Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
26 Temmuz 2010
İnsanlık tarihi boyunca, cevabı en çok aranılan sorulardan biri sanırım “Hayatın anlamı nedir?” olmuÅŸtur.
Doğum ve ölüm arasında geçen zaman dilimini nasıl harcadığımız hayatımızın kendisi. Biliriz ki bu zamanın bir başlangıcı ve bitişi vardır, kısacası sınırlıdır.
Sınırlı olan, tükenen bir ÅŸeye bakarken hüzünleniriz. En sevdiÄŸiniz tatlının tabakta kalmış son kaşığı, bitmeye yüz tutan bir iliÅŸkinin son demleri, tatilin son günü kumsaldan caddeye atılan ilk adım ve mezuniyet töreni sonrası dağılmakta olan kalabalık, arkadaÅŸlarınız…
Her biri biter ve içimizi bir kırıklık sarar. Hayatımız da böyledir aslında. Biter. Hiç durmaksızın biter. Her yeni uyandığımız gün, öleceğimiz güne bir adım daha yaklaşmış olduğumuzun kanıtıdır. Bazı günlerin sabahlarında, yatağa oturmuş çorabımızı giyerken öylece halıdaki desenlere takılı kalmamız bundandır.
Hep bu yüzden sorarız kendimize “Hayatımın anlamı ne? Neden buradayım. Ne yapıyorum“. En karmaşığı da; “Ne yapmalıyım?“.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
saildes
— Tarih:
25 Temmuz 2010
Az önce bıraktım. Uzanarak okuyordum. Bir süre göğsümde tutuverdim bu kitabı; Masumiyet Müzesi.
İçime iÅŸlemiÅŸliÄŸi hissettim. Orhan Pamuk yine harikaydı. Sıkmadı, bozmadı, yormadı da. “AÅŸk“ı yeniden yazdı. Yeniden okudum aÅŸkı.
Benim gibi seviyor Orhan Bey. Benim hissettiklerimi hissediyor. Onda kendimden bir ÅŸeyler deÄŸil adeta kendimi buluyorum.
Bazen ”Evet, aynen ben de hissettim bunu” diyorum. Bazen “Bir sen, bir ben kaldık dünyada böyle hisseden” diyorum Orhan Bey’e.
Kemal Bey ben oluyorum, Füsun o. Ben de diyorum; “8-9 sene gider gider gelirdim o eve“. O sofrada ben de akÅŸamları televizyon izlerken yemek yiyebilirdim. Ben de aşırırdım bazen bir toka, bazen çorap, bazen tuzluk, çatal, gazoz ÅŸiÅŸesi, onun kapağı…
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
12 Nisan 2010
Üniversite döneminde final dönemi sonrasında huzurlu bir rehavet düşerdi üzerimize.
Dönem boyunca o dersten bu derse koşup, ara sınavdı, ödevdi, teslimdi derken bitap düşerdik. Finaller de maalesef ki, hep bu yorgunluğun üzerine tuz biber olurcasına uykusuz, bol kahveli gecelerin sabahlarına kadar ders çalışmak ile gelir geçerdi.
Geçip giden finaller savaştan çıkmışa çevirirdi bizi. Rahatlamak, dinlenmek, eğlenmek artık hakkımız olurdu. Yani bizce : )
İşte bu dönemlerde tüm arkadaÅŸ grubu, ilginç aktivitelerin peÅŸine düşerdik. Ama çoÄŸu zaman, İstiklal’e gidip, saatlerce bir aÅŸağı bir yukarı yürümekten daha ileri gidemezdik.
Nasıl eÄŸlenilir, ilginç nedir, çok da tecrübeli olduÄŸumuz noktalar deÄŸildi kısacası. Yıllar süren monotonluÄŸun bizi atıl bıraktığını anlardık tam da “Delicesine eÄŸleniriz artık” dediÄŸimiz bu zamanlarda.
O dönemlerden aklımda kalan ve ilginç sayılabilecek bir şey geldi aklıma demin; Zaga.
Åžimdilerin Disko Kralı sanırım; Bilirsiniz iÅŸte, Okan Bayülgen’in sunduÄŸu ÅŸu laylay lomlom program.
» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
24 Mart 2010
Final sezonunun 6. bölümü “Ab Aeterno” ile Lost’un ÅŸifreleri çözülmeye baÅŸladı.
19. yüzyılda kaybolan bir gemi ile başladı bu son bölüm ve harika bir özet ile, daha önce açık bıraktıkları tüm soruların yanıtlarını bulabileceğimiz bir zemini önümüze sundular.
Daha önce de birçok kereler benzer çıkarımları yapabileceğimiz ipuçlarını vermişlerdi. Ama o denli çok parametre vardı ki, içinden birçok farklı, olası hikaye çıkıyordu. Ama bu son bölümüyle ana hatları tamamiyle ortaya çıktı.
İzlemeyenler için hiç vakit kaybetmeden altta çizeceğim çerçevenin ciddi keyif-kaçıran (spoiler) içerebileceğini söyleyerek devam etmek istiyorum : )

» Yazının Devamı
* * *
Yazan:
Selim Yörük
— Tarih:
23 Åžubat 2010
Din, asırlardır varlığı ve gerekliliği tartışılagelmiş bir olgu. Günümüzde bu konudaki kutuplaşmaların birçoğu bilim ve tanrı arasında gidip geliyor.
Bilimsel bakış açısına sahip olanlar çoğu zaman dinin gerekliliğini sorgularken, herhangi bir dine mensup kişiler de, bu derece kompleks sistemlere sahip evrenin bir yaratıcı olmadan, yoktan varoluvermesi fikrini anlamsız bulurlar.
Din, her toplumda çeşitli şekillere bürünerek karşımıza çıkar. Bazen tek tanrılıdır, bazen çok. Bazen tanrı olarak adlandırılan yüce güç, günlük yaşantımızda dokunduğumuz bir varlık bile olabilir. Çoğu zaman ise doğanın gözle görülen güçlerinden anlam bulmuştur (Bkz: Güneş).
Aslında din, en temelinde “inanç” denen olguyu barındırır. Bir “kabullenme” olarak çıkar çoÄŸu zaman karşımıza. Üstün bir gücün varolduÄŸuna inanmakla baÅŸlar. YaÅŸanan ve yaÅŸanacak her türlü deneyimin bir güç tarafından kontrol edildiÄŸi düşüncesi ile geliÅŸir.
Kısacası; İnsanoÄŸlunun piÅŸmanlık duygusu ve umutları olmasaydı, bugün “din” dediÄŸimiz olgunun varlığından söz edemiyor olurduk.
» Yazının Devamı
* * *