» NEREDEYİM?

Hayatımızı ilgilendiren her konu ile ilgili fikirlerin ve görüşlerin paylaşıldığı bir ortamdasınız.

Yapmaya çalıştığımız şey; bahse değer konular hakkında daha fazla kişinin düşünmesini ve kendi görüşünü oluşturmasına katkıda bulunmak.



» TAKİP ETMEK İÇİN

Anafikir.com’da üretilen içerikleri daha kolay takip edebilmeniz için size çeşitli araçlar sunduk.

Bu seçeneklere ulaşmak için tıklayın.



» SEÇME AKILLAR

"Attention is the limited resource on the internet - not disk capacity, processor speed or bandwidth."— Mills Davis



» FAYDALI KAYNAKLAR

Düşüncelerinizi besleyebileceğiniz çeşitli siteler seçtik. Buradakilerden farklı bakış açılarıyla olaylara bakanların düşündükleri de gözatmaya değer.


Örnek almak mı, özentilik mi?

Küçükten alıştık biz yukarı bakmaya. Belki baba, belki anne, abla, abi, dayı, hala…

Özgün olmak elimizde değildi sanki. Etrafımızda uçuşan seçenekler arasından seçimler yaparak oluşturuyorduk kendimizi. Gözümüze kestirdiğimiz huyları zıplayarak kapıyorduk havadan, oyun oynar gibi.

Ruhu dokumanın başka bir yolu var mıdır ki o yaşlarda? Olsa bile, çocukluğun verdiği havailik bize o farklı yolu aramaya izin verir mi ki? Ya da çocuk, ruhunu dokumanın ağır sorumluluğunun farkında olmalı mıdır? Hayatını şekillendirecek olan başrol oyuncusuna direktifler vermeye başladığından haberdar olmalı mıdır?

Bu soruları cevaplamaya kalkmak bile huzursuz ediyor insanı. Bu kadar zor olmamalı yaşamak.

Evet bu kadar zor olmamalı ama öyle belirsiz, öyle karmaşık ki her şey. Kim diyebilir “Ben karşıma çıkacak tüm parametreleri biliyorum”. Nasıl emin olabilirsiniz ki yaptığınız seçimlerin sizi istediğiniz yere götüreceğinden. Kelebek etkisi yaptığınız kusursuz planı etkilediğinde, “ama”dan başka bir kelime ağzınızdan çıkmadığında ne yapabilirsiniz? Geleceği hakkında en ufak bir hazırlık yapmamış birinin sizin ulaşmayı düşlediğiniz ve çabaladığınız hedefinizi şıppadanak yakaladığında ne hissedersiniz?

Bu ve benzeri nedenlerle hafifletiyoruz yaşamımızı çoğu zaman. Bu kadar ağırlıkla ve yoğunlukla başa çıkabilmek bizim harcımız değil deyip, “Cehalet erdemdir” sözünün varlığından haberdar olmamamıza rağmen “cahil” kalmayı tercih ediyoruz. Yapmayı değil yapmamayı başarıyoruz(?). Başarı için öngörülen zorlu ve engebeli yolu değil düz olanı seçiyoruz.

Bu yüzdendir ki, daha önceden keşfedilmiş Amerika’yı kendimize rota çizeriz. Dünyanın başka bir yerinde, keşfedilmemiş bir kıta, ayak basılmamış bir düşünce, uygulanmamış orjinal bir aktivite olmadığından o kadar eminiz ki. Peki tüm dünyayı dolaştık, görmediğimiz, tatmadığımız şey kalmadı mı? Hayır. Belki de doğduğumuz yerden bile ayrılmadık. Ama biliyoruz işte. Amerikan patent enstitusü başkanı “Artık keşfedilebilecek her şey keşfedilmiştir” derken ne kadar eminse biz de onun kadar eminiz aslında. Bu başkana, bu sözünden dolayı katıla katıla gülüyoruz ama bizim de ondan farkımız yok. Önyargılarla yaşadığımız o kadar açık ki.

Yok “yeni” bir şey. Ya da olsa bile o “yeni”liği bizim türümüzün dışında olan ucube biri bulur, biz de daha sonra bakar, işimize gelirse adapte oluruz.

Takip ettiğimiz medya canlılarına özenip, medyanın bir parçası olmak, yani ünlü olmak yegane amaç gibi. Önümüze sunulan örnekler bile o kadar kısır ki, hepsi aynı kapıya çıkıyor; “Zengin ol”. Yüzde yüz manevi ruhumuzu yüzde yüz maddi bir şey için kullanıyoruz. Başka bir kullanım şekli olmalı. Yok. O kullanım şeklini de bulamayız ki. Kimse elimize kullanım klavuzu vermedi. Kendimiz kurcalayıp bozmak istemeyiz. Başkaları nasıl kullanıyorsa biz de öyle kullanmaya devam edelim en iyisi.

Çocuk değiliz artık. O kadar havai değiliz. Farklı olanı bulmak için çaba harcayabileceğimiz bir bünyeyi kullanıyoruz. Örnek alırsınız ya da özenip aynısı olmaya çabalarsınız. Bilemiyorum. Ama “fark” için yatağında dört dönen, sancılı uyku nöbetleri ile yetinenlerden fazlasıyla uzakta, mışıl mışıl uyuyor olacaksınız. Ne güzel.

Yatağımın baş ucundan ayırmadığım bir üçlü var. Aklıma gelenler kaçıp gitmesin diye hazır tutuyorum onları. Kalem, 7×12 (cm) mavi, lastikli bir not defteri ve herhangi bir tuşuna bastığımda ortalığı aydınlatsın diye üçlüye dahil ettiğim cep telefonu. Bu üçlüye destek olan, uyuyana kadar beynimin kıvrımlarını rahat bırakmayan, düşünmeye güdüleyen, TRT-FM‘in gece olunca, gün içinde yayınlanmış açık oturum tarzındaki, bilgilendirici, öğretici programların tekrarları. Aslında ne dinlediğimin bir önermi yok. Önemli olan beynimi açık tutabilmem. Bu süre içerisinde gün içindeki aktivitesinde olduğundan daha fazla ter döküyor. Kulaklığımda bu “küçük insan”lar konuşurken not almaya değer fikirler çıkarmaya çalışıyorum. Başlarda bu “çabalama” çerçevesinin içinde kalıyordu fakat daha sonra otomatik vitese geçti sanırım. Şu şıralar 12 civarlarında yatağa giriyor ve ortalama 03′e kadar bu bahsi geçen “aktivite”yi gerçekleştiriyorum. 2 hafta önce 14. defterim bitti.

Eski defterlere şöyle bir göz attığımda gerçekleştirilebilecek birçok fikir birikmiş. Çoğunu da gerçekleştirmişim. Demek ki işe yarıyor bu defterler.

Ben bu aktiviteyi kendim oluşturmadım. Zekasını kanıtlamış tarihi kişiliklerin gündelik yaşamlarını araştırarak, “Benzer benzeri tedavi eder” mantığı ile parçaları bir araya getirdim. Yani kendi ürünüm sayılmaz.

Peki örnek almak mı yoksa özentilik mi benimki?

İkisi de değil!” diye cevap vermek istiyorum bu soruya. Farkı yakalamaya, yaratıcı olmaya çalışıyorum. Önüme sunulan seçeneklerin dışında da bir çözüm yolu olabileceğini ruhuma kazımak istiyorum.

Not: Moleschino.org‘da yayınlanmış bir yazıdır.




Yorum yap, fikrini paylaş

Ana Sayfa  | Hakkımızda  | Takip Seçenekleri  | Reklam  | İletişim 

© 2007 Anafikir.comSelim Yörük
Sitede bulunan materyallerin tüm sorumlulukları yazarlarına aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.