Medyayı elinde bulunduran güçler
Öncelikle “Televizyon ve toplum ilişkisi” başlıklı yazıma oldukça kapsamlı bir yorum getirmiş olan Sayın Şahin Tekgündüz‘e teşekkür ederim. Muhakkak ki konunun sitemizde daha derin bir şekilde irdelenmesine vesile olmuştur. Bu yazı da bir nebze Sayın Tekgündüz’ cevap niteliğindedir. İlgilenenler için aynı konu ile ilgili bir de sesli ileti bulunmakta. Bu sesli iletiyi buradan dinleyebilirsiniz.
Sayın Tekgündüz genel olarak bahsi geçen yazımda Medya kuruluşlarına toz kondurmadığımdan ve bunun hatalı olduğundan bahsetmiş. Suçu izleyene yükleyerek yüzeysel bir çözümden öteye gidilemediğini belirtmiş;
Liberalizm denilen fenomen iliklerimize öylesine işlemiş ki, sorumsuz kullanıldığı zaman toplum ve birey üzerindeki yakıcı ve yıkıcı etkisi tartışılmaz olan medyadan söz edildiği zaman, ticarilik hemen ön plana geçiveriyor. Arkası günah alanı. Giren cehennemliktir. Sakın sosyal sorumluluktan söz etmeyin… Hemen TRT’leşme damgasını yeyiverirsiniz. Önce devletçi, biraz daha ileri giderseniz komünist bile olursunuz.
Sanırım yazımın kısa olmasından belki de söylemek istediğimi doğru olarak aksettirememiş olmamdan dolayı tüm suçu ve sorumluluğu izleyenlere atmış gibi bir izlenim verdiğimi farkettim. Bu tam olarak doğru değil
“Sosyal sorumluluk” gereği medya kuruluşlarının etik kaygılar gütmesi gereklidir haklısınız. Fakat bu zorunluluk değildir. Burada asıl görev -önceki yazımda da bahsettiğim gibi- eylemden etkilenen bireylere düşmektedir. Bana kalırsa görevi izleyenlerin sırtlarından alıp, medya patronlarına yönelttiğimizde soruna daha derin bakmış olmuyor, aksine sorunu yasakçı ziyhinet ile çözmeye çalışıyor, kolaya kaçmış oluyoruz. Oysa halkın seçimlerini mantıklı bir şekilde yapar hale gelmesi ve kendini bilinçlendirmesi ise daha uzun bir dönemde gerçekleştirilebilecek güç bir yol.
İzleyicilerde gözlenmesini beklediğimiz mantalite değişikliği konusunda sayın Tekgündüz şöyle diyor;
Peki, bu mantalite değişikliği nasıl olacak? Bunu, çağın teknoloji harikası iletişim araçlarını uyuşturucu olarak kullanan “ticari”lerle devleti “şirket”leri gibi yöneten iktidarlar mı sağlayacak?
Haklısınız. Medya halkı yönlendirme ve belli bir görüşe kanalize etme aracı olarak kullanılmaktadır. Fakat ne yazık ki halkımız da bu silahın farkında olamayacak kadar bilinçsiz olarak görülmektedir ki “O silahı onları izlemeyerek, doğru seçimler yaparak etkisiz hale getirebilirsin” yerine, silahı doğrultanlara “Hayır. Bırak bakayım o silahı” deme gibi bir çözüm getirmiş oluyoruz. Bu günümüz dünyasında başarıya ulaşabilecek bir yöntem değildir kanımca. Kullanılmak üzere yapılmış silahları “Kullanma onu!” yasağı getirerek öldürücülüğünü engelleyemezsiniz. Yani o güçlerin önünde şahane gözüken bir pasta var ama siz “Yeme onu!” diyorsunuz. Acaba sizi ne kadar dinlerler?
Bu yüzden biz izleyenler, takip edenler bilinçlenerek, kendimizi başkaları tarafından yönlendirilen kuklalar konumundan çıkarmalıyız. Böylece o pasta çürüyecek ve silah da işe yaramaz hale gelecektir. Algı ve yargılama yeteneğimiz ne kadar artarsa kaliteli yayın seçeneğimiz de o kadar artmış olacaktır.
Yani sonuç olarak bahsetmek istediğim “Medya patronlarında hiç suç yoktur. Tüm suç bizlerdedir” değildir. Pek tabi medya patronlarına da büyük bir sorumluluk düşmektedir fakat yine gayet doğal ki her şeye rağmen onlar önlerinde olan silahı kullanmak isteyeceklerdir. Engellemeye çalışsanız da farklı bir yol bulup yine gözlerimizin önüne istediklerini getirecekler. Bizim sorumluluğumuz ise “iyi”, “doğru”, “kaliteli”, “yararlı” kavramlarımızın çerçevesini iyi çizmektir. Bu sınırları kafamızda oluşturduğumuzda medya bizim için tehlikeli bir güç olmaktan çıkacaktır.
Not: Bilinçlenme yolunda kendi elimden geldiğince yapmaya çalıştığım da, bu sürece hız vermesi açısından Anafikir.com dahilinde eğitime destek veren kurum, dernek ve kuruluşların tanıtımlarını hiçbir üçret almadan yayınlamaktayım. Anafikir.com’u ne kadar medyaya dahil edersiniz bilmiyorum ama görüyorsunuz, bazen hiçbir zorlama getirmeden de insanlar iyiye yönelik eylemlerde bulunabiliyorlar. Bunun yerine sitenin “reyting”inden nasiplenmek istiyor olabilir, her köşe bucağı reklamlarla dolduruyor olabilirdim…
05 March 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Tansel GÜÇLÜ
Selim bey,
Olayı iktisadi ilişkiler bağlamında ele almamız gerekiyor. Siz zannedersem “vaka” ile olması gerekeni birbirine karıştırıyorsunuz. Medya bir kartel şeklinde yapılandığı zaman belirleyici olma özelliği artar. Bu iktisadi altyapı üzerinden hareket ettiğimiz zaman kültürel birtakım süreçlerde beraberinde gelir ve bireyin düşünüş biçimini ister istemez etkiler (örneğin tüketim toplumu vs.). Neyse bu konuda sizi eleştirerek sayfamda yeteri kadar yazdım zaten. Esas nokta burasıdır. Kaçırmamak lazım. Sayfamda yazdığım yazı bu konuda pek bir manidardır. Teşekkürler.
Tansel GÜÇLÜ
06 March 2006
Selim Yörük
Tansel bey, uzun süredir dilimin ucuna geliyor ama sitenizin başlığı yüzünden “neyse” deyip geri çekiliyorum. Ama neden sadece iktisadi açıdan baktıgınızı merak ediyorum.
Tamam ihtisas alanınız iktisat olabilir ama durumlara tek bir yöne çıkacak şekilde yorumlar getirmek ne kadar mantıklı?
06 March 2006
Tansel GÜÇLÜ
Selim bey,
İyi de olay direkt bununla alakalı :) Tüketim toplumu nedir ki? Bu mesele direkt iktisat akademik camiasının meselesidir zaten. Bakın orada Schumpeter’den alıntı yaptım. Toplum konusunda bir yazı yazacaksak bu nasıl iktisadi süreçlerden bağımsız incelenir ki? İktisadi süreçler toplumsal ilişkilerin belirleyicisidirler. Yapmayın allah aşkına. Literatür bununla ilgili sayısız kaynakla dolu. İktisadi kökeni olan bir olayı başka nasıl inceleyebiliriz ki?
Bir iki cümle daha ekleme gereği hissettim. Konuya iktisadi açıdan yaklaşmam ihtisas alanımın iktisat olmasından değil; iktisadi ilişkilerin toplumsal ilişkilerde belirleyici öge olmasındandır. Eğer bilimsel ve derinlikli bir analiz yapacak isek belirleyici ögeyi hiç ihmal etmemeliyiz. Aksi halde analiz bilimsellikten uzaklaşır ve tam tersi sonuçlara gidebiliriz. Tüketicilerin neden “seçici” olamadıklarını açıklamaya çalıştım. Varsa tersi bir argüman (ama bu da iktisadi ilişkilere vurgu yapmalı) asıl onu söylemeliyiz. Yoksa görünenle gerçek birbirinden uzaklaşır. Teşekkürler.
07 March 2006
Selim Yörük
Bahsi geçen yazınızdan “Tüketiciler zaten seçici olamayacaklar o halde biz bu kötü seçenekleri onların yerine eleyelim. Hatta bunu zorla yapmamız bile yerinde olur” gibi bir sonuç çıkardım. Bilmiyorum doğru anlamış mıyım?
Toplumun bilinçlendirilmesi yalnızca medyadan korunma konusuna yönelik değildir. Siz medyaya kalın bir filtre koyarsınız. Başka alanlardan yine zarar görülebilir. O halde ben de diyorum ki herkes önlemini alabilecek yetide. Bunu kullansın. Başkalarının onu korumasını bekleyeceğine neyin iyi, neyin kötü olduğu seçimini kendisi yapsın diyorum.
Yapılamayacak bir şey de değil bahsettiğim. Bakın, misal ben haftada en fazla 3 saat televizyon izliyorum. Bunun 80 dakikası “Yorum Farkı” geri kalanlar da seçimlerim doğrultusunda şekilleniyor. Çok zor değil bahsettiğim.
Ayrıca siz yazınızda benim “Televizyondakileri halk belirliyor” diye bir sav ortaya koyduğumdan yola çıkıp açıklamalar getirmişsiniz. Böyle bir çıkarım yapmanız garip geldi. Aksine medyanın içeriğinin tüketicilerin isteklerinden bağımsız oluştuğunu belirtmiştim.
Vurgulamak istediğim izleyicilerin, takip edenlerin şu anki yayınlara “izlemiyoruz, takip etmiyoruz” deyip “reyting” silahlarını ellerinden almakla tehdit etmemeleri. Şu an böyle bir istek, böyle bir tehdit olmadığı için medya kuruluşları vermek istediklerini serbest bir şekilde veriyorlar.
Oysa siz de bilirsiniz, tüketicinin almak istemediği bir ürün zorla satılamaz. Satmaz. Daha sonra ya firma iflasa gider ya da ürününü hedef kitlesinin isteklerine göre şekillendirir.
Ben de tüketicilere, kendime, bize “Gelin bu ürünü almayalım bakalım o zaman ne olacak?”. Bilinçlenme, yumruğunu masaya koyma bu şekilde başlar diye düşünüyorum.
07 March 2006
Tansel GÜÇLÜ
“Bahsi geçen yazınızdan “Tüketiciler zaten seçici olamayacaklar o halde biz bu kötü seçenekleri onların yerine eleyelim. Hatta bunu zorla yapmamız bile yerinde olur” gibi bir sonuç çıkardım. Bilmiyorum doğru anlamış mıyım?”
Selim bey siz kesinlikle yanlış anlamışsınız. Tabii ki “biz” eleyelim diye bir şey söylemiyorum. Dikkat ederseniz yazıda bu durumu tüketim toplumu ve sermayenin merkezileşmesiyle birlikte ele aldım. Dolayısıyla kapitalist sistemin ve post-fordist dönemin tipik özelliklerinden yola çıkarak da tüketicilerin seçici olmadıklarını anlattım. Dolayısıyla
“Oysa siz de bilirsiniz, tüketicinin almak istemediği bir ürün zorla satılamaz. Satmaz. Daha sonra ya firma iflasa gider ya da ürününü hedef kitlesinin isteklerine göre şekillendirir.”
dediğimiz vakit bir çok şeyi gözden kaçırırız. Zorla olan bir şey yok zaten. Schumpeter’in sözleri de bu işin nasıl olduğunu çok güzel belirtmiştir. Aksine benim vurguladığım noktadan bir sonuç çıkarılacak ise bu iktisadi ilişkilerin başka bir şekil alması yolundadır.
Benim de sizin gibi toplasanız 4 saati geçmez tv seyretmem. Tartışma programlarını kaçırmamaya çalışırım.
Yani sözün özü sorunun kaynağı tüketicinin bilinçlenmesinden ziyade bu bilinçlenmeye engel olan iktisadi ilişkilerde yatıyor kanımca. Unutmadan medayadaki kartelleşmeyi önlemekte sadece bu anlamda küçük bir adım olabilir.
Ben kesinlikle televizyondakilerı halk belirler tezine karşı çıkarak yazmadım onu. Sizin belirleyici olarak atfettiğiniz “tüketici”nin aslen o kadar da belirleyici olmadığını sistem içinde pek bir pasif kaldığını göstermek istedim. Çözüm de bunlar göz önüne alınarak önerilmelidir diye düşünüyorum. Tüketici nasıl bilinçlenebilir mesela? Sistemin tüketiciyi dışlar bir tarafı var tamamen olmasa da kartelleşme vesilesiyle. Herneyse şimdi daha iyi anlaşıldığımı umarım.
07 March 2006
Selim Yörük
Lafı hiç uzatmadan maddeler halinde bir yorum getirmek istiyorum;
1. Hali hazırdaki tüketicilerin seçici olmadığını biliyorum.
2. Seçici olmalarının daha doğru sonuçlar çıkaracağına inanıyorum.
3. Seçiciliğin bilinçlenme ile paralel olduğunu düşünüyorum.
4. Medyanın kartelleşmesi hoş bir durum değil katılıyorum. Ama şu anki konumuz bu değil.
5. Fakat sizin dediğiniz gibi kartelci medyanın bilinçlenmeye engel olduğunu düşünmüyorum. Bilinçlenme bireyin kendisi ile ilgili bir sorundur. Madem kartelci medya engel oluyordu, seçici ve bilinçli olabilenler nasıl ortaya çıktı? Demek ki küçük bir çaba ile seçici olabiliniyormuş.
6. Sistem hiçbir zaman tüketiciyi dışlayamaz. Sistemin varolmasının ana nedeni tüketici ve eğilimleridir.
7. Her tüketici yönlendirilmeye hazır, kendi seçimleri olmayan insan değildir. Olması istenen tüketicilerin ne istediğini kendilerinin karar vermesidir. Bu da sigarayı bırakmak gibi bir şeydir. İradenizi kullanmazsanız, nikotin sizi sömürür, öldürür. İradenizi koyup “İçmeyeceğim” dediğinizde kimse sizin ağzınıza zorla sigara sokamaz.
8. Bilinçlenmenin birçok yolu vardır. Bunlardan en önemlisi, çok çeşitli kaynaklardan bilgi edinmektir. Bilinçlenme, farkında olma ile benzer bir durumdur. O halde etrafımızda olan bitenlere ilgi duymalı, onlarla ilgili bilgiler toplamaya çalışmalıyız. En basit ve ektili çözüm budur.
Şunu da eklemeden geçemeyeceğim Tansel bey, çok fazla alıntı yapıyor ve çok fazla terim kullanıyorsunuz. Kusura bakmayın ama yazılarızı takip etmek çok güç. Terim ve alıntı bombardımanına başladığınız anda yazdıklarınıza olan dikkati dağıttığınızı düşünüyorum.
Sonuçta, yazılarınızı akademik çevreye yönelik yazmadığınıza göre terimleri ve sık sık kullandığınız, birçoğumuzun tanımadığı kişilerin alıntılarını azaltırsanız daha takip edilebilir olacağınız kanaatindeyim.
Çok fazla terim, çok fazla yazar, profesör biliyor olabilirsiniz ama söylediklerinizi başkları anlayamadığında yazdığınız yazılar neye yarayacak?
Size öneri sunabilecek düzeyde bir yazı kabiliyetim olmayabilir, ama en azından ben yazdıklarınızı takip etmede güçlük çekiyorum. En azından bana yazdığınız cevaplarda sade bir Türkçe kullanırsanız sevinirim.
07 March 2006
Tansel GÜÇLÜ
İlk 3 maddenize katılıyorum. Ama ondan sonrakileri hem sayfamda hem burada yeteri kadar açıklamış olmama rağmen biraz daha kısaltarak yazıyorum. Ayrıca son iki paragraf konusunda yapabileceğimin maksimumunu yapıyorum. Şimdi;
1- Medyanın kartelleşmesi ile bu durum bire bir alakalıdır. Sorunun kökenlerinden biri burada yapmaktadır bunu es geçemeyiz. Zir önerilecek çözümler içerisinde buna da yönelik şeyler olacaktır. Belirleyicilik iktisadi gücün toplandığı yöne doğru kayar. O yüzden buradan bahsetmemek burayı atlamak olmaz. Konu medya ve tüketici ise medyadaki kartelleşme bizim konuşacağımız konulardan birisidir.
2- Kartelci medya bize sermaye kesiminin merkezileştiğini gösterir ki bu da iktisadi ilişkilere ve dönemimizde ki iktisadi ilişkilere tekrar bakmamız gerektiğine işaret eder (tüketici toplumu ve post-fordizm). Ayrıca kapitalist sistem kitleleri birçok sürecin dışında tutuyor. O kitleler de ayrıca sonra tüketici olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin kırsal kesimdeki okuma yazma oranları olsun üniversiteye girme oranları olsun bize bilinçlenme konusunda fikirler verebilir. Yani bilinçlenme salt bireysel bir olgudur demek son derece yanlış bir argümandır. Bu da yine mevcut iktisadi süreçlerin yaydığı eşitsizlik itibariyle birçok kesimi bilinçlenme dediğimiz şeyden yoksun bırakıyor. Siz de ben de kentlerde büyümüş ve yetişmiş kişiler olarak bu fırsatı yakalamış olabiliriz ama yakalayamayan birçok kişi var dolayısıyla bilinçlenme salt bireysel bir olgu değildir. Böylece 6. maddeye de cevap vermiş oldum. 7. maddenin cevabı içinde yazıma tekrar bakabilirsiniz. Bu arada Selim Tuncer sayfasında Andre Gorze’den bir alıntı yapmış. Nakledersem daha açıcı olabilir;
“Ekonomik ve politik iktidar, bireyleri tek başına üretici ve tüketiciler olarak tahakküm altına almaya çalışmaz; maddi olmayan etkinliklerde de tahakküm altına almaya çalışmak zorundadır. Onların, çalışma zamanlarından tasarruf ederek elde ettikleri serbest zamanı ele geçirmelerini, bu zamanı, kollektif ve bireysel varoluşları üzerindeki iktidarı ele geçirmek için kullanmalarını engellemek zorundadır.”
Selim bey, haddim olayarak bir şey daha söylemek isterim ki bu tarz konular da analizler yapacak isek bu bilim adamlarından haberdar olmamız daha iyi olur kanaatineyim. Bu konu üzerine fazlaca okuma yapmış olmamdan dilim katılaşmış olabilir. Bundan sonra daha dikkatli olmaya çalışırım. Ama madem bu konularda fikirler beyan ediyoruz bence bu kişilerden haberdar olmamız şarttır diye düşünüyorum.
07 March 2006
Selim Yörük
“Siz de ben de kentlerde büyümüş ve yetişmiş kişiler olarak bu fırsatı yakalamış olabiliriz ama yakalayamayan birçok kişi var dolayısıyla bilinçlenme salt bireysel bir olgu değildir”
Üniversiteye kadar 7bin nufuslu bir yerde yetişmiş, büyümüş bir çiftçi çocuğu olarak bu söylediğinize katılamayacağım. Ve bahsettiğim kasabada yaşama erken atılmış, ortaokuldan sonra eğitim görmemiş birçok bilinçli arkadaşım var. Hatta birçok konuda benden daha bilinçliler ve ona göre davranıyorlar.
Bilinçlenmek yalnızca kurumsal eğitimle alakalı bir şey değildir. Daha önce de dediğim gibi bilinçlenmek farkında olmakla başlar. En azından, haftada bir de olsa bir gazete alamayacak biri var mı aramızda? O tek gazetedeki köşe yazılarını okumak bile bir süre sonra belli bir bilincin oluşmasına imkan verecektir.
Tamam gazete alamıyoruz, halk kütüphanelerimiz var? Raflarda kuruyup giden kitaplar var? Bilgiye erişmenin bu kadar kolay olduğu bir çağda ekonomik nedenleri bir engel olarak göstermeniz bana mantıklı gelmiyor. Ha, etkisi yok mudur? Vardır pek tabi. Ama isteyen, ekonomik durumu kendisinden daha iyi olan birinden daha fazla bilgi transfer edebilir beynine. Bu istek, arzu ve ilgi ile alakalıdır temelde.
Şuçu başkalarına atmadan önce kendimize bakmakta yarar görüyorum.
07 March 2006
Tansel GÜÇLÜ
Selim bey,
Bu konuda ekstrem örnekler vererek biryere varamayız. Ona bakarsanız okulda benim çok etkilendiğim hocam köyde yetişmiş birisidir. İşin ilginci de sistemin kitleleri dışladığını bana o kendi gözlemlerine dayanarak anlatmıştır. Bizim amacımız geneli anlatmak yönünde olmalıdır. Yoksa ekstrem örnekler her zaman olacaktır.
Siz de takdir edersiniz ki bilinçlenmek salt bireysel bir olgu değildir. Kollektif bir tarafı var. Arzu ve istek ile alakalı bir meseledir tabii ki ama bunlar genellikle kitleler açısından talep edilir hale getirilmiyor. İddiam tamamen bunun üzerinedir zaten. Süreci ekstrem örneklerden çok geneli açıklayıcı tarzda ele almalıyız ve de yukarıdan baklmalıyız. Bunu yaparkende iktisadi ilişkileri göz önüne alarak yapmalıyız zira kitlelerin sürecin dışında tutulmaları ve bilgiyi talep etmemelerinin ardında bu ilişkiler vardır. Yoksa o bunu bu bunu istiyor der isek perde arkasındakileri görmekten kaçmış oluruz. Yani temelde istek ve arzular değil, kitlelerin sürecin dışında tutulması ve boş zamanlarının kontrolüne yönelik bir tutum vardır. Burada da sorumlu olarak iktisadi ilişkiler, bununla alakalı olarak kartel medya ve post-fordis süreç, yani hızlı tüketimin rolü vardır. İstek ve arzular bunlar tarafından şekillendirilir. Esasında sormamız gereken noktaya geliyoruz ikimiz de ve diyoruz ki acaba o en basit gazete yazıları bile neden talep edilmiyor ve de bundan bu kitleler mi sorumlu? Benim açıklamalarım bu soruya bir cevap teşkil eder.
Son olarak bu zevkli tartışma imkanı için size teşekkür ediyorum. Böylece birbirimizi daha iyi anlama fırsatı doğmakla birlikte bilgilenmiş de oluyoruz. Hem de kendimizi gözden geçirmiş oluyoruz.
08 March 2006
hatipoglu1907
ABD denılen varlık 400 mılyon dolar ayırmıs basın kuruluslarına basta avurpa ve ortadoğu ulkelerı dahıl. Neden mı? Kendısı ıle ısbırlıkcı hukumetlerı gazete mansetlerınden tv programlarından ındırmemek ıcın alınsıze basıt bır ornek TGRT adınadakı tv kanalı her allahın gunu amerkıanın sesı adlı tv kanalından derlegıdı haberlerı verıyo ve TÜRKiyedeki yenı yayına gıren gazeteler tamamen amerıkan reklamları ve iktidarda olan hukumetlerın reklamları. Inanmıyosanız Cumhuryet gazetesı ocak ve subat ayları arsıvlerınden okuya bılırsınız. Vesselam…
30 May 2006
Ali ARIKAN
Uzun uzun yazmayacagım; Medya yalnızca (medya yöneticileri) elde ettigi ekonomik çıkarlar dogrultusunda, herkesin bildiği gibi Ivan Pavlov’un köpegi, yani şartlı refleks yapıyor.
23 July 2006
Uğur Çelebi
” Tansel bey, uzun süredir dilimin ucuna geliyor ama sitenizin başlığı yüzünden “neyse” deyip geri çekiliyorum. Ama neden sadece iktisadi açıdan baktıgınızı merak ediyorum.
Tamam ihtisas alanınız iktisat olabilir ama durumlara tek bir yöne çıkacak şekilde yorumlar getirmek ne kadar mantıklı? ”
İlgiyle izlediğim tartışmanızın en başarılı ve konuyu içinde bitirmiş olan en doğru paragrafları.
Evet kim nereye nereden bakıyor…
Ortada bir sorun olduğunu düşünerek yıllarca medya politikasından nefret ettim. Düşüncelerim daha sonra bir anda diğer kutupta gelişmeye başladı. Gözlemlerime dayanarak daha uzun bir süre bu kutupta kalacağım.
Düşüncelerimin 359 derece değişmesine sebep olan basit bilgi de aynen şuydu ” Türkiye’nin Eğitim Ortalaması İlkokul 4. sınıf ”
Ben de konuya, bana göre herşeyi kapsayan bu açıdan bakmak istiyorum.
Arz talep
11 August 2007
özlem
kim ne derse desin medya toplumu yonlendirir
25 December 2007