Medyada erken seçim manzaraları
Bu aralar erken seçim tartışmaları ayyuka çıktı. Herkesin gündeminde bu var. Yerli basın yayın organları dahi sokağa çıkıp vatandaşa soruyor. Ulusal kanallar keza onlar da.
Toplantılarda, kulislerde herkes birbirine soruyor “Erken seçim; ne dersin?”. Haliyle de herkes kendi duymak istediği cevabı alıyor ya da onu aklında tutuyor. Piyasanın düşüncesi olarak ta kendi fikirlerinde olan kişiler örnek gösteriliyor.
Televizyon kanalları (ulusal) kamerayı almış, sokağa inmişler, sokakta vatandaşa soruyorlar ve ağırlıklı olan cevaptan yola çıkarak yorum yapıyorlar. Aslında 100 kişiye sordularsa ekrana, bize yansıyan sadece kendi fikirlerine örnek olan cümleler.
Şimdi bir sokak röportajını, mikrofon uzatılmış bir vatandaş cümlelerini doğaçlayalım.
Muhabir - Türkiye de bir erken seçim olmalı mı?
Vatandaş - Evet olmalı. 2007 Eylül, Ekim gibi olabilir.
Muhabir - Zaten seçim yılına giriyoruz. Seçim Kasım’da olacak!
Vatandaş - Ha öyle mi? O zaman ne gereği var?
Muhabir - Biz cumhurbaşkanlığı seçiminden önce olmalı mı diye soruyorduk.
Vatandaş – Neden ondan önce?
Muhabir – Yeni cumhurbaşkanını yeni meclis seçmeli aynı zamanda YÖK başkanı seçimi için.
Muhabir – Şöyle olabilir: seçim zamanında yapılır. Cumhurbaşkanlığı için zaten büyüklerimiz sıkı pazarlıklar yapacaklardır. Onda bir şüphemiz yok. YÖK başkanlığına da A. N. Sezer gelirse bence sorun çözülmüş olur. Hem YÖK korunmuş olur. Hem de rejimi Sn Sezer daha iyi savunduğu bir ortam bulur. Üstelik tekrardan bir koltuk sahibi olur. Zaten siyasete girerse fazla bir verimli olacağını da sanmıyorum. Siyasete girmesine de gerek kalmaz.
YÖK te olursa halen devam ettiği gibi üniversitelere yerleşen öğrenci şeklini ayarlamaya devam eder. Arada kaynayan öğrenci varsa da onları okuldan uzaklaştırmaya devam edebilirler.
Her türlü çözüm. Vatandaş bu işi biliyor. Bu vatandaşın dediği gibi olursa en azından bu; mücadele verdiğimiz ekonomi programları da baltalanmamış olur.
Aynı zamanda 70 milyonluk Türkiye de YÖK ve benzeri kademeler için kalifiye eleman sıkıntısını da o mevcut bir iki kalifiye elemanı dönüşümlü istihdam ederek çözebiliriz.
Evet bu olabilir.
Vatandaş haklı mı ne? Evet vatandaş haklı ama sadece soruyu soranın istediği cevabı verirse. Kendinden bir şey katmıyor sadece tüketiyorsa haklı.
Yazan: Bilal Melikcan

Iyibirinsan
Tebrik ve teşekkür ederim bu yazının sahibini.
17 Aralık 2006
Ferhan Pekşen
Cumhurbaşkanı seçecek meclise kim girecek ki, milleti değiştirmek gerekecek bu azınlığın keyfi için; Vatikan’dan Papa ve arkadaşları gelse, oy vermeye yeniden seçilir Sezer belki. Zira onlar Sezar’ın hakkını Sezer’e verebilir.
Erken seçim olmasını isteyen yok. Bu sadece pazarlık yapmak için bir şantaj ve pay alma savaşımı muhalefetin bence ve de bürokrasi sınıfını kemikleştiren bir kısım devletin kasasından beslene gelmiş sosyal sınıf için.
Seçim olsa ana muhalafetin meclise girmesi bile kuşkulu. Oylar sermayenin estirdiği rüzgara göre parti bulur kendine; para babaları memnun ve uluslarası sermaye krallığı da dertli değil bu hükümetten ve meclisten.
Aç çakalların akşam üzerine çığlık atması gibi, bu gece de mi aç uyuyacağız tasası ile; kepçenin sapını eline geçiremeyen sosyal grup, hele de bol kepçe alışa gelmişse gürültü patırdı edecektir doğal haliyle.
Seni, beni düşünen yok, devlet partisi olarak kendini gören ve devletten geçinen bir grubun halkım kendi kendini yönetmeye yönelmesini ve halkçı bir yüreğe sahip görünen üç beş kişinin mevcut hükümet içinde çakalları da aç bırakmadan iktidarda bulunmasını hazmedememesi rejim meselesi ve laiklik meselesi oluveriyor.
Türkiye’deki sol, ekmek yiyebileceğini bilse Papa’ya kucak açtığı gibi, kucak açar İran rejimine; zaten yobaz -tutucu- bir bakışa sahip en muhafazakar parti olan CHP ile temsil ediliyor mecliste.
Halife olabileceğine inansa Baykal, yarın Saadet partisinin başına geçer. Korkuların ülkesi bu ülke, öcü gelecek diye korkutarak kucağına oturttular bu ülkeyi sömürücülerin.
Emperyalist ağalarının yerel stajerleri iktidarda hep fakat, bunların sağ ve sol değişmez ana taşları piyon olarak kullanıyor bu halkın içindeki her değeri. Materyalisttir sağ siyaset de sol siyasette esef ki gerçekleştiği biçimi ile.
Fayda için kullanıyor yani tüm değerleri; materyalizmin tek değeri kendi yararı.
Yine tiyatrocular çıktı sahneye, olimpos tanrıları için gösterimlerini sunmak için antik çağ Anadolu dinlerinde olduğu gibi mabet ekranlar başında enformasyon müminleri izlemekte huşu içinde yeni dualarını.
Papa Türk bayrağı salladı, Çankaya’ya çıktı, kalbini İstanbul’da bıraktı. Kustadı ülkeyi, artık CHP korkmasın; Papa’nın duası kabul olursa, gökten oy yağar.
18 Aralık 2006
Mehmet Emin UZUN
Erken seçim polemiği yıllardır dile getirilen bir süreçtir. Her başarısız hükümeti devirmek için başvurulan yöntemdir. Bu iktidarda da olduğu gibi…
Erken seçimin olması mutlak olasılık olarak gözüküyor. Eğer hükümet bu politikasında hala ısrarcı olursa CHP parlemento’dan çekilme kararı alacak. Bunu ANAP da destekleyip parlementodan çekilirse Cumhurbaşkanı’nın anayasa gereği parlementoyu toplayıp hükümeti feshine karar verme yetkisi var ve bu çok büyük bir olasılık.
23 Aralık’ta büyük bir sivil toplum hareketi başlayacak ve ülkenin her yerinde başbakan aleyhine mitingler düzünlenecek. Ve en geç Şubat ayına kadar CHP parlementodan çekilme kararı alacak.
Yani hükümet ve büyük şirketler istese de istemese de erken seçim olacak ya da Başbakan gerim adım atarak Cumhurbaşkanı olmayacak.
18 Aralık 2006
Hüseyin Kolcu
Ne olacağı belli zaten. Şimdiye kadar ne oldu, ülkeyi asıl yönetenler kafalarına göre bir cumhurbaşkanı buldular hükümetlerde seve seve kabul ettiler bunu, seçilen cumhurbaşkanı da kendini o makama oturtanların menfaatleri dışına çıkacak bir eylemde bulunmadı.
Biz koyun oldukça bu böyle gelmiş böyle gider. Bu ülkede menfaatçilik, ahmaklık, cehalet birbirine karışmış. Bunun sonu hiç hayır değil.
19 Aralık 2006
Adem Sibiç
Evet ülkemizden bahsedilen ve ülke politikası olduğunda herkezin bu süreçte yorumu olcağı gibi bizim de nacizane yorumumuz şöyle ki;
Bu olsılıklardan yola çıkarsak sorunların çözümünü bulma noktasında, sorunlar sorunları getirdiğinden çözümler de sorunlara göre bulunduğundan alt yapısı olmayan, temelsiz ve sadece kişiye, partiye, rejime ve cumhuriyetin korunması adı altında buna karşı olan pati, grup, sivil toplum ve şahıslar birer kurumun ve topluluğun sözcüsü olan ve elinde yaptırım gücü olan insan denen varlık biz oluyoruz.
Kendi doğrularımızın doğru ve bu doğruların da bizim hayatımıza yön vermede şiar olduğundan yola çıkarsak, evet ülkemizde bu ve bunun benzeri gibi seçimlerin cumhuriyet anayasasında belirtildiği gibi olacaktır ama ileride seçim gününe yaklaştığımız şu aylarda yaratılacak gündemler ise birbirlerinin karşıt görüş olmasını gerektiren kavramlar olan seçilen ve seçilemeyen iradenin bu makamlara gelmesi, bu ülkede ne gibi yarar ve zarar sağlayacağı noktasında tartışmanın olmasını gerektirirken ne yazık ki biz insan olan varlıklar bize yakın düşüncenin etrafında veya savunucusu veya karşıtı olma yönünde bir ortam yaratılarak bu makama gelecek olan kişilerin savunulmasında birilerinin veya yaptırım gücü olan bu makamların şu veya bu düşünce eksenlerinde olan insanların geleceği olduğundan fkirlerimiz açısından kutuplaşarak olmasını hiç bir şekilde temenni etmediğim olaylara gebe olmamasıdır.
Evet ülkemizde o belirlenen tarih geldiğinde anayasada belirlenmiş olan süreç işleyecek ve seçim bundan önce olduğu gibi olacak ve sonuç ne olursa olsun bu ülke için iyi olsun. Çünkü artık ülkemizde olan bu şekildeki olaylar karşısında halk dediğimiz kesim mağdur olmaktadır.
Cumhuriyeti sadece cumhurbaşkanı korumaz. Cumhuriyeti halk korur ve yaşar. Bu bilinçte olalım ve sağduyumuzu kaybetmeden buralara seçilecek kişilerede yardımcı olalım ama menfaat noktalarında değil ülkemizin refahı ve halkımızın yani kollektif fikirlerin kazanacağı bir toplum olarak dünya medeniyetlerine örnek olduğumuzuda göstererek bu ülkenin şanını her zaman ön planda tutarak örnek alınan bir millet olalım.
Sevgi, saygı, dostluk, barış ve bunların toplamından çıkacak olan sonuç HUZUR olacağını unutmayalım ve hep hatırlıyarak aklımızı ve kalbimizi kullanalım.
20 Aralık 2006
Fikrizabit
Erken seçim falan olmayacak şu anki istikrarı yakalamak için Türkiye ne kadar uğraştı.
Tayyip Erdoğan’ın köşke çıkma ihtimali yok ki zaten. Şahsımca bunu yaparsa aktif siyasetten uzak kalacağını o da biliyor. Bunun için de köşke çıkmaz. O dediğin sivil toplum hareketi de olmaz. Çünkü çoğu halinden memnun.
(Bkz: Gündem: Erken Seçim)
20 Aralık 2006
Tolgahan Olgun
Neler oldu da böyle oldu anlamadım ben. Bana mı bir şeyhler oldu?
MHP’nin seçtiği SEZAR’ı CHP sever oldu. Oysa onu seçen TBMM’de CHP hiç yoktu. 82 Evren-Aldıkaçtı anayasasının koruyucusu asker değil CHP ordusu oldu. MHP ile CHP sanki İttihat ve Terakki oldu.
Ergen seçim konu olmadı bu ülkede hiç de hep erken seçim oldu konu, ‘ham meyvayı kopardılar dalından’ da tam meyvayı yiyen hep aynı toplayıcı kabile oldu. Erken olmaktan önemli değil mi idi ergen olmak. ‘Anne beni niye verdin çocuğa, oynar oynar kum doldurur koynuna’
Ya ‘istemezüüük’ diyenler tarihin sesini anımsatıyorsa, bunlar hiç istemedi ki mi demeli. ‘İsterüüük’ demek istemez dediğinin tersinin yapılacağını bilen isteyici; ‘İstemezüüüük’ der.
Sezaryen yapıp mı almalı bu çocuğu, yoksa koyver doğursun mu demeli naturel? MHP’ye ne oldu ise, SEZAR seçimi seçmence algılandı da sandıkta yargılandı ya; seçenler seçti AKP, aynı malı yeniden mi satacak ‘devlet’tir sanıp onu.
Cumhurbaşkanını TBMM seçiyor kutlu 82 anayasası ve önceki anayasalarca, MHP TBMM’de üye bulundurmuyor; sus demiş ona halk. Anayasayı sevenler seçimle ilgili kısmı nedense sevemedi gitti. Papayasa olsa ne yapacaktınız? Ölene kadar iktidarda seçilen orda.
SEZAR’a bu formülü söyledi ise var ya Çankaya’da, taş yerinde ağırdır deyu dedecik ‘Ben anayasa mahkemesi başkanlığı yaptım, anayasaya göre ben burdayım azrail gelene kadar’ derse şaşmam valla. Azra Erhat bile sevinir bu Olimpus ihdasına.
22 Aralık 2006
Diriliş
Kim halinden memnun? Çiftçi mi, memur mu, öğretmen mi, işçi mi, esnaf mı, halk mı?
Şu an ki durumdan memnun olan AYDIN DOĞAN, OFER ailesi, yeşil cemaatler ve zengin medya patronları. Bunlar mı oluyor çoğunluk acaba? Halk kan ağlıyor usta. Zeytin, fındık kaç para oldu biliyomusun?
Millet aç ve yoksul. YOLSUZLUK yapanlar bunlar aslında.
22 Aralık 2006
Hatipoğlu
Diriliş’e ithaf ediyorum; bu yazılanlar içerisinde kısa ve öz olarak en güzelini sen yazmışsın. Yoksa sen de benim gibi emekçi bir babanın evladı mısın?
Benim babam da anasını alıp gidenlerden (yani çifçi). Yalnız Diriliş kardeş, oraya enerji olayını eklememeşsin.
Bak güzel kardesim ben Adana’da ikamet ederım. Son günlerde mahallelerin sokak lambaları da yanmaz oldu. O canım sokaklar artık ışıksız kaldı. Acep ampullerde mi sorun var diyorum!
Sayın Fikrizabit arkadaşın da en büyük korkusu da ampüllerin sömesinden yana. Ona da yazdığı yazıya istinaden şu cevabı göndermek istiyorum; Burası TÜRKİYE CUMHURİYETİ. Şıhlar, şehler, aşiretler cumhuriyeti değildir.
25 Aralık 2006
Ali Az
Sanırım bu taşları bağlayıp, tazıları salanlar haz alıyor bu kör dövüşünden. Siyaset arenası ile fikir cangılı başka şeyler bence; siyasetin okulu halkın arası, ocaklı bir ilim o daha ziyade.
Fikir ise Eflatun’un zeytin ağacı gölgesinde ve Sokrates’in akşam alemlerinde ürettiği bir kaymak kıvamında faraziye. Eflatun’un 500 kölesi varmış, vatandaş sayılmayan ve oy kullanamayan o demokrasi ülkesinde, o nedenle orda fikir yeşerdi.
Bizde köleler de efendileri gibi (işçi ve patron) bir oy hakkına sahip olduğu içindir bu siyasetin gerekliliği. Patronlar işçileri nasıl yönetir olgusunun adı siyasettir. Seyislik -gütme- sanatı.
O nedenle koyun mandırası işletmecisi global oligarşik sermaye; çobanlar tutuyor kendisine değişik meralar için.
Seçim dediğimiz şey, bu çobanlık yarışması olup, ben daha iyi güder daha rantabıl kılarım sürüyü senin için demektedir. Öncelikle siyasetçi sermaye oligarşisine. Sonra da döner koyunlara, daha barışçıl otlayacak ve daha barışçıl sağılacaksınız benim güdümümde.
Ak koyun kara koyundan, boynuzlu koyun boynuzsuzdan elbette ki farklıdır. Bu nedenle ak ve boynuzsuz koyunların elindeki bu değer nedeniyle kara ve boynuzlulara göre avantajlı olmalarına karşılık; bunların etinden ve sütünden ve de yününden öncelikle kara ve boynuzlu olanlar komisyonunu alacaktır bizim iktidarımızda der ve arkasına takar kara boynuzluları.
Bu da bir siyaset teorisi, ben kırsal kökenli bir akademi üyesi olduğumdan olmalı bu izah biçimim. Davar sesi ‘Hüseyni makamındaki türküler’ nedeniyle içime işlemiş olmalı ‘mi’ perdesi me sesi ile ilintili koyunun zira akortda.
26 Aralık 2006
İlhan Palabıyık
Cumhurbaşkanı seçiminde; meclisin toplanabilme yeter sayısının daha net bir şekilde anlaşılması ve ortaya konulması bakımından, öncelikle Anayasanın değiştirilmesi ile ilgili 175. maddesinde toplantı karar sayısının ne şekilde düzenlendiğine bakmak, daha sonra da Cumhurbaşkanının seçimi ile ilgili 102. madde de paralel bir düzenleme olup olmadığına bakmak konuyu netleştirmiş olacak ve Cumhurbaşkanı seçiminde meclisin toplanabilme karar sayısının 367 olduğu anlaşılmış olacaktır.
Şöyle ki; Anayasamızın 175. maddesinde meclisin toplanabilme karar sayısı ile ilgili düzenleme aynen; “Değiştirme teklifinin kabulü, Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.” Şeklinde düzenlenmiştir. Dolayısı ile 330 milletvekili hazır bulunmadan Anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesine geçilebilinirse, o zaman 367 milletvekili hazır bulunmadan Cumhurbaşkanı seçimine de geçilebilir. Ancak, bu takdirde de Anayasa`nın Toplantı ve Karar Yeter Sayısı ile ilgili 96 maddesinin başlangıcında “Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa,” ibaresinin gereksiz yere konulmuş bir ibare olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkar ki, bu doğru olmaz. Anayasamızın gerek 175 ve gerekse 102. maddelerinde açıkça karar yeter sayısından bahsedilmemiştir. Ancak, belirtilen nisapların karar yeter sayısı olduğu da çok açıktır. Zira, toplantı yeter sayısı olmadığı takdirde, bu eksikliğin karar yeter sayısını da tamamen etkileyeceği ve karar yeter sayısının oluşamayacağı açıktır.
Şimdi, 102. madde de ne şekilde bir düzenleme olduğuna bakalım. Anayasamızın 102. maddesinde aynen; “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir.” Şeklinde düzenlenmiştir. Dolayısı ile meclisin toplanabilme yeter sayısı ile ilgili olarak bu iki düzenlemede, aradıkları karar yeter sayıları bir birinden farklıda olsa, temelde tamamen birbirine paralel bir düzenlemedir. Hatta, 102. madde daha açık bir düzenlemedir. Dolayısı ile 330 milletvekili hazır bulunmadan Anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesine geçilebilinirse, yani 184 milletvekili hazır bulunduğunda Anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesine geçilebilinirse, Cumhurbaşkanı seçimine de geçilebilir. Ancak, toplantı yeter sayısı olmadığı takdirde, bu eksikliğin karar yeter sayısını da tamamen etkileyeceği ve karar yeter sayısının oluşamayacağı açıktır. Neymiş efendim; milletvekilleri kuliste çay içiyor, sohbet ediyor olabilirlermiş, ancak, gelip oylarını kullanabilirlermiş. Bu kadar önemli bir seçimde kuliste çay içiyor, sohbet ediyor olacaklarına genel kurulda hazır bulunmaları gerekmez mi ?
Bu durum karşısında, Cumhuriyetimize ve Cumhuriyetimizin temel ilkeleri olan laiklik ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun düşmeyen ve tüm milleti kucaklayacağından şüphe duyulan bir kişinin Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi dayatması ile karşı karşıya kalındığında, bir uzlaşma aranmadığında, muhalefetin böyle bir seçimi boykot edip genel kurula katılmaması, AKP’yi 354 milletvekili ile baş başa bırakması, hem bu oyunu bozmuş olacak, hem de, bu iktidardan kurtulmaya vesile olabilecek bir erken seçiminde yolunu açmış olacaktır. Ben bir memur emeklisiyim. Bir vatandaş olarak konu ile ilgilenildiğini gösterebilmek bakımından bende acizane görüşümü belirtmek ve tartışmayı değişik boyutlarda sürdürebilmeye bir zemin hazırlamak istedim. Ayrıca, konuyu tartışan bir çok yetkili ve ilgilinin çok yuvarlak laflarla konuyu ortaya koyduklarına ve kafaları karıştırdıklarına tanık olmaktayım. Lütfen daha teknik ve hukuki ölçülere ve emsallere dayalı tartışma yapılırsa ve yanlış emsalin emsal olamayacağına da dikkat edilirse memnun olurum.
Saygılarımla.
30 Aralık 2006
Hayrettin Gören
Palabıyık amca, burası fikir köşesi mi bilgi ve yönetim köşesi mi? Fikirle ilgisi ne senin teknik yazının.
Mümtaz Sosyal daha iyisini bilir daha konuşmadı hoca. Tartışmanın nedeni, senin saydığın nedenler mi?
TBMM kararları ancak anayasa mahkemesi tarafından denetlenir hukuksal olarak, senin tarafından değil. Koca TBMM bir iki bilir kişi bulundurur bu konuda işlem yapmadan. Sanırım tümden cahiller seçilmiş olsaydı bile, kaldı ki içinde anayasa profösörü mebuslar var birkaç tane.
06 Ocak 2007