» NEREDEYİM?

Hayatımızı ilgilendiren her konu ile ilgili fikirlerin ve görüşlerin paylaşıldığı bir ortamdasınız.

Yapmaya çalıştığımız şey; bahse değer konular hakkında daha fazla kişinin düşünmesini ve kendi görüşünü oluşturmasına katkıda bulunmak.



» TAKİP ETMEK İÇİN

Anafikir.com’da üretilen içerikleri daha kolay takip edebilmeniz için size çeşitli araçlar sunduk.

Bu seçeneklere ulaşmak için tıklayın.



» SEÇME AKILLAR

"Attention is the limited resource on the internet - not disk capacity, processor speed or bandwidth."— Mills Davis



» FAYDALI KAYNAKLAR

Düşüncelerinizi besleyebileceğiniz çeşitli siteler seçtik. Buradakilerden farklı bakış açılarıyla olaylara bakanların düşündükleri de gözatmaya değer.


Kennedy suikasti ve derin devlet Amerika

Amerika’nın kendi içindeki hesaplaÅŸmasını, temiz, açık, dürüst, Amerikan devleti imgesini ortadan kaldıran olaylardan sadece biri.

Dış politka, kültür ve tarih dergisi “AraÅŸtırma” tarafından Kennedy süikasti ile ilgili yayınlanan metne göre;

“Akmakta olan bir nehrin akış yönü deÄŸiÅŸtirilmemiÅŸse, bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmak yeterli olacaktır. Kennedy suikastinde ise sulanan tarla, tek bir adresi gösteriyor: İsrail’i…

Kennedy suikasti konusunda onlarca farklı senaryo ortaya atıldı. Biz burada birçok Amerikan aydının ortaya koyduÄŸu, fakat mümkün olduÄŸu kadar “hasır-altı” edilmeye çalışılan bir baÅŸka alternatif senaryodan daha söz etmek istiyoruz.
Bunu dikkate alırken üzerinde durduğumuz temel bir kriterimiz var; Akmakta olan bir nehrin akış yönü değiştirilmişse, bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmanın yeterli olacağıdır.

Kennedy suikastinin baÅŸlangıcı aslında Eisenhower dönemine kadar uzanmaktadır. İki dönem üst üste baÅŸkan seçilen Eisenhower’ın yönetimi, izlediÄŸi politikalar dolayısıyla Yahudi lobisini çok öfkelendirmiÅŸti. Yahudi lobisi bir daha böyle bir yönetim görmek istemiyordu. Bu nedenle daha organize çalışmaya karar verdiler. Baskıyı artıracaklardı. Bu kararın en önemli uygulaması, Aipac‘in kurulması oldu. lobi, yeni eisenhower’lara izin vermeyecekti.

Bunun için ilk uygulamaya karar verdikleri yöntem, baÅŸkan olacak kiÅŸiyle henüz seçilmeden önce baÄŸlantı kurmaktı. BaÅŸkan adaylarıyla konuÅŸacak ve “EÄŸer seçildiÄŸinizde İsrail’e destek olmaya söz verirseniz, kampanyanıza büyük yardımlar yapabiliriz” diyeceklerdi. Bunun ilk denemesini John f Kennedy‘e yaptılar. Eisenhower’ın görev süresi 1960′da bitiyordu ve yapılacak seçimlerin en güçlü ismi de Demokrat Parti’nin adayı Kennedy idi. Lobi, iÅŸi saÄŸlama almaya karar verdi ve seçim kampanyası sırasında Kennedy ile temas kurdu. Yahudi lobisinin etkisinin sanılandan daha çok olduÄŸunu anlatan kitapların en önemlilerinden biri olan “They dare to speak out (KonuÅŸmaya cesaret ettiler)” kitabının yazarı Paul Findley, olayı aynı kitabında şöyle anlatıyor:

(Seçimden bir süre önce) Kennedy, New York’un önde gelen Yahudilerinden birinin evindeki yemeÄŸe katılmıştı. Ancak o akÅŸam duyduÄŸu bazı sözler canını fena halde sıkmıştı. Kennedy o akÅŸamı yakın dostu gazeteci Charles Bartlett’e anlatırken, ‘İnanılması zor bir deneyimdi’ demiÅŸti. Anlattığına göre, o gece yemeÄŸe katılanlardan biri -Kennedy adamın adını vermemiÅŸti- Kennedy’e, ‘Kampanyanız sırasında bazı ekonomik güçlüklerle karşılaÅŸtığınızı biliyoruz’ demiÅŸti. Ve şöyle eklemiÅŸti: ‘Ancak eÄŸer önümüzdeki dört yıl boyunca OrtadoÄŸu ile ilgili politikalarınıza yön verme ÅŸansı tanırsanız, kampanyanız için size çok etkili bir biçimde yardımcı olabiliriz’. Bu, Kennedy’nin hiç alışık olmadığı bir öneriydi

Evet, Kennedy bu tür kirli pazarlıklara alışık deÄŸildi ve bu yüzden de lobinin teklifini geri çevirmiÅŸti. Avukatı Bartlett’e “Bir baÅŸkan adayından çok, bir yurttaÅŸ olarak tepki gösterdim, kendimi hakarete uÄŸramış gibi hissettim” demiÅŸti. Kennedy ayrıca eÄŸer baÅŸkan seçilirse, baÅŸkan adaylarının seçim kampanyası için hazineden gelen para dışında para kullanmalarını, yani lobiden rüşvet almalarını yasaklayacağını da eklemiÅŸti. Genç adam, kendi elleriyle kendi sonunu hazırlıyordu…

Kennedy’nin İsrail’le kavgası
Sonuçta Kennedy lobinin desteÄŸi olmadan da baÅŸkan seçildi. Lobi Kennedy’e sıcak bakmıyordu. BaÅŸkan, Amerikan tarihindeki ilk katolik baÅŸkandı; Ayrıca eski bir büyükelçi olan babası Joseph Kennedy de zamanında lobi tarafından boy hedefi haline getirilmiÅŸti. Kennedy de lobiye ve İsrail’e pek sıcak bakmıyordu; BaÅŸkanlık öncesinde aldığı “Ahlaksız teklif” onu lobiden bir hayli soÄŸutmuÅŸtu. İlerleyen aylarda baÅŸkan, İsrail yönetimiyle büyük bir çatışmaya girdi. Çatışma, İsrail’in nükleer programı nedeniyle patlak vermiÅŸti. İsrail baÅŸbakanı David Ben Gurion, hummalı bir nükleer silah üretme programı izliyordu; Kennedy ise nükleer silahlanmayı durdurma programı çerçevesinde Yahudi devleti’ni bu iÅŸten vazgeçmesi için ikna etmeye çalışıyordu. Kennedy, elinden geldiÄŸince Yahudi devleti’nin Dimona reaktöründeki gizli nükleer çalışmalarını engellemeye çalışmıştı. Ben Gurion’un yazdığı mektuplarda kendisinden “genç adam” diye söz etmesi ve daha üst bir konumdaymış gibi bir üslup kullanması yüzünden de çileden çıkıyordu. Bu arada Kennedy’nin Araplara yönelik olumlu bakış açısı da, onu İsrail ve lobi gözünde tam anlamıyla boy hedefi haline getirmiÅŸti. Kennedy’nin OrtadoÄŸu’da adil bir politika uygulamaya niyetlendiÄŸi, daha senatör olduÄŸu sıralarda Fransa’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Cezayir’i desteklemesiyle ortaya çıkmıştı. Cezayir bağımsızlığına karşın Fransa’ya büyük askeri destek veren israil, JFK’nın “tehlikeli” biri olduÄŸunu daha o zaman sezmiÅŸti. Genç baÅŸkan, Beyaz Saray’a oturduktan sonra da Arap ülkeleriyle, özellikle de Mısır’la olumlu iliÅŸkiler kurmaya çalışmıştı.

Kısacası, Amerika ve İsrail’deki Yahudi liderler, ikinci bir Eisenhower vakası ile karşı karşıya kalmışlardı. Ancak bu kez oturup Kennedy’nin seçim kaybetmesini bekleyecek kadar sabırlı deÄŸillerdi. Kennedy halktan çok büyük destek alıyordu ve bir sonraki seçimleri kazanacağı da kesin görünüyordu. İsrail ve lobi, bir beÅŸ yıl daha bekleyemezdi.

Peki ne yapmalıydılar? Kennedy’i ikna etmenin yolu yok gibi gözüküyordu; Bunu zaten seçimden kısa bir süre önce denemiÅŸ ve ters tepkiyle karşılaÅŸmışlardı. Bu durumda Kennedy’nin yerine geçebilecek muhtemel baÅŸkanlar üzerinde düşünmek gerekiyordu. Kennedy’nin Cumhuriyetçi Parti’den rakibi olan Richard Nixon da onlar için pek olumlu gözükmüyordu. Seçimlerde Nixon’a büyük bir destek verip Kennedy’nin kaybetmesini saÄŸlasalar bile, yine de ellerine bir ÅŸey geçmeyecekti. Ancak bir baÅŸka isim, onlar için çok uygun olduÄŸu sinyalini veriyordu. Bu, Kennedy’nin yardımcısı Lyndon b Johnson‘dı. Son dönemlerde özellikle dış politika konularında Kennedy’le çokça tartışan ve baÅŸkanla arası oldukça açık olan Johnson, lobi açısından “ideal baÅŸkan” prototipi çiziyordu. Politik kariyeri boyunca İsrail’e desteÄŸini sık sık vurgulamış ve baÅŸkan yardımcılığı yaptığı dönem boyunca da Yahudi devletine olan sempatisini açığa vurmuÅŸtu.

EÄŸer İsrail ve lobi, bir yolunu bulur da Kennedy’nin yerine Johnson’ı baÅŸkan yaparlarsa, oldukça büyük bir iÅŸ baÅŸarmış olacaklardı. Ama bu normalde mümkün deÄŸildi; Böyle bir koltuk deÄŸiÅŸimi olması için baÅŸkanın ya istifa etmesi ya da ölmesi gerekiyordu. BaÅŸkanın istifa etmeye de niyeti yoktu elbette…

İşte Kennedy suikasti tam bu sırada gerçekleşti.

Kennedy suikastinde ’son hüküm’: BaÅŸkan’ı Mossad öldürdü!
Paul Findley, Kennedy suikasti hakkında üretilen komplo teorileri arasında İsrail’in adının hiç geçmediÄŸinden bahseder. Oysa Yahudi devleti Kennedy’i ortadan kaldırmayı istemek için çok fazla gerekçeye sahiptir. Ayrıca Findley’in dediÄŸi gibi, Kennedy suikasti ile ilgili olarak sanık sandalyesine oturtulan Küba lideri Castro, mafya ya da fanatik anti-komünistler gibi bu iÅŸi becerecek güç ve yeteneÄŸe sahip deÄŸildir (Oliver Stone‘nun JFK adlı filminde ortaya konduÄŸu gibi, Kennedy suikasti son derece planlı ve sofistike bir eylemdir ve devlet içinden odakların iÅŸin içine karıştığı kesindir). Findley, Mossad’ın Kennedy’i ortadan kaldırmayı isteyecek nedenlere ve bu iÅŸi yapabilecek güç ve yeteneÄŸe kesin olarak sahip olduÄŸunu hatırlatır. Bu gerçeÄŸe raÄŸmen sanıklar listesinde Mossad ve İsrail isimlerinin hiç geçirilmemesi, kuÅŸkuları daha da artırmaktadır.

Kennedy suikastinde Mossad’ın rolü ile ilgili en detaylı çalışma ise Amerikalı araÅŸtırmacı Michael Collins Piper‘ın 1993 yılında yayınladığı Final Judgement (Son Hüküm) adlı kitapta ortaya kondu. Piper, 335 sayfa ve 600 dipnottan oluÅŸan kitabında Kennedy suikasti ile ilgili “son hükmü” veriyordu: Suikast bir Mossad ürünüdür!…

Piper, öncelikle Kennedy ile İsrail yönetimi arasındaki çatışmanın detaylarını inceliyordu. Bu çatışma o kadar keskindi ki, İsrail baÅŸbakanı Ben Gurion, Nisan 1963′te Kennedy’nin varlığının İsrail’i tehdit ettiÄŸini öne sürerek istifa etmiÅŸti.

Suikastin ayrıntılarında çok sayıda Mossad baÄŸlantısı vardı. Piper, New Orleans savcısı Jim Garrison tarafından suikast ile ilgili olarak soruÅŸturmaya uÄŸrayan Clay Shaw‘a dikkat çekiyordu. Çünkü delil yetersizliÄŸi ile davadan beraat eden, ancak suikastle ilgisi olduÄŸu aÅŸikar olan Shaw, Mossad’ın paravan ÅŸirketi olarak iÅŸlev gören bir firmanın yönetim kuruluÅŸunda çalışıyordu (Piper’a göre, yönetmen Oliver Stone, JFK filminde Clay Shaw’un bu Mossad baÄŸlantısını atlamıştır, çünkü Stone’un en büyük finansörü, Arnon Milchan adlı İsrailli bir silah tüccarıdır).

Piper’ın kitabında konuyla ilgili önemli bilgiler aktaran eski bir Fransız istihbaratçı vardır. Bu kiÅŸi, Mossad’ın suikastçilerle baÄŸlantı kurarken, Fransız istihbaratındaki bir ajandan yararlandığını söyler. Mossad’la suikastçiler arasında aracılık yapan bu Fransız ajan, Cezayir yanlısı tutumundan dolayı Kennedy’den nefret etmektedir.

Piper, suikastteki Mossad baÄŸlantısının hasıraltı edilmesine de deÄŸinir. Belli kiÅŸiler, suçu mümkün olduÄŸunca uzak adreslere atmaya çalışmışlardır. Suikasti inceleyen Warren Komisyonu‘na, sorumlunun KGB olduÄŸu konusunda en çok telkinde bulunan kiÅŸi, CIA eski ÅŸefi James J Angleton’dır. Angleton’ın en önemli özelliÄŸi ise İsrail ve Mossad’a olan ünlü yakınlığıdır; CIA ÅŸefi olduÄŸu dönemde “Mossad’ın manevi babası” ünvanını kazanmıştır.

Suikasttaki “İsrail hipotezi”ni güçlendiren bir baÅŸka nokta, Kennedy’nin ardından baÅŸkan olan Johnson’ın İsrail’e olan büyük yakınlığıdır. O tarihe kadar görev yapan Amerikan baÅŸkanları içinde “en İsrail yanlısı” sayılan Johnson, ilk kez Yahudi devletine büyük miktarlarda silah yardımı yapmış, 1967 savaşı sırasında İsrail’e gizli yollardan askeri araç ve deneyimli personel göndermiÅŸti. Paul Findley, Johnson hakkında ÅŸunları söylüyor:

“İsrail hükümeti johnson baÅŸkan olursa herÅŸeyin lehlerine dönüşeceÄŸini bilmekteydi ve gerçekten de öyle oldu. kennedy’nin ölümünden sonra abd ilk defa israil’e çok geniÅŸ çapta silah göndermeye baÅŸladı. 1967 haziran savaşı sırasında johnson el altından israil’e hem malzeme hem de personel yardımında bulundu”

Lobi, Johnson döneminde lobi yapmaya gerek bile duymamıştı.

İşte en baÅŸta belirttiÄŸimiz nehir örneÄŸinin Kennedy suikastinde götürdüğü yer İsrail’dir. Kennedy’nin öldürülmesiyle Yahudi lobisi kendi tarlasını rahat rahat sulamaya baÅŸlamıştır

Kaynak: Araştırma Dergisi

Şimdi gelelim benim özetime;
Profesyonel bir ÅŸekilde, tecrubeli Mossad elemanları tarafından farklı iki açıdan beyni dağıtılan JFK’den sonra gündeme oturmuÅŸtur.

Sorun Kennedy’nin İsrail’e çeÅŸitli konularda imtiyaz tanımak istememesi ve Amerikan hükümetine baskıda bulunan Yahudi Lobisine prim vermemesidir. Daha sonra hükümet içinden de bir destekçi bulan Mossad elemanları o zamanın İsrail baÅŸkanınının dolaylı emri ile etkisiz[-] hale getirilmiÅŸtir.

Oliver Stone’un JFK filminin konusudur. Ayrıca bu film sonrasında da Amerikan hükümeti tarafından yaklaşık 50 yıl süreyle bu cinayetle ilgili araÅŸtırma yapılması, belgeler yayınlanması, tartışmalar, çıkarımlar, teoriler sunulması yasaklanmıştır.

(bkz: Küba füze krizi)

JFK suikasti ve sonrasında yaÅŸanan geliÅŸmeler ABD’nin en büyük gelir kaynagının savaÅŸ* oldugunu kanıtlar. JFK suikasti savaşın yani gelir kaynagının önündeki engelin kaldırılmasıdır.

Bir asırı aÅŸkın bir süredir dünyanın çeÅŸitli ülkelerinde kendisini ilgilendirmeyen en ucra köşelerde bile anlamsız savaÅŸlara girmesi, Vietnam‘da açık olarak, Küba’da gizlice komunizme karşı yürüttüğü savaÅŸ ABD’deki savaÅŸ endustrisini beslemiÅŸtir.

ABD halen bu politika üzerinden gelir saÄŸlamaya çalışmaktadır. Fakat düşmanları artık zayıflayan komunizm deÄŸil, yükselen yeni trend olan aşırı İslam blogudur ki onlar bunu islami teror olarak adlandırırlar. Yani yeni bahane terördür. “Teröre karşı mücadele” adı altında, ekmeÄŸini yedikleri savaÅŸ oyununa devam etmektedirler. Zamanında komunizme karşı besledikleri bu aşırı islami topluluklar zamanla geliÅŸmiÅŸ ve yeni düşmanları olmuÅŸtur. ABD’nin ÅŸu sıralarda Ortadogu ile uÄŸraÅŸmasının nedeni budur. Ayrıca bu uÄŸraÅŸ savaÅŸ endustrisini canlı tuttuÄŸu için de vazgeçilemezdir. Yeni bir gelir kaynağı olarak Irak’a girmesinin nedeninin altında da ekonomik nedenler vardır.

1960′lı yıllarda JFK ile yükselen “SavaÅŸa hayır” sloganları bu gelir kaynagını tehdit etmekteydi.

JFK’nın;
- Devletin alt kademelerinden en üst kademelerine dek büyük söz sahibi olan cia’i parçalara ayırıp, zayıflatması,
- 62 yılının mart ayında savunma bütçesinde yapılmasını istediÄŸi kesintiler, (25 deniz aşırı ülkede neredeyse 52 askeri üssü etkiledi. Vietnam’da binlerce helikopteri kaybedip binlercesini tekrar satan ÅŸirketler, onlarca deniz aşırı ülkeye askeri teknoloji yollayan firmalar, savunmayla sözleÅŸmesi olan petrolcüler bu kesinti dolayısı ile zor duruma düştüler)
- Ruslarla yaşanan soguk savaşı bitirmek istemesi,
- Aya gitme yarışına bir son verip Sovyetlerle işbirliği yapma istemesi,
- Nükleer testleri yasaklayan bir antlaşma imzalaması,
- 1962′de Küba’ya çıkartma yapmayı reddetmesi,
- GüneydoÄŸu Asya’da savaÅŸmak istememesi ve Vietnam’dan çekilme kararı alması

gibi nedenler yüzünden derin devlet Amerika ve savaÅŸtan gelir saÄŸlayan güç odakları Kennedy’nin bir engel oldugunu ve ortadan kaldırılması gerektigi kararını alıyorlar. Ve 22 Kasım 1963 salı günü saat 12:30′te hepsi sona eriyor.

Ve bu tarihten bir gun sonra; Yeni baÅŸkan ve Vietnam büyükelçisi biraya geliyor. Kennedy’nin geri çekilme politikasının tersine, ABD hükumetinin komunist asilere karşı savaşında yardımcı olmaya devam edeceÄŸini açıklıyor. Bu da Kennedy’nın neden ortadan kaldırıldığının bir kanıtı.

Evet, derin devlet Amerika ve savaÅŸtan gelir saÄŸlan güç odakları Kennedy’yi negatif hale getiriyorlar ama bu olayı da kendi emellerine alet etmeye çalışıyorlar. Suçu Fidel Castro‘ya atmak ve komunizme karşı savaşın gerekli oldugunu halkına ve tüm dünyaya vurgulamak için suikastten önce dataylı ve programlı bir ÅŸekilde günah keçisi olan Lee Harvey Oswald hazırlanıyor.

Oswald 17 yaşında sivil hava devriyesi olarak donanmaya giriyor. Radar uzmanı oluyor. Daha sonra hiçbir donanmacının gerek duymadığı ÅŸeyi yapıp Rusça öğreniyor ve annesinin hastalıgını bahane ederek donanmadan ayrılıyor. İki üç gün sonra 203 dolarlık banka hesabıyla alınan 1500 dolarlık biletle Moskova’ya gidiyor. 5-6 hafta ortalarda görünmüyor muhtemelen KGB ile (sözde) iÅŸbirliÄŸi yapıyor. Radarlarla ilgili gizli bilgileri ya da sahte gizli bilgileri Ruslara verme karşılıgında 5000 rubleyle balkonlu bir daire veriliyor. Kısacası göz göre göre ülkesinden bir hain olması için Rusya’ya gonderiliyor. Ruslar da bunu yiyor. Daha sonra ABD’ye geri donme kararı alıyor. Bu haini, ABD devleti 48 saat içinde ona yeni bir pasaport çıkararak ve üstüne yolculuk parası vererek karşılıyor. Çok gizli bilgileri açıkladığı için soruÅŸturulmuyor ya da suçlanmıyor.

Åžu kesin ki; Oswald Rusya’ya gerçek bir mülteci olarak gitmedi. ABD için çalışan bir istihbarat ajanıydı.

Daha sonra New Orleans’ta Fidel Castro taraftarı broşürler dağıtırken, sahte bir kavga sonucu gözaltına alınıyor. Böylece “Castro yanlısı” olarak fiÅŸlenmiÅŸ oluyor. Sonra yerel bir televizyonda tartışma programına çıkıyor ve komunist oldugunu ilan ediyor.

Ardından Oswald sıradan biri gibi günde 12$’a Dallas’taki suikastin yapıldıgı sokakta bulunan kitap deposunda çalışmaya baÅŸlıyor. Suikastten birkaç ay önce kendini Oswald olarak tanıtan biri Küba’dan Meksika’ya ordan da Dallas’a geçiyor. Ama o sırada Oswald kitap deposunda çalışmakta. Böylece süikasti gerçekleÅŸtiren kiÅŸinin emri Castro’dan aldıgı izlenimi veriliyor.

Suikastte kullanıldıgı iddia edilen silah mart ayında Chicago’da bir postane aracılıyla Oswald’ın sahte ismi olan A.Hidell adına bir posta kutusuna yollanıyor. Oysa o yıllarda hiçbir iz bırakmadan herhangi bir silah dükkanından satın alınabilirdi. Ama bu yapılmıyor.

Görüldüğü gibi bunların hepsi suikasti Castro’nun üstüne atmak için derin devlet Amerika tarafından hazırlanmış. ABD istihbarat ajanı olan Oswald, Castro’nun adamı gibi gösterilmeye çalışılmış.

Ayrıca suikastin yapıldıgı iddia edilen silah ikinci dünya savaşından kalma İtalyan yapımı ucuz bir Mannlicher-Carcano. Suikastten sonra -göstermelik olarak- üç FBI keskin niÅŸancısı ateÅŸ edildiÄŸi söylenen yerden atışlarda bulunuyor. Ama hiçbiri suikastteki performansa ulaÅŸamıyor. Altı saniyeden az sürede çok iyi niÅŸan alarak tam üç atış hem de kollu mekanizmali bir tüfekle. Normal birinin bu sürede iki el ateÅŸ etmesi bile ÅŸans eseridir. İlk atış en iyisi olur. Ama burada en kusursuz olan üçüncü atış. O son kurÅŸun da güya zikzaklar çizerek Kennedy’yle Connally’yi yedi kez vurmuÅŸ. Tüm bunlara ek olarak nitrat testlerine göre 22 Kasım’da tüfekle ateÅŸ edilmemiÅŸ. Ama suikast sonrası böyle bir test yapılmaya gerek duyulmuyor.

Onlarca tanık silah seslerinin arkadaki kitap deposundan deÄŸil Kennedy’nin önundeki çimenli tepedeki çitin arkasından geldiÄŸini duydugunu ifade ediyor. Ama hiçbiri ifadelere geçmiyor. Zapruder‘in filmine göre son ölümcül vuruÅŸ Kenedy’nin ön tarafından geliyor. KurÅŸun Kennedy’i önce arkaya sonra sola itiyor.


[ Tekrar İzle ]

Oswald suikastten 12 saat sonra sorgulanmış. Üstelik avukatı da yokmuş. Söyledikleri de tutanaklara geçirilmemiş. Bu sıradan bir davada bile olsa kabul edilemez.

Oswald’ı halkın gözünde tek zanlı olarak tutabilmek için suikast sonrası Life‘a kapak olan, elinde silahla göründüğü fotograf kullanılıyor. Fakat bu fotograf basit bir fotomontoj. Oswald’ın başı baÅŸka bir gövdeye yerleÅŸtirilmiÅŸ. BaÅŸ kısmında gölgeler saatin 12 civarı oldugunu gösterirken. Ayak kısmında ikindi zamanı.

Tüm bunların yanısıra FBI’ın 17 Kasım 1963 tarihindeki kameralarında Oswald’ın FBI’a geldigi ve bir not bıraktıgı görülüyor. İddalara göre bu Kennedy’nin 22 Kasım’da öldürülücegi istihbaratını alıp FBI yetkililerine bildirmesi idi. Ancak bu not daha sonra yok edilmiÅŸ. Ve Oswald’a suikast günü o saatte kitap deposunda olması söylenimiÅŸ.

Daha sonra Oswald duruÅŸmaya çıkarılmak üzere iken 70 polis ve onca gazetecinin arasında canlı yayında Jack Ruby tarafından vuruluyor. Böylece ne duruÅŸma kalıyor ne de farklı bir görüş. Oswald’ın tek zanlı oldugu kabul ediliyor ve dosya kapanıyor.




53 Yorum — “Kennedy suikasti ve derin devlet Amerika”

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.