• Categories

Bizim Vakum Tüplü Radyomuz Vardı

ÇocukluÄŸun oyuncaklarındandır bu. Halbuse, zamanında, köyün hali vakti yerinde olan ailesinin evinde toplanma nedeniymiÅŸ. Bi’ de köyün kahvesinde varmış. Ajans dinlenirmiÅŸ.

Açınca hemen tepki vermez. arkasındaki tüpleri yavaş yavaş ısınır, iyice kızardıktan sonra ses vermeye başlardı.

Bizim zamanımıza kalanların çoÄŸu ya bozuktur ya da zar zor çalışır. Çalışsa da çekecek bir-iki frekans anca bulduÄŸundan, bi’ kenarda tozlanır durur.

Kimse ilgilenmez onla. Ama evin çocuÄŸu evdeki her demirbaşı oyuncak yaptığı gibi, bunu da kurcalamayı pek sever. Bi’ de dede.

Mutfaktaki eski Arçelik buzdolabının üstünde durur. Sürgülü ekmek kutusu*nun hemen arkasında. Tozlanmış, dış kaplaması nemden eÄŸilip bükülmüş, yer yer çatlamış…

» Yazının Devamı

İlgili Konular: , , ,

Bilginin Kaosu, Tarih ve Kayıp Kıta Mu

Geçmişinizi saptırdığınız oldu mu hiç, ya da aslında hiç yaşamamış olduğunuz bir hikayeyi, heyecanla baş kahramanı olarak anlattığınız? Ve hatta bir süre sonra, bu olmayan hikayenize kendiniz de inanmaya başladınız mı?

Kendimi baz alarak bu soruya “Evet” cevabını veriyor ve en azından benim ile aynı cevabı verecek birçok insan olduÄŸunu varsayarak vurgulamak istediÄŸim noktaya doÄŸru yol alıyorum.

Tarih de ben ve benim gibi birçok insanın ortaklaÅŸa oluÅŸturduÄŸu bir geçmiÅŸ özeti. Olaylar, insanlar ve o insanların özelllikleri, kiÅŸilikleri… Hiçbirini görmedik, yaÅŸamadık. Ya bir kitaptan ya da birbaÅŸkasından duyduk, dinledik, okuduk.

Tarihi biz oluÅŸturduk, evet. YaÅŸamadığımız dönemlerin özetini çıkarmaya çalıştık. 10 binlerce yıl öncesindeki yaÅŸam tarzını, olayları, geçmiÅŸe yön vermiÅŸ insanları anlattık. Delillerimiz de yok deÄŸildi aslında. Birçok belge, arkeolojik bulgu, bilimsel destekleyiciler…

Ne var ki, tarih hiçbir zaman “bir” olmadı. Olması da pek mümkün deÄŸil. O kadar farklı kaynaÄŸa dayanıyor ki bu birikim, her kiÅŸi ya da dönem için aynı bakış açılarında kesiÅŸilemiyor. Çok normal.

» Yazının Devamı

Kim zamanının ötesinde olmak ister?

Biraz önce Gazanfer Özcan‘ın vefat ettiÄŸini öğrendim.

Bazı insanlar vardır zaman zaman aklınıza gelen ve sizi sıcacık gülümseten. Onlar ne yakınınızdır, ne akrabanız, ne de arkadaşınız… Ama yine de içinizde garip bir köşe açmışlardır kendilerine. Bazen sanatçıdır, bazen bilimadamı, bazen de her gün köşe başında gördüğünüz, belki de hiç konuÅŸmadığınız yaÅŸlı terzi amca.

Hayatlarınızda öyle kocaman yerlere sahip de değildirler aslında onlar. Yani, bir şekilde gittiklerinde, hayatınızın akışı çok da etkilenmez. Yine de, gitmesin, yitmesin ve hep orada, oldukları yerde yaşasınlar istersiniz. Varlığı size huzur verir, onu düşündüğünüzde. O sizi hiç tanımamış olsa da.

Garip ve tarif etmesi zor hisler bunlar. Lafı dolandırmam da ondan.

2004 yılının kasım ayında, yani bundan 4,5 sene önce Gazanfer Özcan için şöyle bir şeyler karalamışım;

Aramızdan ayrılıp gitmemesi gereken deÄŸer. İlerlemiÅŸ yaşı, diÄŸer deÄŸerlerin ani vefatını akla getiriyor. Gerçi ÅŸimdi kimse farkında deÄŸil ama -Allah gecinden versin- vefatı durumunda, alt taraflarda her yazar atıp tutacak; yok “Şöyle yetnekliydi” de yok “Böyle iyi adamdı“…

Acaba bu sanatçılar zamanının ötesinde olmayı istiyorlar mı? Ya da hakediyorlar mı… Soyu tükenmekte olan bir sanatı baÅŸarıyla icra edebilen yetenekler gün geçtikçe azalıyor iken, buyrun biz futbolla, bilmem neyle ilgilenelim; (Bkz: Ali Åžen/#6109802)

– quant (#6109804)

Gidenlerin ardından övgü dolu cümleler kurmuş olmak pek de kaale alınacak sözler değil benim için. Öte yandan, her takdiri hakedenin de, hakettiğini alıyor olduğu bir dünya düşmemek de fazla iyimserlik gibi.

Şonuçta tanınıyor ya da tanınmıyor, takdir ediliyor ya da edilmiyor pek de önemli değil. Başarı, takdir, övgü, eğer insanın kendine layık gördüğü olgular ise, başkalarının ne düşündüğü, ne bildiği ya da bilmediği pek de önemli değil.

Herkesin kendi hayatını, kendisi için baÅŸarabilmesi ölçüdür sanırım. Ve son düşüncelerinde, geriye dönüp baktığında, yaÅŸamının geneli için kendisine kocaman bir “Afferin!” verebilmesi durumundan bahsediyorum. Düşünülmesi, tartılması gereken tek ÅŸey budur bana kalırsa.

SecimProjeleri.com - Seçim Vaadlerinin Takipçisi Olun

Yerel seçimler yaklaşıyor. Bir kez daha demokrasinin bize tanıdığı hakkı kullanıp, en küçük yaşam alanımızı yönetecek kişileri seçeceğiz.

Siz oyunuzu hangi kriterlere göre veriyorsunuz bilmiyorum. ÇoÄŸu zaman, aday tanıdık oluyor, torpil imkanı doÄŸabileceÄŸi için ona veriliyor oy. Ya da adayın kim olduÄŸu, ne yapabileceÄŸi, hangi hizmetleri vaad ettiÄŸi bile bilinmeden “tutulan” partinin adayı olduÄŸu için, oy ona gidiyor.

Bilinçlenme, bir çırpıda, kolayca edinilebilecek bir şey değil pek tabii, hala birçoğumuz mantıksız kararlar içinde bulabiliyoruz kendimizi ama bazen öyle fırsatlar geçiyor ki elimize, kısacık bir süremizi ayırıp, üzerine gittiğimizde artık aynı hatayı yapmayacak şekilde bilgi ile yükleniveriyoruz, ne mutlu.

Bu konuyla ilgili, Planlama.org‘un gerçekleÅŸtirdiÄŸi ÅŸahane bir projeye rastladım geçenlerde; SeçimProjeleri.com

Seçimlerin öncesinde adaylar yüzlerce vaad verir, her biri, hedeflediği oy kitlesininen çok isteyebileceği hizmetlerin belirlenmesinden oluşur çoğu zaman. Ne bir plan vardır, ne de bir ön çalışma.

» Yazının Devamı

2009, adet yerini bulsun diye senin için yazı yazamam ki ben

Belirli gün ve haftalar ile ilgili yazı yazmayı pek sevmem. Çoğumuzu aslında pek etkilemez. Aslında pek de ilgilendirmez. Adet yerini bulsun diye de bir şeylerden bahsetme zorunluluğu hissetmek de ayrı bir anlamsızlık.

Her yılbaşında olduÄŸu gibi benzer düşünceler içinde iken, Tunç‘un Fikir Atolyesi‘nde “Gelsin 2009, bildiÄŸi gibi gelsin” baÅŸlıklı yazısını okumaya kaptırdım kendimi. Normalde “yeni yıl” ile ilgili her yazıyı atlamaya alışmıştım aslında.

Tunç böyle biri işte. Değişime, gelişime açık her insanın düşüncelerini, tavırlarını değiştiriverir siz farketmeden. Sizi dürter durur. Sürekli yeni bir şeylere güdüler.

Aynen kiÅŸiliÄŸi de bloguna yansıyor. Fikir Atölyesi’nin ilk günlerini hatırlıyorum da, ÅŸimdi ulaÅŸmış olduÄŸu kiÅŸi sayısı ve orada dönen konularla birlikte basit bir blog olmaktan çoktan çıktı. Orası, bir blog üzerinde yeÅŸeren, Türkiye’nin en büyük blog komunitesi oluverdi (BahsettiÄŸim “komunite blogu” kavramı deÄŸil farkedilebileceÄŸi gibi).

» Yazının Devamı

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.