» NEREDEYİM?

Hayatımızı ilgilendiren her konu ile ilgili fikirlerin ve görüşlerin paylaşıldığı bir ortamdasınız.

Yapmaya çalıştığımız şey; bahse değer konular hakkında daha fazla kişinin düşünmesini ve kendi görüşünü oluşturmasına katkıda bulunmak.



» TAKİP ETMEK İÇİN

Anafikir.com’da üretilen içerikleri daha kolay takip edebilmeniz için size çeşitli araçlar sunduk.

Bu seçeneklere ulaşmak için tıklayın.



» SEÇME AKILLAR

"Attention is the limited resource on the internet - not disk capacity, processor speed or bandwidth."— Mills Davis



» FAYDALI KAYNAKLAR

Düşüncelerinizi besleyebileceğiniz çeşitli siteler seçtik. Buradakilerden farklı bakış açılarıyla olaylara bakanların düşündükleri de gözatmaya değer.


Yeni bir logoyu beğenmeme hakkımı kullanıyorum

yapi-kredi-bankasi-logo.jpgKonuya (Yapı Kredi’nin yeni logosu) yakın ya da uzak olanları bir kenara itip, tersten gitmek istiyorum. Bu yüzden yazı biraz “ters” gelebilir. Riske girmek istemeyenleri bu konuda belli bir tecrübesi, birikimi ve üretmişliği olanların yorumlarını[1] [2] [3] incelemelerini öneriyorum.

Yeni bir logo görüyorum. Ama bir gariplik var. Sanki basitçe iki logonun yapıştırılması gibi. Hani çocuklar meşgale (oyun) olsun diye gazeteden kesip beyaz karton üzerine uhu ile yapıştırırlar da “Bak anne ne yaptım” derler ya, aynen onu hatırlattı.

» Yazının Devamı

Marketingist 2006 bitti. Bunlar da özet görüntüler

marketingist.jpgMarketingist 2006′nın ilk üç gününü sağlık nedenleriyle kaçırdım. Vitaminleri depoladım, şöyle bir silkindim ve pazar yani organizasyonun son günü nihayet oradaydım.

Bu organizasyonu kısacık bir güne sığdırmanın imkansız olduğunu oraya vardığımda anladım. Dizlerimi dövecek takatım olsaydı inanın döverdim. Orada olduğum zaman dilimi içerisinde tüm salonları gezmek için bir hayli çaba harcadım ama başarıya ulaşamadım.

Haliyle, görmek isteyip de göremediğim standlar, katılmak isteyip de katılamadığım konferanslar ve etkinlikler oldu. Ama çaresiz arkama baka baka geri döndüm

» Yazının Devamı

İşte bunu sevemedim McDonald’s

Globalleşmenin doğal bir sonucu olarak, ülkemizde yüzlerce uluslararası firma pazarda. Her birimiz, bir çırpıda en az 5 tane sayabiliriz ve büyük ihtimal her gün en az birinin ürün ya da hizmetini satın alır veya kullanırız. Hatta öyle ki, müşterisi olduğumuz o firmanın dünya çapına yayılmış bir yapılanma içinde olduğunu bile unuturuz zaman zaman (Bunun nedeni, birçok Türk firmanın adının ingilizce olması da olabilir! Savunmaları da çoğu zaman “Daha karizmatik oluyor” gibi sığ bir düzeyde).

Bu global firmaların büyük bir çoğunluğu ürün ya da hizmetlerini büyük düşünüp, yerel koşullara uygun hareket etme (”think globally, act locally”) mantığı çerçevesinde sunmaya çalışıyor. Fakat idari kadrolarda “kağıt üzerinde” başarılı bir şekilde işleyen bu yöntem…

*Yazının devamı Deneyimler.Net‘te

Akbank paramla değil benimle ilgileniyor

Çevrenizde ya da arkadaşlarınız arasında ve hatta aile içinde, belki anne babanızla, belki de çocuklarınızla aranıza “yeşil” girdiğinde ilişkileriniz tatsız bir hal almıştır zaman zaman. Hayatımızın bir döneminde, hepimiz o nahoş durumları yaşamışızdır. O “yeşil” renkli kağıt parçası kaşlarınızın çatılmasına, tüylerinizin dikilmesine, tansiyonunuzun yükselmesine neden olup, ilişkilerimizi zedeleyebilecek kerteye gelmesine sebep olabiliyor.

Hayatımızı idame edebilmemiz için zaruri bir gereklilik olan paranın bu negatif etkisini artık hepimiz kabul ediyor ve bununla birlikte yaşamaya alışmak için kendimizi zorluyoruz. Hem kıtlığı hem de bolluğu baş ağrısına neden olabiliyor. Çoğu zaman ilişkilerimizde dönüm noktası oluyor; Paradan önce, paradan sonra

Her türlü mevcudiyeti sıkıntı yaratmaya elverişli(!) olan bu insan evladı icadı, çoğu iş kolunun ana elementlerinden biri. Bu nedenle bankalar, müşteri memnuniyeti açısından oldukça tehlikeli sularda yüzen kurumların başında geliyor.

Eğer uzak mesafelerden aktarılacak olan nakit ile hayatınıza devam etmeye çalışıyorsanız (mesela öğrenci iseniz) para çekme makinaları ile iyi anlaşmak zorundasınız. Acil olarak nakit paraya ihtiyacınız olduğunda imdadınıza yetişirler ya da kabusunuz olurlar.

Açıkca ifade etmek gerekirse, bu konuda Türkiye’deki özel bankalar devlet bankalarımızın en az bir boy önünde koşuyorlar. Gerek bölgelere göre sistematik dağılımları gerekse çalışma hızları, kullanıcı dostu (user-friendly) arayüzleri ve performansları bakımından oldukça ilerideler. Bazı devlet bankalarımızın “kritik” bölgelerdeki makinaları ihtayaçlarımızı karşılasa da, ücra köşelerde kalmış olanları ya “eski model” ya düzgün çalışmıyor ya da günlerce “hizmet dışı”lar.

Yine acil bir şekilde nakde ihtiyacım olduğu bir gün, Etiler Akbank şubesinin para çekme makinasına sığınmıştım. Makinaların performanslarını değerlendiriyor ve bazen olumsuz notlar verebiliyoruz. Ama bir kullanıcı olarak kendi performansımızı hiç değerlendirmeye almıyoruz. O gün performansı düşük olan ben idim. Belki stressli bir anıma rastlamıştı belki de dikkatsizliğimin kurbanı olmuştum, bilemiyorum ama her ne olduysa kartım makine tarafından yutuldu.

Kartı kaptırdığıma mı yanayım, yoksa cebimin boş kalmasına mı? Üstüne üstlük, bir cuma günü idi ve saat, çoğu kurumun kapandığı saat olan 17:00′e çok yakındı. Yani hafta sonu boyunca parasız kalabilme riski kapımı çalmıştı.

Ümitsiz bir şekilde bankaya girdim. Onlarca kişinin kuyrukta olması beni bir kez daha yıkmıştı. Sıra numarası alıp, durumu anlatıp, kartımı ve paramı alabilmem tek kelime ile imkansızdı.

Masasını düzenleyip, mesaisini bitirmek üzere olan bir müşteri ilişkileri çalışanı benim oflayan, puflayan ümitsiz halimi görmüş ve yanıma gelmişti. Nazikçe “Efendim, yardımcı olabilir miyim?” dedi. Bu hareketi beni gülümsetmişti ama saatin 17:00′ye iki kalmış olması, onun bu soruyu nezaketen sorduğunu düşünmeme neden oldu.

Yaptığı yalnızca “nezaket” sınırları içinde kalmadı. Ve benim olumsuz yanıt alacağımı “bilen” gözlerime bakarak sorunumu dinledi. Son noktamı koyduğumda ondan “Ne yazık ki efendim” ya da “Üzgünüm ama” benzeri bir giriş ile başlayan bir açıklama bekliyordum ama o, demin toparladığı masayı göstererek “Efendim, şöyle masaya geçelim isterseniz. Buyrun oturun” dedi. Başımı kaldırıp, tam olarak ne dediğini ve ne olduğunu anlamaya çalıştım. Bu benim tahminlerim dahilinde bir karşılık değildi.

O gün yaşadığım tam anlamıyla bir “müşteri memnuniyeti” idi. Işıldayan gözlerle bu nazik bayana teşekkür ederken, bakışlarında “Evet, değil mi. Ne büyük bir iş yaptım” değil “Ne demek efendim, görevimiz” vardı.

Tekrar tekrar teşekkür etmemin ardından, iyi akşamlar deyip ayrıldım. Evet, iyi akşamlar demiştim. Çünkü, bankanın kapısının önünde şaşkın bir şekilde, çok ihtiyacım olan o paraya ve kartıma bakarken, saat neredeyse 18:00′i bulmuştu.

O an, Akbank‘ın (sadece) paramla değil benimle ilgilendiğini hissettim. Ve bu, onların milyonlar harcayarak ürettiği, her gün, her kanalda defalarca rastladığımız reklamların etkisinin tahmin edemeyeceğiniz derecede üzerine geçti.

Not: Deneyimler.Net‘te yayınlanmış bir yazıdır.

Ardahan’ın feryadını duyun!

1878 Ayastefanos Antlaşması’yla Rusya’ya verilen Ardahan, 1918 Brest-Litovsk Antlaşması’yla geri alınmıştır. Yerleşim, 26 Nisan 1919’da Gürcülerin işgaline uğramış, 23 Şubat 1921’de Türkiye topraklarına katılmıştır.

7 Temmuz 1921 tarih ve 133 sayılı kanunla vilâyet olmuş, fakat o günden bu yana devletin ve siyasilerin ilgisiz kaldığı bir yöre haline gelmiştir. Siyasi sebeplerle 1926 yılında ilçe yapılarak, Kars iline bağlanmış, daha sonra 27.05.1992 tarih ve 3806 sayılı kanunla tekrar il statüsüne kavuşturulmuştur.

» Yazının Devamı

İlgili Konular: , , ,

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.