Savaş ve barış
Savaşmak hayatın doğası hatta ta kendisi bence. Peki bu barış dedikleri şey nedir yahu? Bunu gerçekten anlayamıyorum. Herkesin dilindeki bu barış kelimesi neyi simgeliyor?
Bana kalırsa herkes için farklı anlamlara sahip bu kelime. Kimileri için barış, kendisinin kaybettiği anlarda aldığı mola. Mola süresi bitince yani tekrar güç ve zeka kapasitesi arttığında savaşmaya devam ediyor.
Bir başkası içinse hayat savaşı verirken yanındaki arkadaşı, yoldaşı düşerse yerden kaldırmasıdır barış.
Bir grup insansa barışı rahat yaşamını devam ettirirken ona rahatsızlık verenleri engellemek için yapılan uğraşılar olarak tanımlıyor. Bir başka grupsa, ezildiği fikri ile ezmek için organize olma haline yani savaşmaya barış diyor ki bu çok enteresan gelir bana.
Hayatın eğer zıtlıklar üzerine kurulu olduğuna inanıyorsanız ve doğanın hiçbir zaman boşluk kabul etmediği ve hemen doldurduğunu kabul edip idrak etmişseniz, barış kelimesinin ifade ettiği hadiselerin her an değiştiğini ve her an yeni anlamlar aldığını görürsünüz.
Her gün savaşacak yeni bir neden ve bu nedeni tamir edecek yeni güçler, kişiler devreye girecektir. İşte hayat bunun üzerinde ilerliyor. Peki siz bu sahnenin hangi tarafındasınız hiç düşündünüz mü?
Bu toplum savaÅŸmak konusunda bilgilendirildiÄŸi ölçüde, barış hali hakkında bir bilgi edinebiliyor mu? Yani ölmek-öldürmek, kazanmak-kaybetmek, almak-alamamak, yemek-yiyememek, sevmek-sevmemek… ÅŸeklinde binlerce zıtlığın içinde bu insanlar yapacakları seçimleri hangi ölçütlerle karara baÄŸlamalılar ÅŸeklinde bir soru sorulsa ne cevap verebiliriz.
Bizler toplumumuz şu temel kurallara uyar diyebilir miyiz? Bir Türk kesinlikle şu işi yapmamalı diye bir kural koymamız bir şey değiştirmez. Bunu uygulayacak kaç Türk var ve arttırmak için ne yapabiliriz sorularını hiç düşünüyor muyuz?
Sadece dini öğretinin tek başına bir başarı yakalayamadığı günümüzce malumumuz: Ülkenin %98’i müslüman bir ülkede dinin emrettiği ahlak kuralların uygulanma oranı %2 dir. Bu durumun sonlandırılması için sabahta akşama vaaz versen ne değişecek.
Dinsel öğretinin başarıya ulaşabilmesi için o insanlar ilk başta bir barış hali görmüş ve bu durumun devamını istiyor olmalılar. Bu insanlar köy-kasaba hayatını şehre taşıyarak mutlu olamazlar ki zaten de olamıyorlar.
“Selam komÅŸu, ben geldim” deyip terlik çıkartarak girdiÄŸi evler yok artık. YoÄŸun göç dalgaları ile İstanbul kalesinin yıkılması uzun zaman aldı ve konu sonuca ulaÅŸtı yaklaşık 50 sene önce. DiÄŸer medeniyet yataklarıda aynı sonla yavaÅŸ yavaÅŸ karşılaÅŸtılar.
Peki şimdi ne olacak? Bu insanlar savaştan fırsat bulup mutluluk anları ve barış zamanlarını nasıl geçirecekler, ne tip uğraşılarda bulunacaklar. Bu sorulara cevabımız var mı? Daha açık ifade ile sosyal hayat nasıl şekillenecek veye şekillenmesi nasıl olmalı bu konuda bir tartışma ortamı var mı?
Televizyonlardaki rezillikler bizim eğlenmeyi ve dinlenmeyi bilmediğimizi gösteriyor. Bu soğutması olmayan motor sahibi olmak gibi bir şey. Herkes birbirinden korkar halde çünkü toplum soğutulamıyor.
Aile içi ilişkiler, aileler arası ilişkiler oldukça bozulmuş durumda. İkili ilişki hiç kurulamadığı gibi, grup oluşumlarıda oldukça azalmış durumda. Bu yalnızlaşmış insanların yapacaklarını düşünmeye gerek yok bence.
Sadece New York‘u izlemek yeter. Bu nedenle bu konuların ciddi ciddi tartışılıp yeni soÄŸutma mekanizmaları neler olmalı bunları düşünmeliyiz.
Eğlence parkları kurmalı, büyük nefes alınabilir ormanlık alanlar yaratmalı, havayı temiz tutmaya çalışmalı, hobi dernekleri kurulmalı, ailelerin gece eğlenebileceği yerler açılmalı. Bu yerler alkol alınan veya alınmayan diye ayrılmalı ve ücretler düşük olmalı. Bunun için şehirde özel alanlar oluşturulmalı.
05 November 2007 | İlgili Olduğu Konular »

Bigalıoğlu
Başlık ve içerik biraz çelişkili gibi geldi bana. Ancak itiraf etmeliyim aynı konuyu ben de işleyecektim. Zihinsel parelellik gibi bir şey sanırım bu.
Barış: Savaş için verilen mola.
Bunun nedenlerini irdelemek gerekir diye dusunuyorum. Buyuk oranda toplumsal psikoloji ile alakalı bir konu. Yuzyıllar boyu toplumlar savaÅŸsız yapamadıgına göre…
05 November 2007
Uğur Çelebi
Siyah - Beyaz ile, Yüksek - Alçak ile, İyi - Kötü ile anılılır olsa da Savaş - Barış ile anılması yanlış bilinen ve kullanılan bir terimdir.
Savaşın karşıtı yoktur. Savaşın karşıtı olsa olsa Sevgi olabilir. “Barış” ise belirttiÄŸiniz gibi savaÅŸ için dinlenme arası olabilir olsa olsa.
Bu tarz anlamların bir çok sürümleri mevcuttur. Bunlar da içinde bulunduğumuz yaşamın aynası, bu yaşamı oluşturan ve herhangi bir temeli olmayan düşünceler ve yorumlar tarafından üretilmektedir.
Hastalıklı olan bu fikirler özgürlük, medeniyet, modernizm vs. gibi güzel ve süslü kelimelerin altında masum gösterilmektedir ve buna da hayat denmektedir.
Bu hastalığın en çok görüldüğü yer Amerika dır. Bu yüzden buralarda Homosexüller, Bisexüeller ve lezbiyenler “modern arkadaÅŸlık” adı altında yaÅŸanmakta, ensest neredeyse sapıklık baÅŸlığından sıyrılmakta, herkes herkesi öldürebilmekte ve bu hayatın devam edebilmesi için ulusal çıkar savaÅŸları “normal” karşılanmaktadır. Ve bu ülkenin adı “Özgürlük” ile birlikte anılmaktadır.
DiÄŸerlerine göre kendini akıllı sanan bazı insanların, ” Sabah 9 akÅŸam 5 ” ÅŸeklinde bir sistem üreterek insanların beÄŸenisine sunmuÅŸ, belirli günlerde onlara “para” adında bir kağıt vererek mutlu olduklarına inandırmıştır. Bazıları bu “para” dan daha fazla kazanabilmek ve “mutlu” olabilmek için hayvanlardan daha aÅŸÅŸağılık hareketlere baÅŸvurarak kiÅŸisel savaÅŸlarına baÅŸlatılmıştır… Bazıları silahlı savaÅŸa da teÅŸvik edilmekte bunlara da “çete” denmektedir.
Böyle bir sistem içinde savaÅŸ gayet normaldir. Bazı insanlar ölecek ve yok olacak, bazı insanlar da kazandıkları yeni enerjileriyle 8 silindirli araçlar kullanarak “mutlu” olacaklardır.
Bu tiyatro, dışardan bakıldığında oldukça ilginç ve komik sahnelere gebedir.
Sistemin içinde ne yaptığını bilmeden dolaşan bazı tipler ve gruplar, barışı ve sevgiyi isteyerek şuursuz aksiyonlar sergileyecek, ertesi gün sabah 9 da yine bu sisteme dahil olarak piyonluk görevlerine yine devam edecektir.
Dayanğı olmayan bu hastalıklı sistemde savaşları, kötülüğü, yalakalığı, yalancılığığı, tecavüzleri, sokakta kıvaranan birine yardım etmeyen insanları kötülemek oldukça yanlış bir mantıktır.
Çünkü onlar mutlu olmak istemekte, belaya bulaşmak istememektedir.
Her ne kadar insanlara itici geldiğini düşündüğüm için başvurmayı istemesemde bu konu Kur-an da yine çok basit bir şekilde açıklanmıştır.
İhtiyacı olanlara sevmediğiniz ve kullanmadığınız şeyleri değil, aksine en sevdiğiniz ve en beğendiğiniz şeyleri verin..
Hadi bakalım…
Åžimdi yiyosa verin bakalım kıçınızdaki Armani pantolonu hiç tanımadığınız ve görmediÄŸiniz birine…
Onu mutlu edin. Nefsinizi kırın. Dolayısıyla da savaşı bitirin.
Ya da hiç bir zaman ÅŸikayet etmeyin…
Not: Bazı konular kişiliğim gereği marjinal ve minimal örneklerle tasfir edilmiştir. İyi niyetliyseniz oranları siz kendinize göre belirleyin. kötü niyetliyseniz düşünmenize de gerek yoktur zaten.
Saygılar…
07 November 2007
www.eylos.com
En güzeli sevgi saygı ve barış. Galiba günümüzde bunlardan kalmadı mı acaba!…
09 November 2007
Fatma Canlı
İnsanların tükenmez ihtyaçları ve bir türlü doyurulamaz nefisleri olmasa muhakkak ki dünya da olmazdı.Ama bu doyurulmazlığa karşı bazı kurallar ve çerçeveler konulmuÅŸ ki insanlar bu isteklerini elde etmek için “özgürlük” kisvesinde birbirine zarar vermesin.Ama artık ne bu çerçeveler, ayıplar, günahlar var, ne de toplumsal normlar.Özgür olmak uzun zamandır her istediÄŸiniz serbestçe yapmak mealinde tercüme diliyor.Bu da elbette insanları savaÅŸa itiyor.Tabi savaşı her konuda ele alıyorsak.Sadece top, tüfek silahla deÄŸil de her türlü…Top tüfekle olanların da sebepleri farklı edÄŸil, lakin daha büyük ölçülerde.
Sayın Uğur Çelebi yorumunuza ktılıyorum ancak merak ettim şu cümlenizin tefsirini:
Her ne kadar insanlara itici geldiğini düşündüğüm için başvurmayı istemesemde bu konu Kur-an da yine çok basit bir şekilde açıklanmıştır.
???
EmeÄŸinize saÄŸlık çokça beni enterese eden bir mevzu Sayın Gökalp Entemiz teÅŸekkürler….
13 November 2007
Neverwhere
Sorunuzu oldukça geç gördüm. Kusura bakmayın.
Bu ve benzeri konuları merak eden insanlar için, merak edilen parçalar bir yerlerde muhakkak vardır ve arandığında bulunabilir. Bana göre, aranıpta bulunan bilgi kalıcı, sunulupta algılanan bilgi geçicidir.
Merak etmeyen insanlar için ise o parçalar her yerde yaşamakta fakat görünmemektedir.
Görmek isteyenlere hedef göstermek bana göre öğretiden ziyade bir nev i yönlendirme ve saf kişiliklere müdahaledir. Sorumluluk taşır.
Görmek istemeyenlere bir ÅŸeyi defalarca göstermek ise “iticidir”…
Benim de kendimce görme organlarım var. Bu yüzden yazdıklarım bir çok kişiye göre oldukça saçma ve pozitif mantıktan uzak, yine bir kısım insanlara göre ise orjinal olabilir.
Siz de kur-an okuyan, okumak ile birlikte dinleyerek de anlayan bir kiÅŸisiniz sanırım…
DiÄŸerleri gibi peygamberliÄŸe soyunmak istemem.
İnsanların insanlara ayetler okuması bana göre de iticidir, tek tip inanış biçimine yakın bir yöntemdir.
Her ne kadar tek doğru ya da ters mantıkla ifade edilmiş olsa dahi her zaman bazı insanlar bazı ayet ve yorumlarına saçma ve itici olarak yaklaşabilirler.
Bu yüzden her konuda sağlam delilim olduğunu düşündüğüm Kur-an, kendini, arayan herkese bir şekilde göstermektedir ve benim örnekler vermeme gerek yoktur diye düşünüyorum.
Çünkü başkalarının, bazı durumlarda dayanak olarak ayetleri göstermesi bana itici gelmektedir çünkü bana kendi yorumum yetmektedir..
Kendime yapılmasını istemediğim bir şeyi başkalarına yapmak iç kaosumdur. Merak edip müdahale etmediğiniz için ayrıca teşekkür ederim.
Saygılar.
18 November 2007
emrah
sadece ilk cümle bile saçmaladığınızı anlamak için yeter.savaş hayatın kendisi ise ailemizle oturup sohbet ederken, bir müzik parçası izlerken hayatta değiliz demek ki.ne yazık ki böyle bir görüşe nerden ve nasıl sahip olmuşsunuz.sizi askere gitmeye davet ediyorum.orada ölüebilirsiniz.hayatınızın macını da gerçekleştirmiş olursunuz.ama ne kelime.
21 November 2007
Fatma Canlı
kusura bakmayın ben de cevabınızı yeni gördüm.söyleminizin mahiyetini anlamadan eleÅŸtirmek istememiÅŸtim.bu yüzden teÅŸekkür ederim cevabınız için.hakkımdaki tahmininz doÄŸru ve yanıtınızla da hemfikirim.yani iyiki sormuÅŸum bu soruyu.yanlış bir zanda bulunmadan…
görmek istemeyenlere bazı ÅŸeyleri zorla göstermek insanın sadece kendini tatmini.ben her ne kadar görmek isteyenlerden olsam da dediÄŸiniz gibi itici geliyor bu yöntem bana da.şöyle ki bu ukalalık veya kimse benden daha iyi bilemez gibi bir anlayış deÄŸil.Ama karşımdakinin bunu bana ne niyetle söylediÄŸi önemli.ve ben hayatta her ÅŸeyin dine çekilmesini anlamıyorum.yani evet KUr’an’da her ÅŸeyin, hayattaki her ÅŸeyin açıklaması var ama bundan evvel insanlar ayetlere baÅŸvurmadan da açıklayabilirler.ama illa ayetleri ve Kur’anı anlamak isteyen için baÅŸka.o zaman bu isteÄŸini zaten kendisi belli eder.bazı ÅŸeyleri insanlara göstermek için illa ki kendi inandıklarımızı dayatmamız veya illa ki kendi inandıklarımızdan örnekler vererek ” gel sen de buna inan bak doÄŸru olan bu” demek -üstü kapalı olsa da- itici.katılıyorum size.ama siz de kabul edin sizin yazdığınız cümle önceleri baÅŸka ÅŸeyler çaÄŸrıştırıyor:) bence tabii…
teşekkür ederim
24 November 2007
murat
Bu geçmişe özlem duyan, günümüzde hayat berbat, ahlak berbat, aile bitti diyenler acaba geçmişe hiç bakıyorlar mı?
Bundan 30 sene öncesine kadar Ordu gibi Türkiye’nin aydın sayılabilecek bir ÅŸehrinde bile her gün 2-3 kiÅŸi kan davası diye öldürülürdü ve bu normal karşılanırdı.
Sokakta iki sevgili el ele dolaşamazdı, boşanmayı aklınıza bile getirmeyin. Hiç kimse kendi özgür hayatını yaşayamıyordu. Tam bir toplum içi faşizm vardı. Hala var ama gittikçe açılıyor.
10 December 2007
murat
Uğur Çelebi. burada barıştan ve insanlıktan söz ederken eşcinsellere ve biseksüellere karşı olan bağnazlığını ve yobazlığını bir tarafta saklasan daha iyi olur.
Hastalık tutup insanları kalpleriyle ve beyinleriyle değil yatakta ne yapmayı sevdikleriyle yargılamaktır. Hastalık insanları doğuştan gelen ırk, cinsel yönelim gibi özelliklerle yargılamaktır.
O kullandığın bilgisayarı icat eden adam bir eşcinseldi. Ve bunların en çok görüldüğü yer Amerika filan da değil. Amerikalılar cahil, farklılıklara karşı hoşgörüsüz ve savaşçı, cahil insanlar. O yüzden orada da o insanlara karşı düşmanlık fazla.
Bilip bilmediÄŸin konularda yorum yapmasan iyi olur.
10 December 2007
alp
Canlı maddenin bir özelliği var. Gereksinimlerini, ki bunların ilki besin maddesidir, sağlamak için; gelişmiş canlılar başkalarını yemek zorundır.
Bitkiler inorganik moleküllerden kendi besinlerini üretebilen canlılardır. Bunu becerirken havadan ve sudan karbondioksit alırlar, kökleri (ve su bitkileri nedeniyle yapraklarını da eklemek gerek) osmos olayı ile suda çözünmüş tuzları ve su alırlar. Kökte oluşan kök basıncı (fiziksel adıyla osmotik basınç) ile canlı içinde dolaşım sağlanır. (Turgor olayı)
Güneş enerjisinden yararlanıp su, mineraller, iz elementleri ve CO2 kullanılarak hücrelerindeki klorofil katalizörlüğü ile besinlerini yani karbonhidratlar ve şeker üretirler.
( ek bilgi: İnorganik maddeleri yetersiz olduğu yerlerde hayvan avlayan bitkiler de vardır.)
Hayvanlar ise kendi besinlerini üretemez. Bazıları bitkileri yer. Sindirim sistemleri bitkileri sindirecek şekilde gelişmemişler ise otobur hayvanları yiyerek besinlerini sağlarlar.
Yaşamak, soyunu sürdürmek için bitki bulmak, bulduğunu kendisi yemek, diğerlerinden korumak, veya başkasının bulduğunu kapmak için savaş vermek zorunda kalabilirler ve savaşırlar.
Etçil de, kendi av bölgesini korumak, avladığını başkalarına kaptırmamak için savaşmak zorunda.
Gerek etçil gerek otçul gerek omnivaryuslar, hem başka tür canlılar hem de kendi türleri ile savaşmak zorundadır.
Aynı şekilde üremek için de savaş verilir.
Bu savaşları güçlünün kazanması gelecek nesillere türlerin; sağlam, çevreye ve kötü koşullara ayak uydurabilecek, soyunu sürdürebilecek genlerin aktarılmalarını sağlar. Bu özellik canlı maddenin valığını sürdürmesinde çok önemli özelliktir. Olmasaydı şimdi canlılar olmazdı.
İnsan da tarımı öğrendiğinden, üretime başladığından beri benzerini yapar. En iyileri tohumluk olarak ayırır. İşte bu yapay seçilimdir. İnsana aittir. Şu an tükettiğimiz kendi üretimimiz besinlerin içinde; (avladıklarımız ve doğadan topladıklarımız dışında) doğada yaşayan yoktur. Hepsi insan tarafından değiştirilmiş, özel varyasyonlar, ırklar hatta alt türlerdir. Boşverin yediklerimizi evcil hayvanlarımız dahi doğal değil yapay seçilimin ürünüdürler.
NOT: Doğal seçilimin varlığına ise karşıyız :))
Tüm hayvanlar gibi insan da besinlerini korumak, üremek (ve daha rahat yaşamak) için genlerinden gelen bilgiler doğrultusunda savaşmak zorunda.
Barış ise çok güzel bir kavram. İnsana ait yapay ve boş, null hypotesis çoğu zaman becerilemeyen.
İnsana ait dedim ancak, bazen hayvanlarda da rastlanan bir durum. İki şekilde ortaya çıkıyor.
-Ortak çıkar için birlktelik. Örneğin iki erkek aslanın hareme sahip olması.
-Annelik güdüsü ile başkalarının hatta başka türün yavrusuna bakma. Bilinçsiz barış :))
Ayrıca karınca, arı gibi böceklerde toplum içi barış da şimdi aklıma gelen bir barış türü.
30 December 2007
seyitali
çok güzel bir konu hakkında yazmışsınız.hiç bu açıdan düşünmemiştim.paylaştığınız içn tsk.
19 January 2008
Yurtdışı Eğitim
hayatta herÅŸeyin alternatifi olduÄŸu gibi onunda var ama hangisi hangisinin alternatifi…
31 January 2008
erotikfilmler
Yazıya katılıyorum.Gerçekten de savaşsız hiç bir dönem yoktur.Çünkü insanlar mutlaka savaşacak bir sebep bulacaktır.Çünkü insan bahane üretmeyi ve çıkar sağlamayı çok sever.Karakterimiz bu.Yapacak bir şey yok.
01 March 2008
Uğur Çelebi
Murat lakaplı kişi,
Çocuklarının, eşcinselliği tercih etmesine de normal ve iyi niyetli yaklaşabiliyor ve onlara hoşgörüyle yaklaşabiliyorsan eğer sana söyleyecek herhangi bir sözüm de yoktur. Olamaz.
05 May 2008
Uğur Çelebi
… ayrıca eÅŸcinsellerin, ( çevre ve aile davranışı ve tutumu vs. ) doÄŸuÅŸtan eÅŸcinsellere oranı %90 lara yakın bir orandayken siz neyin ve kimin savunmasını yapıyorsunuz farkında deÄŸilim…
Olmam da zor görünüyor. Ayrıca bu sizi yok saydığım ya da aşağıladığım anlamını da taşımıyor.
Sadece eşcinsel çoğunluklu bir toplumda yaşamak istemiyorum o kadar.
Mevzu budur.
Yazımda,” “insan ırkının” çürümesine sebep olan virüsler ” anlamı altında bahsettiÄŸim eÅŸcinsellik, bireysel anlamda taşıdığı önemi ile yalnızca kiÅŸiyi baÄŸlar. İyidir ya da kötüdür. Bu kiÅŸiler az sayıda olduÄŸunda toplumdaki “orjinal renkler” olabilir.
Eğitimli aile ve çevre, zamanla daha zeki ve akıllı çocukların doğumları arttığı sürece, bu sayı belki daha da azlacaktır.
Naapalım? Biz de renksiz bir hayata alışmaya çalışırız belki o zaman…
06 May 2008