Solda bütünleÅŸme çabaları ve Ecevit’in cenazesi
Türk siyasi tarihimizin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Bülent Ecevit’i geçen hafta son yolculuğuna uğurladık.
Tartışmasız herkesin içinde, kendisine bazen itiraf edemese de bir Ecevit sempatisi vardır. Bu sempati onun halk ile olan birleşmesinden ya da onun halkın içine inmiş ender siyasetçilerimizden biri olmasından kaynaklanır çoğu zaman.
O hep alışılmışın dışında bir politikacı oldu. Hayatı boyunca çok saygılı ve mütevazıydi… Gösterişten uzak durmayı yeğledi.
Olaylara parlamentodaki politikacı gözüyle değil bir düşünür, bir şair gözüyle yaklaştı. Verdiği kararlarda da mantığından çok kalbini dinledi. Çünkü vicdan adamıydı…
Ülke yönetiminin imamların elinde olduğu, demokratik devlet anlayışının teokratik devlet anlayışına tercih edildiği bu ortamda sessiz kalmadı ve 19 Mayıs’ta O da Cumhuriyet’e yürüdü. Bu yürüyüş onun son yürüyüşüydü.
Ecevit’in cenazesi için onbinler akın etti Ankara’ya. Karaoğlan’ı son yolculuğuna uğurlamaya…
Ecevit son nefesine kadar Rahşan Hanım ile birlikte solda birleşme çabasını sürdürdü. Zamansız bir anda hastalandı ve olaya kaldığı yerden Rahşan Hanım devam etti. Teker teker tüm genel başkanlar ile görüştü…
Olay bir noktadan sonra “Solda BütünleÅŸme”den çıktı “Cumhuriyeti Koruma”ya geldi en sonunda. Ama onun için bile kimse ele ele vermeyi kabul etmedi. Hatta RahÅŸan Hanım, bazı çevrelerce alay konusu yapıldı.
Ya kimse tehlikenin farkında değil ya da herkeste bir koltuk, bir iktidar sevdası almış başını gidiyor. Galiba hâlâ anlayamadılar tek başlarına bir arpa boyu kadar bile yol alamadıklarını.
Sayın parti başkanlarımız hala birleşemeyedursun, halk Ecevit’in cenaze töreninde birleşme sinyalleri verdi. İşte orada ilk kıvılcım çaktı.
Genci, yaÅŸlısı, işçisi, ev hanımı, saÄŸcısı, solcusu orada hep bir ağızdan aynı sloganları attı ve “Demokratik, laik, dışa bağımsız Türkiye” için yürüdü herkes.
Kim bilir belki de herkes o sabah Uğur Mumcu’nun o mükemmel sözü ile uyandı yeni güne.
“Uyuyoruz ey halkım. Uyandır bizi…“
Yazan: Şükrü Can
17 November 2006 | İlgili Olduğu Konular »

Uğur Kandil
Fikrin sağı solu olmaz elbette, yönetimin de olmaz sağı solu eğer yönetiyorsa. Siyasal parti başka hükümet olmak daha başkadır. Ölüleri iyi yanları ile anını denir fakat burada anılan ölü değil ölmeyen yanıdır.
Birleşmeden bahseden yazar, ilkin bölmüş ülkeyi sağ sol diye; sonra kendi içinde bölük bölük olan bir sol orduyu birleşip sağ bölümü mikrop gibi tehlike görüp sindirmeyi önermiş.
İmamlar tanımlaması ile tarif edilenler de solu bir tehlike olarak görüp de birleşmeli mi ki bu görüş karşısında. İmamlar da bu ülke halkı değil de bir yok edilesi gürüh mu ki. Demokraside iyi de kötü kadar eşit ve hürdür. Zira izafi şeylerdir iyi ve kötü. Katlanmayı öğrenmeli bu yazar, imamlara, onların katlandığı kadar hiç değilse ona.
Ecevit hakkında ise iki söz de söylemek gerekirse, tagor çevirileri ile şiire yönelen batılı eğilimli international cemaatlere yabancı olmayan Amerikan koleji mezunu Amerikan karşıtı bu Kara Oğlan, Anadolu erenleri ile Fetullah imamını da severdi. Hatta imamların atası Erbakan ile 74 yılında koalisyon kurup, başbakan kendisi iken ve de Milli Eğitim Bakanlığı da kendisinde iken imamların üniversite yarışında eşit yarışması düzenlemesini getiren idi.
Daha sonra ANAP hükümeti bunu kaldırdı malum. İmamları devlet memuru yapan da odur. Daha önce cemaat tarafından ödenen ücretleri artık devletin uhdesine alındı.
Ancak bu demokrat sol kara adam, halkın yasal yürürlük yönündeki seçimi ile mazbata da almış bir bayana halkın bir temsilcisine temsil meclisinde haddini bildirme çağrısı yapmıştır. Başörtüsü Ermeni bayrağı da olsa, seçilmiş ve hukuk ile tanınmış bir hakkı; hukuksuz bir yöntemle engelleme çabası olan bu tutum bir sol adamın başına ne zaman gelmiştir ki TBMM de seçilmiş bir üye iken.
Bir kadına ve Amerika’da başı örtük eğitim görüp eğitim veren bir halkın epey kısmının benzeri olan ve halkın oyu ile seçilmiş bir kadına katlanamayan bu başbakan ne kadar birleştirici idi. O mecliste sol kültürün himaye ettiği Leyla Zanalar böyle bir tepki gördü mü kimseden.
Eğri oturup doğru konuşmalı, ölmekle kimse aklanmaz; tehlikedeki cumhuriyet çoğunluk yönetimi demek olan bir idaredir. Çok olan kim kim kimi tehdit ediyor. Çoğunluk yönetimi cumhuriyet değil tehlikede olan demokrasidir belki. Ecevit de bu tehlikelrdendi, yazar da.
Bir başkasının varlığına katlanamamak bu tehlike. Yahudi mebus jefhi cahmhi de o meclise girdi ama tepki görmedi. Bu ülke hepimizin, Ecevit kadar Erbakan da Leyla Zana da Merve Kavakçı da seçildi bu toplumda.
Seçme yetisini geliştirmeli toplumun, orda burda yürümekle yol alınmıyor; imam yolcu etti Ecevit’i de malum, zaten ülke kendi insanı ile çatışmaktan öle yazdı. Bırak onu da imamlar yolcu etsin, sen beni tehlike gibi ima edersen ben de seni sevmem hiç değilse değil mi.
Karnesi eline verilmiştir elbette gittiği yerde, onu yargılamak benim işim değil. Ben kendi kıçımın güvenliği derdindeyim; bu bey orduyu toplayıp bir haçlı seferi gibi üzerime yürüyecek gibi konuştu da, ürktüm.
Yanlış anladıysam kendi yanlışlığım olsun bu, yanlış varsa bana karşı ona da susmayın bakın benim kıç tehlikede. Bu arkadaş dadanırsa bu işe iş size kadar dayanır. Ona göre.
17 November 2006
Perizat Gündöndü
Bütünleşme deyince ortada olur o, sağda bütünleşme daha kolay amaç bütünleşme ise; gel bize katıl bize oynayalım loy loy, hem öldü de sevgili zamk.
Oysa sağ bizim zamkımız, bakınız sağlamasını yaparsanız doğruluğu görülür diyor metamatik bile işlemin.
Ölen kendi kuyusunu doldurur, sen de öleceksin ben de ey paylaşımcı kişi. Elindeki malı her pazarda satılır bir mal diye cüretle satmana bir dediğim yok da, öteki mallara yönelik haksız rekabet yasasına aykırı karalama yapma.
İmamlar dediğin toplumun kendi idaresini vermeyi seçtiği iktidar, Ecevit dediğin 2.5 etti bu pazarda. Demokrasıde tek geçer akçe oydur, oyarlar seni bu uslupla.
Uğur Mumcu sen gibileri tenkit ediyordu, kullanmadığın değer kalmadı sevgili tüketici; halkı ne kadar tanıyorsun ki. Sen de mi halka rağmen halk için güç kullanmak isteyenlerdensin.
Ucuz değil bu kadar beyefendiciğim, halk adına konuşmakla sen bu sulupla- tehlike gördüğün Hakk adına konuşanlar kadar dogmatik ve mubassırsın.
Söyleyeyim dedim.
17 November 2006
Doğan ORMANKIRAN
Türk siyasi tarihimizin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Bülent Ecevit’i geçen hafta son yolculuğuna uğurladık.
Evet, iyi ya da kötü, doğru yada yanlış kendisine yakışır bir törenle uğurlandı.
Cenazede toplanan kalabalık tarafından verilmeye çalışılan ortak mesajlar içinse; alışıldık Türk toplumu çıkışları diyeceğim. Çünkü; aynı kalabalıkları ve benzer söylemleri
bundan öncede bir çok aydının cenazesinde de gördük. Yüzbinlerce insan tek bir ağızdan aynı şeyleri söylüyordu ama o cenazelerin ardından iktidara gelenler.
Kalabalıkların söyledikleri değil, hatta karşı görüşü iktidarlara gelmiştir. Bizde galiba “Kör ölür badem gözlü olur” anlayışı hüküm sürüyor. Bu kalabalıklardan bir gelişme, birleşme beklemek, tıpkı daha önce yaşadıklarımız gibi maalesef umut kırıklığı olarak gönlümüzde ve tarihimizde yer etmeye devam edecektir.
Bugün içinde bulunduğumuz konumda, sadece solda birlik değil, ülkede birlik sağlanması gerekmektedir. Son günlerde halkımızın ve siyaset yapıcılarımızın önemli ölçüde kafasının karışık olduğunu söylemeliyiz.
Bugün için bile ülkenin en önemli güvenilirlik kurumlarının başında orduyu seçen halkımız, maalesef onun tam tersi söyleve karşı görüşe sahip bir siyasi partiyi iktidara taşıyabiliyor. Bu bir çelişki değil midir? Bir kere toplum olarak kendimize de dürüst olmadığımızı söylemeliyiz. Siyaset bu toplumun kanında var.
Son 50 yılda; O kadar parçalara bölündük ki. Bir yerinden tutmaya kalksanız elinzide kalır endişesi taşıyorsunuz. Bu durumda da denize düşmüş bir şekilde yılana sarılmaya doğru gidiyoruz. Epeyce bir borç yükü altında, ekonomik oalarak gelir düzeyi bakımından derin uçurumlarla ayrılan bir toplumun, bir de kültürel yıkılışı başlatılmış ise.
Sağına da ayıp, soluna da ayıp, muhafazakarına da ayıp, demokratına da ayıp, bize de ayıp kardeşim.
Dünün solcuları bugun sağcı, dünün sağcıları ise bugün solcu, her ikisi de öyle uç politikalarla ayrılmıyor. Hangisi halka işsizlik bağlamında çözüm getirebiliyor.
Hangisi üretimi arttırabiliyor. Hangisi bizi dış dünyada söz sahibi yapıyor. Sağlık, eğitim vs politikaları için nasıl çözüm önerileri getiriliyor.
Solda birlik, ya da sağda birlik bugun zaten bir çok kavram iç içe geçmiştir. 12 Eylül’ü yaşamış bir ülke olarak. O gün için kaybettiğimiz insanlar
acaba bugünü görmüş olsalardı kemikleri sızlardı diye düşünüyorum. Gerçekte içinde bulundukları ideolojik görüşleri sorgulamazlar mıydı? Kim kazandı bu çatışma ortamından. Ölenlerimiz mi ? Geride kalanlarımız mı?
Sonunda ne kadar yaşarsan yaşa, ne kadar tecrübe sahibi olursan ol, ne kadar okumuş olursan ol, sonunda sende herkes gibi bir oya sahipsin.
Sokakta anket yapsanız oy verenlerin kaçı partilerin programlarına bakıyor. Seçim kriterleri nedir. Yakışıklı oy ver, kabadayı oy ver, Biri başörtüsünü bayrak yapmış, diğeri laikliği, bir diğeri AB Olmadığı gün sonumuzun geleceğini düşünüyor.
Artık bu ülkenin içinde bulunduğu durum; sadece siyasilere bırakılmayacak kadar önemli bir süreçten geçmektedir. Artık onların kişişel ihtiaslarına kurban, öyle uzun vadeli süreçlerle, sabır edin diye beklenecek bir dönem değildir yaşadığımız bu zaman dilimi. Kelimeler bulunur, hikayeler yazılır. Reklamcılar, Halkla İlişkiciler; Partileri halkın gözünde yüceltmeye çalışmak yerine, birazda toplumun gerçeklerini siyasetçilere pazarlamak konusunda topluma yardımcı olsunlar.
Sağı ya da Solu, Kuzeyi ya da Güneyi artık bu ülke kelime kalıplarına sığmamaktadır. Artık insanlarımız en alttaki farklılıkları aramak yerine, en üstte nerede buluşmalı bence bu aramaya başlamalıdır.
18 November 2006
Hüseyin Kolcu
Uğur bey öyle güzel yazmışsınız ki, dedim ben de bir şeyler ekliyeyim yazdıklarınıza, eksik bulamadım.
Onun için sadece Ecevit hakkın rahmetine erdikten sonra bir gazetecinin Merve Kavakçı’ya Ecevit hakkındaki düşünceleriniz nedir sorusuna karşılık Merve Kavakçı’nın verdiği yanıtı eklemek istedim;
Evet o dava en yüce makama gitti. Ama bizim davamız bitmedi bitmez. Yüzlerce yıllık tarihi olan bu koca ülkeyi üç beş kaburgasızın eline bırakmayız. Millet milleti yönetene kadar bu dava sürer.
19 November 2006
Gökhan DAĞ
Bülent Ecevit ve Anlamsız Bütünleşmeler
Ben arkadaşın görüşlerine genelde katılmakla birlikte bazı yerlerde yalışlar olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle gerçekten Bülent Ecevit iyi bir siyasal seçkindi. Bülent Ecevit Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk ve tek savaş kazanmış politikacısıdır. Bu sebeple herkesin ona karşı duyduğu bir sempati doğal olarak mevcuttur; fakat kendisinin solda bütünleşme adıyla yaptı(RDI)klarını pek gerçekçi görmüyorum.
Solda birlik için çok somut adımlar atılmalıydı bence. Bu işler ölüm döşeğine düşmeden çok önce alınması kararlardı. Yalnız sosyal demokrat bir kişi olarak yaptıklarını sakın göz ardı etmeyelim.
30 November 2006
Mehmet Emin UZUN
Solda birlik mutlak surette olması gerekendir. Aynı siyasi ideolojileri olan DSP - CHP- SHP partilerinin ortak bir güç oluşturarak yollarına devam etmeleri gerekir.
Halk bölünmesin ki %25le tek parti iktidar olmasın. Anayasa değişmesin, cumhurbaşkanı olamasın. Türkiye’nin yarısı parlementoda temsil edilirken, bir diğer yarısı ne olacak?
Sayın BÜLENT ECEVİT’in ruhu şaat olsun.
14 December 2006
Düriye Hızma
Ah aklı kesen biladerler, bütünleşme bütüne yönelik bir sevgi ile olur ancak. Ecevit savaş mı kazandı, o tarihte koalisyon vardı hükümette; savaşı ulus kazanır ve savaş kararı TBMM tarafından alınır.
Solda bütünleşirkene, CHP, SHP, DSP ile DEHAP da anılması gerekir ve İP, TKP de anılması gerekir.
Yüzde oranı vermek ise derdimiz, bu ülkede %1 de temsil olunması gerekir idi demokrası vardı ise dün.
Bu cumhurbaşkanı ne kadar legal ki, onu seçenlerin toplam oyu ne şimdi partisel olarak son seçimde. Mevcut TBMM seçse peki. Eski meclis daha mı yasaldı, aynı seçim kanunu ile seçildi ikisi de.
Benim fikrimin dışındaki fikirler yasal değil ve onların iktidar paylaşması demokrasi değildir mi deniliyor. Kim bu aristokrat soylu seçkinlerimiz. Tanrı mı seçti onları böyle Yahudi soyunun inandığı gibi. Yoksa onlar bu ülkenin gerçek sahibi de halk ‘Türk-i biidrak’ mi.
Kemal Derviş sever Ecevit öldü, Kemal tutunamadı gitti IMF’ye geri. ‘Dervişlik olaydı taç ile hırka ile biz de alır idik otuza kırka’. Tekkede her cuma gecesi okuyor, Dervişan Ecevit’in ruhuna rahmet elbette.
18 December 2006