• Categories

Japonlardaki mucitlik gelenegi

Bu Japonlar pek ilginç insanlar. Hayır, milletleri kategorilere ayırıp, ÅŸunlar böyle bunlar böyle, iÅŸte ÅŸu millet böyle ipne, ÅŸu millet pek saf gibi tesbitlerde bulunmak tabiki yersiz ama… ArkadaÅŸ bu Japonlar da görünüşleriyle, kiÅŸilikleriyle, cinsel uzuvlarının boyutlarıyla -diÅŸi: fındık, erkek: serçe parmak- tek baba ve annenin çocuklarıymış gibiler.

Hal böyle olunca ister istemez bi çok dedikodu yapılıyor bu ufak arkadaÅŸlar hakkında. Genellemelerin biri bin para. En ünlülerinden biri de “Bu kesin japon icadıdır abi”, “Japonlar yapmış abi”, “Bu Japonlar çok çalışkan insanlar vesselam… Kıçlarından terleyene kadar çalışır bunlar…”, “Bunlar yılda 5 gün tatil yapıyolarmış (oha artık!)” ÅŸekillerinde tezahur eden “Karınca gibi çalışan Japon” imgesidir.

Ha ÅŸimdi “KardeÅŸim genellemeden öteye gitmez bunlar” diyeceksiniz ama bu konuda Japon milleti öyle böyle genellemeye sığmaz. Ki hakkaten de artık genellemeden gerçeÄŸe doÄŸru yol almıştır.

Öyle ki, bu arkadaÅŸlar yıllarca çalışıp, yüzlerce icada imza atıp, teknolojinin dibine vurmuÅŸlarsa da yılmayıp “Eehh… Daha ne kasıcaz mına goduum… Sanki icat edilecek ÅŸey mi kaldı” ÅŸeklinde tezahur eden t.ÅŸak yayma hareketine bulaÅŸmayıp, son gaz devam etmiÅŸlerdir. Artık icat etme bu millet için hobi olmuÅŸ, bir buluÅŸ yapmayana kız vermez olmuÅŸlardır. Nesilden nesile aktarılan bu tutku, bir gelenek haline gelerek üretiminin, geliÅŸimin, en uç noktalarına kadar ilerlemiÅŸler/ilerlemektedirler.

Çılgınlık raddesine gelmiş icat etme hastalığı sonucu bi sürü abidik gubidik icatlar da ortaya çıkarmaya başlamış bu azıtmış teknoloji manyağı insanlar. Bu garip icatlara birkaç(18) örnek verelim;

- Åžemsiye kabini:
Aslında büyük bir sorunu çözüyor. YaÄŸmur yağıyor, ÅŸemsiyeniz var ama yeterli deÄŸil. YaÄŸmur sizi ıslatmak için her yolu deniyor; Rüzgarı hain emellerine alet ederek yandan yandan ıslatıyor sizi. Yerler sırılsıklam, hızla bi araba geçiyor yanınızdan… Buyrun bakalım… Pazartesi günü… Zaten iÅŸe gitmemek için sendromlar üretiyorsunuz… Hava berbat ve en son istediÄŸiniz ÅŸey başınıza geliyor… Elbiseniz çamurlu sularla yıkanıyor….

İşte bu sebeblerle Japon amca soruna parmak basıp, kökünden çözmüş; “Ulan ben şöyle ayak bileÄŸine kadar giden, ÅŸeffaf bi naylon sarsam ÅŸemsiyenin etrafına… ha?… Aha! Süper fikir”

- Küpe koruması:
Yine büyük bir sorun, yine süper bir çözüm. bayanlar bu kez sizi ilgilendiriyor. O kadar mızmızlandıktan sonra, naz yaptıktan sonra, “Sen beni sevmiyorsun… sevsen alırdın” dedikten sonra, eÅŸiniz evlilik yıldönümünüzde sonunda size tek taÅŸ pırlanta(oeeh) bir küpe alıyor. O gün senin, bu gün benim gezerken bir gün bir de bakıyorsunuz küpeniz kulağınızda deÄŸil. “Ayy nerde düşürdüm acaba”lar, “Ayy gördün mü ÅŸu ÅŸansızlığı… Necmi çarkıma sıçacak”lar, “Hayır daha Nerminlerdeyken kulağımdaydı yaa… Biliyorum”lar…

Naapmış Japon mucidimiz; Almış iki tane vantuz. KesmiÅŸ saplarını. Vantuzların altına saat kordonu takıvermiÅŸ. Buyrun size küpe koruması. Omzunuza takıyorsunuz ve böylece “Ayy küpem düşer mi acaba” sıkıntınızdan kurtuluyorsunuz. Ha bi bokluk oldu düştü diyelim. Hemen ilk bakacağınız ÅŸey küpe korumasının vantuzları…. Aaa evet ordaymış… DüşmemiÅŸ… Ohh beee… kurtuldunuz… Derin bir oh çekin artık.

E tabi bu “Küpem düştü mü acaba” endiÅŸesini kaldırmanın, küpe koruyucusunu kullanmanın baÅŸka bir yan etkisi de olabilir. Ortalıkta omuzlarınızda vantuzlarla dolaÅŸarak, yepisyeni bir süper kahraman imgesi çizebilir, sizi gören çocukların “Aduu ket yapabilir misin, uçabilir misin, ÅŸu arabayı kaldırabilir misin, sen kedi kadın mısın” gibi sorularına maÄŸruz kalabilirsiniz. Ama olsun… Küpeniz emin ellerde yaa…

- Nescafe kaşığı:
Nescafe üreticilerinin ibneliÄŸi ya… Hep uzun ince yaparlar kahve kavanozlarını. Hadi ilk baÅŸlarda bi sorun yoktur. Rahatlıkla alırsınız kahveyi ama yarısı bittikten sonra (Optimist: Niye üzülüyorsunuz canım… Yarısı boÅŸalmış kahve kavanozu deÄŸil o… Yarısı dolu kahve kavanozu… Sevinin sevinin) artık çay kaşığınız derinlerdeki kahveye yetiÅŸemez olur. “Ulan uzun kaşık kullanayım” der eÅŸÅŸekler gibi yemek kaşığını daldırmaya çalışırsınız, ÅŸerrefsiz Nescafeciler öyle dar yapmışlardır ki kavanozun aÄŸzını, kaşığın ucu girer, ortasında kalır. Çat! çat! çat! Vura vura sokmaya çalışırsınız yemek kaşığını ama nafile. Tekrar çay kağına döner, onunla almaya çalışırsınız. Elinizi bileÄŸinize kadar sokar, kahveye yetiÅŸir kaşığı doldurursunuz. Eliniz kesilecek derecede kavanozun aÄŸzında sıkışır kalır. Kaşığı geriye çekerken, biÅŸi olur eliniz titrer mına godumun kahvesi dökülür. Kala kalırsınız. Sinirden burnunuzdan soluyorsunuzdur. Kırmızı görmüş boÄŸa gibi saldıracak yer ararsınız. Oysa tek isteÄŸiniz zevk timsali olan bir yudum sıcak kahve içmektir ama burnunuzdan gelmiÅŸtir.

Kaşığı maşığı s.ktir eder kavanozla dökmeye çalışırsınız kahveyi… Kavanozu yatırır… yatırır… yatırır… yatırırsınız… Kahve tanecikleri bi türlü hareketlenmez. Sinir katsayınız saniyede 3000 devir yapar. Bu yüzden denge koordinasyon sisteminiz titremelerden dolayı zarar görür. Artık kavanozu yatırma iÅŸlemini yavaÅŸ ve dengeli yapamaz hale gelirsiniz. Sonra kahve gün ışığı görmemiÅŸ küfürlerinizle birlikte birden dökülür. Bardağınız yarısına kadar dolar. “Mınısktimin” der bardağı yere çarpar pes edersiniz…

İşte bu imkan ve ÅŸerait içerisine girmiÅŸ ve bu sıkıntıları çekmiÅŸ Japon abimiz süper bir icat yapmış, bize 20 santim uzunluÄŸunda bir kaşık tasarlamış ve tüm dertlerimizi bertaraf etmiÅŸtir. Artık yarınlara umutla bakabiliyoruz sayesinde… Oh be…

- Döt havlusu:
Özellikle hiç bilmediÄŸiniz bir tuvalete girdikten sonra başınıza gelir bu ellerin ıslak kalıp, nasıl kurutacağınızı bilememe durumu. Oysa o ellerin hemen kuruması gerekir. Defterin kitabın üzerine koydunuz mu hemen izi çıkar elinizin mazallah… Ne sinir bir durumdur. Bu yüzden hemen size bi havlu, bi kagıt mendil, el kurutma makinesi falan fiÅŸman, biÅŸi gerekmektedir. Ama ne aksiliktir ki yoktur. Oraya bakarsınız, buraya bakarsınız yok yok yok… Ellerinizden damlalar akmakta… Yarım bıraktığınız iÅŸiniz sizi beklemektedir. Defter, kitap, belge bağırır masanın üzerinden “O elleri kurutmadan yaklaÅŸma yanıma… BozuÅŸuruz!”. Tek bir çareniz vardır. Elinizi kıçınıza silmek. Ha! Pantalonunuz da kumaÅŸ deÄŸil mi… O da suyu emmez mi… emer. Oh… Bi güzel siler kurutur hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz. Amma velakin bir gün böyle olur, iki gün böyle olur e o pantalonun ve kıçınızın durumu ne olacak? Pantalonunuzdaki lekelerle “Pis mendebur!”, kıçınızdaki el, parmak izleriyle “İpne!” damgası yersiniz. Bu iÅŸ böyle gitmez. Veeee

Veee… İşte tam bu sırada çözüm kapınıza dayanır. Zihni sinir sahibi Japon mucidimiz, bildiÄŸimiz el havlusundan 10cm x 10cm ebatlarında iki parça keser ve pantalonunuzun arka cep kısmına dikiverir güzelce. Ve bundan sonra mutlu mesut yaÅŸar gidersiniz. Bi de cırt cırtlı yaptı mı… KirlendiÄŸinde söker yıkatırsınız hanımınıza ohh miss…

- Balık kaydırmazlık ünitesi:
Şöyle kallavi bi alabalığı kesmeye çalışanlar bilir. Vıcık vıcık kayar balık elinizin altından. Hatta poÅŸetin içinden alıp, keseceÄŸiniz tahtanın üzerine koyana kadar üç beÅŸ kere yere düşürür, sağınıza solunuza bakıp “Hah! Kimse görmedi” deyip devam edersiniz.

Bu sorunun muhattabı yine Japon kardeÅŸlerimiz olmuÅŸ. Pek güzel bir kalıp hazırlayıvermiÅŸler balığın kafasını tutmak için. Kauçuktan. Ne güzel… Ne dahiyane…

- Hormonu bozuklar için diz dikleştirme gereci:
Evet haklısınız. Bu dar kitlelere hitap eden bir buluÅŸ olmuÅŸ. Ama kardeÅŸim, hormonu bozuk olmayan, NBA‘de top koÅŸturmayan bilmez… O daracık belediye otobüslerinde, hadi ayakta durup(domalıp) belinizin tavana deymesini bırakın, oturunca diziniz adeta aÄŸzınıza girecek derecede yükseliyor. Önünüzden gelen geçen çok olduÄŸu için de ayaklarınızı konya ovasındaymış gibi uzatamıyorsunuz… Eee ne? Ne yapacaksınız?

Buyrun size çözüm. Bu ÅŸekildeki edevat ile daha yükseÄŸe oturuyor olacak ve dizlerinizi ne aÄŸzınıza sokmak zorunda kalacaksınız… Ne de iki büklüm oturmak… Åžahane… Åžahane… Tek(3) kelimeyle ÅŸahane…

- Yatak gözlüğü;
Bu icadın bizim ülkemiz için yapılmadığı açık. Sadece tv programlarına konuk oldukları zaman “boÅŸ zamanlarımda kitap okurum” demekten baÅŸka bir baÄŸ ile kitapla uzaktan yakından alakası olmayanlar bu müthiÅŸ icadın gerekliliÄŸini pek farkedemezler. Åžimdi bi düşünün; Gözlüklüsünüz, aynı zamanda yatakta kitap, dergi vs vs biÅŸiler okumak istiyorsunuz (Hah! Åžimdi bizim ülkemizle alakalı yanını buldum) ya da yatakta yan yatarak televizyon izlemek istiyorsunuz (Ayrıca yatarak televizyon izlemek isteyenlere bir icat daha… Yan gösteren televizyon… Nasıl ama?). Bunları istemek suç mu? Tabiki deÄŸil. En doÄŸal hakkınız. Ama size engel olan ne; Gözlüğünüz. Çıkarsanız göremiyorsunuz. Öyle yatsanız, kulağınızı, gözünüzü acıtıyor sapları. Ayrıca kırılma tehlikesi de mevcut. Eee… ne yapacaksınız?

Çözüm çok kolay; Bir adet son teknoloji ürünü olan yatak gözlüğü alacaksınız ve rahatınıza bakacaksınız. Bir adet ay saç tokası ve sapları alınmış gözlüğün birbirlerine yapıştırılmasıyla oluÅŸan bu son teknoloji ürünü buluÅŸ, size bir telefon kadar yakın… Uhhh… Yok reklam zannettim bunu… Pardon…

- Kaşınan yer için koordinat sistemi:
Kaşınan yere ulaşamamak ve kaşınan yeri tarif edememek gibi sorunlara kesin çözüm olan bu şahhane icat size artık kaşınan yerinizi bulma ve dertlerinizden, kaşıntınızdan kurtulma konusunda kesin bir çözüm sunuyor. Sistem iki parçadan oluşuyor. Birincisi sizin elinizdeki kontrol paneli (oeehh) diğeri ise t-shirt.

Üzerinize giydiÄŸiniz t-shirtde ve önünüzdeki (hayır düşündüğünüz ÅŸey deÄŸil… kontrol panelinden bahsediyorum) amiral battı oyunundan aşırılmış koordinat sistemlerine bakarak sizi kaşıyacak kiÅŸiye direktifler veriyor ve bir sniper edasıyla amacınızı ve hedefinizi 12den vuruyorsunuz.

Fakat şöyle bir nokta var; 12den vurup kaşınmak istiyorsanız, hem kontrol panelini hem de t-shirt’ü yanınızda taşımanız gerekiyor (uzaktan kumandası icat edilmedi daha… bekleyin edilir yakında). Hadi tamam taşıyorsunuz ekipmanı ama arkadaÅŸ kış ayının dondurucu soÄŸugunda da bütün üstündekileri çıkar, kaşınacam diye bi tek t-shirt giy… Olmaz ki… Ama bi dakka… xxxxxxxxxxxl beden bi t-shirt yaparsın, kıyafetleri çıkarmadan üzerine giyersin… Ama o zaman da kaşıma o kadar kıyafetin altından iÅŸlemez ki… Eee… Eehhh… Neyse bana ne… Benim iÅŸim deÄŸil icat… Bi kere benim iÅŸim olsa Japon olurdum zaten…

- Kafa tutaç:
İşte japon amcalarımızdan mükemmel bir buluş daha. Artık istediğiniz yerde başınız öne düşmeden, etrafa rezil olmadan uyuyabileceksiniz. İster ayakta uyurken, ister oturma pozisyonundayken kullanabileceğiniz bu alet, bir adet fotografçılıkta kullanılan tripod ve çenelik vazifesi gören sünger kaplı bir u borunun uhu ile birbirine yapıştırılmasından oluşuyor.

Ayrıca aynı işlevi gören bir icat daha başka bir aklı selim Japon tarafından üretilmiş;

Bu icat ise bu görevi barete sabitlenmiÅŸ bir vantuzla gerçekleÅŸtiriyor… Ne dahiyane…

Artık uyurken kafa düşmesine son!!!

- Acil temizlik elemanı:
FotoÄŸrafta görüldüğü gibi sadece nezle olduÄŸunuz durumlarda “Ayy ayy ay… burnub akıyo burbub… Ne yabsab acaba… Nerden beçete bulsab” ÅŸeklindeki yakınmalarınıza bir çözüm olmakla kalmayıp, her türlü acil temizlik durumunda kullanabileceÄŸiniz bir icat bu. İstediÄŸiniz yerde, zamanda tuvaletinizi yapabilirsiniz… Kulaklarınızı temizleyebilirsiniz… Ayakkabınızın tozunu alırsınız…

Ama “Bu ne lan… Adam balatayı yakmış… Deli mi ne… Åžuna bak” tepkilerinden ayrı, şöyle bir dezavantajı da olabilir. Bi düşünün yakınınızdaki birilerinin acil olarak tuvalet kağıdına ihtiyaçları oldu… Ne olacak… Misal tuvalettesiniz… Ay anam… düşünmesi bile kötü… Ay ay ay…

- Kürdan nezaket eklentisi:
Özellikle et içeren ürünler yediÄŸimizde başımıza gelen bu diÅŸ arasında kalmış kırıntıların rahatsız etmesi sorunu, toplum içinde alelade yöntemlerle çözümleye çalışıldığında “BeÄŸefendi lütfen!”, “Bademciklerinizi görüyoruz!” ve taa ki “Çüüş ayı”ya kadar varan tepkilere neden olabilir. Amma velakin durum sandıkları gibi deÄŸildir. Sizin kürdanı tutmadığınız eliniz o an baÅŸka bir ÅŸeyi tutmaktadır (Ulan yine mi be… Lan ne fesat adamlarsınız). Yoksa diÄŸer eliniz boÅŸ olsa hiç aÄŸzınızı kapatmaz mısınız. Ama bunu insanlara nasıl anlatacaksınız… Anlatamazsınız… Anlamazlar iÅŸte…

Çözüm yine Japon amcaların uzun ve detaylı araÅŸtırmalarının sonunda geliyor. Bir adet sabun tutan el modifiye edilerek, parmaklarının arasına bi tutaç ekleniyor ve ÅŸekilde görüldüğü üzre, hem kürdanla diÅŸlerinizi kurcuklayabiliyorsunuz, hem de nezaket kurallarına sonuna kadar uyuyor ve alkışı hakediyorsunuz… Nasıl ama? He heyyt!

- Yemek soğutma aparatlı stick:

Yine bize uzak bir buluÅŸmuÅŸ gibi gözükse de durum öyle deÄŸildir. “Biz stick mi kullanıyoruz lan dallama” ÅŸeklinde üzerime yürümeden önce, bu aparatın kaşığa da rahatlıkla monte edilebileceÄŸini ekleyerek sözlerime devam etmek istiyorum.

Ne ulvi bir icattır ki bu, tüm ağız yanıklarını, “Uyyy anam… yandım” feryat figanlarını keser. Eskiden annemiz bize kendi elleriyle üfleye üfleye yemek yedirirken altımız kuru keyfimiz yerinde idi. Ama büyüyüp serpilince, annemiz “EÅŸÅŸek kadar oldun sıpa!” diyerek bizim yemek soÄŸutma talebimizi reddeder oldu. Ama Japon abilerimiz sayesinde bu sorunumuz da çözüldü ne şükür ki…

- Komple tarım gereci:
“Çakı bıçak, ayna tarak, hepsi yanınızda” sloganı ile üretilen bir anahtarlık vardır. Hepiniz bilirsiniz. İçinde makas, tırnak makası, törpü, kürdan gibi ÅŸeyler olur. Ve saÄŸdan soldan çıkmak sureti ile tek bir potada eritilmiÅŸtir. Aynı mantık ile “Ulan bu yöntem neden tarıma aktarılmasın ki” diye düşünen Japon abiler muhteviyatında kazma, kürek, çekiç, mala, tırmık, orak ve benzeri tarım gereçleri bulunduran 40 cm x 100 cm ebatında bir anahtarlık(!!!) yapmışlar, saÄŸolsunlar.

Ayrıca biz de bi açılım getirelim konuya. Bu yöntem neden baÅŸka iÅŸ dallarında kullanılmasın ki? Misal kargo ÅŸirketleri. Öyle bi anahtarlık yaparsın ki… İçinde uçak da olur, gemi de olur, kamyon da olur, malları yüklemek için vinç olur, paketlemek için makine olur, olur da olur… Önce bi beta sürümü bizim bu önerdiÄŸimiz ÅŸekilde bi ortaya çıksın da sonradan gelen talepler doÄŸrultusunda ufak(!) pach(eklenti)lerle anahtarlığın muhteviyatını arttırabiliriz. Buyrun size taşınabilir harfiyat ÅŸirketi… Oheeey hey hey…

- Portatif yaya geçidi:
Buna hiçbir ÅŸey demiyorum… Diyemiyorum… Kusura bakmayın… Bak! Kadın bi de selam veriyo geçerken… Hey allahım…

- Parmak kurtarıcı:
İnce ince doÄŸrama iÅŸkencesini yaÅŸamış olanlar bilir. Her seferinde parmağınız ölümün eÅŸiÄŸinden döner. İçiniz, keserken “cız cız” eder. “Acaba ÅŸimdi mi kescem parmağımı yoksa bi sonrakinde mi” endiÅŸesiyle soÄŸuk terler dökersiniz. Ama artık tüm bunlara son. “Kürdan nezaket eklentisi”ndeki eli hatırlıyor musunuz. Hah! İşte onu alın gelin keseceÄŸiniz ÅŸeyin üzerinde koyun öyle tutun. Buyrun size icat. Artık hiç korkmuyor, hiç endiÅŸelenmiyorsunuz deÄŸil mi…

- Portatif tutunacak:
Anlıyoruz ki bu Japonlar belediye otobüsüyle kafayı bozmuÅŸlar. Herhalde günlerinin/yaÅŸamlarının yüzde 80′i bu araçlarda geçiyor ki, bu derece ince detay çözümlere gitmiÅŸler bu araçla ilgili. “Kafa tutaç”ları hatırlıyorsunuzdur umarım. Hani barete sabitlenmiÅŸ vantuz ile başınızı tutan ÅŸey. İşte o bareti ordan sökün yerine bir halka takın ve ayakta dikildiÄŸiniz yerde vantuzu otobüsün tavanına yapıştırın. Buyrun size portatif tutunacak.

- Böcek imha terliği:
İşte bu icadı anlayamıyoruz sayın seyirciler (”Okuyucu onlar salak”, “Çok ÅŸahane görsel bir anlatımım var olm o yüzden”, “Hassktir ordan!”). Sanki yukarıdaki 17 tanesini bir güzel mantık çerçevesine oturmuÅŸuz da pazarlama stratejilerine geçmiÅŸiz gibi… Ama bu icat biraz farklı. KardeÅŸim tamam, hamam böcüğünü öldürmek istiyorsun da… Niye terlik. Ha dersiniz ki “Aaa! Her zaman yanımda bulunsun silahım, terliÄŸim hep ayağımda, çıkarmamla böceÄŸi yapıştırmam bir olur”. E kardeÅŸim tamam orasını anladık da… O uzatma ne oluyor? “Ne olacak… Misal 1 metre uzağındayım böcüğün… Ben yanına gidene kadar kaçacak… Uzatmayı açtımmıydını ÅŸakkadanak ezerim suyunu çıkarırım alimallah” diyeceksiniz. E peki ya böcek 1m 10cm uzağınızdaysa. Ürünün üreticileri “yeni”, “geliÅŸtirilmiÅŸ”, “süper”, “hiper” adıyla daha uzun versiyonunu mu sürecekler piyasaya… Intel tarzı pazarlama tekniklerini mi uygulayacaklar? E ya 2m uzaktaysa böcük? ya 3m ya 4m ya 5m ya… ya… ya… ya…

***Sonuç olarak(Finally: Hah buyrun, proficiency/toefle gireceklere de bi writing “tip”i verdim) bu 18 gubik icat japonları geri zekalı kategorisine sokmuyor efendim. Hemen öyle kahkahalarla adamlara “eblek”, “salak”, “mal lan bunlar mal!” gibi sıfatlar yakıştırmayın. Evet yukarıdakiler biraz fazla gereksiz icatlar ama bu arkadaÅŸların insanlığa kazandırdığı teknolojinin ve hayatımızı kolaylaÅŸtıran icatlarının yanında bir artı. Bakın altını çiziyoruz, eksi deÄŸil artı.

Ha çok gereksizmiÅŸ, çok saçmaymış… Ama icatların oluÅŸma süreci, mucitlik kavramı bu ÅŸekilde gerçekleÅŸiyor efendim. Herhangi bir soruna çözüm getiren ÅŸeye icat demiyoruz ama icada giden yol tam anlamıyla yukarıdaki çizgiden ilerliyor. Bu mucitliÄŸe giden yolu kavramak açısından güzel örnekler bunlar…

Åžimdi yukarıdaki icatların hepsine tekrardan bu gözle bakın. Belki sizin de aklınıza bundan sonraki hayatımızı kökünden deÄŸiÅŸtirecek oldukça yararlı bir icadın ilk tohumları, ilk ÅŸeması geliverir. KeÅŸke üretim/icat konusunda japonlara yaklaÅŸabilsek. KeÅŸke “Türkler yapmış abi” dedirtebilsek. KeÅŸke insanlığın geleceÄŸini etkileyecek birçok icada imza atsak da sonrasında böyle abidik gubidik icatlara dadansak…

(bkz: Newton’un kafasina düşen elma)

1 Yorum — “Japonlardaki mucitlik gelenegi”

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.