Kürt sorununu yeniden düşünmek
İstanbul’un ve hatta Türkiye’nin en canlı mevkilerinden olan İstiklal Caddesi. Bu cadde üzerindeki onlarca pasajdan biri. Pasajın sekizinci katı. İtiraf etmeli ki, o çevredeki binaların bu kadar yükselebildiÄŸini farketmek pek zormuÅŸ.
Uzun süredir takipte olduÄŸum ve fikirlerini sunarken tarafsız kalabilme yetisini takdir ettiÄŸim Mustafa Akyol‘un 9 Mayıs Salı akÅŸamı gerçekleÅŸtirmiÅŸ olduÄŸu, bir süre önce yayınlanan kitabı ile aynı adı taşıyan (Bkz: Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek) söyleÅŸi için bu pasajdayız. SöyleÅŸiyi, adını ilk kez duyduÄŸum bir topluluk gerçekleÅŸtiriyor; “Siyasal Ufuk Hareketi“.
Mustafa Akyol sözlerine “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” yorumlarına katılmadığını belirterek baÅŸlıyor. Yıllar içinde birçok siyasinin Kürt sorununu görmezden gelmesi ve durumun sadece terör kaynaklı olduÄŸu vurgulamaya çalışmaları gerçekten sorunun çözümüne yönelik çalışmalara ilk baltayı atıyor kanımca.
PKK‘nın ortaya çıkmasından önce, o bölgede 28 gözle görülür isyanın olduÄŸunu söylüyor Mustafa Bey. Yani, bu sorunun fazlasıyla ertelendiÄŸini ve bu yüzden günümüze kadar büyüyüp, birçok evin ocağına ateÅŸler düşürdüğünü anlayabiliyoruz bu hatırlatmadan. Pek tabii, bu ertelenmiÅŸlik PKK terörünü haklı bir yere koymaz. Terör hiçbir zaman, hiçbir sorunun çözümü olamaz. Fakat teröre neden olan durumlar gün yüzünde iken çözülmediÄŸinde ya da çözümü için yeterince çaba harcanmadığında, bu tür aşırı, vahÅŸi ve sivri uçların ortaya çıkmasına ön ayak olduÄŸu anlaşılabiliyor.
Mustafa Akyol, kitabında olduÄŸu gibi, bu söyleÅŸide de, sorunun tarihsel süreçler içerisinde nasıl oluÅŸtuÄŸunu, büyüdüğünü ve dönüm noktalarını vermeye çalıştı. Kürtlerin tarihinin Türklerle birleÅŸmesini taa ki Malazgirt Meydan Muharebesi‘ne kadar uzandığını belirtti. Ve uzun süre gözle görülür bir sorun olmadan, bu iki ırkın birlikte yaÅŸamayı bildiÄŸini, hatta Yavuz Sultan Selim zamanında Kürt liderlerinin farklı bir devlet kurmak yerine, gönüllü olarak padiÅŸahlık yönetimi altına girmek istediklerini hatırlattı.
Bana kalırsa, Kürt toplumunun aşiretlerden oluşuyor olması, kendi içlerinde belli bir düzeni, uzlaşmayı sağlayamıyor olmaları da, bir çatı altında yönetilmelerinin güçleşmesine neden oluyor. Daha aşiretler arası çekişmeler çözülemiyorken, farklı bir ırk ile uzlaşma halinde yaşamaları kulağa pek kolay gelmiyor. Bu yüzden, günümüz şartlarında varlığının pek bir amacı kalmayan aşiretlik olgusunun bir an önce terkedilmesi gerekiyor. Fakat pek tabii, bu da hızlıca alınabilecek ve uygulanabilecek bir karar değil. Yüzyıllardır bu sistem ile yaşamaya alışmış bir toplumun bir anda silkinebilmesi ve örf anane olarak gördükleri katı, bağnaz kuralları terk etmeleri pek kolay değil.
Mustafa Akyol, Kürt sorununun dönüm noktasını 1924 HalifeliÄŸin kaldırılması olarak koyuyor. Bu tarihten önce de, Osmanlı zamanında da bu toplum arasında merkezi yönetime isyanlar görükmekte fakat taa ki bin yıldır süren birlikteliÄŸi tamemen ayıran bir geliÅŸme görülmüyor. Bunca süredir bu birlikteliÄŸi koruyan ve saÄŸlamlaÅŸtıran en önemli bağın Müslümanlık ve tüm Müslüman aleminin manevi lideri konumundaki Halifelik makamı olduÄŸunu biliyoruz. Ve 1924′te de bu baÄŸ birden koparıveriliyor. Pek tabii sonuçları da acı oluyor (Bkz: Åžeyh Sait ayaklanması).
Gerçekten de, HalifeliÄŸin kaldırılmasıyla Kürt sorunun iyice kötüleÅŸmeye baÅŸladığı açık ve seçik bir ÅŸekilde ortada. Mustafa Bey, bu vatanı kurtarmak için, KurtuluÅŸ Savaşı sırasında Türk, Kürt, Gürcü demeden omuz omuza savaÅŸan bu toplumların, bu savaÅŸa bu kadar büyük bir inançla yüklenmelerinin en önemli nedenini Müslüman olmayan devletlerin, Müslüman bir ülkeyi iÅŸgal etmeye çalışmasındaki “kabul edilemezlik” olarak açıklıyor. Ve gözlerini kırpmadan canlarını veren insanlara, dini açıdan yüce bir mevki olan ÅŸehitlik mertebesine ulaÅŸacakları, bu savaşın Müslümanlığı koruma savaşı olduÄŸunun anlatıldığını ekliyor. Vatanı kurtarırken böyle bir inançla canını diÅŸine takarak çaba harcayan insanların, bir gecede inandıkları bağın kaldırılması onları büyük boÅŸluÄŸa düşürdüğünü anlamak hiç güç deÄŸil.
Bu noktalarda Mustafa Bey ile hemfikiriz. Merak ettiğim fakat söyleşi sırasında yoğunluk arasına sıkıştıramadığım bir soruyu e-posta yolu ile kendisine ulaştırdım. Kırmayıp yanıtladı;
Soru: “Åžeyh Sait ayaklanmasına neden olan, (dini) deÄŸiÅŸimlerin zamanlaması mı yanlıştı yoksa bu deÄŸiÅŸimler -mesela HalifeliÄŸin kaldırılması- hiç mi gündeme getirilmemeliydi?“.
Cevabı ilgi çekici idi;
Çok kesin bir cevabım yok. Halifeligin bu sekilde aniden kaldırılmasının yarardan çok zarar getirdiÄŸi kanısındayım. Peki hep mi kalmalıydı? Cevap vermek zor. Mevcut yapısıyla, yani Saltanat sistemiyle, korunamazdı bence. Ama belki transforme edilebilir, biraz demokratik bir iÅŸleyiÅŸe kavuÅŸturulabilir ve o zaman da kalabilirdi. Bu ise, zannedildiginin aksine, laik devlete engel teskil etmezdi. Bugün Vatikan Roma’nın orta yerinde duruyor ve Italya’ya müdahale etmiyor.
Papalık ve Hilafet birebir eÅŸit kurumlar deÄŸildir, ama Hilafete sadece dini bir anlam verilip bu kurum yaÅŸatılabilirdi. O zaman günümüzde Islam dünyası bu kadar kaotik, otoritesiz olmazdı belki. Bugün Osama Bin Ladin‘e karsı çıkıp da “Hayır, İslam bu deÄŸildir” diyecek bir otorite yok.
Bu konuda garip bir nokta var. Atatürk, meclisin açılış konuÅŸmasında “Bu meclisi oluÅŸturanlar tamamiyle Müslüman unsurlardır” dedikten birkaç yıl sonra Müslümanlığı temsil eden birçok imgeyi, kurumu, örgütü kaldırma karar aldı. Acaba bu deÄŸiÅŸimleri bu kadar büyük bir hızla yapmaya çalışmasının nedeni neydi? Bu köklü ve sarsıcı deÄŸiÅŸimlerin halkta huzursuzluk yaratacağı açıktı, uzun süreye yayılacak olan yumuÅŸak geçiÅŸler yerine neden sert bir geçiÅŸ tercih edildi hep merak ediyorum.
“Bundan sonra nereye, çözüm nedir?” sorusunu da Akyol şöyle cevaplıyor;
“Devlet hatalar yaptığını kabul etmeli ve bu hataları çözmek için ciddi adımlar atmalıdır. Son dönemde de çözüme yönelik bazı adımlar atılmıştır. Mesela Kürtçe yayın hakkı gibi. Bu adımların sayısı arttırılmalıdır.
PKK hiçbir şekilde hoşgörülemez, bir terör örgütüdür. Ve varlığı hem Kürt hem de Türk toplumu için zarardan başka bir şey getirmez. Silaha sarılmak hiçbir zaman çözüm getirmemiştir. Aksine gerilimi arttırır, çözümden uzaklaştırır.
Çözüm liberal demokratik anlaşıyışın oturmasıyla sağlanabilir. Avrupa Birliği süreci, bu anlayışın yerleşmesinde önemli bir konuma sahiptir.
Bu iki toplumun sorunsuz bir ÅŸekilde birlikte yaÅŸadığı Osmanlı kimliÄŸini keÅŸfetmeli, oralardan dersler çıkarmalıyız. Osmanlı’nın yönetimine geri dönelim demiyorum. Söylemek istediÄŸim, doÄŸru örnekten yola çıkarak çözüme daha kolay ulaÅŸmaktır”
Mustafa Akyol konuÅŸmasını bitirdikten sonra dinleyenlerin de katıldığı söyleÅŸi kısmı oldukça canlı geçti. Özellikle, en önde oturan ve bir bürokrat olduÄŸunu belirten, etkinlik öncesinde de “Ülkesine severek hizmet veren bir Türk vatandaşı olarak Kürt kimliÄŸimle, yazmış olduÄŸunuz bu kitabın her satırında sizi kutladım” ÅŸeklindeki görüşlerini belirten beyefendi söyleÅŸi bölümünde görüşleri ile çeÅŸitli açılımlar getirdi. Arka sıralarda oturan genç Kürt delikanlılar ise nezaket sınırları içerisinde görüşlerini, dertlerini ve çözüm önerilerini belirttiler.
Oldukça ince ve derin yerlere dokunan bu bölümleri aktarmakta güçlük çekeceğim için kayıt altına almamayı uygun gördüm. Fakat şu söylenebilir ki, devletimiz o bölgedeki insanlarımızı kazanmak için diğer bölgelere oranla biraz daha fazla gayret göstermeli.
SöyleÅŸi bitip de İstiklal Caddesi’ne indiÄŸimizde, biraz önce konuÅŸtuklarımızın, öne sürülen çözüm önerilerinin gerçekten çok da uzak olmadığını hissettim. O caddede ilerlerken, aynı yolda, yan yana yürüyen o kadar çok, farklı “renk” ile karşılaÅŸtım ki böyle bir sorunun nasıl bu kadar büyüyebildiÄŸine anlam veremedim.
Mustafa Akyol’un “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” baÅŸlıklı kitabı hakkında yapılan yorumlara buradan göz atabilirsiniz. Siyasal Ufuk Hareketi ve düzenlemeyi planladıkları gelecek etkinlikler hakkında daha detaylı bilgi için ise resmi sitelerini ziyaret edebilirsiniz.
13 May 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Hasan Basri
Bu güzel yorum ve bilgiler için Teşekküler.. Mustafa Akyol’un kitabını “düşünen” herkesin okuması gerektiği kanısındayım..
Saygılar..
14 May 2006
bercenay
“Devlet hatalar yaptığını kabul etmeli ve bu hataları çözmek için ciddi adımlar atmalıdır. Son dönemde de çözüme yönelik bazı adımlar atılmıştır. Mesela Kürtçe yayın hakkı gibi. Bu adımların sayısı arttırılmalıdır.”
devlet ne hata yapmıstır?merak ettim dogrusu.
“Oldukça ince ve derin yerlere dokunan bu bölümleri aktarmakta güçlük çekeceğim için kayıt altına almamayı uygun gördüm.”
en azından imalıda olsa,bir fikre sahip olabilmemiz icin biraz aktarabilirdiniz.
“Çözüm liberal demokratik anlaşıyışın oturmasıyla sağlanabilir. Avrupa Birliği süreci, bu anlayışın yerleşmesinde önemli bir konuma sahiptir.”
bu cabalar son bir yılda yeterince gosterilmistir.sonuc husran ve gozyası olmustur.
devletin yapacagı bir sey varsa;son yasanan diyarbakır olaylarından sonra dicle universitesini biraz anti demokratik hale getirmesidir.
bugun dicle universitesinde demokrasi adı altında yapılan bazı davranıslar,ogrencilerin okuma hakkını sınırlıyor.buzdagının altı,cok daha vahim.
ne yazik ki sayın akyol,bircok seyin daha farkında degil.
devlet demokrasi adına hala hata yapmaktadır.
diyarbakır belediye baskanını hala gorevinde tutarak.
ben bu belediye baskanının davranıslarını vatan hainligi ile es tutarım.
yazik ki;demokrasi ve insan hakları ulkemizde boluculere malzeme olmus.
14 May 2006
Tansel Güçlü
Selim beye katılıyorum. Mustafa Akyol genel anlamda görüşlerine pek katılamasam da Kürt meselesine ilişkin çok güzel açılımlar getiriyor. Bu açılardan ben de kendisini tebrik ediyorum. Ancak son yazımda da belirttiğim gibi devletin içindeki bazı odakların sorunun çözümüne yönelik adımları kösteklediği gibi bir izlenim uyanıyor bende. Genel itibariyle güzel bir yazı olmuş.
14 May 2006
Selim Yörük
Sayın bercenay, görüşlerinizi nasıl oluşturduğunuzu bilmiyorum fakat çıkardığınız sonuçlar oldukça garip.
Bu nasıl bir çözüm yoludur anlayamadım. Bölücülere malzeme olan demokrasi ve insan hakları kaldırıldığında siz şu an yapabildiğiniz şekilde özgürce görüşlerinizi dile getirebiliyor olur muydunuz acaba?
Çin’e bir göz atın isterseniz. İnternet bağlantıları “izin verilenler”in dışına çıkamıyor. Ki internetin en önemli niteliklerinden biridir özgürlük ve iletişim.
Eğer Çin vatandaşı olmuş olsaydınız, şu an rahatlıkla gezindiğiniz sitelerin hiçbirinde gezinemiyor, yorumlarınızı ve görüşlerinizi paylaşamıyor olurdunuz. Ki büyük ihtimal Anafikir.com da yasaklı siteler arasında olurdu.
Bu özgürlüğün ve demokrasinin olmadığı yerde tecrübe edebileceğiniz küçük bir örnek. Şu an demokrasinin size bahşettiği fakat kanıksamış olmanızdan dolayı farketmediğiniz, elinizden alındığında büyük hayal kırıklığına uğrayacağınız birçok hakkınız var ve lüften bunun kıymetini bilin. Evet, hala ülkemizde demokrasi oturmuş değil, hala rahatsızlık duyduğumuz noktalar var fakat “Çözüm daha az demokratik olmak” değildir kesinlikle.
Bu konuda bu kadar uzun açıklama yapmak bile mantıksız aslında. Demokrasiyi savunmak, sigaraya zararlı demeye benziyor. Bunu zaten herkes biliyor.
14 May 2006
Arzu
Kitabı okumuş ve bazı yerlerinde çok kötü incinmiş biri olarak, yukarıdaki yorumları görmekten hazzetmediğimi belirtmeliyim. Demokrasi anlayışı tam oturmamış bir toplumda, ahkam kesmenin tehlikelerini hatırlatmakla yetiniyor, daha fazla demokrasi için, daha fazla anlayış diyorum. Hep birlikte…
15 May 2006
Selim Yörük
Arzu hanım, hangi yorumlardan hoşlanmadığınızı daha net belirtebilir misiniz acaba? Şahsen ben hangi görüşlerden rahatsız olduğunuzu anlayamadım.
15 May 2006
Tansel Güçlü
Selim bey, yanlış anladınız herhalde. Arzu hanım bercenay’ın görüşlerini kastetmiştir muhtemelen. Mustafa Akyol’un sayfasında da kitaba dair iyi bir yorumu var sizinle ilgili yazılmış son yazıda. Hatırlatayım dedim.
15 May 2006
Arzu
Yorumların foruma döndürülmesi taraftarı olmadığım için, fazla yer kaplamak istemedim. Hele hele, bir konu hakkında fikir beyan ederken, mesnetsiz-tıynetsiz çıkışlardan rahatsızlığımı belirtecek ölçüt olmadığını belirtmeliyim. Gerek Akyol’un sayfasından gerek buradan, aşina olduğum bir yorum,aslında kitabı gerçekten okumamızı gerektirir. Kitap ve söyleşilerde Akyol’un kendi yorumlarını en aza indirip, sadece araştırmalarını anlatması taraftarı olduğumu da yazmadan geçemeyeceğim.
Bercenay’ın şu sorusu aslında tüm kitabın ve 82′de patlak veren durumun nedenidir?
“devlet ne hata yapmıstır?merak ettim dogrusu”
Bir de, mevzuyu körükleyen ince yaralar,
“devlet demokrasi adına hala hata yapmaktadır.diyarbakır belediye baskanını hala gorevinde tutarak. ben bu belediye baskanının davranıslarını vatan hainligi ile es tutarım.
yazik ki;demokrasi ve insan hakları ulkemizde boluculere malzeme olmus.”
Sizin çabanızı ve anlayışınızı da takdir etmemek mümkün değil. Ama karşılaştırma yaptığımız mevzunun Çin olmasına da şaşırdım.
“Şu an demokrasinin size bahşettiği fakat kanıksamış olmanızdan dolayı farketmediğiniz, elinizden alındığında büyük hayal kırıklığına uğrayacağınız birçok hakkınız var ve lüften bunun kıymetini bilin” derken Anafikir’de fikir beyanında bulunmanın bile demokrasi örneği olduğunu yazmışsınız. Osmanlı demokrasi ile yönetilmiyordu ama fikir serbestisi, kişisel hakların korunumu alabildiğine mevcuttu. Bu yorumu yazarken, hemen aşağıda gözüme takılan kırmızı renkle yazılmış uyarının ilk maddesi, ne kadar demokratik olduğumuzu zaten ele verir. Çünkü, hakaret dediğimiz şey 2 haftadır lastik gibi uzatılarak ülkemizde gündem oluşturmayı sürdürüyor. Hakaret konusunda çifte standart ta demokrasiye uygun değildir! Hem hakaretin ölçüsünü ne belirler ki? Türkçe imla kurallarına uymayan yorumları kabul etmiyorum kardeşim derken, imla kurallarına ne kadar bağlısınızdır diye sormayacağım. Ama demokratik toplum için yine sizin güzel bir yorumunuzla, biz okurlarınıza sunduğunuz bu demokratik ortamdan çekileceğim;
“Evet, hala ülkemizde demokrasi oturmuş değil”
Oysa 80 yıl bazen insana ne kadar uzun gelir…
15 May 2006
Selim Yörük
Arzu hanım, birbirini takip eden cümlelerinizin anlamsal yapılarının birbirini takip etmemesi nedeniyle sizi ve belirtmeye çalıştıklarınızı kavramada güçlük çekiyorum. Belki de sorun bendedir bilemiyorum.
Ama algıladığım kadarıyla birkaç açıklama getirmeye çalışayım.
Benim su sitede yorumları kabul ediyor olmam demokrasi örneği değildir. Fakat devletin bu yorumların yayınlanmasına müsaade etmesi buna bir örnektir.
Yorum kabul ediyor olmama rağmen kırmızı “uyarı” ile yazılmış kriterlerin koyuyor olmamın bir garipliği yoktur. Bunun demokrasideki karşılığı, başkasının özgürlüğünün başladığı noktada diğerinin özgürlüğünün sınırlandırılmasıdır. Eğer böyle kriterler olmasaydı, yaptıklarını fikir özgürlüğü çatısı altında zannedenler diğerlerine küfürler yağdırabileceklerdi. Ama bunun adı özgürlük değildir. Demokraside de benzerdir. Düzen sağlanması için belli kurallar gerekir.
Demokrasi, ne “sınırız özgürlük” ne de “katı kurallar” anlamına gelir. Eğer teoriye uygun işletilirse sonuçta tatlı bir denge ortaya çıkar. Bunun ütopik olup olmadığı farklı bir tartışmanın konusudur.
Önemli olan sağlanan gelişmelerdir. Gelişmelerin yavaş olması hoş bir durum değildir, kabul ediyorum ama “mükemmel değil” diyerek insanlık tarihinin keşfettiği en akla yatkın ve en verimli uygulanabilir yönetim şekli hafife alınmamalı diye düşünüyorum.
Sizce daha iyi olan bir yönetim şekli var mıdır?
16 May 2006
Arzu
Neden olmasın ki? Toplum mühendislerinin işi ne? Marks, Platon, Engels, Stalin,
Hitler…vs olmasını istediği dünyayı yazdı, söyledi.
-Ya kabul gördü
-Ya kabul ettirildi
-Ya uygulanıp vazgeçildi
-Ya reddedildi.
Daha iyisi hep vardır. Çünkü, insan tekamül için vardır.
17 May 2006
zıtgörüş
Ne zaman adam oluruz ?
1. İnsan Hakları derneği şehit cenazelerine katılıp, terörü lanetlediği gün.
2. Demokrasi ve insan hakları adına çoluk çocuğa acımayan canilerin cenazelerinde binlerce boş beyin ellerinde sözde bayrak ve üç renkli tülbentlerle yürümediği gün.
3. Demokrasinin erdem olduğunu kabul ederek, demokratik yollardan seçilenlerin terörist cenazelerinde ve gösterilerinde ” Militanların alınlarını öpmediği “, bu tip gösterileri lanetlediği gün.
Listeyi uzatabilir, binlerce örnek verebiliriz. Herkezin kaçırdığı nüansları yakalamak zeki insanlara mahsus bir özellik, bunu kabul ediyoruz yanılmıyorsam.
Şunu sormak istiyorum ” Türkler ile Kürtlerin ilk karşılaşmalarının Malazgirt Meydan Muharebesi olduğunu söyleyen zatlara;
1. Bu tarihten önce Kürtler var idiyse hangi ırktan gelmektedirler ?
2. Dinleri ne idi ?
3. Türklerin anadoluya girişi Malazgirt Meydan muharebesi olduğuna göre Kürtler bu tarihten önce nerede idi ?
4. O bölgede idi diyorsanız şayet neden tarihte böyle bir kayda rastlanmıyor ?
5. Millet olduğu iddiasındaki Kürtlerin hangisi tarihlerini Türkler kadar derinlemesine biliyor ?
6. Kürtler ayrı bir ırk ise şayet bu ırkın adı nedir ?
7. Hepsine tamam dediğimizi varsayalım, bu güne kadar neden bir Kürt devleti kurulamamış ?
8. Devlet geleneği, millet kavramı olmayan ve çok afedersiniz ama bir tavuk için dahi komşusuna elindeki kürekle saldırıp, direk öldürmek gayesi ile küreğinin metal keskin kısmını silah olarak kullanan bir mantaliteden bahsettiğimizin farkındamıyız ?
9. Varsayalım bu günkü Hakkari-Şırnak-Siirt-Mardin-Batman-Diyarbakır-Van-Bitlis-Muş illerini içine alan bir Kürt ülkesi kuruldu ( Boş hayalden öte değil ama biz varsayımda bulunalım ), hiç bir şekilde altyapısı, yetişmiş elemanı, beyni, aydını, devlet geleneği, ekonomiye katma değer sağlayacak yatırımı mevcut olmayan bu ülke nasıl ayakta kalacak ?
10. Son olarak G.Doğu bölgesinde görevli olduğum dönemde konuştuğum bir çok kürt kökenli ( aslında bu kelimeden nefret ederim çünkü kürt diye bir millet asla olmadı ve yok Tatar-Kara Papak neyse Kürt’ de o ama ) vatandaş şöyle diyordu; Siz gittiğiniz gün VALLAHA BEN MAHO’ YU ÖLDÜRECEĞİM !!! Neden ? ÇÜNKÜ ONUN KARI ÇOK GÜZELDİR, ONUN TARLA DAHA VERİMLİDİR, BENDE VAR 8 ERKEK ÇOCUK ONDA VAR 4 TANE BİZ ONLARI ÖLDÜRÜR, KARIYI TARLAYI ALIRIZ. Mantalite bu, şimdi kim çıkıp da diyecek ki hayır yanlış, yalan söylüyorsun ? İddia eden varsa aksini yalnızca 1 ay aralarında yaşasın ve görsün hangi çağda yaşadıklarını. ( Mantalite olarak )
27 May 2006
Buğse
Bence Türkiye’de yaşayan ve Türklüğü benimseyen herkes bu gibi basit Kürt sorunu Çerkes, Laz gibi ayrımlar yapmamalı. Biz 3 kıtaya hükmetmiş insanların torunları olarak böyle tutum ve davranışlar sergilememeliyiz.
Bizim apartmanda da böyle dolduruşlara gelip yok Kürt nüfus kağıdı almak isteyen, yok haklarını savunan, Roj TV’nin açılmasını isteyen birtakım kimseler var. Biz onlara sadece şunu diyoruz bu ülke de yaşamak zor geliyorsa buyrun Kuzey Irak’a
28 May 2006
azal
Sayın Zıtgörüş, size yakın tarihte kurulmuş ama uzun ömürlü olamamış bir Kürt devletinin ismini vereyim de en azından sizi araştırmaya sevk etmiş olayım azıcık. Bu devletin adı “Mahabat Kürt Cumhuriyeti”.
Sayın Buğse, siz 3 kıtaya etnik kimliğinizle mi hüküm sürdünüz. İslam ya da Osmanlı milleti değil miydi bunu yapan. Torunu olduğunuzu idda ettiğiniz insanlar bunu nasıl gerçekleştirmişler bir düşününüz.
28 May 2006
zıtgörüş
Sayın Azal tarihi yeniden yazıyor galiba. Hiçbir kaynakta rastlanmayan bu sözde Kürt cumhuriyeti nerede ve ne zaman kurulmuş? Ben bir kayda rastlamadım.
Sevgili Buğse’ye hitaben sormuş olduğunuz soruya ben cevap vereyim: Osmanlı öyle naif ve adaletli yönettiki, bu gün Kürt’ üm diyebiliyorsunuz. Belki de Osmanlı’nın tek ve en büyük hatası buydu. Adaletli olmak. Yoksa şu an THY ile iç hat seferinde Viyana yada Paris’ e akraba ziyaretine gidiyor olabilirdik…
Bu arada Mahabat Kürt Cumhuriyeti adıyla andığınız nasıl bir oluşum ise yalnızca örgüt yanlısı yayınlarda bahsi geçiyor neden hiçbir bağımsız kaynakta yok? Bu da ne kadar gerçek dışı olduğunu gösteriyor yanılmıyorsam.
Netice itibarıyla siz görüşünüzde sabit kalacaksınız bu belli ve fakat uluslararası camia tarafından kabul görüp tanınmadıktan, yasallaşmadıktan ve devletleşemedikten sonra böyle oluşumların ne kıymeti var? Örneğin ben de Konya’da kendi çiftliğimde bayrak çeker “Zıtgörüş Cumhuriyeti”ni kurdum diyebilirim ama ne kadar ömürlü olur?
30 May 2006
azal
Sayın Zıtgörüs, lütfen şuraya giriniz http://www.haberobjektif.net/detay.asp?hid=286
Bu sadece bir adres. Herhangi bir terör örgütü yanlısı olmayan bir site.
Şimdi hatırlayamadığım ama daha sonra size yazacağım bir kaynak var o zaman ne diyeceksiniz merak ediyorum.
Osmanlı sadece Türk kökenli insanların devleti değildi, Osmanlı dediğinizi yapmadığı için Osmanlı oldu zaten.
30 May 2006
hatipoglu1907
Kürt Bölgesi Anayasası Sevr’e Dayanıyor
Açık İstihbarat sitesi, ‘Sevr Anlaşması’na atıf yapan ‘Irak Kürdistan Bölgesi Anayasası’nı tam haliyle yayınladı. İşte o anayasa:
Türkiye’de “kırmızı çizgiden” söz edenler, PKK, Barzani, Talabani üçlüsüne Türkiye’yi mesken tutturanlar, Irak’ın üniter yapısı bozulursa, Kürt devleti kurulursa savaş nedeni sayacağız diyenler “Sevr” girişimini milletimizden saklamışlardır.
İşte milletimizden saklanan Kürt Devleti Anayasası, işte Sevr’in Belgesi;
iyi bir arastırmacı olarak Irak Kürdistan Bölgesi Anayasası’nı tam haliyle aynen aktarıyorum ;
Giriş
Anavatanları Kürdistan’da binlerce yıl yaşamış eski bir halk olan Kürtler, tıpkı dünyanın diğer ulusları ve halkları gibi, self-determinasyon hakkını kullanabilecek niteliklere sahip bir ulustur. Self-determinasyon hakkı, Birinci Dünya Savaşı sonunda çıkarılan ve ilkeleri uluslararası hukukun temeli haline gelen Woodrow Wilson’ın On Dört Maddelik prensiplerinde kabul edilen bir haktır.
1920 yılında imzalanan Sevr Anlaşması’nın 62-64 nolu maddeleri Kürtlere self-determinasyon hakkını tanımasına rağmen, uluslararası çıkarlar ve siyasal dengeler Kürtlerin bu hakkı elde edip uygulamaya geçirmelerini engellemiştir. Sevr Anlaşması’na konulan maddelerin tersine, Güney Kürdistan 1925 yılında, kendi halkının iradesi dikkate alınmadan, dört yıl önce, yani 1921 yılında kurulmuş olan Irak devletine müsadere edilmiştir. Sevr Anlaşması, Kürtlerin kendi topraklarındaki yönetim için Kürt kökenli memurların atanmasını ve eğitim, hukuk ve sağlanan tüm hizmetlerin dilinin Kürtçe olmasını şart koşmuştur. O tarihten bu yana Kürdistan’ın bu kısmı Irak Kürdistan’ı olarak bilinegelmiştir. 25 Aralık 1992 tarihinde, İngiliz ve Irak hükümetleri Kürtlerin kendi yönetimlerini kurma hakkını tanıyan bir açıklama yayınlamışlar ve Kürt temsilcilerinden, hükümet biçimini, coğrafi sınırları ve Irak ile siyasal, ekonomik ilişkilerin biçimini belirlemeleri istenmiştir.
Irak Milletler Cemiyeti kabul edilirken, Irak’ın bir açıklama yapması şart koşulmuştu ve Irak bu açıklamayı 30 Mayıs 1932 yılında yaptı. Söz konusu açıklama bir dizi uluslararası yükümlülüğü kapsamakta ve Kürtlerin haklarına ilişkin olarak, sözü edilen açıklamanın 10. maddesine göre, Milletler Cemiyeti üyelerinin çoğunluk oyu olmaksızın Irak’ın tek başına ne iptal edebileceği ne de düzeltebileceği bir takım güvenceler sağlamaktadır. Bu yükümlülükler Birleşmiş Milletler örgütüne aktarılmıştır ve günümüzde halen yürürlüktedir.
1958 yılında çıkarılan Irak Cumhuriyeti geçici Anayasası’nın 3. maddesinde Arapların ve Kürtlerin Irak devletinin ortak sahipleri oldukları belirtilmiş ve ardından, 11 Mart 1970 yılında, Kürt liderliği ile Irak hükümeti arasında, Irak Kürdistan bölgesinde, Irak’taki anayasal haklar gereğince Kürtlere özerklik tanıyan bir anlaşmaya varılmıştır. Buna rağmen, daha sonraki Irak hükümetleri, Irak’ın Kürtler karşısındaki bu yükümlülüklerini göz ardı etmişler ve bunun yerine, her türlü siyasal ve askeri yöntemi kullanarak, ırkçı ve şovenist bir etnik temizlik ve yıkım politikası yürütmüşlerdir. Kürtleri zorunlu göçe tabi tutup demografik gerçekliği değiştirerek Kürtlerin ulusal kimliğini Araplaştırmışlardır. Irak hükümetleri bunun da ötesine geçerek, Halepçe şehri, Balisan kasabası ve Duhok’un bazı mıntıkalarında, uluslararası düzlemde yasaklanan kimyasal silahları kullanmışlardır. Feyliler ile Barzanilerin de aralarında bulunduğu on binlerce silahsız sivil Kurdu geleceği belirsiz sürgüne gönderirken 4.500 kasaba ve köyü yerle bir etmişlerdir. Bunu, Anfal adıyla bilinen ve 182.000 silahsız sivil kurbana mal olan topyekün imha kampanyaları izlemiştir.
BM Güvenlik Konseyi, ikinci Körfez Savaşı’nın ardından, 5 Nisan 1991 tarihinde, Müttefikler tarafından Kürtlere Güvenlikli Bölge kurulmasını öngören 688 sayılı kararı oylarını ve böylece Kürtleri uğursuz bir gelecekten korumuştur. Bu olanaktan faydalanan Kürtler, 19 Mayıs 1992 tarihinde ilk parlamentolarını seçerek Kürdistan Bölgesel Hükümetini kurmuşlardır. Irak Kürdistanı Ulusal Meclisi’nin, yani “Parlamento”nun ortak oyuyla, Kürdistan bölgesinin halkı, Irak hükümeti ile gelecekte kuracağı anayasal ilişkinin türünü tercih etme konusundaki hakkını kullanmış ve bu vesileyle Irak Hükümeti’nin anayasal temeli olarak federalizmde karar kılmıştır; bu karara göre, Irak Kürdistan Bölgesi, Irak Federal Cumhuriyeti’nin gelecekteki bölgelerinden biri olacaktır.
Federalizm formülü, etnik bir çoğulculuğa sahip olan Irak toplumu için ideal bir çözüm olarak görülmektedir; böyle bir formül hem Irak’ın bütünlüğünü güvence altına alacak hem de, Irak Kürdistan halkının istemlerini büyük ölçüde tatmin edecektir, çünkü bu formül bir yandan Irak’ın entegrasyonunu ve birliğini korurken, diğer yandan da Kürtlerin karar alma sürecine katılmalarını güvence altına alacaktır, işte bu noktadan hareketle söz konusu anayasa taslağının hazırlanması Irak Kürdistan Ulusal Meclisi’nin federalizm kararını hayata geçirme girişimi anlamına gelmektedir. Federalizme aynı zamanda demokrasi, çoğulculuk ve insan haklarına saygı gibi ilkeler ve değerler kılavuzluk edecek, sivil ve siyasal haklara ilişkin uluslararası anlaşma ve konvansiyonlar ile, Irak’ın 25 Ocak 1971 tarihinde imza koyduğu 1966 tarihli uluslararası sosyal, ekonomik ve kültürel haklar konvansiyonu ile uyum içinde olacaktır. Yukarıdaki alternatifin seçilmesi aynı zamanda, Yeni Dünya Düzeni’nin ilkeleri ile de uyum içindedir. Federalizm yolunu seçen Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Belçika gibi halklar ve uluslar büyük başarılar kaydetmişler, tüm milliyetlere, gruplara, federal düzeyde karar alma sürecine ve yönetime katılma imkanı verilmiş ve böylelikle demokrasinin fiilen hayata geçmesi ve gerçek anlamda uygulanması mümkün kılınmıştır. Bunun da ötesinde, federalizm farklı bölgelerin insanlarına iç bağımsızlık getireceğinden, ülkenin bütünlüğünün korunması için en ideal çözüm olarak görülmektedir.
KISIM I - GENEL HUSUSLAR
Madde l: Kürdistan Bölgesi, Federal Irak Cumhuriyeti’nin bir bölgesi olarak, çok partili, demokratik, parlamenter ve cumhuriyetçi bir siyasal sisteme sahip olacaktır.
Madde 2: Kürdistan Bölgesi, 1970 öncesindeki sınırlarıyla Kerkük, Süleymaniye ve Erbil Vilayetlerinden, Duhok Vilayerinden ve yanı sıra Aqra, Şeikhan(Şexan), Sincar bölgelerinden, Ninova Vilayerindeki Zimar alt-bölge-sinden, Diyala Vilayetindeki Xanıqın ve Mandalı bölgelerinden ve El-Wasit Vilayetindeki Badra bölgesin-den oluşur.
Madde 3: İktidar halka aittir, çünkü iktidarın meşruiyet kaynağı halktır.
Madde 4: Kürdisran Bölgesinin halkı Kürtlerden ve Türkmen, Asuri, Keldani ve Arap ulusal azınlıklarından oluşur ve bu Anayasa söz konuşu azınlıkların haklarım tanır.
Madde 5: Kerkük şehri Kürdistan Bölgesi’nin başkenti olacaktır.
Madde 6: Irak Federal Cumhuriyeti’nin bayrağına ek olarak, Kürdistan bölgesi özel bir bayrağa sahip olacak ve durum yasa ile düzenlenecektir.
Madde 7: i) Kürdistan Bölgesinin resmi dili Kürtçe olacaktır.
ii) Federal ve bölgesel yetkililerle yapılacak resmi yazışmalar hem Arapça hem de Kürtçe olacaktır.
iii) Kürdistan Bölgesinde Arapça’nın öğretilmesi zorunlu olacaktır.
iv) Türkmen dili, Kürtçe’ye ek olarak, Türkmenlerin eğitim ve kültür dili olarak değerlendirilecektir. Süryanice, Kürtçe’ye ek olarak, o dili konuşanların eğitim ve kültür dili olarak değerlendirilecektir.
30 May 2006
azal
Bence iyi bir anayasa olmuş içerik itibariyle. İçerisinde yaşayan tüm kesimlerin hakkını teslim etmiş. Bazı yerlere katılmasak da son derece demokratik bir anayasa.
30 May 2006
zıtgörüş
Yani bin küsur yıllık Türkmen yurdu kürdistan olacak ve Türkmen’ler azınlık, bu mu demokratik anayasa? O takdirde Musul-Kerkük kentleri dahil Türkmen bölgelerini içine alan Türkmen Özerk Bölgesi kurulsun. Tam demokrasi bu değil midir?
31 May 2006
bercenay
sayın Aydın Nişancı’ya tumuyle katıldıgımı belirtmek isterim.
kurdistan anayasasına gelince;
bu anayasanın bir an icin olmadıgını dusunelim.anayadasada bahsi edilen durumlar aynen korunuyor mu?korunuyor.
faydası ne?etnik arap milliyetciligini sona erdirmek.bagımsız bir kurt devletinin onunu acmak.
uzun vadede etnik bolunme kime yarayacak?amerikaya.
amerika icin us bolgeleri.israil,kurdistan,ermenistan.ortadoguya tam hakimiyet ve bolge ulkelerine basagrısı.
bizler kendi icimizde baris icinde yasamayı ogrenemedigimiz muddetce,etnik bolunme sadece gavura yarar.nitekim ortadogu kendi icinde catısmayı cok guzel beceriyor.buda gavura yarıyor.
31 May 2006
azal
Neden oradaki Türkmenleri ille de Kürtlerden ayrı düşünüyorsunuz anlayamıyorum.Türkiyede Türk-Kürt kardeşliği diyoruz orada niye bunu demeye yanaşmıyoruz anlayamıyorum.Oradaki Kürtlere neden hep üvey kardeş(!)gözüyle bakılıyor.Neden oradaki oluşumu Kuzey Kıbrıs gibi görmüyoruz.Gerçekten bunları çok merak ediyorum.
31 May 2006
Aydın Nişancı
Orda uzun süre kalmış, her ırktan, bir çok ülkede kişilerle fikir alışverişinde bulunmuş bir kişi olarak kendi düşüncelerimi aktarmak istiyorum.
Dünya federasyonlara doğru giderken siyasi bağımsızlık düşüncesi halktan uzak bir düşüncedir. Dünya üzerindeki güçlü devletlere baktığınızda hepsinin farklı etnik kökenden gelen insanların aynı insani haklarla yaşadığı ülkeler olduğunu görürsünüz. Dünyanın yeni düzeninde etnik kökenlerin siyasi bağımsızlık isteği, ‘böl ve yoket’ stratejisinden başka bir şey değildir. Türkler de Kürtler de millet olarak her söylenene inanan yapıda olduğumuz için bu oyuna da çok güzel geliyoruz. Halbuki güçbirliği yaparak topyekün refah seviyemizi yükseltmemiz mümkündür.
Olayın Kürt sorunu olarak görülmesi çok yanlıştır. Sorun insanların yaşam kaliteleridir. Her ülkede terör örgütleri vardır. Terör ise halk desteği olmadan uzun süre yaşayamaz. Yaşam kalitesinden memnun olmayan kim olursa olsun bilerek veya bilmeyerek teröre destek verir. Ülkemizde de kendi yaşam kalitesinden memnun olmayan insanların (ve tabii bu insanları dolduruşa getiren medyanın) desteği ile terör halen sürmektedir.
İşin duygusal tarafına gelirsek, ben Kürt kökenli vatandaşlarımızı bir tek konuda suçluyorum. O da yaşam kalitelerini kendileri düşürmektedirler. Medya, bilinçli olarak televole tarzı yayınlar - basımlar yapmakta ve insanları kendi yaşam kalitelerinden memnun olmamaya zorlamaktadır. Güneydoğu’daki vatandaşlarımız da gördükleriyle yorumlar yaparak kendilerinin ezildiğini zannetmektedir. Halbuki orada yaşayan insanların çoğu hiç çalışmadan, vergi vermeden, su, elektrik parası vermeden, devlete en küçük bir hayırları olmadan hayatlarını sürdürmektedirler. Örnek olarak ben onların sürdüğü hayatı elde etmek (ve onlara da sağlama) için saatlerce çalışmak zorundayım. Oradaki halkın teröre destek vermesindeki en büyük sebebin, bu rahatlığın bekaası olduğunu düşünüyorum.
Demokratik haklara gelince; ben kendi dinimi gerektiği gibi yaşayamıyorum ve sırf bunu yazmış olmam bile suç teşkil edebiliyor. Oysa bir Kürt her istediğini söyleyebiliyor, sonra da demokrasi istiyoruz diyebiliyor.
(Bu arada meraklısına not: Çin’den internetin her yerine girilebiliyor.)
Ortada bir oyun var oyunun ne olduğunu da şöyle açıklayayım. (Bunları komplo teorileri olarak da değerlendirebilirsiniz. Elimde belgeler yoktur.)
Bölgede bir Kürt devleti kurulması planlanıyor.
Ayrıca bölgede Yahudiler misyoner’lik faaliyetleri yapıyorlar. Böylece Kürt vatandaşlarımızdan fason Yahudiler oluşturuluyor.(Yahudilikte misyonerlik yoktur. Sonradan Yahudi olunmaz, Yahudi doğulur.)
Yaklaşık 20-40 yıl sonra bölgedeki bir başka güçlü ülke (Türkiye olabilir) kendisi için tehdid haline gelen bu devlete saldıracak ve fason Yahudiler bu savaşta öleceklerdir.
Ölenler Kürt olarak değil Yahudi olarak anılacak ve bölgedeki Yahudi düşmanlığı acımaya dönüştürülecektir.
Aynı senaryo II. Dünya savaşında uygulanmıştır. Ölenlerin çoğu sonradan Yahudi olma Polonyalı’dır.
31 May 2006
bercenay
sayın azal;
cunku bir zamanlar araplar oradaki kurtlere etnik milliyetcilik uygulamıs.simdi oradaki kurtler de oradaki turkmenlere bunu uyguluyor.turkiye’ye karsı amerika ile beraber turkiye’nin hassas noktasını kasıyor.
kuzey ıraktaki kurtler ile turkiyedeki kurtler biraz farklı.aynı dili bile konusmuyor.hatta turkiye’deki zazalar bile kurtlerle aynı dili konusmuyor.birde simdi onlar cıktı basımıza.
bir zamanlar diyarbarda kurtler ermenilere de etnik milliyetcilik yapmıs.cumhuriyetin ilk yıllarında turklerde kurtlere etnik milliyetcilik yapmıs.bu boyle devam edip gidiyor.
yapılması gereken;islamiyet catısı altında turkiye ve butun ortadogu halklarını catısma kulturunden kurtarıp ortak bir noktada toplayabilmek.tabii bu da cok zor.
gavur unsuru var ve en onemlisi cahiliyet unsuru var.
31 May 2006
Ali
Turkıyede gercek bir kurt sorunun olduguna ınanıyorum. Bu sorundan sorumlu olan guruplar var Turkıyıde. Bunlar devletın bı zaman hukmedmedıgı ceteler dıyebılırız,dıs gucler dıyebılırız, kandırılmıs ve yıllarca varlıkları yagmalanmıs Kürt halkıda sorumludur.. Artık bu kotu gunlerın gerıde kaldıgına ınanıyorum, artık gecmısı sorgulayıp gelecek guzel gunlere odaklanmalıyz..
Herkes veredegı kadar bedel verdı sanırım.. Kardes kanını durdurmanın zamanı geldı.. Her gun olum haberlerı duymak ıstemıyoruz, gelın sorunları masaya yatıralım ve bu guzelım ulkeyı cennete cevırelımm
19 June 2006
Hüseyin Kolcu
Evet çoğu kişi ülkenin bölünmeye gittiğini düşünüyor ama ben bunun tam tersinin olacağına inanıyorum.
Asıl Kürt halkıyla Türk halkıyla ve bu güne gelmemize katkıda bulunan ülkemizdeki tüm milletlerin Türkiye çatısı altında birleşeceğinden eminim.
Çünkü biz Türkiye’yiz bizi hiç kimse bölemiyecek. Bu topraklarda gözü olan yabancı devletlerin hevesi kursağında kalacak.
Evet, biliyorum. Kürtler bizim kardeşlerimiz. Biliyorum, yarın bir gün savaş ortamında Kürtler bizi satmaz. Birçok “Milliyetçiyim” diyenlerden daha fazla vatanını savunur. Bu ülke için canını verir biliyorum.
Yoksa yüzlerce yıldır beraber yaşadığımız Kürt kardeşlerimiz olmadan ne anlamı olur Türkiye’nin geleceğinin.
04 August 2006
Huseyin Kolcu
ZITGÖRÜŞ, zıt görüş yapıyım diye biraz saçmalamışsın. Milliyetçilik, sadece kendinin hakkını savunmakla mı oluyor? Bir çocuğun bile gülerek geçeceği şeyleri söylemekle mi oluyor?
Kürtler yabancı değiller. Onlar bizim kardeşlerimiz. Yabancı diğiller.
Sadece bu ülkede türkler mi kalsın istiyosun? Sana söyleyeyim, o zaman sen bile gidersin. Kimin Türk, kimin Kürt, kimin Laz olduğu belli değil bu ülkede. Sadece bunların provakasyonu yapılıyor.
“Hayır yok, onlar kalsınlar ama biz yönetelim. Bize yalakalık yapsınlar” diyorsan o zaman gülünç olursun.
Sana sadece şunu soyliyeyim ki, bu koca Türkiye milliyetçiyim deyip her boku yiyenlerin eline kalmaz.
şimdi sana soruyorum senmisin daha milliyetçi yoksa benmiyim?
11 August 2006
Hatice Cömert
Sayın Zıt Görüş’ün yapyığı bütün yorumlara katılıyorum. Eksiksiz. Kelimesi kelimesine.
Bir de Osmanlı’ya sahip çıkmazlar mı insana kafayı yedirtirler! Yok Osmanlılar Türk müymüş de.. Neydi? Eminim Kürttür.
Osmanlı dünyanın üçte birine hükmetti. Birçok beylik kendi isteğiyle Osmanlı’ya bağlandı. Yani dünyanın üçte birine sahip olan bir saltanatın fethettiği yerlerde sadece Türk olmayacağını düşünmek çok mu zor.
Artık Kürtlere laf yetiştiremeyeceğim. Çünkü at gözlüklerini geceleri de kullanıyorlar. Hüseyin Beyin niçin yazınızı beğenmediğini ve saçma bulduğunu çok iyi anlıyorum Sayın ZIT GÖRÜŞ..
Kürt olup, Türkmüş de kendi açısından olaylara bakıyormuş gibi davranmış. Bu arada kalitesini de ortaya koymuş.
O bahsettikleri Kürt devletinin de devlet olduğu meçhul. Sokaktaki çocuklar da kuruyor öyle devletler. Ben şahsen hiç duymadım öyle bir devlet. Zaten fazla da yaşamamış. Eminim bir tek sayın Azal duymuş.
Çırpınmayın sayın Azal, sizden başka duyan yok. Duyulmadan yıkılmış. Öyle devlet kurmak kolay değil. Herkes kuramaz. Kan dökülmeli, emek harcanmalı.
Ama kan dökülmeli derken yanlış anlamayın öyle PKK’nın döktüğü gibi kan değil!
Selim Bey sanırım siz de Kürtsünüz? Yazılarınız ve laf yetiştirmelerinizden anlaşılıyor. Birilerine bir şeyler ispatlama derdine düşmüşsünüz.
Arzu Hanım’ın Yorumlarına cevap vermesi gereken kişinin Mustafa Beyin kendisi olduğunu düşünüyorum. Onun kitabını ve görüşlerini savunmayı niçin kendinize görev edindiniz anlayamadım. Mustafa Beyin Kürt olduğu ve kendi vatandaşlarını savunduğu çok açık.
Atatürk’ün bir siyasi deha olduğunu unutup onu eleştirme hakkını kendinizde bulmuşsunuz. Onu eleştirmek kimseye düşmez. Unutmayın ‘Bunu niçin yapmış şunu niçin yapmış’ diye fikirlerini yargıladığınız insanın fikirleri ve en doğru yerlerde verdiği en doğru kararlar sayesinde şu anda bu kadar özgürce yazılar yazıyor, rahat koltuklarınızda oturabiliyorsunuz!!
Hilafetin bir takım insanlar tarafından kullanılmaya başlandığı ve insanların dini duygularını sömürdüğü gerçeğini göz ardı ediyorsunuz. Ve kaldı ki Atatürk mecliste yaptığı o konuşmanın ardından aksini ispatlayan davranışlarda bulunmamıştır.
Bir takım insanlar Atatürk’ün verdiği doğru kararlar sayesinde artık dini sömüremedikler için ayaklanmışlardır. Çıkarlarına aykırıdır bu durum çünkü. Atatürk bu durumu çok iyi görüp değerlendirmiştir.
Saygılar.
18 August 2006
Selim Yörük
Hatice hanım, sizden birkaç alıntı yaparak yorum yapmak istiyorum.
Gerçekleri kesin, net, kuşkusuz, tereddütsüz bilen “Tanrının gözü”ne sahipsiniz sanki. Ve o “göz” ile gördüklerinizden çıkarımlar yapıp yargılara varıyorsunuz. Bu vardığınız yargılara dönüp bakmıyorsunuz bile.
Ama sanırım dönüp dikkatlice bakmalısınız. Gözden geçirmelisiniz düşüncelerinizi. Doğruluğundan emin olmadan “kesin”, “net” ifadeler kullanmaktan kaçınmalısınız.
Yukarıda yazılan tarzdaki her yazının bir Kürt’ten çıkacağı konusunda o kadar eminsiniz ki. Ama maalesef hatalısınız. Ne ben ne de Mustafa Akyol Kürt.
“Objektivite” diye bir şey duydunuz mu hiç Hatice hanım? Benim yapmaya çalıştığım o. Bir Türk olsam bile bu olaya tarafsız bir gözle bakmaya çalıştım. Ki zaten düşünce sistemetiğimin temel taşlarından biridir objektiflik.
İnsanları kategorilendirmek oldukça yanlış bence. “Siz Kürtler”, “Siz Dinciler” gibi söylemler genellemeden ibarettir. Her Kürt’ü tek bir özellik çatısı altına alamazsınız o zaman yaptığınız kendi görüşünüz dışında düşünenlere “Öteki” demekten öteye gitmez.
“Öteki” kavramı toplumlar arasında oldukça tehlikeli bir olgu olarak ortaya çıkmış ve çıkmaktadır. Toplum içerisinde herhangi bir kesime “öteki” der, dışlar “Benden değilsin” diyerek öteye iterseniz sonuçlar pek pozitif olmaz.
Sözün kısası, bana kalırsa, herhangi bir yargıya varırken, direk kategorizasyona gitmeden önce, objektif olan bir düşünce sistematiği kullanmanız daha mantıklı olacaktır.
19 August 2006
Hatice Cömert
Tıpkı sizin gibi değil mi SElim Bey… Muzoyu sevmediğiniz için dinleyici kitlesinin tamamına sizler işte böylesiniz dediğiniz gibi… objektiflikten bahseden bir insanın, sevmediği ama binlerce belki de milyonlarca dinleyiciye sahip olan bir programın dinleyici kitlesi ve şahsına karşı takındığınız ve her fırsatta laf sokmaya çalıştığınız gibi mi?? Hmmmm çok doğru objektiflik bu olsa gerek.. şunu da farkettim ki sizin görüşlerinize zıt düşen yayınlar size ulaştığında lastik gibi çekiştirmeyi, içinden kullanabileceğiniz kısmı çıkarıp kullanmayı çok iyi beceriyorsunuz…kaldı ki Tanrının gözüne sahipmiş gibi davranan kişi sanırım ben değilim; çünkü Atatürk gibi bir dehayı bile eleştirebilme cürretini kendimde bulamıyorum..
sahip olduğum düşüncelerin sebeplerinin bir çoğu yukarıdaki yazımda ve Atakürt ile ilgili yazmış olduğum yorum yazımda mevcuttur… Tekrar tekrar ve özenle okumanızı rica ederim…
Bir üniversite Profesörü edasıyla bir şeyler öğretme ve ders verme tarzındaki yazınız çok itici ve çok soğuk..ayrıca çok da çirkin..
Sahip olduğunuz görüşleri ve yorum ları bildirin ama lütfenbir şeyler öğretiyormuş öğütler veriyormuş gibi değil.. Şunu da eklemek isterim ki ortaokuldaki en yakın arkadaşım kürttü ve hala çok severim;o zamanlar bu kadar yargılayıcı değildim..Aman canım hepsi de bölücü değil derdim ve bu düşünceme inanılmaz bağlıydım..Hala da hepsinin öyle olmadığını düşünüyorum ama birçoğu öyle..Fakat Abdullah Öcalanın yakalandığı gün annesini bağıra bağıra ağlarken gördüğümde kürtler hakkındaki o yumuşak tutumum kayboldu..o günü yas ilan etmişlerdi.. Söylediğim gibi Yazılarımı tekrar tekrar inceleyiniz.. Eleştirilerinizin cevabı yazılarımın içinde mevcut..
Saygılar..
19 August 2006
Hüseyin Kolcu
Hatice hanım, ben de Kürt değilim. Evet Selim beyin olmadığı gibi. Ama Kürt olsaydım da aşağılık kompleksine girmezdim.
Niye gireyim ki? Allah Türkleri üstün ırk olarak yarattı da Kürtleri aşağılık bir ırk olarak mı yarattı?
Unutmayın ki, Hitler de öyle diyordu! Ama bugün Hitler’in doğru mu yanlış mı yaptığı tartışılmıyor bile. Bütün dünya ona lanet ediyor.
Sevgili Hatice hanım, sizin yazdıklarınızı sanırım anladım. Daha doğrusu nasıl bir ruh halinde olduğunuzu anladım.
Siz hangi milletten olduğuma dair bile kehanette bulunuyosunuz. Benim de o kadar hakkım olsun. Bir kere bu ülkenin geleceğiyle ilgili kendinizi en ufak sorumluluk içinde görmüyorsunuz. Onun için böyle yazılar yazıyorsunuz. Belki eğleniyorsunuz biraz sadece o.
Ondan sonra, sizin bilinç altınıza yerleşmiş, kendinize göre bazı doğrularınız var. O doğrular onlarca yıllardır ASIL bu ülkkeyi idare edenlerin sizin kafanıza medya yoluyla, neşriyat yoluyla ve daha bir sürü yolla kafanıza 15′lik çiviyle çakmış oldukları doğrulardır.
Yani koca bir at gözlüğünüz var. Ve hiçbir sorumluluğunuz da yok.
Ama bu sizin hiçbir şey yapamayacağınız anlamına gelmez. Hatice hanım, aksine devam edin. Çünkü sizin yaptıklarınız, Irak’ta, Lübnan’da, Filistin’de masum insanları yerinden yurdundan eden ve katleden batı dünyasının ve bu ülkede onlarca yıldır ASIL iktidarda olan kan emicilerin yapmanızı istediği şeylerdir. Bravo!
Onlar çok iyi biliyolar, Kürt-Türk düşmanlığının Türkiye’yi bir baltaya sap etmiyeceğini. Ama siz farkında değilsiniz malesef.
24 August 2006
Hüseyin Kolcu
Hatice hanım, yazınızı tekrar okurken bir cümlenizden dehşete düştüm. Umarım ben yanlış anlamışımdır “Kan dökülecek derken yanlış anlamayın, öyle PKK’nın döktüğü gibi değil” demişsiniz.
Biz kan ve göz yaşıyla yoğrulmuş insanlarız ama kardeş kanı bizi bozar Hatice hanım. Umarım anlatmak istediğiniz şey anladığım şey değildir.
26 August 2006
Hatice C.
Tam da anladığınız şey Hüseyin Bey. Tamı tamına doğru anlamışsınız. Zaten yoruma açık bir yazı yazmadım. Gayet açık ve netti. Fakat üzerinize alınmış olmanızı anlayamadım?
Ben PKK’yı ve PKK’yı savunan Kürtler için yazdım bu yazıyı. Siz niçin dehşete düşüyorsunuz?
PKK 35 bin masum insan öldürürken neredeydiniz?
Herhangi bir yorum yaptınız mı?
Herhangi bir kınama yaptınız mı?
Yoksa bunu da Hizbullah’ın savaşı gibi masum mu buldunuz?
Beni düşman ilan edip, tüm yazılarıma laf yetiştirme konusundaki çabanız beni çok duygulandırdı. Yanlız şu da beni çok mutlu ediyor ki sizin gibi bir Atatürk düşmanıyla her konuda zıt fikirlere sahibiz. MSN listenize beni eklemeye çalışmanızı da anlayamadım.
Sana sadece şunu soyliyeyim ki, bu Türkiye milliyetçiyim deyip her boku yiyenlerin eline kalmaz.
İşte Hüseyin Bey sizin kalitenizi ortaya koyan birkaç kelime. Size kendi yazmış olduklarınızla cevap vermek istedim.
yazılarımın Hitler’le ne ilgisi olduğunu anlayamadım. Filistin, Lübnan ve Irak’la ilgisini ise hiç anlayamadım. Acaba yazarken benim bile düşünmediğim şeyleri sizin nasıl bu kadar net anladığınızı anlayamadım?
Vay be ben neymişim bir Hitler oldum, bir Amerika, bir cani. Ben neymişim be!
Saygılar.
28 August 2006
İlkay
Yapılan tüm bu yorumlardan sonra sadece sormak istiyorum: Arkadaşlar şimdi Kuzey Irak’ta ve Türkiye’nin belli şehirlerini de içine alan ve kendine göre bir anayasası olan Kürt devletinin kurulmasını mı savunuyorsunuz!
Sizler ne kadar da iyimsermişsiniz böyle? Ne kadar da basit çözüyorsunuz her şeyi öyle?
Uyanın artık uyanın! Orada bir Kürt devleti kurulduktan sonra Türkiye’nin çok rahat hareket edebileceğini mi sanıyorsunuz? Kahrolası conilerin bizleri daha mı rahat bırakacağını düşünüyorsunuz?
Kürtler daha iyi şartlarda yaşamak istiyorlarsa önce kendilerini düzeltecekler, sonra hak talep edecekler!
Hatice hanıma ve Zıtgörüş’e samimi duygu ve düşüncelerinden dolayı teşekkür ediyorum!
Tabiki eşitlik olsun, adalet olsun! Ama her şeyin üstünde Türk milletinin çıkarları ve geleceği vardır. Kimse bunun önüne bir şeyler koymaya çalışmasın lütfen!
28 August 2006
Mehmet Bardaklı
Hatice hanıma katılıyorum. Değerli görüşleri var!
29 August 2006
Hüseyin Kolcu
Hatice hanım, kan dökme meselesi benim anladığım gibi değilmiş. Tamam ben de PKK’ya karşı en etkin şekilde mücadele edilmesinden yanayım. Hatta savaş kanunlarıyla, idam cezası da dahil. PKK destekçilerine en ağır cezalar verilmeli ve desteğin önüne geçilecek adımlar atılmalı.
Sizi düşman etmedim ve etmem de. Çünkü bizim yaşlarda ki gençliği gördükçe, görüşü ne olursa olsun düşüncelerini bir şekilde ortaya koyan insanları gördükçe, onlarla gurur duyarım.
Laf yetiştirme konusuna gelince, burasının düşünce forumu olduğunu unuttunuz heralde. Eğer hep karşı görüşten söz ediyorsanız ne yapayım, benimsemediğim halde düşüncelerinizi benimsemiş gibi mi yapayım?
Ben kesinlikle ATATÜRK düşmanı değilim ama Atatürk deyip soyanların, dolandıranların, nemalalanların ölümüne karşısındayım ve sizin de onlara bilmeyerek hizmet ettiğinizden korkmuyor değilim.
MSN’ye ekleme meselesi ise düşüncelerinize önem vermemden kaynaklanıyor ve MSN listemdekilerin hepsi dostum da değil. Bunda anlaşılmayacak bir şey var mı?
Bu ülke her türlü boku yiyip, milliyetçiyim diyen insanların eline kalmaz demek seviyesizlik miymiş? Siz buna benzer bir şey söylemediniz mi hiç? Eğer söylediyseniz sizde mi seviyesizsiniz ve bu ülkede bunu hiç söylememiş birileri var mı?
Askeriyenin verdiği her kararı doğru buluyormuşsunuz o zaman darbelere de karşı değilsiniz hatta ülkeyi resmi olarakta ordunun yönetmesini istiyorsunuz. Cumhuriyet te lafta mı kalıyor? Bu millet kendi kararlarını veremiyecek kadar aptal mı? Adnan Menderes’in, Deniz Gezmiş’in ve daha onlarcasının asılması da size göre doğruydu o zaman.
Ayrıyeten, benim gerçek iktidardakiler dediklerim sadece askeriye değil ve askeriyenin tümünü de kapsamıyor.
Biliyosunuz Hitler de kendi ırkını dünyanın en üstün ırkı zannediyordu. Bir Alman’ın başka ırktan biriyle bile evlenmesine izin vermiyordu. Başka ırktaki insanları sürüyle öldürüyordu. Hitler sonunda müthiş bir güce sahip bir ülke kurdu ama bu gücün içinde sevgi, hoşgörü, insanlık yoktu ve kurduğu güç bozguna uğradı.
Şimdi Almanlar bile Hitler’in düşüncelerinden ve yaptıklarından dolayı ona lanet ediyorlar. Aynı şekilde Yahudiler de kendilerini üstün ırk olarak görürler, onlar da hergün çocukları, bebekleri öldürüyor. Bırakın Arapları Müslümanları, Amerikalılar bile İsraillilerden nefret ediyor. Sizin de tasavvur ettiğiniz Türkiye buysa Hatice hanım saolun ben almayayım. Ama belki almak isteyen MİLLİYETÇİLER olabilir.
Filistin, Lübnan ve Irak’ta da bize benzer oyunlar oynanıyor. Bizde Türk-Kürt birbirinden nefret ettirilmeye çalışılıyorlar. Türklerden de Kürtlerden de oyuna getirilenler oluyor. Oralarda da Sünni Şii kavgası var ve iki taraftan da oyuna getirilenler oluyor.
Sizin ne olduğunuzu bilmiyorum ama Hatice hanım ben son nefesime kadar bu ülkeye hizmet etmek isteyen biriyim.
Saygılar.
02 September 2006
Rua
Özgülük, adalet, demokrasi gibi herkesin kabullendiği ve üstün tuttuğu değerleri kimse kendine dayanak yapıp, bunun üzerinden bölücülük yapmasın.
Bir şey yapıyorsanız bunu mertçe yapın. Korkakça, belli başlı şeylerin arkasına sığınmayın. Bunların yüzünden insanlar özgürlükten, adaletten, demokrasiden nefret etti. YAZIK!
18 March 2007
saban katar
Saygi deger ziyaretciler,herkes kafasina göre bir sey yaziyor.konuyu bu kadar uzatmaya ne gerek var, Sevgili peygamberimiz, muslumanlar kardestir dememismidir.o halde neyi tartisiyorsunuz.tÜRKLERLE KÜRTLER KARDESTIR;INSAN ÖLDÜRENLER ISE KALLESTIR;BU KIM OLURSA OLSUN.o halde islam bayragi altinda bütünlügümüzü korumaliyiz.Ama kürtler biz musluman degiliz diyorlarsa o zaman bu konuda oturup konusmak lazim,yahu her savasta beraber savasmadikmi,bu ayirim nereden geliyor,insan öldürenler katildir,devletimiz tek devlettir,kiyamete kadar böyle kalacaktir.ben rizenin ikizdere kazasindanim,aklinizi basiniza alin,ayirimcilik yapmayin.Ne mutlu muslumanim diyene-bizi ancak bu kelime birlestirir,herkese selamlar.almanya.
10 February 2008