17. Yüzyılda Avrupalı denizciler, yeni yeni keşfettikleri Güney Doğu Asya’yı ve onun zenginliklerine aşık olmuşlardı.

Oradan gelen egzotik yiyecekler kapış kapış gidiyordu. Özellikle yerlilerin “kê-tsiap” dedikleri sos inanılmaz talep görmeye başlamıştı.

Britanyalı istilacılar, ellerindeki son “kê-tsiap”ı sattıktan sonra kara kara düşünürken, Asya’ya gitmeye gerek olmadan sosu satabilecekleri bir yol buldular; bu leziz sosun aynısını deneye yanıla kendileri yapacaklardı.

Bu sosun içinde ne var hiçbir fikirleri yoktu. Ama ne kadar zor olabilirdi ki. Aynı tada yaklaşabilmek için bir sürü şey denediler. En sonunda bol domates ve çeşitli baharatlarla başardılar.

Şimdi o karışım, İngiltere’de 100 buzdolabının 97’sinde var; Ketçapın doğuş hikayesi işte böyleydi.

Başka kültürlerde, uzak diyarlarda üretilenler her zaman çok çekici olmuştur. Yiyecek, içecek, kıyafet vb şeyler kopyalandığı gibi, iş yapış şekilleri de kopyalanır çoğu zaman. Ticaret bu şekilde yayılır ve pazarlama taktikleri böyle akıldan akıla geçer.

Amerika kıtasının da en çok kopyalanmaya çalışılan iş konseptlerinden birisi de “Start-up”tır. Türkiye’de de birçok küçük işletme kendine start-up demekten hoşlanıyor.

Keşke bu terimi kullanan Türk işletmeler, terimin içini doldurabilseler. İş yapış şekilleri de aynen bir start-up gibi olsa ama malesef bu yapılan aynen “toplantı daveti yollama” kalıbı yerine, Tarzanca karşılığı “meeting request send eder misin”i kullanma özentiliğini tercih etmekten başka bir şey değil.

Start-up nedir, nasıl bir ihtiyaçtan doğmuştur, bilmeden kendine start-up diyenlere birkaç açıklamada bulunalım.

Sanılanın aksine Start-up “yeni kurulmuş genç ve dinamik teknoloji odaklı şirket” demek değildir. Peki nedir?

  • Start-up bir yatırım aracıdır. Bu ihtiyacı karşılamak için doğmuştur.
  • Amerika’da paradan para kazanma bizim ezbere bildiğimiz şekilde “faiz” üzerine kurulu değildir.
  • Orada faiz oranları %1’ler seviyesindedir. Yani o insanlar buradaki gibi birikimlerini faize koyup, faizi aylık maaş alır gibi alıp, çatır çatır yemesini bilmezler.
  • Onlar için ev almak da bizdeki gibi 10 yılda 2-3’e katlayan bir yatırım değildir.
  • O yüzden 10 yılda 2-3’e katlayacak farklı yatırım enstrumanlarına ihtiyaçları vardır. Start-up ve değerleme kavramları bu nedenle doğmuştur.
  • Amerika’nın zenginleri paralarının bir kısmıyla riskli yatırım araçlarını tercih ederler. Ki, piyango vurmuş gibi olsun ve 3’e, 5’e hatta 10’a katlasın. İşte bunu gerçekleştirmek için vardır start-up’lar. Daha doğrusu, start-up’lar getirisi yüksek riskli yatırım yapmak isteyen zenginler sayesinde vardır.

Bu anlattıklarımdan sonra Türkiye’de start-up olamayacağını siz de farketmişsinizdir. Bizim zenginlerimiz paralarını hiç de riskli olmayan bir şekilde faizden ve evden arsadan kazanıyorken, kimse kalkıp da burda start-up yatırımcısı olmaz.

E yok mu var ama Türkiye’de bir sürü start-up yatırımcısı” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız var tabi. Ama bana sorarsanız onların Türkiye şartlarında varlığı gerçekten bir mucize. Macerayı seven arkadaşlar belli ki. Onlara iyi bakmalıyız, küstürmemeliyiz. E tabi bir de, yüzde kaçının 10 kat değerlemeli “exit”i var onu da sormak lazım.

Silikon Vadisi’nde start-up’lar tam da bu amaç (10 kat daha fazla kazanç elde etme) için kuruluyorlar ve bu amaca uygun yönetiliyorlar. İş kültürleri tümüyle buna yönelik, çalışma saatleri neredeyse 24 saat, süreçleri belirli, işlerin hepsi sonraki çalışanlar için dökümante ediliyor, onlarca farklı uzmanlık alanı olan çalışanlar, tamamen yatay organizasyonlarda, “amir”, “müdür” bilmeden çalışıyorlar… Daha neler neler sayabiliriz.

Diğer taraftan yatırımcılar da zaten 10 milyondan az potansiyel müşterisi olan fikirlere dönüp bakmıyorlar bile. Çünkü küçük fikirlerle zaman kaybetmek istemiyor. Riskli de olsa parasını 10 katına çıkarabileceği, Twitter ya da Netflix gibi yıllardır kar etmeyen ama geleceği inanılmaz parlak, 100 milyonların seve seve kullandığı işlere yatırım yapıyorlar.

Tüm bunların yan etkisi olarak da bugün gördüğümüz inovasyon, üretkenlik ve yaratıcılık kültürü doğuyor.

Biz bildiğin esnaf işi şirket yönetiyoruz. Sonra kartvizite “start-up founder” yazıyoruz. Hayatımız gösteriş. Ve zaten o yüzden ayın sonunu zor getiriyorken 9 taksitle en yeni model iPhone’u masaya koyarız. Buyuz biz. Kültür kodlarımız böyle yazılmış.

Arkadaşlar, en iyi ihtimalle %20-%30 bandında inip, çıkan ebitda* ile iş yapacaksınız. “10 yıl içinde değerlemenizi 10’a katlayın” demeyi hayal edecek birileri de olmayacak. O yüzden gelin, yol yakınken biz kendimize küçük işletme diyelim.

Start-up’a benzemek istiyorum diyen arkadaşlar için de Rota’nın devamını okumalarını öneriyorum.

Bu arada, unutmadan; orijinal kepçap (kê-tsiap) sosunun domatesle uzaktan yakından bir alakası yok. Mayalanmış balıktan oluşuyor. Yani kopyalamak da öyle kolay bir şey değil. İçeriğini bilmeden Start-up taklidi yapmanın manası yok.


* FAVÖK (Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kar)
Kategoriler: