Biraz önce Lost‘un 5. sezonunun finalini izledim. Ve inanılmaz bir keyf aldım. Birçok yerde dile getirdim, yine eklemek istiyorum. Bence Lost, gelmiÅŸ geçmiÅŸ en iyi iÅŸlenmiÅŸ/kurgulanmış dizi (Bkz: Lost ve örnek gösterilecek bir pazarlama stratejisi).
Hala hiç izlememiş olanlar biraz önce başlasın. 6. sezon başlamadan tüm bölümleri izleyin, hiç pişman olmayacaksınız.
Dizi, geçmişi değiştirmek isteyenler ve değişmesini önlemek isteyenler arasındaki çekişmeyi anlatıyor.
Daha felsefi ve metaforik olarak yaklaşırsak; “GeçmiÅŸimizi, geleceÄŸimizi, kısacası kaderimizi deÄŸiÅŸtirebilir miyiz?” sorusuna cevap arayan bir dizi bu.
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 14 Mayıs 2009 | İlgili Olduğu Konular »
İlgili Konular: dizi,
eski mısır,
felsefe,
geçmiş,
gelecek,
insanoÄŸlu,
isis,
iyilik,
kader,
kötülük,
lost,
mitoloji,
osiris,
seth,
televizyon,
teori
Bu aralar, sanatın, sanatçının ve bunların toplumla olan ilişkisine kafayı takmış durumdayım.
ÖrneÄŸin, sanatçının topluma karşı bir görevi, bir sorumluluÄŸu var mıdır? Sanatçı “doÄŸru” ya da dürüst olmak zorunda mıdır?
Diğer yandan, bir ürünün sanat eseri olarak kabul edilmesi için gereken şartlar nelerdir? Böyle bir şartlar manzümesi var mıdır, yazılı olmasa da. Varsa bu şartları kim koymuş? Ya da çağlar boyunca, değişen yaşam şekilleriyle, türeyen sanat dallarıyla bu şartlar değişmiş midir? Nedir, ne değildir? Üff : )
Mesela bazen “Onun yaptığı da sanat mı yahu, para kazanmak için yapıyor onu, öyle müzik mi olur” denilen sanatçılar oluyor. Ya da “Yok artık bu kargacık burgacık ÅŸeye de sanat eseri demiyorsunuz deÄŸil mi” diye çıkışanlar olur.
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 06 Mayıs 2009 | İlgili Olduğu Konular »
ÇaÄŸan Irmak‘ın yeni filmi Issız Adam‘ı izledim geçtiÄŸimiz günlerde. Tek başıma gittim. Normalde sinema benim için “birliktelik” iÅŸidir. Yani yanımda en az bir arkadaşım olmalı. O büyülü karanlığa, perdede geçen kurgulanmış hikayelere tezat olsun diye gerçekle bir bağım olsun isterim yanıbaşımda.
Issız Adam ile ilgili mümkün olduÄŸunca az eleÅŸtiri, az ön bilgiye maÄŸruz kalmaya çalışmıştım gitmeden önce. Kulaklarımı tıkadım. Buna raÄŸmen sızan ön bilgiler arasında öyle bir tanesi vardı ki, muhakkak yalnız, tek başıma gitmeliydim. O ön bilgiyi paylaÅŸmak istemiyorum. Ama gerçekten de “yalnız” gitmek doÄŸru bir kararmış benim için.
Öncelikle Issız Adam’ın aceleye gelmiÅŸ bir film olduÄŸunu düşündüğümün altını çizerek baÅŸlamak istiyorum. Senaryo öyle kopuk ki, sanki 5 sezon devam etmiÅŸ bir dizinin 5, 16, 21, 34, 43, 51. bölümlerini izlemiÅŸim gibi bir his verdi. Yani “film” olarak alındığında Issız Adam baÅŸarılamamış, hikaye oturtulamamış, zıplayan bir yapıya bürünmüş.
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 23 Kasım 2008 | İlgili Olduğu Konular »
İlgili Konular: aÅŸk,
çağan ırmak,
dilek önder,
ego,
eleÅŸtiri,
film,
friendfeed,
göze sencer,
ıssız adam,
modernite,
mutluluk,
roman,
sevilmek,
sinema,
teknoloji,
yalnızlık
Orhan Pamuk‘un yeni kitabının adı; Masumiyet Müzesi. Duymayan kalmış mıdır acaba : ) Åžu, pazarlama müdavimlerinin bile aÄŸzında dolaÅŸan aÅŸk romanı. Ne garip deÄŸil mi, pazarlamcıların diline düşen bir aÅŸk romanı…
Genelde kitaplar üzerine konuşmayı ya da yazmayı pek sevmem. Kitapların okunduğundan çok görüldüğüne inanıyorum. Yani zihni açık her insan, herhangi bir kitabı, yazılma amacı ne olursa olsun, kendi hayatıyla kesiştiği noktalarda gördüğünü düşünüyorum.
Bir cümle, bir kelime, anlatılanın dışında kalmış küçük mekan tasvirleri ve anılarımızla örtüştüğü yerler… Ve hatta o örtüşmeler öyle garip çaÄŸrışımlarla oluÅŸur ki, çoÄŸu kimse “Ne ilgisi var, ne garip çalışıyor senin beynin” tepkisi verir bize.
Önemli deÄŸil ki ne anlatılmak istendiÄŸi ya da kitabın ana fikri. Bizim için alınan, örtüşen, görülen noktalar “biz” olduÄŸumuz için önemli. Kısacası kitaplar onları görenlere göre binbir ruha bürünürler.
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 14 Eylül 2008 | İlgili Olduğu Konular »
İlgili Konular: anılar,
eanlat,
görmek,
hayat,
hisset,
kitap,
masumiyet müzesi,
orhan pamuk,
roman,
seksenler,
tymphony
Birkaç kanalın olduğu televizyonla büyüyen bir çocuk olarak, çocukluğumun oyunlarından sonra ruhuma işleyen en önemli insanlardan biriydi Bob Ross.
TRT-2′de yaÅŸayadığını zannederdim onun. Çizgi filmler yokken izlemekten keyif aldığım tek kiÅŸiydi o. Neden izlediÄŸimi bile bilmezdim o zamanlar. Resim yapabilen ya da yapmaya hesesli bir çocuk da deÄŸildim ama yine de izlerdim.
Şimdilerde onu neden izlediğimi anlayabiliyorum. Ruhumu okşayan, umut salgılayam cümleleri içimi ısıtır, basit ve beyaz bir mutlulukla doldururdu karnımı.
Babaannemi hatırlıyorum; “Yavrucum, neden izliyorsunuz bu kıvırcığı. BoÅŸuna ceyeran yakıyorsun, çizgi film izlesene” derdi. Televizyonun üzerindeki dantelli örtüye elini koyar “Kapatalım, zaten ısınmış“…
Babaannemi duymazdım hatta görmezdim bile. Sanki hipnotize olmuÅŸum…
» Yazının Devamı
Yayınlanma Tarihi: 18 Haziran 2008 | İlgili Olduğu Konular »