Kendi derdimdir söylerem, gayri hikaye etmezem
Her zaman bir ÅŸeyler olmak istedim. Olmadığımı düsündüğüm, ama olabileceÄŸine inandığım yeni, farklı bir ÅŸeyler. Kendi dışımda baÅŸka bir ÅŸeyler. O’nun için çabalar. O’na doÄŸru koÅŸardım hayatım boyunca.
Sonradan biraz biraz fark ettim ki, yaşamım yeni, farklı bir şey olma uğrunda mücadele vermekle, kavga etmekle geçiyor anlamsızca. İç sıkıntılarım, bunalımlarım hep bu peşinden koşulan şeyler yüzünden. Üniversite, kariyer, çevre, aile vesaire vesaire.
Kırar, üzer, eleştirirdim seni. Bir ben, bir de sen varmışcasına. Şu TEK TÜMel sonsuz yapıda. Ne yapayım fark edemiyordum ki bir türlü kıraken kırılan, üzerken üzülen kendimden başkası değilmiş aslında! Galip gelme uğrunda. Ben sen’e karşı.
Ne yaparsın. Böyle öğrendim anadan, babadan, içinde yaşadığım toplumdan. Ya galip gelirim birilerine, ya mağlup olurum diğerlerine diye. Anlayamadım gerçeği bir türlü. Galibi de yok, mağlubu da yok diye. Veya galibi de ben, mağlubu da ben diye. Ve normal olarak devam ettim koşuşturmaya bir şeylerin ardında, bir süre daha. Dedim ya üniversite, kariyer, çevre, aile, vesaire vesaire…. Ama içten içe de yoruldum bu şekilde yıllar geçerken. Bedenim büyüdü, içim küçüldü. Oysa bedenim küçük, içim ise büyüktü ben-im.
Peki nereye kadar daha sürdürebilirim ki dersin bu koşuşturmayı? Kavgayı, paylaşamamayı… Yolun sonu nereye varır bu şekilde acaba?
Ne dersin dostum, düşünüyor muyuz bu konuyu ciddi manada, arada bir de olsa? Yoksa peşinden koşarken bir şeylerin, kendimizden kaçmaya devam mı ediyoruz aslında? Ben-den mi uzaklaşıyoruz? Ayrı mı düşüyoruz yardan?
Anlamalıyım derim ben, ‘ben’i artık. İnsan denen meçhul, kendine yolcu yalnızca. Kendinden gelmiş, kendine doğru yol alan!
Yok yani anlayacağın, peşinden koşulacak, olunacak ikinci başka bir şey insaoğlunda. Kendi dışında!. Neyse O! ‘Şimdi ve burada’… Sonsuzluğun, sınırsızlığın zamANında.
Senin anlayacağın..
Ezeli bir sırdır bu, ne sen bilirsin ne de ben.
Bu muammalı sözü ne sen okursun, ne de ben.
Perde ardında senden, benden söz edilir.
Perde kalktığında ne sen kalırsın, ne de ben.
Ama sen üstüne alınma dostum.
Kendi derdimdir söylerem, gayri hikaye etmezem!
Yazan: Fanivebaki
22 December 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Sebahattin Zorlu
İnsanlık bugün, her zaman olduğundan daha fazla aydınlanmaya, kendini, aslında ne olduğunu bilmeye, özünü idrak etmeye ve iç huzuruna kavuşmaya şiddetle ihtiyaç duymaktadır.
Fanivebaki bir güzellik, sevgi ve sadelik örneği olan seslenişiyle insanı gerçekdışı rüyasından, içinde bulunduğu zavallı, korku ve ıstırap dolu hayal dünyasından uyanmaya, gerçek, sınırsız ve edebi varlığını, özünü idrak etmeye çağırıyor sanki bu yazisiyla?
22 December 2006
Sevgi Temiz
Şizofreni bir hastalık mı, bir benlik türü mü acaba. Beni sorgulayan ben olursa, kendime egemen; o saatten sonra odur benden söylenen, ben ve sen kalmaz o mertebede. Sen ben olursun ve buna ergi mi dersin, şizofreni mi, onu da sen bilirsin.
Kim iktidara gelmiş olanı eleştirir ise o muhaliftir; o güne kadar senin muhalefet ettiklerin sana muhalefet eder olur. Baki olmak için fani olmuşsundur, Sanki sen yok olmuş ve seni sen, seni ünlü kılacak olan ölümsüzlük adındır.
Sevgili Milan Kundera, anılması gerekiyor yazının burasında, üç kere; buyurun aşk ile ‘Milan Kundera, Milan Kundera, Milan Kundera’.
26 December 2006
Nursel Elönü
Fanivebaki kardeşim çok güzel olmuş. Sade, yalın ve akıcı bir dille anlatmışsın hislerini. Ama yazdıkların tarzını geçmiş. Yazıyı beğendim.
Müsadenle ben de birkaç şey söylemek isterim bu konuda. Gerçekten de insan ne kadar farkında olmasa da kendisiyle yarışır. Fakat dediğin gibi mağlup kim galip kim onu da bilmez. Kötü olansa bu kısır döngünün farkında hiç olamadan yarışın sonuna gelmektir.
Beni en çok acıtan şeylerden birisidir kaybolan yıllar. Çevremdeki insanların hayatı hiç gerçekten bilmeden tükettklerini görmek beni çok üzüyor. Ama anlatmaya çalışıyorum “Ne olur yapmayın bu güzel günler ve gençlik bir gün tükenecek ama siz hiç farkında olmadan bir gün çok geç olacak” diye ama nafile.
Kendime soruyorum bazen kaç yıl yaşadım diye düşünüyorum dünden başka gün yok. Peki nasıl yaşadın, kötü değildi. Hayatım hep sevdiğim iyi insanlarla dolu. Kendime hayati bir zorluklar çıkmazı yapmadım. Hayatı tanımak ve sevmek, kendimi tanımak ve sevmek, insanları tanımak ve sevmek.
Allah’ın varlığını hiç aklından çıkarmadan sevginin kaynagını bilerek sevmek. Hayat denen şey bir oyun, bir sinav ve belki yalan belki de gerçek ama nihayeti olan ve sonlu bir sarmaşık.
Ben sarmaşığa dolaşmadan saf ve temiz bir çiçek olmayı sevmeyı ve sevilmeyi seçtim. Çok mutluyum, insan isterse mutluluk ve yaşam kendi elinde.
Geriye baktığında insan hep güzel şeyler hatırlıyor ve hatalarından ders almış ve yolunu iyi çizmişse başarmıştir. Kendinle yarışmadan ve zamanın kiymetini bilerek yaşamak lazım diye düşünüyorum.
En çok istediğim şeylerden bir tanesidir son yolculuğumda kalabalık ve seven bir toplulukla uğurlanmak. O zaman yaşadım diyebilirim ama kimse duymaz, oysa ben biliyorumdur.
İnsan saatlerce yazabilir bu konuda. Asıl hayat ölümden sonra başlayacak. Burası geçici bir ağac gölgesi. O yüzden buraya fazla yatırım çok saçma. Hep daha fazlasını istemek ne büyük ahmaklık.
Dünyada milyarlarca insan yaşadı ve artık yoklar. Kimbilir neler biriktirmişlerdi. Fakat hiçbirini götüremediler. İnsan kendini bilmez.
Kevser suresinde dediği gibi, insan muhakkak ziyan içerisindedir. Madde geçicidir, mana ebedi. Beden ölümcüldür fakat ruh ölümsüz. İnsan bunu anlarsa eğer, maddeye değil manaya bakarsa her şey daha güzel olacak.
Geç kalmamak dilegiyle.
23 April 2007