Sinemada meydan savaşı oncesi sahneleri
Güçsüz ordunun cengaver komutanı kıyıda köşede düşünceli bi şekilde bekler önce hazırlıklar yapılıyorken; “Hay skim… Heriflerin mancınıkları varmış yahu. Biz bu kıçı kırık çapulcularla ne bok yicez. Hayır bişi diil daha iki üç sahne önce öğrendi bunlar kılıç tutmasını”
O beklediği yerde koskoca komutanı kimse farketmez sanki. Birisi bile gelip “Ne o tek taşşak… Tırstın mı? Ne bu hal?” demez. Herkesin yapılacak, planlanmış bi işi varmış gibi koşuşturur. Ha, birini tutup sorsan, “Nedir bilader, ne koşuyon, nereye koşuyon?” desen “Valla yönetmen kameranın ordan paralel karşıya koş dedi, koşuyorum” der anca.
Komutan yeteri kadar kendisiyle başbaşa kaldıktan sonra, sanki hiç endişelenmiyomuş gibi, sanki daha iki dakka önce üç buçuk atan kendisi değilmiş gibi atının üstünde, mağrur bi şekilde ordunun önünden geçer. Bu sırada illaki bu komutana yakın bi kaç büzükteşi/arkadaşı/can yoldaşı vardır, göz göze gelirler. Ya göz atarlar, ya da başlarını eğerek sakince selam verirler “Sana güveniyoruz, hadi koçum” dercesine. Son olarak da komutanın arkadaşlarından komik olsun, şebek olsun diye seçilmiş karakter ekrana gelir, hırslı bi şekilde mızragını kaldırır. O sıra ya donu düşer, ya mızrağın ucu fırlar falan, illa bi sakarlık yapar. Donunu “ehi ehi” diye göt olmuşluğun verdiği bi sırıtmayla kaldırırken, komutana “Yok… Valla… Savaşta böle sakar olmucam… Hakkaten yaa… bak bağlıyorum donun lastiğini” der gibi bakar. Komutan da hafif bi gülümser “Hey Allah’ım sen nelere kadirsin” mimikleriyle. Yani o gerilimli sahnede yönetmen ufak bi tebessüm sokuşturmaya çalışır zorla.
Ellerinde mızraklar, kalkanlar askerler ekrana gelir. Ön sıradakilerin suratına “göt korkusu” makyajı resmedilmiştir. Ama bi arka sırada, yüzlerdeki ifadeler “Görünmüyoruz ya biz, ne bok istersek yapabiliriz” halindedir. Yandaki ışıkçılara, kameramanlara, yönetmene, kız arkadaşına, abisine bakanlar, eblek eblek duranlar vardır. Misal içlerinde bi Türk olsa dayanamaz el sallar kameraya. Yani o derece kopukturlar sahneden.
Komutan gelir, aynen arkadaşların sahadaki dağılışına bakan kaleci gibi askeri önce bi süzer. Başlar nutka. “Şimdi hepiniz korkuyosunuz di mi ipneler… E tabi korkcanız… Bi bok bilmiyosunuz ki… Final sınavı oncesi hiç derse girmeyin sonra da gelin hocam yok ben tam DD’de kaldım… Yok hocam ben CB alıcaktım bilmem ne” Yok bu olmadı… Neyse işte bu şekil değilde… Gaz verici bi hitabetin ardından biraz sonra ölecek elemanlar “Hehoyöö yaaaa hüüü hela hebeee” diye höykürerek “Oh evet… Ölelim hemen… Çabuk” gibi bi tepki verirler mızrakları havaya kaldırarak. Hani arka sıradaki ilgisiz elemanlar vardı ya… Onlar da sağa sola bakayım derken bu mızrak kaldırma sahnesini kaçırırlar. Gecikmeli olarak kaldırayım derken mızrakları ön sıradaki askerlerin kıçına girer. İşte bu tip sahnelerde ön sıradaki askerlerden bazılarının zıplayarak öne çıkması ve sahnenin ruhunu bozmamak için bişiler söylemeye çalışması hep bundandır.
Şimdi bu bizim komutan komutan diye sayıkladığımız aktör var ya… İşte o adam aslen ata binmeyi yeni öğrendiği için nutuk sırasında bi yandan gaza getirici, bitirici cümleler sarfederken, diğer yandan da at üzerinde durmaya çalışır. Biraz sonra cengaver taklidi yapacak bu adamı atın üzerinde –ne tesadüf ki- “at skine kelebek konmuş” gibi bi halde iken görünce iştahımız kaçıverir. Sonra da gel inan artık bu adam düşman ordusunun yarısını biçecek de, yok bütün Papua Yeni Gine halkının kaderi bu amcanın elinde de… Bu çilbiri çektikçe, geri geri döner at… Sonra “Yok, bu yapamıcak… En iyisi keselim burda” diyerek diğer sahneye geçerler. Ok atma faslı sahnesi…
Önce ihtar babında ilk bi kaç ok atılır. Ya da bazen bu ilk oklar menzil ölçmekte kullanılır. Daha sonra, baterist davula vurur. Okçular okları gökyüzüne dikerler, bi süre öyle kalırlar sonra “fiyukkk” diye bi efek verilir alttan. Okların havada süzülüşü gösterilir, tüşman askerleri “hüüüüüü” diyerek korkup geri çekilirler. Kalkanların ardına saklamırlar ama nafile. Aradan bi yerlerden girer. Sonra kamera birden, sırayla tam gözüne bi ok girmiş, tam kalbine, tam alnının ortasına, tam, tam, tam…
…tam tam tam sesleri arasında “Kardeşim yahu ne güzel hiç etliye sütlüye bulaşmadan indiriyodunuz herifleri… Ne bok yemeye meydan savaşına giriyosunuz… hay etiğinizi yiyim ben sizin” yorumumuzla ordu ileriye doğru yürümeye başlar. Tam o sırada karşıdan alevli oklar atılır. İşte o vakit, alevli oku alnının çatısına yiyecek tüşmanın son bi “Ahanda boku yedik” ifadesi gösterilir sonra yukarıdan, kuşbakışı çekimle okların ziplenişi.
Daha sonra komutan “Yürrüyün özgür Papua Yeni Ginelileeeeer” diyerek saldırtır orduyu zorla. Halbuse, oldukları yerden okları bitene kadar ok atsalar da ölen ölse daha sonra son çare olarak dalsalar meydan muharebesine. Yok… İllaki ekşın sahneler “Uyyy bak nasıl girdiler lan birbirlerine”, “Oha oha! Gördün mü lan herifi ikiye böldü”, “Varya aslında atın bacaklarına bi vursalar komutan momutan dinlemez… Kardeşim niye atın üstündeki adama kılıcı savurmaya çalışıyosun, atın ayaklarını biç! Düşsün yere piç! Hah… Eşit duruma gelin… Ondan sonra artık ne yapcaksan yap…” diye yorumlar yapabileceğimiz durumlar oluşturmak için saldırırlar. Ya da okların maliyetini düşünüp, çapulcu askerleri kaybetmeyi seçiyo da olabilirler pek ala. Puşttur bu krallar. Evet, yapt… Ahh… Siz beni bırakın canınızı kurtarın… Özgürrr Papua Yeni Gineeeeee… ıaahh (Diz ile desteklenmiş baş birden sağa döner. Arkadaşı son görev olarak gözlerini kapatır. Aslında o elini alnından burnuna doğru indirmesi ile göz kapaklarının kapanması arasında bi ilişki yoktur. Ölü numarası yapan eleman kamera ile gözlerinin arasında karanlığı görünce direk kendi kapatır… E artık biz de yeriz)…
14 January 2005 | İlgili Olduğu Konular »
