
Hüseyin Kolcu
Sabahları kalkınca dışarda kar yağardı. Tahta pencerenin camları buharlanırdı.
Sobanın üstünde çay kaynardı. Babannem gece gördüğü rüyayı anlatırdı. Camlar buharlanırdı. Ablam buharlanan camların üstüne ismini yazardı, ben de öyle.
Hayattaki en büyük haksızlık benden birkaç yaş büyük çocuğun hileyle bilyelerimi alması idi. En büyük sevinçse babamın ablamla bana naylon ayakkabı almasıydı. Ablamınkiler kırmızı, benimkiler maviydi.
Karın içinde kilometrelerce mahallenin çocuklarıyla her sabah okula gidip gelmek en büyük eğlencemdi.
Ablamla kavga etmem, abimin beni dövmesi, teravih namazından sonra akide şekeri almak, komşuların her gece çatkapı çay içmeye gelmesi, bizim onlara gitmemiz hayatın taa kendisiydi.
Sonra çamaşır makinası geldi. Sonra koca binalar, sonra sokak, sonra katsayı vural savaş erbakan geldi sonra anarşizim sonra Diyarbakır’da patlayan bombalar ve şehit asker cenazeleri geldi.
Daha sonra Afrika’da açlıktan ölen insanlar geldi. Teknoloji geldi. Bağdat’ta Filistin’de Afganistan’da çocuklar öldü. Daha da teknoloji geldi.
Ve sonra…
Akide şekeri anıların tadını tatlandırdı. Komşular birbirinden çok uzaklaştı.
28 September 2006
Kuen
Bir fikrim var. 1 dakika önce aklıma geldi ve bu site aklıma geldi.
Web siteleri olan herkes, site kullanım sözleşmesi gibi, Atatürk’ün gençliğe hitabesini yayınlasın. Ama her sitede olsun.
28 September 2006
Sessiz
Çok zor kaybetmek, yaşamın güzel heyecanını hissedememek, en kötüsüde yarın ne olacak diye düşünmek.
29 September 2006
Ahmet Necdet
“Iraklı olabilmek” yazısı ile ilgisi olmayan ve içimden geldi diye yazı yazılacak yer mi burası?
Aklı başında olsa, hitabın gereğini yapıp da sağda solda hitaptan pirim yapıp, ekmek yeme derdine düşmemesi gerekir.
Iraklı olmak yazısı ile yazar, internasyonal bir insanlık değeri ile ilgili kendi duygusal var oluşunu paylaşmış senle benle, sen gelmiş daha üzerinde bir dakka düşünmediğin meseleyi o bu ağacın altına idrar bırakan tazı gibi izini bulmak için dönerken geri, onun bunun emeğinin dibine papa gibi kutsama adına boşalıyorsun.
Bu mu sana gençliğe hitabede öğütlenen, yaşayarak öğret öğretini sen de efendi: Atatürk gibi.
O onu bunu ağzında demir leblebi gibi çiğneyerek Atatürk olmadı; üret kemireceğine onun bunun fidanını sen de. Irak ırakta kalıyor bak, yazar efendi; bu dibindeki eli baltalı.
30 September 2006
Azer Abit
Irak’lı olmak mı zor, sana ırak kalmak mı. Senin duygularına ırak kalmak mı zor; Iraklının duygularına bilemiyorum.
Zor yazmak da zor, yormak da yazılanı; sindirmek de zor gerçeği…
Emeğine yüreğine sağlık, paylaşacak kadar sevdin ya tanımadan bile bizi, kendini.
02 October 2006
Serol
Irak yanıbaşımızda, bir o kadar da uzağımızda.
Irak ilim irfan diyarı imiş ve ne de güzel meleketmiş. ‘Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz’ diye ünlenmiş bu şehir, bu ülke…
İnsanları geniş yürekli, dost insanlarmış. Lakin ‘medeni batılılar’!!! medeniyetlerini götürme adına yüz yıldır zulumden zulüme koşmuşlar bu mübarek topraklarda…
Kamil kardeşimiz ne güzel dillendirmiş yüreğimizdekileri.
Selametle.
03 October 2006
Kemal
Irak, ırak yüreğimize yazdıkların biraz olsun yakınlastırdığı ırağı bize… Yasamak, acı olanları izlemek acıı..
13 October 2006
Nursel
Iraklı olabilmek, ben sadece haberleri izlerken göz yaşlarında Iraklı olmanın acısını hissettim.
Çok acıdır hiç tam bir Iraklı olamadım. Çünkü hemen akabinde gelen haberle Iraklıyı çoktan unutmuştum bile…
Bu insanlık adına çok acı bir durum. Belki de yeryüzünde kan durmadan akıyorsa, bu benim gibi milyonlarca insan yüzünden.
Çok üzülüyorum ama hala bir şey yapmıyorum. Acı…
08 November 2006