• Categories

Nasıl bir Anayasa?

Önümüzdeki süreçte Anayasa’nın çok tartışılacağı ÅŸimdiden belli olmuÅŸtur.

Mevcut anayasamız 1982′de askeri yönetim tarafından yapılmış bir anayasadır. Mevcut Anayasa’nın ıslaha muhtaç bir anayasa olduÄŸu açık ve nettir. Ancak, “Bu anayasa ile olmuyor” diyerek yeni anayasa yapmak ta ülke ve milletin yararına olmayacaktır!

Elbette yeni anayasa yapılabilir. Ancak, önemli olan yeni anayasa yapmak değil, sağlıklı bir anayasa yapabilmektir. Anayasalar eski oldukları için değil, hatalı oldukları için ülke ihtiyaçlarını karşılayamazlar.

Anlatmak istediğim şudur; Yeni anayasa yapmış olmak için, sivil anayasa yapmış olmak için anayasa yapılmamalıdır. Anayasa, daha mükemmel bir anayasal düzen kurgulamak için yapımalıdır.

Daha mükemmel bir anayasa yapabilmek için de, değiştirmeyi, yenilmeyi düşündüğünüz anayasanın hangi nedenlerden dolayı işlemediğini bilmeniz gerekir. Aksi takdirde yaptığınız yeni anayasaya da aynı hataları aktarmak gibi yanlışlar yapma ihtimaliniz kuvvetlidir.

Önce şu hakikatin kabul edilmesi gerekir; Türk milleti bu güne kadar sağlıklı bir cumhuriyet anayasası yapmayı becerememiştir!

Cumhuriyet sistematik bir rejimdir. Bu nedenle cumhuriyet anayasası yapmak sistemden sistematikten anlamayı gerektirmektedir.

Eğer, gelişmiş demokrasi ülkelerine bir göz atacak olursanız, o toplumların mühendistlik ilminde de, teknoloji geliştirmede de ileri seviyelerde olduğunu görürsünüz. Teknoloji ile cumhuriyet arasındaki yegane ortak nokta; ikisinin de sistem bilgisi gerektiriyor olmasıdır. Dünyada teknolojinin gelişmediği, fakat cumhuriyetin sağlıklı işlediği bir ülke yoktur!

Çünkü, sistem kurgulamayı bilmeyen toplumlar cumhuriyet anayasası yapamazlar!

Eğer bu ülkede insanlar biraz sistemden, sistematikten anlamış olsalardı cumhuriyetin bilhassa çok partili rejimin sitematik bir rejim olduğunu anlamış olsalardı. Çok partili rejime geçilirken, ya da geçildikten hemen sonra yeni bir anayasa yaparlardı.

Çok partili rejim bu ülkede sistem bilmezlik, anayasa yapmayı becerememek yüzünden başarılı olamamıştır. Denilebilir ki, elli yıldır ülke çok gelişti, rejim başarılı oldu. Hayır, çok partili rejim ülkede başarı ile tatbik edilememiştir!

Eğer rejim başarılı olmuşsa, 1961 ihtilali, 12 Mart muhtırası ile hükümetin devrilmesi, 80 ihtilalini nasıl izah edeceksin?

Bütün bunlar, rejimin sağlıklı işlememesinin tartışma götürmez delili değil ise nedir?

Yeni ve mükemmel bir anayasa yapabilmek için, çok partili rejim bu ülkede neden başarılı olamadı bunu düşünmek lazım.

Bunu sadece çok partili rejim anayasası yaparken değil, başakanlık sistemi gibi sistemleri düşünürken de bilmek zorundayız! Cevabı aranıp buluınması gereken soru, çok partili rejim bu ülkede neden başarılı olamamıştır sorusudur?

Bu sorunun cevabı da şudur: Çok partili rejim tek partili rejime göre daha ileri bir cumhuriyet uygulamasıdır. Bu rejim tek partili rejimden farklı bir rejim olduğu halde, bu rejimin farkı, çok partili rejime geçilirken fark edilememiştir. Bu gün hala fark edilebilmiş te değildir!

Tek partili rejim sistematik bir anayasa gerektirmez. Buna karşın çok partili rejim sistematik bir anayasa gerektirir. Çok partili rejim eğer iyi sistematik bir anayasa yapabilir iseniz mükemmel bir rejimdir. Bunu yapamazsanız bu rejim, ülke ve millet menfaatine bir rejim değildir!

Bu rejimin, ülke ve millet menfaatine olabilmesi için, Ve ülkenin sorunsuz bir ülke olması için Kuvvetler ayrılığını sistematik olarak saÄŸlayacak bir anayasa yapabilmeniz gerekir. Kuvvetler ayrılığının saÄŸlanması demek, hükümetlerin, iktidar partilerinin egemenliklerinin sınırlandırılmış olması demektir… Bu rejimin saÄŸlıklı iÅŸlemesi ancak bu ÅŸekilde mümkündür…

Ne 61 Anayasası’nda, ne 82 Anaysası’nda kuvvetler ayrılığını saÄŸlıyacak sistematik tedbirler konmamıştır. Bazı kiÅŸler “hükümetlerin kuvvetler ayrılığına riayet etmediklerini” söylerler. Bu cehalettir, saflıktır! Kuvvetler ayrılığı riayetle falan olacak bir ayrılık deÄŸildir. Bunun etikle ahlakla deÄŸil, “sistemle” olabilecek bir ayrılıktır…

Peki kuvvetler ayrılığının sağlanmamış olması, iktidar egemenliğinin sınırsız olması ne gibi sonuçlar yaratmıştır? Anakarda dayısı olanların her türlü kötülüğü yapabilme özgürlüğünün olduğu bir düzen yozluğu ortaya çıkmıştır. İktidar partisinde adamı olanlar, yolsuzluk, hırsızlık, her türlü eşkıyalık haksızlık, adaletsizlik yapabilme lüksüne sahip olmuşlardır.

Yanlış bir düzen kurgusu, devletin görevlilerini kötü niyetili kişler karşısında aciz ve zavallı durumuna düşürmüştür!

Bu ülkedeki düzen yozluÄŸu elliden bu yana süre gelmiÅŸtir… Türkiye’de elliden bu yana yasalar, kurallar bazı insanların sorunu haline gelmiÅŸtir… iktidar partisinde etkili bir milletvekiline bakana arkasını dayayanların kanun, kural sorunları olmamıştır.

Devletin kanunları yasaları uygulamaktan sorumlu görevlileri düzene teslim olmuşlardır! iktidar partilerinin sınırsız bir egemenlik kullanıp, sorumsuz, hsapsız, hovarda bir yöentim icra ediyor olmaları iktidar olma arzusunu körüklemiş, iktidar olmak için her yolun mübah görüldüğü bir siyaset anlayışı gelişmiştir!

Bu aşırı egemen , devletin her alanına müdahale edebilen, her birimine hükmedebilen iktidar biçimi, Ülkenin kamu iktisadi teşekkülerinin iflasına yol açmıştır! oysa bu kurumlar, bu milletin olmayan varlığından alınan vergilerle kurulmuştur.

Siyasi iktidarlar bu kurumları ekonomik ve siyasi rant elde etmek için, aynı zamanda kendilerine yandaş ve destekçi edinebilmek için kullanmışlar, ülke ve toplum menfaatini göz ardı etmişlerdir.

Milletten alınan vergiler bu kurumlara, bu kurumların paralarıda iktidar partisinin yandaşlarına aktarılmıştır. Seçim kaybeden iktidar partisi adayları sırf harcadıkları paraları telafi etsinler, semirip palazlansınlar diye bu kurumlara yönetim kurulu üyesi olarak atanmışlar, hiçbir iş yapmadan maaş almışlardır!

Milletten alınan vergilerle çark dönmeyince, iktidarlar dış borç alarak, aldıkları bu paralarla hovardalıklarını sürdürmüşlerdir. alınan her borç para aslında ülkenin boynuna geçirilen bir “esaret tasmasından” baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir!

Bu gün bağımsızlık nutukları atanlar, ulusalcı geçinenler bağımsızlığın elden gittiğini fark ediyorlarda bağımsızlığın nasıl elden gittiğini fark edemiyorlar!

Bağımsızlık nasıl elden gitti?

Çok partili rejimle ülke idare eder, kuvvetler ayrılığını sağlayacak bir sistematik anayasa yapamaz, iktidarlar sınırsız bir egemenlik kullanacak olurlarsa egemenlik işte öyle elden gider!

EÄŸer, bu ülkede çok partili rejime geçilirken, kuvvetler ayrığını sistematik olarak ayıracak bir anayasa yapılabilmiÅŸ olsa, iktidar partileri sınırsız bir egemenlik kulanıyor olmasalardı. Bu gün Türkiye Dünyada söz sahibi üç beÅŸ ülkeden biri olurdu….

Kuvvetler ayrılığının olmaması, iktidarların sınırsız bir egemenlik kullanıyor olmaları düzen kepazeliğinden başka bir şey değildir. Bu düzen kepazeliği anayasa yapanlarımızın sistem bilmezliğinin sonucudur!

İçinde böyle bir kepazelik barındıran anayasları uygulamaya koymak ülkeyi ve ülke siyasetini bir girdabın içine sokmaktan farsızdır!

Ben bir anayasa profesörü, anayasa hukukçusu değilim. Peki ben bunları nerden biliyor, nerden akıl ediyorum, nerden öğrendim? Bunları okullarda öğrenmek mümkün değildir. Okullarda bunları öğretecek hocamız da yoktur! Ben bunları neyin nasıl olduğunu düşünerek, kafa patlatarak öğrendim! Ben bunları gecenin saat üçünde, beşinde, yedisinde, her dakikasında düşünerek, yazarak çizerek, bunun yanında yirmi yıllık devlet tecrübemle öğrendim.

Ama ne yazık ki, diplomaları çok düşünene kafa yorana vermiyorlar! Diplomasız olana da hiç kimsenin itibar etmediği bu melekette kafa yormanın da, fikir sahibi olmanında anlamı olmuyor!

Sen bu konuda kafa yormuş düşünmüşsün, gel şu fikrinden istifade edelim demiyorlar. Hiçbir şey bilmeden, anlamadan yeni anayasa yapmaya oturanlara ben fikrimi söylemeye niyetlensem beni karşılarına bile oturtmazlar!

Kuvvetler ayrılığının olmadığını, iktidar partilerinin sınırsız bir egemenlik kullandıklarını söyledik durduk. Peki, kuvvetler ayrılığı neden yok?

Bunun birinci nedeni anayasalarımızı yapanların kuvvetlerden habersiz oluşları ve cehalet içerisinde olmalarıdır. Mevcut anayasaya göre kuvvetlerin kimlerden oluştuğu bile belli değildir.

Hükümetlerin yürütme kuvveti olduğu ifade ediliyor. O zaman yasama kuvveti hangi kuvvet oluyor? Yasaları düzenleyen, yasaları oylayan hükümet nasıl oluyor da yürütme kuvveti olarak kabul görüyor.

Hükümet yürütme kuvveti değil ise yürütme kuvveti kimlerden oluşuyor?

Gerçek ve işin doğrusu şudur: Seçilmiş taraf olan siyasilerden yürütme olmaz. Elin Amerikalısı boşuna bakanları siyasetçi olmayan seçilmemişlerden tayin etmiyor!

Bakanlar seçilmiş siyasetçilerden belirlenecek ise, hükümet seçilmiş siyasilerden oluşacaksa o hükümet yürütme organı olarak kabul edilemez. Yanlıştır.

Eğer hükümet seçilmiş siyasilerden oluşacaksa, bu kişler kanunları düzenleyip, oylayacaksa bunlar yasamanın bir parçasıdır. Yürütmenin bunun dışında olması gerekir.

Bu düşünceye göre benim anlayışıma göre yürütme üst düzey bürokrat ve onun altında faaliyet yürüten kişlerden oluşur ve onlar yürütmeyi oluştururlar.

Bunu böyle kabul etmek neyi değiştirir?

Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Ancak, bunu böyle kabul edecek olursanız, yürtmenin nasıl kuvvet olacağını da düşünürsünüz bunu düşününce, onu kuvvet haline getirecek çareler üretmeye başlarsınız.

Düşünelim; hükümet devleti yöneten yasama organı, üst düzey bürokratlar ve altındakiler yürütme organı. Bunlar ayrı kuvvetler olacaklar. Bunların kuvvet olması için ne yapılması gerekir. bunu düşünelim.

Üst düzey bürokratı hükümetler tayin ederlerse, bunları hükümetler diledikleri zaman görevden alabilirlerse bunlar kuvvet olmaz, olsa olsa, bu gün olduğu gibi aciz olurlar! Bunlar aciz olur ise, kuvvetler ayrılı diye bir şey olmaz, bunlar aciz olurlar ise, siyasetin önünde bir engel olmaz sınırsız bi egemenliğin sahibi olup, elli yıldır olduğu gibi devletin kurumlarında at oynatırlar!

Demek ki bunların kuvvet olması için, bu makamlara oturtacağınız kişleri hükümetlerin tayin etmemesi, hükümetlerin bu bürokratı yerinden alamaması gerekiyor.

Bu durumda düşünülmesi gereken konu, bu makamların nasıl doldurulacağı konusudur. Ben düşündüm, çözümü buldum.

Sistematik, adil, katılımcı, paylaşımcı, demokratik bir çözüm…

Demokrasiye inanan hiç kimsenin reddedemeyeceği bir çözüm buldum. Benim bulduğum çözüm anayasal bir reform gerektiren bir çözümdür. Bu konuda anayasa maddesi öneriyorum.

Mecliste gurup sayısına ulaşan partilerin, oylarıyla orantılı temsil olunduğu bir seçmen meclis oluşturulmasını, vu seçmen meclisin üst düzey bürokratları, ulusal kurumların başkanlarını, vilayetlerin valilerini demokratik şekilde belli süreler için seçmesini öneriyorum.

Bunu neden istiyoruz, bundaki amaç nedir?

Rejim bu noktada düğümleniyor, kilitleniyor. Bu düğümlenmeyi, kilitlenmeyi önlemek için bunu öneriyoruz.

Bu neyi getirir?

1- Güçlü üst düzey bürokratlar.

2- Başarılı olmaya mahkum bürokratlar.

3- Yetkisine sahip olabilen, sorumluluk sahibi bürokratlar.

4- Bu sistemle, Kuvvetler ayrılığı sağlanmış olacak. Siyasetin egemenliği sınırlandırılmış olacaktır.

Bunların sağlanmış olması iktidar partilerinin devletten rant elde etmesini önleyecek, bu da aşırı iktidar olma arzusunu önleyecektir. İktidar partileri rant elde edemediği için iktidar koltuları yapışkan olmayacaktır!

5- Bu sistem, iktidarları kısmen muhalefetleştirecek, muhalefetleri kısmen iktidarlaştıracaktır. iktidar partisi ile muhalefet partisi arasındaki fark azalıp, makul düzeye inince, iktidar muhalefet kavgaları ortadan kalkacaktır.

Bu sistemin bürokratı, başarılı olmak zorunda olduğundan, alt kadrolarını oluştururken alt kadrolarını başarılı kişlerden oluşturacaklar, siyasi torpille şef müdür olma devri kapanacak, makam koltukları hak edenlere, başarılı çalışkan insanlara verilecektir. Sistem bunu yaratacaktır. Çünkü genel müdürün tekrar seçilebilmesi başarılı olmasına bağlıdır.

Bu sistemde bürokrasi yani devlet hızlı ve düzgün çalışacak, bu insanların iÅŸlerinin hızlı görülmesini saÄŸlayacak, Bir anlamda özel sektör faliyeti kamudada görülecek, sistemimin iÅŸlemesine baÄŸlı bu olumlu geliÅŸmeler, farklı bir devletin oluÅŸumunu saÄŸlayacak. Bu farklı devlette “farklı bir Türkiye” ortaya çıkaracaktır…

Önermekte olduğum çözüm iki temel sorunu çözüme kavuşturacaktır.

Çözüme kavuÅŸacak sorunların biri “rejim sorunu“, diÄŸeri “devlet sorunu“dur.

Bu basit ama sistematik çözüm hem rejim sorununu hem de devlet sorununu ortadan kaldıracaktır.

Ülkemiz sorunlar yumağı haline gelmiş bir ülkedir. Bu sorunların anası ülkedeki devlet sorunudur! Bizim devletimiz sorun çözen değil, sorun üreten devlet durumundadır. Devletimizin sorun çözme kabiliyeti yoktur.

Ülkemizde insanlar devlet sorununu fark etmemekte, devlet sorunundan kaynaklanan sorunlarla mücadele etmektedir! Bunun bir anlamı da olmamakta, siz bir sorunu çözmeye çalışırken devlet sorunların üçünü beşini üretmektedir!

Diyebiliriz ki, “Rejim sorunu sorunların babası, devlet sorunu sorunların anası durumundadır.

Biz önerdiğimiz sistemle hem rejim sorununu, aynı zamanda devlet sorununu aynı sistemle çözmüş oluyoruz.

Size sıcak, dumanı üzerinde bir örnek vereğim. 2007 Cumhurbaşkanlığı krizini ele alalım. Bu kriz neden doğdu?

Bu kriz, rejimin hatalı olmasından doğdu. Önce cumhurbaşkanı ile hükümet arasında atama krizi doğdu. Hükümet bu krizi düşünerek kriz yaşamayacağı bir cumhurbaşkanı seçmek istedi, bu da başka sorun yaratacağı için gerilim oluştu ve kriz patladı!

ÖnerdiÄŸim sistemde bu krizlerin doÄŸma tehlikesi yoktur. Çünkü önerdiÄŸimiz sistemde üst düzey bürokratları hükümet tayin etmiyor. Bu sistemde üst düzey bürokratları mecliste gurup sayısına ulaÅŸmış bütün partilerden oluÅŸan “seçici meclis” seçiyor.

Tabii ki bunun teferruatı var fakat burada teferruata girmeye gerek görmüyorum.

Türkiyede insanlar küçük sorunları görebiliyorlar. Büyük sorunları göremiyor, algılayamıyorlar.

Deniliyor ki, şu partinin iktidar olması rejim için tehlikedir.

Doğrudur. Eğer hükümetler kötü niyet taşıyorlar ise, kötü niyetlerini gerçekleştirebilmeleri için her türlü olanakları bulunmaktadır. Çünkü sen hükümetlere tayin etme yetkisi vererek, dileyenin ülkeye her türlü kötülük yapabileceği bir kötü düzen kurmuşsun.

Atanacak bürokratların cumhurbaşkanı onayından geçmesi, bu sorunu ortadan kaldıracak bir çözüm değildir. Eğer sorunu bu şekilde çözmeye, rejimi bu şekilde muhafaza etmeye kalkarsan, bu seferde cumhurbaşkanlığı krizi doğar.

Oysa bizim önerdiğimiz sistemde böyle krizlerin doğma ihtimali yoktur. Çünkü bu çözümün sahibi olarak ben meseleyi daha önceden, çözmüş oluyorum. Bu sistemde devletin kurumları mecliste oluşan irade tarafından yapılandırılmış olduğundan, hükümetler kötü niyetlerine hiçbir şekilde ulaşamazlar. Çünkü seçilmiş güçlü bürokratlar seçilmiş olmaları nedeni ile hükümetlere karşı dayanma direnme gücüne sahip olacaklardır.

Bu İktidar partilerinin devlet kurumlarında at oynatmalarını, yolsuzluk, hırsızlık, torpil, rüşvet gibi şeylere alet olmalarını önleyecektir. Takdir edersiniz ki bunlar meclisin gündemini oluşturmaktadır. Bunlar ortadan kalkınca meclis ortamı çok daha huzurlu, çok daha temiz hale gelecektir.

Önerilen sistem bunu sağlayacaktır. Şimdi bu öneriyi okuyanları bir defa daha düşünmeye davet ediyorum. Bu ülkede yeni anayasa yapmayı düşünenlerin bu kadar net, bu kadar somut çözümleri var mıdır?

Farklı bir Türkiye’nin sahibi olabilmeniz temennisi ile saygılarımla.

1 Yorum — “Nasıl bir Anayasa?”

Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.