» Masumiyet Müzesi ve tarihe düşülen hatırlatma noktaları
Orhan Pamuk‘un yeni kitabının adı; Masumiyet Müzesi. Duymayan kalmış mıdır acaba : ) Şu, pazarlama müdavimlerinin bile ağzında dolaşan aşk romanı. Ne garip değil mi, pazarlamcıların diline düşen bir aşk romanı…
Genelde kitaplar üzerine konuşmayı ya da yazmayı pek sevmem. Kitapların okunduğundan çok görüldüğüne inanıyorum. Yani zihni açık her insan, herhangi bir kitabı, yazılma amacı ne olursa olsun, kendi hayatıyla kesiştiği noktalarda gördüğünü düşünüyorum.
Bir cümle, bir kelime, anlatılanın dışında kalmış küçük mekan tasvirleri ve anılarımızla örtüştüğü yerler… Ve hatta o örtüşmeler öyle garip çağrışımlarla oluşur ki, çoğu kimse “Ne ilgisi var, ne garip çalışıyor senin beynin” tepkisi verir bize.
Önemli değil ki ne anlatılmak istendiği ya da kitabın ana fikri. Bizim için alınan, örtüşen, görülen noktalar “biz” olduğumuz için önemli. Kısacası kitaplar onları görenlere göre binbir ruha bürünürler.
Yukarıda anlattıklarım bir kitabın ve içindekilerin anlamlaşmasıydı. Yani kitabın kendi başına vermeye çalıştığı anlamdan bahsetmiyorum, görülen anlam bahsetmek istediğim.
“Görme” kavramı benim için yalnızca kitap için geçerli değil. Hayatıma girmiş her nesnenin benim için farklı anlamları doğuyor. Bazılarının garip, bazılarının takıntı olarak adlandırdığı bir şey bu. Utandırdığı durumlar olmuyor da değil, delici bakışlar, iki adım geriye uzaklaşmalar : )
Nedeni gayet basit aslında; Oldukça unutkan biriyim. Özellikle isimler konusunda çok beceriksizim.
Bir toplantı, bir görüşme, konferans ya da yemekte biri yanaşır;
- Aaa Selim merhaba, nasılsın
Dışarıdan duyulmayan ilk cümlem
- Merhaba ama… Sen?
Duyulanı ise
- Aaa merhaba abi, sen nasılsın
Yüzler için o kadar sorunlu değilim ama isimler… Ah… O yüzden “abi”yi seviyorum : )
Masumiyet Müzesi, aşık olduğu kızın sahip olduğu ya da o kıza dokunan (”kızın dokunduğu” da denebilir) nesneleri takıntılı bir şekilde biriktiren Kemal adlı bir karakterin öyküsü.
Bu yönü ile son zamanlarda en derinden gördüğüm kitaplardan biri oluverdi. Hatta, rahatlıkla daha iddialı konuşabilirim; “Hayatım boyunca bu derece keskince gördüğüm ilk kitap“.
Yaşanılan, anlatılan hikaye değil belki ama Kemal karakterinin nesnelere anlamlar yüklemesi ve her birine dokunduğunda beyninin bir köşesinde yaşadıklarının arasında tarihe düşülmüş noktaları gözünün önünde sahnelendirmesi beni kendime gösterdi.
Velhasıl unutkanım. Ancak tarihe hatırlatma noktaları koyarak hayatımı devam ettirebiliyorum. Tedavi olmalıyım belki de bu konuda. Ama o zaman daha az nokta üretmiş olurum. Olmaz, sevmedim bu fikri : )
Çünkü noktalar her zaman bir nesne olmak zorunda değil; detaylar, kelimeler, tınılar, kareler…
Bu hatırlatıcı noktaların her biri dışarıdan bakıldığında başka bir şey anlatıyor. Farklı bir göz bu noktalarda gösterileni görürken, ben bu noktalarda yaşamımdaki sahneleri görüyorum.
Koyduğum noktalarda başkalarının benim hiç bilemeyeceğim ya da tahmin edemeyeceğim noktalar bulmaları, kendi hatırlatıcı noktalarını çağırmaları da bir o kadar ilgi çekici benim için. Zaman zaman hissettirmeden onların noktalarını da dinliyorum. Mahalle kaldırımında oturup, gün boyunca önünden gelip geçenin dedikodusunu yapan teyzeler gibi hissediyorum kendimi o noktaları dinlerken : )
O kadar mutluluk verici bir duygu ki bu. Hele benim kadar unutkan iseniz bunun değeri inanılmaz bir seviyeye yükseliyor : )
Görmek için oldukça fazla sayıda nokta koymaya çalışıyorum. Ama bu geçmiş/yaşanmış takıntısı nedir bendeki onu anlamış değilim : )
574. sayfadaki bilet ile birlikte müzeye gideceğim.
Bu da bugünün hatırlatıcı noktası olsun. Bu cümledeki “müzeye gitme” eyleminin arkasına saklanmış her şey için de kendime teşekkür ediyorum : )

Aleyna
Kitabı okumadım.Ancak aktarımınız çok başarılı.
Sizi kutluyorum.
Orhan Pamuk ‘un neredeyse hiçbir kitabını tam olarak anladığımı söyleyemem.
Fakat bu popülerite nereden kaynaklıdır,tam hak edilen nedir aslında ..?
Özünde işte bunları hep merak etmişimdir.
Bu siteyi ve sizi çok başarılı buluyorum.
Teşekkürlerimle…
16 Eylül 2008
nazmi
konuya o kadar uzakmışım ki, ben masumiyet müzesi’ni gerçekten bir müze sanıyordum. meğerse bir kitap adımıymış :)…
şaka bir yana gerçekten çok aydınlandım. teşekkür ederim.
03 Ekim 2008
gülçin topçak
masumiyet müzesi’ni okumayı henüz bitirdim.yorumlar nelerdir diye gezinirken nette yazılan yazıya rastladım.benim adım kırmızıdan sonra bana daha sönük gibi gelerek kitabın ortalarına geldim.400. sayfadan sonra anlatım ve kurgu öyle yoğunlaştı ki bir solukta geri kalanı okuyuverdim.bir bayan olarak füsünu çok iyi anladım çünkü orhan pamuk usta çok iyi anlatmıştı karakteri.kitabın kurgusu, aradaki bağlantılar, kemalin aşık olduğu kadından bir tanrıça yaratması ve sosyetenin bir parçası olmaktan vazgeçmesi…..takdir edilmesi gerek bir kitap bence. ülkenin içinde bulunduğu sosyal,siyasal ve ekonomik durumu da yaşanılan olayla birleştirmesi de bir başka övgüye değer özellik.bence bir aşk hikayesi değil, bir vicdanı rahatlatma hikayesi.kemal aşkın değil vicdanının peşinden koştu.füsunun hayatını yıkıma uğratan bir adamın kendini affettirme çabası diyebiliriz.mesela biz neleri saklarız diye sorsam; benim cevabım, hayatımızda bize acı veren olayları anımsatan, belki de ya bizi inciten ya da incittiğimiz kişileri anımsatan meteryalleri biriktiririz.füsun bilerek çarptı o ağaca çünkü ölmek istiyordu.içindeki öfke ve nefretle kemalle asla mutlu olamayacaktı.başarılı bir kurgu, anlatım ve harika bir yapıt.
09 Kasım 2008
kemal
harika bir roman diye başladım klasik bir giriş oldu ama,gerçekten fusuna aşık oldum:) öyle bir anlatmış ki orhan usta yaşadım romanı,hatta o kadar rakı kokusu geldiki burnuma anlatamam:)
yaşanmış mı bu olay gerçekten ?
02 Ocak 2009
sercan
Masumiyet Müzesi okudugum en iyi Aşk Romanıdır. Nasıl bir aşksa bu Kemal ailesinden ,hayattan, geçmişinden ve geleceginden vazgeçiriryor. Arkadaşlara tavsiyem ORHAN PAMUGUN diger kitaplarını okumalarıdır,özellikle de CEVDET BEY VE OĞULLARI ADLI romanını okumalarını tavsiye ederim.
23 Ocak 2009
anıl çokugurluel
tek kez okunması yetmeyecek bir roman.çarpıcı kurgusu ve bitmek bilmeyen anlatım akıcılığı var.ortalarından sonra tempo düştü gibi gözükse de insanı ta o dünyanın içine çekiyor.ne de olsa kemal yabancı bir dünyaya giriyor.anlatacak çok şeyin olması normal değil mi.son kısımlardaki ayçiçek tarlası -ki ilk sevişmelerinde kmalin gözlerinde görmüştü-vurgusu..(batanay ayçiçek yağları)finali..finalindeki yalınlık.sanki sonu için buyur sen ağla diyor orhan pamuk..inci küpeler..gazoz benzetmeleri..kendini ilk aşk zamanlarında film yıldızına benzeten kemalin, füsünu daha sonra bir senaryo yazarına kaptırması..3ü beraber türk filmleri seyretmesi..sanki kendi hikayesini görüyor…lar diyemiyorum çünkü füsunu tam hikayeye girmiş göremedim.füsunu hayatının ta kendisi gören kemal mutluluğunu kendi sağlıyor zaten..üzerinde düşündükçe zenginleşen bir roman
19 Şubat 2009
anıl çokugurluel
romanın en güzel taraflarından biri de herbir kısımda hatta cümlede birden gözümüze çarpan mizah duygusu..pamuk un karakterlerindeki samimi yaklaşım burda da var..bir de burjuva bir romancının tam da o tarafını irdelemesi de enteresandı..yalnız cevdet bey ve oğullarının, yeni hayatın ve kar romanlarının sonlarına doğru dile getirilmesi pek de gerekli gelmedi..ama sıradan bir roman değil..müzenin yeri gerçekten satın alınmış bileti var..eşyalar birikiyor..inanması zor ama çok çok zekice..
19 Şubat 2009
simge
çok güzel tebrik ederim orhan pamuk u :-)
29 Mart 2009
ezgi
benim şimdiye kadar okuduğum en iyi aşk romanıydı.ben romanı okurken sanki uzaktan onları izler gibi oluyordum.gerçek anlamda sürükleyici ve bi o kadar da zekli bir roman.orhan pamuk u tebrik ederim:-)
26 Nisan 2009
Esma
Alıntı:
“Yani zihni açık her insan, herhangi bir kitabı, yazılma amacı ne olursa olsun, kendi hayatıyla kesiştiği noktalarda gördüğünü düşünüyorum.”
“…kitaplar onları görenlere göre binbir ruha bürünürler.”
“ “Hayatım boyunca bu derece keskince gördüğüm ilk kitap“.”
“Kemal karakterinin nesnelere anlamlar yüklemesi ve her birine dokunduğunda beyninin bir köşesinde yaşadıklarının arasında tarihe düşülmüş noktaları gözünün önünde sahnelendirmesi beni kendime gösterdi.”
“Farklı bir göz bu noktalarda gösterileni görürken, ben bu noktalarda yaşamımdaki sahneleri görüyorum.”
-Selim Yörük-
Yorum:
Masumiyet Müzesi; okudukça, hakikatli bir yazarın kaleminden, benliğinden damıtarak (anlattığı değil) yaşadığı ve resmettiği anların içtenliğine okuyucuyu da ‘suç ortağı’ yapacak kadar içine çekmeyi başardığı bir hikaye olmasının yanında; satır satır anları birleştirerek GÖRMENİZİ sağlayan hikaye kadar, bir o kadar içtenlikle GÖRDÜĞÜNÜZ ( ilkinin satır aralarına görüntülerle girip çıkan, iç içe, sarmal, bazen daha derin) ikinci bir romana dönüşen kendi hikayenizle, bazen GÖRDÜKLERİNİZE kıskanç soluklar savurduğunuz anlarla (kendi hikayenizin sislerinin dağıldığı GÖRÜNTÜLERİYLE kıyasladığınızı fark ettiğiniz), tüm önünüze serdiği noktalar ve şeylerin izleyinde, (hiç olmadığı kadar, kesik kesik ama derli toplu, kendinizi yakalamaya \anlamaya \ yüzleşmeye \ GÖRMEYE zorladığı, kendi batık kıtanızı suyun yüzüne çıkarttığı\çıkarttığınız -yüzünüze su serpmek zorunda kalarak, derin derin soluklanıp okumaya\görmeye kaçınılmaz devam ederek-) son sayfasında iki ayrı romanın kapağına dokunduğunuz size ait bir serüvene dönüşüyor.
-Esma-
06 Mayıs 2009
Mehmet Çağan
Malûm romanı dün gece itibarıyla tükettim.Aslına bakarsanız tükenen benim:) beni son kısımları çok etkiledi.Her yönüyle güzel bir roman fakat Kemal’in fusün’ a aşık olma aşamasına çok hızlı bir giriş yapılmış,ne oldu Kemal bir Kazanova mı acaba derken birde baktım ki Fusün için yanıp tutuşuyor:) Şunu da söylemeden geçemeyeceğim Orhan Pamuk’un en sevdiğim romanı KAR kesinlikle mükemmel bir roman.Ayrıca İpek te Fusün’dan daha güzel:))) o nedenle kesinlikle KAR!!
05 Haziran 2009
forumamor
okuma fırsatı bulamadım ama bulacam
30 Ağustos 2009
Nehir Naz
Kitabı sonunda bitirebildim. Okurken işkence çektiğim kitaplardan biri. Okuduğum ilk kitabıydı. başkada okumam zaten.. Bu kadar tasvir takıntısı nedir anlayamadım. Basit bir olayı ya da nesneyi bu kadar alengirli tarif etmek çabası nedir. Biraz akıcı olsa ne olurdu sanki. Bence Orhan Pamuk zeka şovu yapmış. Füsünda Füsun, Merhamet apartmanı..walla gına geldi. Kim ne derse desin Tam Türk filmi tadında bir kitap. Son 150 sayfasında biraz kitabın tadı geldi. az kalsın kitap okuma alışkanlığımı kaybedecektim.:))
05 Eylül 2009
leyla Aydın
600 sayfalık kitabı 3 günde soluksuz okudum ve dün gece hıçkırıklarla bitirdim o kadar yaşayarak ve zaman zamanda gülümseyerek(Kemalin ayva rendesini çalması ) okuduğum bu kitabı ancak aşkı yaşamış ve kavuşamamış biri gerçekten anlayabilir. Tek kelimeyle müthiş hala etkisindeyim tebrikler Orhan Pamuk
25 Ekim 2009
Mehmet Mirza
Orhan Pamuk’u çok severim ve biçok romanını da okutum,tıpkı en çok beğendiğim romanı Masumiyet Müzesini olduğu gibi.O kadar beğendim ki romanın en canalıcı noktalarını bize canlı olarak aktaracak,masumiyet müzesini gezmek istedim ve İstanbullu olmamama rağmen sora sora buldum orayı ve gezmek istedim.Ancak hayal kırıklığına uğradım,çünkü inşaat halindeydi.Geçen yıl gittiğimde de öyleydi,bugün gittim yine aynı şekilde duruyor.Fakat Orhan Pamuk romanında gidip görebilirsiniz,ücretsiz ziyaret edebilirsiniz diyordu; hem hayal kırıklığına uğradım hem üzüldüm.Oradaki esnafla konuştuğumda sizin gibi birçok kişi şehir dışından hatta yurtdışından burayı görmeye geliyolar ama hayal kırıklığına uğruyorlar dediler. Umarım birgün gerçekten açılır Masumiyet Müzesi ve Orhan Pamuk sevenleri de okuduğu romanın tadını daha iyi çıkarma şansı bulabilir.
10 Kasım 2009
HÜLYA
benimde bin umutla elime aldığım kitaptı…keşke almasaydım boğuldum resmen kitabın içince ..10 sayfada bile anlatabilirmiş kitabı o kadar basit …yaaa….
17 Kasım 2009
ABDULHMİT SOYALP
romanın başındafusun kemali hiç sevmedi parasını sevdi…kemalde fusunu kedinin fareyi yemeyip eglenmesi gibi eglendi …kemal nede olsa babasının oglu babasının yolundan gidiyor.ogul babanın yolunda ..merhamet aparmanı kemal içn unutulmaz günlerin başlangıcıydı.fusun da çantayı getirirken niyeti bence baştan belliydi.kemal merhamet apartmanına gidiyor arkasından füsun .kemal ile fusun un aynı evde buluştugunu komşulargörmüyomu .fusun evlendikten sonra fusunun babası niye kemalin hergün evlerine gelmesine izin veriyor . fusunun annesinin niyeti belli ..kremalin yerinde olsam sibele dönerdim…
19 Kasım 2009
semra
valla canım herşey iii güzelde ama acayip şekilde reklam yapmışsınızzzzz.
resmen kitap eşittirrrr reklammm…..
04 Aralık 2009
alara
ben yıllarca orhan pamuk kıtaparından uzak durdum..ama bır cesaret aldım okudum bunu.bıtmıyor bıtemıyor…gerceklık ve samımıyet var dıyorsunuz ama 586 sayfada olsun artık…bu kadar ayrıntıya,uzun uzun tasvırlere bu gerceklıgı bır yetenek degıl sonunda olması gereken kastırılmıs bır ugras olarak goruyorum..yetenek ise bambaska bir şey.Pamukta olmayan şey.
10 Aralık 2009
Şenay
Orhan Pamuk romanlarının bir çoğuna başlamış, ancak uzun ağdalı anlatımlarla sıkılmış ve hemen hepsini yarım bırakmıştım. Masumiyet Müzesi’ni bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine aldım ve okudum.
20. yüzyılda, herkesın nasıl yaşandığını çok iyi bildiği kadın erkek ilişkileri için aşırı abartılı ve gerçek dışı. Nobel ödülü almış bir yazar neden bir aşkı bu kadar uzun ve abartılı anlatır onuda anlayabilmiş değilim. Ama farklı şekilde yorumlamayı tercih edip, tutukuları ve zafı olan bir kişinin hikayesi diyorum. En keyfli tarafı İstanbul’u özellikle Teşvikiye’yi anlatmasıydı. Oda olmasaydı bu kitapda yarım kalırdı.
01 Mayıs 2010